Bizim istediğimiz anarşist devrim yalnızca tek bir sınıfın çıkarı ve özgürlüğe kavuşması içindir. Bu sınıf ekonomik, politik ve moral bakımdan tutsak edilmiş tüm insanların sınıfıdır.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - otonomX

Kadın ve iktidar

'Her boyun eğiş, bireyin kişiliğini bütünüyle yıkan her şey, köleliğe götürür ve yaşamın döngüsel o saf kendiliğindenliğini yıkar'

Toplumun yapılanmasını temellendiren kuramlarda ve ideolojik söylemlerde; eril ve dişil ayrımı, cinsiyetle bir tutulmuş kadınlık ve erkeklik rolleri, ayrıca toplumsal cinsiyet kuramı üzerine bir çok şey yazıldığını hepimiz biliyoruz. Buna rağmen bu yazıda elimden geldiğince bu kavramların, kronolojik düzlemde evrim geçirerek yaşadığımız topluma ne şekilde yansıdığına dair kendi söylemim doğrultusunda bir şeyler yazacağım. Bu nedenle; cinsel ve sosyal tabakalaşmanın oluşmasını ilk toplumların ortaya çıkmasıyla başlatıp, doğallığını ve kendiliğindenliğini yitiren insanın, toplumsal cinsiyet gibi iktidarın her baskıcı yönünü içinde barındıran teknoloji ve sanayi toplumunun bir parçası haline nasıl dönüştürüldüğüne değinerek bu serüveni sonlandırdım.

Tarih incelendiğinde, insanın organik evrimiyle kültürel evrimi arasında bir bağ kurarak, türünün devamlılığını sağladığı görülür. Tüm organik varlıkların iki temel ihtiyacı vardır; beslenme ve türün üremesi. Birinci etmen, canlıları karşılıklı mücadeleye ve imhaya yöneltirken, türünü koruma ihtiyacı ise canlıları birbirine yakınlaştırmış ve birbirlerine destek olmaya yöneltmiştir. İnsan evrimi boyunca doğal seçim, toplumsal uyum için güçlü baskı yaparak, karşılıklı yardımlaşmanın toplumsal dokunun temel bir unsuru olmasını sağlamıştır. Doğada bulunan nesneleri amaçlarına uygun biçimler vererek araç yapan insan türünün ortaya çıkmasıyla biyolojik evrim yavaşlamış, kültürel evrim ise hızlanmıştır. Araçların kullanılması ve yapılması ellerin gelişmesine, toplu çalışma da beynin gelişmesine yol açmıştır. Sonuç olarak; insanın evrimi biyolojik evrimden farklı olarak, sadece yeni işlevler için yeni organlar ya da iç güdüsel davranış kalıpları geliştirmekle sürmemiş, aynı zamanda bedenin inorganik uzantısı olarak aletleri geliştirerek, içgüdülerin yerini alan duygular yaratarak yeni örgütlenme formları ve imler geliştirerek sürdürmüştür.

Paleoetnolojide ne kadar gerilere gidersek gidelim, memeli canlılarınkine benzer topluluklar halinde yaşayan insanlara karşılaşılmaktadır. Bu toplulukların gens ya da klan örgütlenmesine varması için, yavaş ve uzun bir evrim gerekmiştir. Aslında insanlığın en uzak atalarında örgütlenmenin ilkel biçimi sürü, topluluk ve kabile şeklinde olmuştur. Bu toplumsal örgütlenmenin oluşturduğu kendine yeterli ekonomiden üretici ekonomiye geçilmesi, insan topluluklarının yaşamında çeşitli ve büyük etkiler yaratmıştır. Neolitik topluluklar biriktirdikleri malları taşıyamayacakları için, göçebe yaşamı bırakıp ekinin korunması zorunluluğu nedeniyle toprağa yerleşerek, yerleşik yaşama geçmişlerdir. Bu olay, bir yandan mal birikimi ve mülkiyetin, bir yandan da savaşların temelini atmıştır. İlk sürü döneminde insanlar ancak yaşamlarını sağlayacak kadar üretimde bulunabildiklerinden, ne mal değiş tokuşu ne de savaş söz konusu olmuştur. Ancak, tarım ve hayvancılığın başlaması ve yeterli ürüne ulaşılmasıyla birlikte, savaşlar ortaya çıkmıştır. Barışçıl ilişkiler topluluk içi ve topluluklar arası ticaretin doğmasına, savaşçıl ilişkiler ise fetihler sonucu tabakalı toplumların oluşmasına yol açmıştır. Savaş, maddeci bir dünyada gerekli bir unsur olmuştur. Savaş, temelde biyolojik içgüdünün değil, kültürel icatların unsurudur. İnsan toplulukları çoğaldığı zaman, şefleri ve liderleri de içeren toplumsal hiyerarşi kaçınılmaz duruma gelmiştir. Bu şekildeki toplumsal yapı, örgütlü savaş için uygun ve aynı zamanda gerekli olmuştur. Bir otorite olmadan, kitlelerin etkin bir ordu içinde toplanmaya ikna edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ilk toplumsal ekonominin evriminde yaşamsal rol oynayan iş birliğinin içinde, savaş durumunun bu çapta olmasını beklemek mümkün olmasa da savaşta üstünlük gösterenlerin yetki ve saygınlık kazanmasını sağlayarak, savaş önderlerinin belirlenip güç kazanması ve ülkenin baş yöneticisi ya da kralı olmasına yol açmıştır. Neolitik dönemde uzun zaman tüketilecek ve yararlanılacak ürünler, mülkiyetin nesnel koşullarını yaratmıştır. Üretilen şey bireysel emekle üretilmişse bireysel mülkiyetin, aile emeğiyle üretilmişse aile mülkiyetinin, ortak emekle üretilmişse ortak mülkiyetin koşullarını oluşturmuştur. Toprağa yerleşme, ileriki dönemlerde toprağı işleyen sınıfın kendi yerine başkasının yararlanmasını önlemek için, sınırlarını saptayıp korumasıyla günümüzdeki vatan kavramının temelinin oluşmasını sağlamıştır.Toplumsal yaşamda da ekip biçmekle daha çok kadınların uğraşmasından kaynaklı olarak kadınların saygınlığı artmış; bitkilerin evcilleştirilmesini hayvanların evcilleştirilmesinin izlemesiyle de cinsiyete dayalı toplumsal iş bölümü oluşmuştur. İlkel insanın toplumsal yaşantısındaki bu değişmeler, düşünsel yapısını da etkilemeye ve dini olgunun temeli oluşturmaya başlamıştır. İlkel insan, doğa olaylarının birbirleriyle bağlantılarını ve kendi yaşamı üzerindeki etkilerini anlamlandıramamıştır. Böylece her topluluğun kendini koruyan bir totemi yaratılarak, ilk din olan totem dini oluşmaya başlamıştır. Kutsalın kutsal olamayandan ayrıldığı yerde dini betimlemeler oluşmuştur. İnsan ahlaki açıdan totemik kurallara uyması gerektiğine inanmaktadır. İlk insanların erdemleri, toteme tapmaları ve totemin isteğine aykırı davranışta bulunmamalarında belirmektedir. Somut gücün dayanağını soyut otoritede bulmak ve sosyal hayatı yasaya göre düzenlemek totemizmde de olduğu gibi her inancın ortak özelliği olmuştur. Güç ile otorite, düzenleme ile yasa birbirinden ayrılan, kutsal olan ve kutsal olmayan şeyler dünyası olarak ortaya çıkmışlardır. Totemizm bu iki yönü sayesinde, sosyal hayatın belli başlı tohumlarının atıldığı temel olmuştur. Neolitik çağda oluşmaya başlayan dinsel düşünüşün öğeleri, sınıflı ve siyasal farklılaşmaya uğramış toplumun getirdiği tapınma kavramı ile tamamlanarak dinsel düşünüş, cennet ve cehennemden oluşan öte dünya kavramıyla gelişmiş ve tek tanrıcılık ile doruğa ulaşmıştır. Başlangıçta, antropomorfik tanrı kavramı insandan üstün yetkin varlık olarak, insanca nitelik ve zayıflıklardan arındırılarak soyut bir tek tanrıya doğru evrim göstermeye başlamıştır. Sınıflı ve siyasal farklılaşmaya uğramış toplumda kişilerin yazgısı kendi çabalarının dışında yalnızca doğaya bağımlı olmayıp, aynı zamanda egemen sınıflara ve yöneticilere de bağlı olmuştur. Neolitik dönemde, büyücü fiziksel eylemle topluma katkıda bulunmadan, artık üretim üzerinde hak sağlayan ilk toplum üyesi olmuştur. Büyücülüğün oluşturduğu bu toplumsal durum, otoritenin bir insanda bütünleşmesinin ilk tohumları olarak karşımıza çıkmaktadır.

İleriki dönemlerde meta üretiminin ve mal değiş tokuşunun artmasıyla ilk toplumların evrimlerinin en ileri, hatta son aşamasına gelinmiştir. Bu aşamada mal değiş tokuşu ve savaşların artması sonucu, kabile-aşiret birlikleri ortaya çıkmış ve ilk toplumlar çözülme dönemine girmişlerdir. Erken devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte, neolitik toplumların eşitlikçi yapısı bozulmaya başlamıştır. Avcı ve toplayıcı ekonomide eşitlikçiliğin ağır bastığı devlet öncesi yiyecek üreticiliğinde ise, sosyal tabakalaşma ve mülkiyetin kökenlerinin toplumsal yaşam içinde belirmeye başladığı, ancak bu etmenlerin eşitlikçi toplumsal yapıyı bozacak düzeyde olmadığı bilinmektedir. Devletin oluşmasıyla hiyerarşi, toplumda belirgin konuma yükselmiştir. Merkezi yönetim sistemlerinin uzun ömürlü olmaları, eşitsizliğin toplumun temeline yerleşmesine ve siyasal kültürün en göze çarpan öğesi olmasına neden olmuştur. Devletin oluşumu, ilkel toplumların çözülmeleri aşamasında görülen sınıfların doğuşu olgusuyla bağlantılı şekilde gerçekleşmiştir. Bu süreçlerin en önemli özelliği, üretim ve dağıtım düzeneklerini denetim altına alan bir yönetici tabakanın oluşmasını olanaklı kılmasıdır. Yönetici tabakanın doğmasının koşulları, artı üretimin gelişmesi, toplumsal iş bölümü, değişim yoluyla artı üretim gerçekleştirmesi ve artının dağıtılması şeklinde olmuştur. Belirtilen tüm bu olgular ve etmenler ilkel toplumların bir yan ürünü olarak doğup gelişerek, devletin oluşumunu sağlayan etmenlerin ön koşulunu sağlamıştır.

Devlet öncesi toplumlarda erk sisteminin toplumsal, düşünsel ve dinsel yaşamla sıkı bir bağlantı içinde olduğunu genel hatlarıyla kabaca belirttikten sonra, toplumsal cinsiyetin ilk tohumlarının nasıl oluştuğunu ve günümüze nasıl yansıdığını anlatmaya başlayabilirim.

Biyolojik evrimin bir ürünü olan erkek-dişi farklılaşması, insan topluluklarının biçimlenmesinde, günümüze dek önemli rol oynayan başlıca etmenlerden birini oluşturmuştur. Üretici güçlerin ve her şeyden önce yeni aletlerin gelişmesinin, topluluğun üyeleri arasında bir görev bölümü oluşturduğu ve ilk ekonomik farklılaşmayı doğurduğu görülür. Analık Görevi ve gelecek kuşakların bakımı gibi görevleri bulunmayan erkekler, et ve deri gereksinmesini karşılamaya başlamışlardır. Kadınlar, yaşlılar ve çocuklar da doğrudan doğadan sağlanan besinlerin toplanması, balık avlama, kampların bakımı gibi işleri üstlenmişlerdir. Böylece, kadın ve erkek ekonomik iş bölümü, avcılık ve toplayıcılık dışında, kamp dışı ve kamp içi işlerin bölünmesi biçiminde yeni bir boyut kazanmıştır. Cinsel farklılaşma temelinde kadınların toplayıcılık, erkeklerin ise avcılık yaparak gerçekleştirdikleri ilk doğal iş bölümü sonucu, topluluk üyelerinin hepsinin aynı işi yaptıkları örgütlenmenin yerini, kadınlarla erkeklerin farklı işlerle uğraştıkları ve birbirlerine geçim alanında da gereksinme duydukları takım örgütlenişi almıştır. Bu da toplumda birliği, bütünleşmeyi sıkılaştırmış ve toplumsal dayanışmayı pekiştirmiştir. Bu iş bölümü sonucunda sadece korunma, üreme alanında değil beslenme alanında da birbirlerine bağlanmışlardır. Savunma, beslenme ve üreme sorunları birlikteliği ve işbirliğini geliştirirken, ayrıcalık sorunu, varlığını zamanımıza dek sürdürecek yeni bir boyut kazanmıştır. Böylece erkeklerin giderek sürüyü, dişilerin ise yavrularını korumaları biçiminde olan iş bölümü oluşmuştur. Toplumsal cinsiyetin kurumsallaşmış bu şekli, devletli toplumlarda iktidar olgusu ekseninde cinsiyet farklılaşmasını içinde barındırır. Erkekleri silahlandırma politikasına uygun olarak devletin diplomatik, sömürgeci ve askeri politikaları doğrultusunda sertliğe ve güce özendirilen erkek tipolojileri bağlamında biçimlenir. Kadın doğada basit üreyen bir dişi olmanın ötesinde, toplumsal analık işlevini de üstlenmiştir. Kadınların gebelik, doğum, yavrularla uzun süre ilgilenme ve birlikte yaşama zorunluluğu, onları topluluğun biyolojik ve tinsel merkezi durumuna getirmiş, doğurganlığıyla kutsanmasını sağlamıştır. Günümüzde, analık söylemi erkek söylemi içinde oluşturulmaya başlamıştır. Analık, kadınlık durumu olduğu halde, ata erkil toplumun kadına verdiği sosyal rollerden biri haline gelmiştir.

Cinsiyete dayalı iş bölümü yalnızca kendine has bir yapı olarak görülmemelidir. Onu daha geniş bir örüntünün, toplumsal cinsiyete dayalı bir üretim, tüketim ve dağıtım sisteminin parçası olarak görmek gerekir. İlk toplumlarda cinsiyete dayalı iş bölümü; kadınlar bitki bilgisi, erkeler ise hayvan bilgisi üzerine uzmanlaştığından dolayı, oğlan çocuğuna verilen eğitimle kız çocuğuna verilen eğitim farklılaşmıştır. Bu iş bölümü; doğum bilgisi, çocuk bakımı v.b. konularda oldukça geniş bilgi birikiminin kadınlar tarafından, iz sürmek,çevre ve hayvan davranışını iyi bilmek v.b. bilgilerin erkeler tarafından öğrenilmesini zorunlu kılmıştır. Eğitim sürecinin erken yaşta farklılaşması, her iki cinse özgü farklı davranış, tutum ve duygu örüntülerinin oluşmasını sağlamıştır. Cinsiyete dayalı iş bölümü üretim alanında farklılaşma olarak kalmamış, aynı zamanda bireye özgü algılama, düşünme, duygulanma ve davranış farklılığının da doğmasına yol açmış ve giysi, takı, silah gibi cinse özgü sembolleri yaratarak toplumsal bir var oluş biçimine dönüşmüştür. Ancak buradaki cinsiyet farklılaşmasını, cinsiyet rolleri teorisiyle açıklamak mümkün değildir. Cinsiyet rolleri teorisini rolün öğrenilmesi, toplumsallaşma ve ya içselleştirmeyle tanımlayabiliriz. Bu teori, toplumda beklenen ve onaylanan standartlara bağımlıdır. Toplumsal cinsiyete rol çerçevesinden bakmak, iktidar unsurunun göz ardı edilmesini neden olur. Aynı zamanda, iktidar ve toplumsal baskıya karşı koyma unsurunu, yani cinsellik ve toplumsal cinsiyet tanımları etrafında dönen toplumsal mücadele gerçeğini oyunun dışında bırakır. Cinsiyet teorisi, cinsiyetçiliğin tarihsel olarak, toplumsal pratikle toplumsal yapının karşılıklı etkileşiminden ortaya çıktığını kavrayamaz. Kısacası; toplumsal yapı, cinsiyet rolü teorisinde biyolojik ikilik biçimine dönüşerek karşımıza çıkar. Bunu belirttikten sonra, toplumsal cinsiyet kavramının kökenini devlet öncesi toplumlarda araştırmaya devam ettiğimizde, insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması sonucu, cinsel ilişkinin sıklık süresinin arttığını ve uzadığını görürüz. Cinsel ilişki, hayvanlarda olduğu gibi salt belli kızışma dönemlerinde yapılan bir işlev olmaktan çıkmış, sıklığı ve süresi belirlenen biyolojik ve toplumsal bir eylem niteliğine dönüşmüştür. Toplumsal yaşam koşulları ve üretim tarzları cinsel ilişkilerin salt niceliğini değil, niteliğini de belirlemiştir. Bu biyolojik ve toplumsal kökenli davranış, insanlar arası ilişkilere yeni boyut ve nitelik kazandırmıştır. Doğal yaşanan bu cinsellik, günümüze kadın ve erkek cinselliğinden oluşan iki ayrı olgu olarak yansımıştır. Kısaca açıklamak gerekirse, bu ayrışmanın toplumsal örüntüsünü, ortak bir yasaklama ve tahrik etme sistemi olan arzu oluşturur. Arzu sisteminin toplumun duyguları üzerindeki etkileri, yasakların içselleştirilmesi kapsamında açıklanabilir. Kadınları heteroseksüel arzunun nesneleri olarak cinselleştirme süreci, kadınsı çekiciliğin ön plana çıkartılıp standartlaşmasını içermektedir. Böylece kadının bedeninden yola çıkıp sürekli şekillendirilerek, kadına nesneleştirici bir kimlik verilmiştir. Kadın ve erkek dergilerindeki büyüleyici fotoğraflar, aslında her iki durumda da kadın fotoğraflarıdır. Tek farklılık ise, modellerin giyinme ve poz verme biçimleridir. Kadın ve erkek arasındaki duygusal ilişkilerin şeyleştirilmesi, sinemadaki seks tanrıçalığı kültüyle başlamış, çıplak kadın posterleri ve reklamların erotikleşmesiyle dışsallaştırılmış bir cinselliğin gelişmesine yol açmıştır. Hegomonik erkeklikle ön plana çıkarılan kadınlık arasında bile bir tür uyum oluşturulmuş ve bu uyumun devamlılığı erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğini kurumsallaştıran pratiklerin sağlamlaştırılması ve korunması ile sağlanmıştır. İlk toplumlarda doğal birleşmenin öznesi olan erkek ve kadının yerini, günümüzde kendilerine ve birbirlerine yabancılaşmış bir cinselliğin parçası oldukları reklam, pornografi ve kitle eğlencelerinin ticari olarak standartlaşmış malzemeleri olmaları, bunu kanıtlar.

Konuyu dağıtmadan erken toplumlardaki cinsiyet farklılaşmasına dönersek, toplumun en küçük yapı taşı olan ve toplumsal düzenin devamlılığını sağlayan aile biriminin, ilkel topluluklar içinde yukarıdaki nesnel koşulları belirtilen ortamda temelinin oluşmaya başladığı görülür. İlk insanlar sürü şeklindeki topluluklar halinde yaşamış olsalar da bunu ailelerden oluşan bir birlik ve üretim ünitesi olarak görmek mümkün değildir. Evrimsel gelişmenin bu aşamasında, sürü toplumu tek bir üretim şekli oluşturmuş, tarım ve hayvan ekonomisine geçilmesi için de kabileler halinde birleşmeleri gerekmiştir. Kabile topluluklarını da dil ortaklığı ve yaşayış benzerlikleri belirlemiştir. Üretim ilişkilerinin ilerlemesi, insan topluluklarının sürü halindeki düzenini bırakarak, aile düzenine geçmeye zorlamıştır. Neolitik dönemde cinsiyete dayalı iş bölümünün derinleşmesiyle ortaya çıkan aile, bir tür üleşme ve paylaşma birimi haline gelmiştir. Ensest yasağının ortaya çıkmasıyla birlikte, günümüze dek gelen aile kurumunun temelleri atılmıştır. Yerleşik yaşama geçilmesiyle oluşan büyük aileler, ilk kez tüm toplumun kültürel, ekonomik ve siyasi yapısını etkilemeyi ve toplumu kendi istemleri doğrultusunda değiştirmeyi başarmıştır. Bu süreç, giderek tek bir ailenin ve grubun sürüleri, tarımsal ürünü, madenleri ve ticareti yönlendirmesi biçimine dönüşmüştür. İnsan topluluklarının daha büyük birimler halinde yapılanmaya başlaması, aile ilişkilerine dayanan kimlik edinme gereksinimi sonucu olmuştur. Aile ilişkileri, birden fazla topluluğu ortak atadan geldiğine inanılan çizgide birleşmiştir. Böylece, aile bağlarına dayanan toplumsal basamaklanma ile hiyerarşinin ortaya çıkışı kolaylaşmıştır. Bu açıklamalara dayanarak varolan sistemin aileyi toplumun temeli ve en basit yapı taşı olarak görmesi, çok mantıklıdır. Çünkü aile, gençleri yaşlılara ve kadınları erkeklere tabi kılan ata erkil örüntü ve bu örüntüyü destekleyen ideolojilerle birlikte yeniden üretimine dayanır. Ailenin toplumsal cinsiyet rejimi duygusal ilişkiler, iş bölümü ve iktidarın sürekli sentezinden oluşur. Eril iktidar, aile içinde oluşur ve sürekliliğini toplumun desteğine bağlayarak sürdürebilir. İlk şekliyle bir birlik ve üretim ünitesi olan aile, otoriter bir kurum olarak, baskıcı bir toplumun cinselliği denetlemesini ve konformist insan toplulukları yaratmasını sağlayan temel araç haline dönüşmüştür.

Sonuç olarak; var olan tüketimin artık dönüşsüz bir noktaya ulaştığı ve tüketilen şeyin aslında insanın doğal ortamından edindiği kendi özü olduğunun yadsınmaz bir gerçek olduğunu belirtmenin önem taşıdığını düşünüyorum. Toplumsal cinsiyet sahip olduğumuz benliğimizi hem sınırlamakta hem de köreltmektedir. Ancak bu iktidar biçemi ve kurumsallaşmış eşitsizlikle ve biyolojik zorunlulukla olan bağlantısı, özgürlük anlayışının gelişmesiyle ortadan kalkacaktır. Bu da yaşamımıza kök salmış olan toplumsal cinsiyetin yazgı olduğunu öngören anlayıştan kopuşla olacaktır. Toplumsal cinsiyet ilişkileri yapısındaki bu değişiklik sınıf, ırk, eşitsizlik ve içinde her türlü iktidarı barındırmayan bir toplumda gerçekleşecektir.

Kadın tabiatın kendisine verdiği ve iktidarın kendisinden aldığı şeyleri geri istiyor!

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

f015
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : No War Song
Diğer

  Linkler
körotonomedya
Otonom-X
Çalışmaya Hayır
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız