Biz, hükümetin kötü olduğuna, özgürlük olmadan gerçek özgürlüğe, dayanışmaya ve adalate ulaşılamayacağına inandığımız için anarşistiz.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 1

Anarşistler yargılıyor! Yazar : Apolitika

August Spiess
31 Yaşında - Mobilyacı


Sayın yargıç, benim bu mahkemede konuşmamın anlamı "bir sınıfın temsilcisi olarak başka bir sınıfın temsilcisine hitap ediyor" olmaktır. Benzeri bir durumda, bundan 500 yıl önce mahkeme heyetine " benim savunmam, tarihinizin bana yüklediği suçlamadan dolayı sizin yargılanmanızdır!" diyen Venedikli Doge Falieri'nin sözleriyle başlamak istiyorum.
Ben cinayete yardımdan veya yardım edene yardımla yargılandım. Bu suçtan da mahkum edildim. Savcılık bombayı atan kişiyi tanıdığımı veya bombayı atmakla ilgim olduğunu gösteren, buna işaret eden hiçbir delil getirmedi. Şayet Savcı ve Bonfieldin yardakçıları Thompson ve Gilmer'in ifadelerine kendilerine ödenen fiyat oranında değer biçilmiyorsa.
Beni bu eylemden yasalara göre sorumlu kılan deliller yoksa, benim mahkum edilmem, kararın
infazı, önceden planlı, kasten, soğukkanlı bir cinayetten başka bir-şey değildir! Dinsel, politik takibat tarihinde bir eşine Taslanmayacak, vicdansızca bir cinayet. Bu mahkeme ve devleti oluşturduğu iddia edilen halkın önünde Savcı Grinell ve Komiser Bonfield'i cinayet için komplo kurmaktan dolayı dava ediyorum.
Tekrar ediyorum, mahkemenin araştırması yalan yere yemin eden bir takım tanıkların ifadeleri ve bu garip yargılama metodu dışında yasal olarak suçlu olduğumuzu ispat edememiştir. Ve bu ispat edilmediği sürece, adeta sipariş verilmiş emniyet kurulu işlevi yapan jüri heyetinin kararlarıyla bizi mahkum ettiğiniz sürece, "adalet ve düzeni" bozanların, sözde yasaların temsilcisi ve papalarının sizler olduğunu, hatta bu durumu cinayete kadar götürenin yalnızca sizler olduğunu iddia edeceğim.
Halkın bunu bilmesi gereklidir. Ben halktan bahsederken Savcı Grinnell'in komplo ortaklarını, kitlelerin sefaleti pahasına yaşayan asil(!) yurtseverleri kastetmiyorum. Bu asalaklar devleti oluşturabilirler, kontrolleri altında tutabilirler, Grinnell, Bonfield ve başka uşakları da olabilir. Hayır, halktan bahsederken bunları değil arı gibi insan yığınlarını, çalışan ve ne yazık ki kötülüklerin daha farkında olmayan ve tüm kötülüklerin "adına" yapıldığı halktan bahsediyorum.
Tüm suçlan gerçeği söylemek cesaretini göstermek olan bu sekiz adamı asmak belki de acı çeken milyonların gözünü açacak ve bilinçlendirecektir. Gerçekten de, mahkum edilmemiz bu yönde son derece olumlu etki yapmıştır. Bizim canımıza kasteden sınıf, bu iyi(!) inançlı Hıristiyanlar, gazetelerinde ve başka fırsatlarda da olayın asıl nedenini gizlemeye çabalayarak, "4 Mayıs akşamı 200 kadar silahlı adamın bilinen bir serserinin emriyle barışçıl yurttaşların toplantısına saldırdığını" yaymaya çalıştılar.
Amaçları neydi? Hepsini ya da mümkün olduğu kadar çoğunu öldürmek. Tanıklarımızdan ikisinin ifadelerine dikkatinizi çekerim. Bu şehirdeki işçiler fazla sömürülmelerini protesto etmeye, burjuvazimiz için son derece rahatsız edici bazı gerçekleri söylemeye başladılar. Allah için birkaç mütevazı istekte bulundular. İki saatlik çalışmanın bile karşılığı olmayan ödemeye karşılık sekiz saatlik uğraşının yeterli olduğunu düşündüler. Bu kanunsuz serseriler (!) tabi ki susturulmaklar. Bunun tek yolu ise onları korkutmak ve "elebaşlarını" katletmektir. Evet, "bu yabancı itleri, bir daha merhametli Hıristiyan beylerin keyfi sömürüsüne karışmasınlar" diye susturmak gerekiyordu. Grinnell'in sanıklara karşı temel iddiası "onlar Amerikalı değil, yabancıdırlar" idi. Başkaları için bir-şey diyemem ama kendim için konuşuyorum. Ben de bu memlekette en azından Grinnell kadar uzun süredir oturuyorum ve en azından onun kadar iyi bir yurttaşım. Ama onunla karşılaştırılmak istemem. Grinnell sürekli olarak Jürinin milliyetçi duygularına hitap etti. Buna İngiliz yazar Johnson'un sözleriyle yanıt vermek istiyorum. "Milliyetçilik alçakların kaçacağı en son deliktir."
Haksızlığa uğramış, sömürülen milyonlar için bu doğrultudaki ajitasyonun, ekonomik öğretilerin tanıtılması, kısacası ücretli işçinin eğitimi topluma karşı komplo olarak gösterilmektedir. Tabi burada "toplum" devlet yerine kullanılmaktadır ve bu devlet burjuvaziye aittir. Egemen sınıflar, halkın bilgisi arttıkça mevcut güç odaklarına karşı mütevazılığı, boyun eğişi ve itaati azalacağından halkın bilgisiz bırakılmasından yanadırlar.
Biz konuşmalarımızda, açıklamalarımızda halka ne dedik? Biz halkın kendi koşullarını-ve toplumdaki yerini gözler önüne serdik. Çeşitli olguları, olguların ortaya çıktığı toplumsal yasa ve koşulları anlattık. Bilimsel araştırmalarla, toplumda ayyuka çıkan korkunç adaletsizliğin temelini günümüzde ücret sisteminin oluşturduğunu itiraz edilemeyecek bir biçimde ortaya koyduk. Bunun ötesinde, ücret sisteminin toplumsal gelişmenin bir sonucu olduğunu, kendi içerdiği dinamikten dolayı medeniyetin daha yüksek biçimlerine yerini bırakacağını ve ücret sisteminin kolektif toplumsal sistemin yani sosyalizmin yolunu açtığını da anlattık.
Geleceğin düzenini belirleyecek olanın şu ya bu teorinin tercihi sorunu değil tarihsel bir zorunluluk olduğunu da söyledik. Ve anarşizmin kralsız, sınıfsız özgür bir toplum olduğunu; bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik temelinde geri dönüşsüz, doğal düzen yönünde bir ilerleme olduğunu anlattık.
(A-Politika'nın notu: Spiess konuşmasının bu bölümünde 19. yüzyıl anarşizminin -Marksizm'le ortak- temel yanılgılarını tekrarlıyor. Günümüz anarşistleri anarko-sendikalistler dahil artık bu görüşleri terk ettiler. 19. yüzyıl anarşizminin eleştirisi ileriki sayılarımızda yer alacak. Ancak şu kadarını belirtelim; Spiess, "ücret sistemine" karşı topraklarını, yaşam tarzlarını ve özgürlüklerini savundukları için ırk olarak yok edilen Kızılderililerin ülkesinde "ücret sisteminin" tarihsel bir ilerleme olduğunu söylerken ne yazık ki bir "beyaz adam" gibi konuşuyor ve "tarihi materyalizmin" kendi katillerini aklamaya yarayan bir ideoloji olduğunu göremiyor.)
Sayın baylar, Bonfield ve Grinnell'in copsuz, tabancasız, hapis-hanesiz, idam sehpasız ve savcı-sız özgür bir toplum tasarlamaları olası değildir. Böyle bir toplumda muhtemelen kendilerine bir yer bulamayacaklardır. Onlara göre anarşizm belki de bu yüzden felaket ve yargılanması gereken bir
öğretidir.
Grinnell burada bize anarşizmin yargılandığını anlattı. Anarşizm teorisi felsefi düşünce dünyasına aittir. Haymarket'teki toplantıda bir hece bile anarşizmden bahsedilmedi. Orada herkesin kolaylıkla anlayabileceği "sekiz saatlik işgünü" hakkında tartışıldı. Fakat buna rağmen Grinnell, "anarşizm yargılanıyor" diye feryat ediyor. O halde, sayın yargıç, kabul. Beni mahkum ediniz. Çünkü ben bir anarşistim.
Bize dinamit önerdiğimizi söylüyorlar. Evet, tarih bize egemen sınıfların geçmişte olduğu gibi bugün de kendilerinden öncekiler gibi akla kulak asmadıklarını, ilerlemenin çarkını zorla durdurmaya çalıştıklarını öğretiyor. Bu söylediklerimiz yalan mı, yoksa gerçek mi? Bir zamanların özgür ülkesinde endüstri polislerin, dedektiflerin, şeriflerin, askerlerin denetimine sokulmuyor mu? Ve her geçen gün sıkıyönetim daha da belirginleşmiyor mu? Düşünün, özgür Amerikan yurttaşları kürek mahkumları gibi asker denetiminde çalışıyorlar! Biz, durumun yakında dayanılmaz hal alacağını ve aldığını söylüyoruz. Ondan sonra? Zamanımızdaki feodal beylerin temsilcisi kölelik, açlık ve ölümdür! Geçmiş yıllarda bu, onların programıydı.
Bilim doğanın sırlarına girdi ve Jüpiter'in kafasından bir ateş daha çıktı. Dinamit ! Şayet bu açıklama cinayetle eşdeğerse, neden bu buluşu yapanlar cinayetle yargılanmıyor? Bizi 4 Mayıs'ta veya o günlerde mevcut sistemi şiddetle yıkmak ve anarşiyi getirmekle suçlamak politik mevki sahipleri için bile aptalca bir iddiadır. Şunu da belirteyim; devrimler deprem ve fırtına ne kadar yapılabilirse o kadar yapılabilir. Devrimler belli nedenler ve şartlardan kaynaklanır. Ben devrimin uzak olmadığına hatta eşikte olduğuna inanıyorum. Hastasının öleceğini söyleyen doktor onun ölümünden sorumlu mudur? Eğer herhangi birisini gelecek devrimden dolayı suçlamak gerekiyorsa reformlar dayattığın- da taviz vermeyen ve ilerlemeyi durduracağına inanan, karşı konulamayacak doğa yasalarına karşı gelen burjuvazi bu suçlunun kendisidir.
Bizi idam ederek sefalet ve yokluk içinde yaşayan, çalışan, kurtuluşu bekleyen, ücretli köle milyonların işçi hareketini yok edeceğinize inanıyorsanız bizi asın ! Burada bir kıvılcımı söndüreceksiniz ama ardından her yerde yeni ateşler yanacaktır. Bu, yeraltından gelen ve söndüremeyeceğiniz bir yangındır. Ama bunu anlayamazsınız. Gerçi siz işkence direklerinde cadı yakan atalarınız
gibi sihirbazlığa inanmıyorsunuz ama komplolara inanıyorsunuz. Bu son olayların komplocuların eseri olduğunu söylüyorsunuz! Aynanın arkasında kendi resmini
arayan çocuklara benziyorsunuz. Fakat sizin aradığınız elle tutmak istediğiniz yalnızca korku ve kötülük dolu vicdanınızdır.
Siz "komplocuları" mı ezmek istiyorsunuz, ajitatörleri mi? Öyleyse işçilerin karşılığı ödenmeyen emeğiyle zengin olan her fabrikatörü ezin, sömürülen tarım ve sanayi işçilerinden aldığı kiralarla zenginleşen bina sahiplerini ezin. Tarımı ve toprağı işleyen, üretimi yoğunlaştırıp ulusal zenginliği arttıran, tüm bunların üreticisi olan, varlıklarıyla işçileri aç bırakan tüm makineleri parçalayın.
Demiryollarını, telgrafı, telefonu, buharı ve kendinizi yok edin! Çünkü devrimci bilinçte tüm bunların soluğu vardır.
Evet sayın baylar, sizler devrimcisiniz! Sizi yeryüzü cennetine indiren toplumsal koşullara baş kaldırıyorsunuz. Sizden başka hiç-kimsenin bu cennete hakkı olmadığını tasarlıyorsunuz. Bu cennetin tek sahibi (seçilmişler !) olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Fakat sizleri bugüne ulaştıran güçler, daha evvel olduğu gibi şimdi de hareket halindedir. Bu güçler her geçen gün giderek yoğunlaşmakta, aktifleşmektedirler. Bunlar, sizin insanlığa kapalı tutarak tekelleştirdiğiniz cennetin düzeyine tüm insanlığı çıkartacak güçlerdir. Siz kör gibi medeniyetin, insan
eşitliğinin dalgalarına karşı birkaç polis, tüfek ve sahillere bir iki tabur koyarak karşı koyma düşünce-sindesiniz. Siz yükselen dalgaları birkaç darağacı kurarak kırabileceğinizi düşünüyorsunuz. Asıl yıkıcılar sizlersiniz ! Siz, yalnızca siz, komplocular ve yıkıcılarsınız. Mahkeme heyeti, Sanayi ve ticaret odaları (Açlık ve sefalet kol gezerken sanayi ve ticaret odaları gökdelenlerine o zaman için korkunç bir miktar olan iki milyon dolar harcanmıştı, işçiler bu gökdelene "faizciler tapınağı" ve lüks ve sefahat içinde tıkınanların soyguncular kulübü diyorlardı ) önündeki yürüyüşle ilgili olarak şunu iddia ettiniz: "Bu adamlar kesin Sanayi ve Ticaret Odasını yağmalamak amacıyla yola çıkmışlardı". Bahsedilen yürüyüşün o binada yapılan ticari işleri meşrulaştıran sisteme karşı protesto eylemi olduğunu bildiğimden, tarafınızca bahsediliş biçimine bir anlam verememekle birlikte, yürüyen üçbin işçinin gerçekten binayı yağmalamak istediğini varsayalım. Bu durumda tüm ülkeyi hem yasal hem de yasadışı yağmalayan beylerden - Ticaret ve Sanayi Odasındaki beylerden tek farkları mülkiyeti yasadışı yollardan geri almaları demektir. Bu beylerin şerefli (!) işleri bundan ibarettir. Yani buradaki "hak ve adalet mahkemesi" iki ayrı kişi aynı işi yaparlarsa bunun aynı şey olmadığını ilan ediyor. Bu itiraflarından dolayı mahkemeye teşekkür ederim; çünkü bu itiraflar bizim öğrettiğimiz ve bu yüzden de asılmamızı gerektiren herşeyi içeriyor.
Hırsızlık ayrıcalıklı sınıf tarafından yapılırsa şerefli bir iştir; mecbur kaldığından dolayı buna başvurmak zorunda kalan diğer sınıf yaparsa suçtur.
Soygun ve yağma yaşamını buradan sağlayan bazı baylar için namuslu iş bulmaktan daha kolaydır ve sizin düzen dediğiniz budur. Bizim karşı çıktığımız, yeryüzünden yok etmek istediğimiz ve yaşadıkça da yok etmek isteyeceğimiz işte bu düzendir.
Ekonominin savaş alanlarına bir göz atalım! Hıristiyan asilzadelerin akıttıkları kana ve yaptıkları soygunlara bir bakalım ! Bu şehrin zenginliklerini yaratanların mahallelerine- gidelim. Benimle yarı aç yarı tok Hocking Valery (Daha çok Alman göçmenlerin yaşadığı bir kömür madeni havzası) maden işçilerine geliniz. Monongahela-Tal'daki pariaslara (bir başka kömür havzası), ülkenin birçok maden alanlarına bakın ve yasalara saygılı Jay Gould'un (Ünlü demiryolu kralı ve banker) demiryolunu takip ediniz ve ondan sonra bana bu düzenin herhangi bir ahlaki temeli olduğunu, bu yüzden yıkılmaması gerektiğim söyleyiniz, iddia ediyorum böyle bir düzeni ayakta tutmak haydutluk ve katilliktir.
Bu düzen fabrikalarda kadın ve çocukların düzenli yok edilmesi demektir. Bu düzen sayısız erkeğin işsizliği ve onurlarının kırılması demektir. Bu düzen müsriflik, cinsel ve entelektüel fahişeliktir. Bu düzen, bir tarafta yoksulluk sefalet, boyun eğmek; bir tarafta zevk-ü sefanın, avareliğin, şımarıklığın, tahakkümün tehlikeli yoğunlaşmasıdır. Bu düzen, nereden bakarsanız bakın insanlar üzerinde yüktür. Nihayetinde bu düzen, sınıf savaşının, grevlerin, isyanın ve kan dökülmesinin devam etmesi demektir. Evet beyler, bu düzen sizin düzeninizdir; sizin mahkemenizin onuru da böyle bir düzeni savunmaktır.
Grinnell sık sık "bu adamların" ilkeleri olmadığını iddia etti. "Bunlar katildir, soyguncudur." ilkelerimizin, istemlerimizin bizim için anlaşılmaz olduğu söylenemez, bu anlaşılmazlık ancak alçaklar içindir. Yanılmıyorsam iddia bizim mülkiyeti kaldırmaya çalışmamız üzerine kurulu. Burada sanıkların tehlikeli karakterlerini delillendirmek için "Alarm"dan ve "işçi gazetesinden" makaleler okundu. Son onyılın baskıları karıştırıldı. Resmi makamların grevci işçilere karşı başvurdukları acımasızlıkları yorumlayan makaleler seçildi ve aktarıldı. Başka makaleler ne okundu ne soruldu. Şimdi de savcı çıkmış bu makalelere dayanarak "bu adamlar ilkesizdir" diyor.
Tutuklanıp mahkum edilmeden birkaç hafta önce bir kilise papazı tarafından sosyalizmle ilgili bir konuda konuşma ve tartışmaya çağrıldım. Hiç kimsenin davranışlarımı gerekçelendirmek için şimdi birtakım ilkeler koymaya çalıştığımı sanmaması için o zaman neler söylediğimi okumak istiyorum.( 9 Ocak 1886 tarihli Alarm gazetesinde Spiess'ın söyledikleri ve papazın tepkilerinin protokolü yayınlanmıştı.)
Sosyalizm geçmişin ve günümüzün toplumsal görüntülerini kapsar, bu görüntülerin temelde yatan nedenlerle bağını kurar. Temelinde bir halkın ekonomik koşullarının ve kurumların tüm toplumsal konumları, ekonomik gelişmeyi, her ileri adımı, düşünceleri, hatta dini belirlediği; bu koşulların da egemen sınıfla ezilen sınıf arasındaki mücadeleden doğduğunun ispatlanmış gerçeği yatar.
Fakat baylar, siz bu bilimsel teoriyi kabul edemezsiniz. Mesleğiniz tam karşı pozisyonda olmayı gerektiriyor. Kendinizin dünyayı tanıdığını iddia ederek sıradan insanlara kapalı yüksek konumları talep edeceksiniz. Bu yüzden sizler sosyalist olamazsınız. Bununla ne söylemek istediğimi belki de tam anlamıyorsunuz. Bu yüzden ne demek istediğimi biraz açıklamak gereği duyuyorum. Bu yüzyıl içinde birçok keşiflerin buluşların yapıldığı, gerekli metanın üretimi, yaşamın rahatlığı konusunda gerçekten de şaşırtıcı değişikliklerin olduğu size de malumdur. Makine, insanların büyük bir bölümünün yerini aldı. Bu makineler gücün yoğunlaşmasını ve doğal olarak da daha büyük bir işbölümünü birlikte getirmektedirler. Üretimin bu şekilde merkezileşmesinin avantajları o kadar büyüktü ki, makine gittikçe daha da yaygınlaştı. Üretim araçları ve işgücünün yoğunlaşmasının buna karşın eski paylaşım sisteminin ayakta kalmasının sonucundan zarar gören yaşamının acısını çeken bugünkü toplumdur. Üretim araçları gitgide daha da az sayıda insanın elinde toplanırken, makinelerle işleri ellerin-
den alınan ve doğal zenginliklerden yoksun bırakılan, fakirliğe, serseriliğe, hırsızlığa ve fahişeliğe, yani sizin bir dua kitabıyla yok etmek istediğiniz tüm kötülüklere teslim edilen gerçek üreticiler oldu. Sosyalistler sizin bu denemelerinizde bir denemeden çok kötü bir şaka görüyorlar...(Gürültüler)
"Madem öyle şimdiye kadar acı çaresizlikten, şaşkınlıktan dolayı suça itilen zavallılar için neler yaptığınızı söyleyin." (Bu arada birkaç bay ayağa kalkarak bağırırlar: "Bazı konularda epey şeyler yaptık!")
"Evet, bazı durumlarda belki birkaç sadaka verdiniz; fakat sormama izin verin; bunun toplumsal koşullara ne gibi bir etkisi oldu? Hiç. Tam anlamıyla hiç. Sayın baylar bunu ister istemez kabul edeceksiniz, çünkü hiçbir konuda söylediklerimi çürütemezsiniz. Bu ülkede sayılarını 1.500.000 olarak tahmin ettiğimiz, merkezi üretimimiz sayesinde sefalet ve açlığa mahkum edilmiş işçilerin, her-gün size gelip sefil bir ücret için çalışan proleterlerin barışçıl Hıristiyan yılgınlığıyla çalan, katleden ama gene de Hıristiyan (!) patronların kendilerini yok etmelerine sabredeceğini mi sanıyorsunuz? Hayır, kendilerini savunacaklar. Ortaya bir mücadele çıkacak. Üretim araçlarının toplumsallaştırılması gereklidir ve gerçekleştirilecektir. O zaman sosyalizm ve genel kolektif devri başlayacaktır. Haksız sahip olan sınıf mülksüzleştirilecek, mülkiyetleri sosyalleştirilecek ve toplumsal emek spekülatörlere değil, tam aksine yaşamdaki taleplerimizin karşılanmasına hizmet edecektir. Yaşamak için toplumsal emek ve bunun nimetlerinden yararlanmak, bunlar sosyalizmin genel hatlarıdır. Nereye bakarsak bakalım ya-pay,zararlı, medenileşmemiş özel üretim gözümüze batıyor. Azınlık birkaç kişinin yalnızca önemli teknik buluşlara değil, aynı zamanda su gibi, buhar gibi, elektrik gibi doğal kaynaklara da kendi çıkarları için el koyduğunu görüyoruz. Her yeni buluş, her yeni keşif onlara aittir. Dünya yalnız onlar için vardır. Tutumlarıyla çevrelerindeki insanlara verdikleri zarar onları pek ilgilendirmiyor. Hatta makineleriyle küçük çocukların vücutlarını altına çevirmeleri bile kendileri tarafından iyi bir eser ve Hıristiyan tutum olarak kabul ediliyor.
Söylediğim gibi, sistem güçlü kuvvetli insanları işsiz, aç bırakırken ağır işler altında çocuk ve kadınlar katlediliyor. Bu durumun nasıl oluştuğunu insan kendi kendine soruyor. Yanıt ise bunun suçunun kapitalist düzende olduğudur. Kolektif, sosyal, akılcı ve doğru yönlendirilen bir ekonomik sistem düşüncesi aslında herkesin aklıca yatar. Böyle bir sistemin yararları ortadadır. Bundan başka bir yol olabilir mi? Vaiz Dr. Scudder, "Sayın Spiess, şimdi bize mülk sahibi sınıfların nasıl mülksüzleştirileceğini anlatır mısınız?" diye sordu. Bunun yanıtı sorunun kendi içindedir. Zamanımızda endüstriyel yaşamda esen fırtınalar bunun ipucunu vermektedir. Fabrika ve maden sahiplerinin ayrıcalıklarına nasıl hasisçe sarıldıklarını görüyorsunuz. Milim bile geri adım atmıyorlar. Öte yandan yarı aç proletaryanın nasıl şiddete itildiğini de görüyorsunuz.
"Yani sizin çözümünüz şiddet midir?"
Şiddet mi? Eğer şiddetsiz gerçekleşirse daha çok sevinirim. Fakat siz, sayın baylar ve sizin temsil ettiğiniz sınıf başka bir çözüme olanak tanımıyor. Diyelim ki sizin patronunuza giden işçiler şöyle bir öneri getirdiler: " Dinleyin ! Sizin işi yönetmeniz artık hoşumuza gitmiyor; bunun korkunç zararları var. Kimileri ölümüne çalışırken, kimileri işsizlik sonucu aç. Güçlü kuvvetli erkekler işsiz gezerken küçük çocuklar fabrikalarınızda adeta öğütülmektedir. Ayrıcalıklı küçük bir gurup lüks ve zenginlik içinde yaşarken, geniş kitleler sefalet içindedir. Tüm bunlar en sonunda sizi de yutacak berbat düzeninizdir. Geri çekilin ! Aslında zaten bizim olanı bize bırakın !' Sizin servetiniz zaten karşılığı ödenmeyen emekten başka bir şey değildir, herşeyi şimdi biz, kendimiz ele alıyoruz. Biz işleyen bir öz-yönetim getireceğiz ve toplumsal yapılanmayı yeniden kuracağız. Size de yaşam boyu emekli aylığı ödeyeceğiz." Patronlar bunu kabul eder mi sanıyorsunuz? Buna inanmak saflık olur. Bu yüzden sonucu şiddet belirleyecektir. Sizin bildiğiniz başka bir yol varsa onu söyleyin.
"Yani bir devrim mi hazırlıyorsunuz?"
"Devrimleri örgütlemek çok zordur. Devrim ani bir patlama, toplumda ateşli kitlelerin harekete geçmesidir. Biz toplumu buna hazırlamaya çalışıyor ve her işçinin silahlanmasını, mücadeleye hazır olmasını istiyoruz. Çünkü, ne kadar iyi silahlanırsa savaş da o oranda kolay ve kansız olacaktır."
"Peki yeni toplumda düzen nasıl olacak?"
"Bu soruyu yanıtlamayı reddediyorum çünkü "yeni düzen" şimdilik yalnızca bir .teoridir. Kolektif emek örgütlenmesi bir sorun değildir. Günümüzün büyük fabrikaları buna örnek olabilirler. Sorunu çözecek olanlar, kendilerine reçeteler sunsak bile bizim reçetelerimize göre değil koşullara göre hareket edeceklerdir. Bu yüzden bunu dert etmenize gerek yok"
"Fakat dostum, tüm zenginliklerin paylaşılmasından bir hafta kadar sonra, tutumlu tüm payım elinde bulundururken müsrifin hiçbir şeyi olmayacağını düşünmüyor musunuz?" Mahkeme başkanı burada müdahale ederek "bu sorunun buraya uygun düşmediğini böyle bir paylaşımdan söz edilmediğini" söyledi.
"Peki, sosyalizmin bütün bireyselliği ortadan kaldıracağını kabul etmiyor musunuz?"
"Olmayan bir şey nasıl yok edilir. Günümüzde bireysellik yoktur ve bu ancak sosyalizmin kurulmasıyla, insanlığın ekonomik bağımsızlığa kavuşmasıyla gerçekleşebilir. Gerçek bireyselliği günümüzde nerede gördünüz? Önce kendinizi ele alın beyler ! Efendilerinizin, ekmeğinizi verenlerin düşünme tarzına ters düşen her-
hangi bir sübjektif karar verebiliyor musunuz? Her işadamı gibi sizler de iki yüzlüsünüz. Her yerde alay, boyun eğme, yalan ve dolandırıcılık görebilirsiniz. Peki, ya işçiler? Tam da sizin gibiler; makine konumuna indirgediğiniz sınıfın bireyliğine kafa yoruyorsunuz (!) Her gün oniki saat çalışan, buz gibi makinelerin yalnızca parçaları olarak kullanılan sınıfın!
Bu söylediklerim, iddia ettiğiniz gibi olaylar sırasında bir devrim örgütlemek anlamına gelir mi? l Mayısta veya daha sonraki günlerde ortaya çıkan olayları mevcut "ideal düzen"i yıkarak yerine anarşiyi koyacak bir "sosyal devrim" olarak mı nitelendiriyorsunuz? Ben öyle düşünmüyorum. Sosyalizm toplumun yıkılması anlamına gelmez. Ancak tekelciler tarafından kitlelerin mülksüzleştirilmesi o dereceye geldi ki, mülksüzleştiricilerin mülksüzleştirilmesi sosyal yaşama koşulu olarak ivedi bir zorunluluk haline geldi. Her köşe başında idam sehpaları da kursanız toplum "mülkiyetini" geri isteyecektir. Anarşist toplum tasarımımızda ekonomik eşitlik ve bireysel bağımsızlık temelinde yükselen kolektif toplumda devlet, politik devlet, tarihe karışacaktır. Hepimiz herkesin özgür olduğu, artık uşak ve efendinin olmadığı, aklın kaba kuvvete galip geldiği, düzeni korumak için polis ve askerlere gereksinim olmadığı (tabi sizin sözde düzeninizi koruma anlayışınız Varşova nüfusunun yarısını katlettikten sonra "Varşova'da gene sükunet egemendir" diye telgraf çeken Rus generaline benzer) bir ülkede yaşayacağız.
Anarşizm kan dökmek, soygun, yakmak-yıkmak değildir. Bu özellikler daha çok kapitalizme mahsustur. Anarşizm ve sosyalizm herkes için barış ve huzur demektir. Anarşizm ve sosyalizm toplumun bilimsel ilkeler üzerine yeniden kurulması ve suçların, ayıpların kaynaklarının kurutulmasıdır. Kapitalizm önce bu sosyal hastalıkları yaratmakta sonra da cezayla düzeltmeye çalışmaktadır.
Evet, bizim halkı silahlanmaya çağırdığımız doğrudur. Halka büyük dönüşüm gününün yakın olduğunu söylediğimiz doğrudur. Biz hayvan değil sosyalistiz. Vicdanımız bizi ezilen ve acı çekenlerin davasına katılmaya çağırdı. Halkı silahlanmaya ve önümüzdeki fırtınalı günlere hazırlanmaya çağırdığımız doğrudur. Bu mahkemenin kararı da açıkça buna dayandırılmaktadır.
"Şayet iktidarı uzun süre kötüye kullanma ve haksız müdahale ile halkı mutlakçı bir despotizme boyun eğdirme planlan mevcut ise böyle bir hükümeti düşürmek ve başka güvenilir koruyucuları onların yerine getirmek halkın hem görevi hem de hakkıdır." Bu Amerika bağımsızlık bildirgesinden bir alıntıdır. Son yirmi yılda iktidarı kötüye kullanmanın tek bir amacının olduğunu bunun da bu ülkede dünyanın hiçbir ülkesinde şimdiye kadar görülmemiş güçlü, büyük, korkunç bir oligarşiyi kurmak olduğunu göstermekle yasaları mı çiğnedik? Grinnell'in jüriden, bizi vatana ihanet suçuyla yargılamasını niçin istemediğini anlıyorum. Çok iyi anlıyorum. Yasaları ayaklarıyla tepenlere karşı anayasayı savunan birisinin vatana ihanetten yargılanması olası değildir. Bizi cinayetten yargılamak Grinnell için daha kolay bir işti.
Şimdi, benim düşüncelerimi öğrendiniz. Bu düşünceler benim bir parçamdır. istesem bile, ki istemem söz konusu değil, bu düşüncelerimden vazgeçemem. Bizi darağacına götürerek her gün daha da kök salan düşüncelerimizi yok edeceğinize inanıyorsanız, gerçeği haykırmanın cezası ölüm ise, ben bu cezayı başım dik olarak karşılamaya hazırım. Cellatlarınızı çağırın ! Sokrates'de, İsa'da, Bruno'da, Huss'da, Galille'de çarmıha gerilen gerçek şimdi de yaşamaktadır.
Bunlar ve sayısız başka insanlar bu yolda bizden önce gittiler, biz de onların peşinden gitmeye hazırız!

Adolph Fischer
25 Yaşında Dizgi İşçisi


Sayın yargıç, bana hakkımda verilen ölüm cezasının infazının uygulanmasına karşı söyleyeceklerimi soruyorsunuz. Fazla bir şey söylemek istemiyorum. Yalnızca suç işlemediğim halde ölüme mahkum edilmemi protesto ediyorum. Bu mahkemede cinayetten yargılandım, anarşizmden mahkum edildim. Bana cinayetten mahkum edilmediğim halde ölüm cezası verilmesini protesto ediyorum. Fakat anarşist olmamdan dolayı ölmem gerekiyorsa buna itirazım yok! Şayet ölüm cezası bizim tüm insanların özgürlüğüne olan sevgimiz içinse buna hayatımı adadığımı açıkça söyleyebilirim. Ama ben katil değilim. Hay-marketteki toplantıya çağrı yapanlardan biriyim ama bomba atma olayıyla belki savcı Grinnell'in alakası olduğu kadar alakam vardır. Haymarket toplantısında bulunduğumu inkar etmiyorum fakat toplantı... (Fischer'in sözleri bu arada kendisine yavaş sesle bir şeyler söyleyen avukatı tarafından kesildi) Bay Salomon, ben ne dediğimi gayet iyi biliyorum. Neyse, Haymarket toplan- tısı şiddet kullanmak için düzenlenmedi. Bu toplantı polisin bir önceki gün uyguladığı şiddeti, işlediği cinayetleri protesto etmek için düzenlendi, iddia makamının tanıkları Waller ve başkaları pazartesi akşamı yani McCormick olayından birkaç saat sonra bu olayın konuşulduğu ve protesto kararının alındığı bir toplantı yaptığımızı söylediler. Yinelemeye gerek yok; Waller bu toplantının başkanıydı ve Haymarket'te toplanılmasını da o önerdi. Bildiri basmak, konuşmacı örgütlemek için beni komiteye çağıran da kendisidir. Ben bu söylediklerini yaptım, başka bir şey değil.
Ertesi gün Wehrer & Klein'e giderek 25.000 adet bildiri yaptırdım ve Spiess'ı da konuşmacı olarak davet ettim. Bildirinin içine "işçiler silahlanın" ibaresini benim koyduğum doğrudur. Aksini de iddia etmiyorum. Bunu söylememin de nedenleri vardı! işçilerin her sefer olduğu gibi burada da kurşunlanmasını istemiyordum. Bu bildiriler "işçi gazetesine" götürüldüğünde yoldaş Spiess da bunları gördü. Bana bildiriyi göstererek Fischer " bunlar dağıtılırsa ben konuşma yapmam" dedi. Bu satırı çıkarmanın doğru olduğu kafama yattı ve ardından Spiess konuşmasını yaptı. Toplantıyla bütün ilişkim bundan ibarettir.
Takriben sekizi çeyrek geçe Haymarket'e geldim. Parson Fleden konuşmasını tamamlayıncaya kadar orada kaldım. Parson arabaya geldi ve yağmur yağabileceğin! toplantıyı Zebf's Hall'a almanın daha iyi olacağım söyledi. O arada bir arkadaşım geldi ve birlikte Zebf's Hall'a giderek birer bira içtik. Kısa bir süre' sonra Parsons yoldaş birçok kişiyle içeri girdi, beş dakika sonra patlama oldu. Böyle bir şey olabileceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Çünkü o akşam aramızda kesinlikle böyle bir olasılığa karşı savunma tedbirleri konuşulmamıştı. Hatta iddia makamının tanıkları da bunu onayladılar. Bu toplantı yalnızca bir protesto eylemiydi.
Biraz önce söylediğim gibi burada, bu mahkemenin verdiği karar cinayete karşı değil anarşizme karşıydı. Ben kendimi bir katil olduğum için değil bir anarşist olduğum için ölüme mahkum edilmiş kabul ediyorum. Hayatım boyunca hiçbir cinayet, hiçbir suç işlemedim. Ama ben bir katil, alçak bir katil olmak üzere olan bir adam biliyorum. Bu adam Grinnell'dir, savcı Grinnell!
Yalan yere yemin edeceklerini bildiği tanıklarım buraya çağırdı. Eğer asılırsam Grinnell'den cinayet, alçakça cinayet işlediği için davacıyım!
Şayet egemen sınıf bizim, birkaç anarşistin, asılmasıyla anarşizmin kökünü kazıyabileceğin! sanıyorsa ağır bir yanılgı içindedir. Bir anarşist için düşünceleri canından daha değerlidir. Bir anarşist düşünceleri için ölmeye her zaman hazırdır. Fakat ben cinayetten yargılandım ve katil değilim. Bir insanı öldürebilirsiniz ama düşüncelerini asla. Haklı davasından dolayı ne kadar insan takibata uğrarsa düşünceleri de o kadar çabuk yayılır. Jürideki 12 saygılı adam adaletsiz ve barbarca kararlarıyla anarşizmin geleceğine idam edileceklerin bir nesilde yapabileceğinden daha fazla katkıda bulunmuş tur. Bu karar, ülkede konuşma, düşünce ve basın özgürlüğüne verilen idam kararıdır. Ve insanlar da bunu biliyorlar. Söyleyeceklerim bu kadardır.

Louîs Lingg
22 Yaşında Doğramacı


Sayın mahkeme heyeti ! Özgür memleket Amerika'da ekmek paramı kazanmak için yaptığım sonuçsuz uğraşlarım hor görüldüğü gibi, idama mahkum edilmemden sonra da aynı hor görüyle son bir kez konuşmama izin veriliyor. Bu "özgürlüğün" nedeni de bana burada yapılan adaletsizliği, yalanları, kötülükleri maskelemektir. Beni cinayetten yargıladınız ve mahkum ettiniz; hangi delillerle?
Önce bana karşı ifade vermesi için Seliger uşağını getirdiler. Ona bomba yapmayı öğrettim. Bundan başka üçüncü bir kişinin yardımıyla bombalan 58 Clybourn Ave'ye götürdüğümü de ispat ettiniz. Fakat, satılmış uşak Seliger'in yardımıyla bile, bu bombalardan birinin Haymarket'e götürüldüğünü ispat edemediniz.
Burada bilirkişi olarak dinlenilen iki ya da üç kimyacı, Haymarket bombasının yapıldığı metalin benim yaptığım bombalarla belli bir benzerliği olduğunu saptadılar. Bay Ingham da boşu boşuna bombaların tamamen ayrı yapıda olduğunu yalanlamaya çalıştı. Kendisi, çapta yarım inç farklılık olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.Fakat,dış kalınlıkta da çeyrek inç fark olduğu gerçeğini sakladı. Bu "delillerle" beni mahkum ettiler.
Ama ben cinayetten mahkum edilmedim. Hakim bu sabah gerekçeli kararında, Grinnell de daha önce cinayetten değil, anarşizmden dolayı yargılandığımızı açıklamıştı. Yani anarşist oluşumdan mahkum edildim.
Anarşizm nedir? Yoldaşlarım bu konuda yeterli açıklamalarda bulundular, benim ayrıca aynı konuya girmem gereksiz. Yoldaşlarım amaçlarımızın ne olduğunu da belirgin şekilde ortaya koydular. Savcı ise buna ilişkin hiçbir şey söylemedi. Anarşist öğretiyi değil,yalnızca onu hayata geçirmek için uyguladığımız metotları lanetleyip eleştirdi. Tabii bu metotlara polisin vahşeti yüzünden zorunlu kaldığımıza değinmedi. Grinnell bize,oy kullanarak ve sendikalarla kötü şartları kaldırmamızı önerirken altı saatlik işgücü mücadelemizi bile onayladı (!) Fakat, oy hakkıyla her politik güç kazanma çabası, işçileri bir araya getirme uğraşıları polis gücüyle engelleniyor. Evet ben kaba kuvveti önerdim ama polisin daha da kaba şiddetiyle baş edebilmek için.
Benim "düzeni ve yasaları" hiçe saydığımı iddia ettiler. Sizin "düzen ve yasa"nız nedir? Kendi saflarında hırsızları barındıran polis tarafından temsil edilmektir. Polis şefi Schaack işte burada oturuyor. Kendisi, benim şapka ve kitaplarımın bürosundan çalındığını itiraf etti. işte sizin mülkiyet koruyucularınız! Beni tutuklayan, dedektifler evime soyguncu gibi girdiler ve ifadelerinde yalan yere yemin ettiler;ama biz konumuza devam edelim. Polis şefi Schaack kendisi de yalan yere yemin etmiştir. Benim Zepf's Hall'de doğramacıların toplantısında bulunduğumu beyan etmeme rağmen, kendisine Haymarket'teki toplantıda bulunduğumu itiraf ettiğimi yeminle söyledi. Ayrıca, gene kendisine bay Most'un kitabından bombaların nasıl yapıldığını okuduğumu söylediğime dair yemin etti.Bu da yalan yere yemindir.
Neyse, yasa ve düzenin temsilcilerinin bir üst basamağına gelelim! Grinnell ve yardımcıları da yalan yere yemin ettiler ve bunu kasten yaptılar. Avukatlarım bunu ispat ettiler. Ben, Grinnell'in Gilmer'e ifade vermesinden sekiz gün önce yalan yere suçlaması gereken adamların kimliğiyle ilgili bilgi verdiğim kendi gözlerimle gördüm. Grinnell, polisin ve başka alçakların içinde benim de bulunduğum yedi kişiyi katletmek için yalan yere yemin etmesini sağladı. Bu Grinnell alçağı benim kendimi savunamayacağımı bildiği mahkeme salonunda korkaklıkla suçlama cesaretini (!) gösterdi. Bu adam ki, iğrenç, satın alınmış sahtekarla beni darağacına götürebilmek için birlik olmuş! Peki neden? Aşağılık bir hasislikle bir şeylere ulaşabilmek ve para için.Ve başka alçakların yalan ifadeleriyle yedi adamı katletmek isteyen bu alçak beni korkaklıkla suçluyor! Sonra da böyle tarifi olanaksız ikiyüzlü "yasaların temsilcisini" aşağıladığım için beni suçluyorlar.
Anarşi, insanların başkaları üzerinde tahakkümünün ve otoritesinin olmaması demektir. Siz buna "düzensizlik" diyorsunuz. Siz "düzen"! sağlamak için ne dolandırıcılara, ne de hırsızlara gereksinim duymayan bir sistemi "düzensizlik" olarak damgalıyorsunuz.
Hakim kendisi de savcının bomba atılmasıyla benim aramda ilgi bağı kuramadığını itiraf et-ti.Fakat savcı işin kolayını buldu ve beni komploculukla suçladı. Peki, bunu nasıl ispat ediyor. Kolayca! Enternasyonal işçi birliğini komploculuk olarak nitelendiriyor. Ben bu birliğin üyesiydim, o halde komploculuktan yargılanmalıyım. Savcının hayali buluşçulukta üstüne yok.
Kader yoldaşlarımla olan ilişkilerimi açıklamak benim işim değildir. Genel sefalet ve kapitalist çakalının hiddeti bizi bireyler olarak değil,aynı davanın ajitasyon emekçileri olarak birbirimize bağladı. Benim suçlandığım "komplo" budur. Geçmiş yüzyıllardan kalma, ordan burdan alma, yasalarınızı reddediyorum! Mahkemenin kararını tanımıyorum! ?Avukatlarım aynı derecedeki mahkemelerde bizim yeni bir yargılanma hakkımız olduğunu ispat ettiler. Savcı ise,daha yüksek mahkemelerden bunun üç misli sayıda karşıt karar çıkardı.
Eminim ki, anarşistleri mahkum etmek için yeni bir mahkemede yüz tane klasör daha doldururdu. Ama bir okul çocuğunun bile reddedeceği bir yorumla da olsa, çeşitli oyunlarla da bizim meşru mahkum edilmemiz mümkün olmadı. Yalan ifadelere gerek duyuldu.
Ben açıkça şiddetten yana olduğumu söylüyorum.Polis şefi Schaack'a daha önce de söylemiştim: "Eğer bizi topla tüfekle tehtid ediyorlarsa dinamitle karşılık vereceğiz." Bugünkü "düzen"in düşmanı olduğumu yineliyorum. Bütün gücümle, son nefesime kadar bu "düzen" ile mücadele edeceğimi yineliyorum.
Şiddetten yana olduğumu da yineliyorum. Polis şefi Schaack'a açıkladım ve hala aynı düşüncedeyim; Bizi topla tüfekle tehdit ederlerse dinamitle yanıtlayacağız.!
Gülüyorsunuz? "Sen artık bomba atamayacaksın" diye düşünüyorsunuz. Fakat size temin ederim ki, benim kendilerine hitap ettiğim yüzler, binler benim söylediklerimi hatırlayacaklardır ve bundan emin olduğum için darağacında kıvançla öleceğim. Şayet bizi asarsanız, ki buna da eminim, o yüzler, binler bomba atacaklardır. Bu umutla hepinize sesleniyorum; Sizleri hiçe sayıyorum! Sizin düzeninizi, yasalarınızı zorba tahakkümünüzü hiçe sayıyorum! Bunun için beni asabilirsiniz!

Georg Engel,
51 Yaşında, Boyacı


1872 yılında emeğimle insan onuruna uygun bir yaşam olanağı görmediğim için -makinelerle üretim küçük sanatkarı yerle bir etmişti ve bunun geleceği karanlık görünüyordu -birçoklarının bana özgürlük ülkesi olarak anlattığı Amerika'ya ailemle birlikte göçmeye karar verdim. 8 Ocak 1873 günü Philadelphia'da karaya çıktığımda kalbim, özgür bir ülkede özgür adamlar arasında yaşayacağım umuduyla çarpıyordu. Bu memleketin iyi bir yurttaşı olmayı kafaya koydum ve Almanya'yı terk ederek bir Cumhuriyet'e geldiğim için kendi kendimi tebrik ettim.
Sanıyorum ki geçmişim bu ülkenin iyi bir yurttaşı olmak için gösterdiğim çabaların delilidir, ilk kez Amerika'da mahkemenin önüne çıktım ve cinayetten yargılanıyorum. Fakat neden burada bulunuyorum ve neden cinayetten yargılanıyorum. Bu nedenler beni Almanya'yı terk etmeye zorlayan nedenlerdir -yani emekçi halkın sefaleti ve kötü yaşam şartları!
Burada da, bu dünyanın en zengin ülkesi "özgür Cumhuriyet'te de yiyecek ekmek bulamayan, toplumdan dışlanarak yaşam boyu bedbaht olan yeteri sayıda Proleterler var. Ben şiddetli açlığını giderebilmek için caddelerdeki çöplerde yiyecek arayan insanlar gördüm. Her gün gazetelerde bu büyük "özgür ülkede" insanların açlıktan ölmeye mahkum edildiğini gösteren gazete haberleri okudum. Bu durum beni düşünmeye ve soru sormaya itti: Toplumda böyle şartları yaratan nedenler nedir? Daha sonra politik yapılanmalara daha fazla ilgi duymaya başladım. Vardığım sonuç Almanya gibi burada da aynı toplumsal kötülüğün varolduğuydu; bu aynı zamanda sosyal sorunları inceleyip sosyalist olmamın açıklamasıdır. Daha sonra elimdeki tüm olanaklarla yeni düşünceyi öğrenmeye başladım.
Philadelphia'da hayatımı kazanabilmek için boşuna çabalamama rağmen 1878 yılında burada geldiğimde hala umutluydum. Fakat burada da çalıştığım fabrikada bana işçilerin zor ve başarısız varolma' mücadelesinin nedenlerini açıklayan bir kişiyle tanıştım. Bilimsel sosyalizmin mantığıyla hayatımı kazanacağım bağımsız bir konumu yaratabilmenin, makineler, hammaddeler kapitalistlere özel mülkiyet olarak devlet tarafından garanti edildiği sürece bir yanılgı olduğunu anlattı. Kendimi bilgilendirmek için kendim ve ailemin kazandığı üç-beş kuruştan aralarında Lassalle, Marx ve Henry George'nin kitaplarının da bulunduğu, sosyal-bilimsel eserler aldım. Bunları inceledikten sonra bu zengin ülkede bir işçinin neden yaşayamayacağını anladım.
Ondan sonra şartların değişmesinin yollarım, çarelerini düşündüm. Seçimlere eğildim, iyi bir yurttaş çabasıyla politikaya katıldım. Ama kısa bir süre içinde 'özgür seçimlerin' bir masal, aldatılanın kendim olduğuna kanaat getirdim, işçinin ekonomik olarak özgür olmadığı sürece, politik olarak ta özgür olamayacağını saptadım, işçinin işini, ekmeğini, mutlu yaşamını garanti edecek koşulların seçimlerle yaratılamayacağı apaçıktı. Seçimlere olan inancım kaybolmadan önce, bu ülkede politikanın tepeden tırnağa ahlaksızlık olduğunu ortaya koyan, aşağıdaki olay oldu.
Oy hakkına sahip olduğum ve oturduğum 14. semtte sosyal demokrat partisi, demokrat ve cumhuriyetçi parti için tehlikeli olmaya başlayınca, iki parti sosyal demokrat partiye karşı cephe oluşturmak için birleştiler. Bu aslında doğaldı, çünkü her ikisinin de çıkarları aynıydı. Ama buna rağmen sosyal demokrat partinin adayları kazanınca, eski partilerin oyunlarıyla zaferlerinden edildiler. Oy sandıkları çalındı ve oylama aslında muhaletefette kalacak partilerin adaylarının kazanabileceği şekilde manipule edildiler, işçiler mahkeme kanalıyla haklarını almak için uğraştılar ama boşuna. Mahkeme kendilerine 1500 Dolara mal oldu, gene de haklarını alamadılar. Sosyal Demokrat Partinin saflarında da ahlaksızlığın artmaya başlamasını yeteri kadar erken gördüm ve yeni örgütlenen Uluslararası işçi Birliğine katıldım. Uluslararası işçi Birliğinin taraftarları tarihte her ilerlemede olduğu gibi, işçilerin Kapitalizmin zulmünden kurtulabilmesinin de ancak şiddetle olacağı inanandaydılar.
Bu ülkenin tarihinde de ilk yerleşenlerin özgürlüğüne yalnızca şiddet kullanarak kavuştuklarını, köleliğin şiddetle ortadan kaldırıldığını görüyoruz ve köleliğe karşı ajitasyon yapan bir kişi gibi biz de darağacına gidiyoruz. Bugün işçilerin lehinde konuşanlar asılmaktadır. Neden? Çünkü bu ülke dürüst seçimlerle yönetime gelenler tarafından yönetilmemektedir. Bu ulusun çıkarlarım koruyacak olan Washington'daki yöneticiler kimlerdir? Onları Halk mı seçti yoksa paraları mı? Onların bizim için eylemeye hakları yok. çünkü onları halk seçmedi, amerikan yasalarına saygımı yitirmemin nedeni budur.
Makineleşmeden dolayı işlerini yitiren ya da yarım gün çalışan işçiler bu durumu düşünmeye başladılar. Kendi koşullarını nasıl değiştirebileceklerini düşünecek zamanları oluyor. Ellerine kendi çıkarları için yazılmış kitaplar geçiyor ve yeterli okul eğitimi görmemiş olmalarına rağmen bu yazılardan gerçekleri çıkarıyorlar. Tabii bu kapitalist sınıf için hoş değildir ama engelleyemiyorlar. Çok uzak olmayan bir süre içinde büyük proleter kitlelerin, zincirlerinden ancak sosyalizmle kurtulacaklarını anlayacaklarına inancım tamdır. Kari Schurz'un bundan sekiz yıl önce söylediği "bu ülkede sosyalizme yer yoktur" sözlerini hatırlayalım: Sosyalizm bugün mahkeme önündedir. Sosyalizmi acil tartışma konusu yapmak için birkaç yıl yetiyorsa, onu gerçekleştirmenin de kısa bir süreçte mümkün olacağına inanıyorum.
Mahkum edilmeme söyleyeceğim tek şey, bunun beni şaşırtmadığıdır. Çevresindeki insanları aydınlatmaya çalışanlar, gerçeği söyleyenler, John Brown olayında olduğu gibi (1) her zaman ya zindana atıldılar, ya da asıldılar, işçilerin, dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da hakları olmadığını çoktan öğrendim.
Savcı bizim yurttaş olmadığımıza dikkati çekti. Ben çoktan beri ?yurttaşlığa geçtim fakat, yurttaşlık haklarıma dayanmayı düşünmüyorum çünkü bu hiçbir şeyi değiştirmez. Yurttaş veya değil, fark etmez; işçi olarak zaten hakkım yok ve bu yüzden bir sınıfın diğer bir sınıfa, işçi sınıfına karşı yaptığı yasaları ve sizin adaletinizi tanımıyorum.
Benim suçum neden oluşuyor? Büyük kitleler sefalet içinde yüzerken, teknolojik gelişmenin bireylere milyonları elinde toplama olanağı vermeyen bir toplum biçimi kurmaya çalışmak. Su ve hava nasıl kamu mülkiyeti ise, Bilim adamlarının buluşları da herkesin lehine kullanılmalıdır. Bizde mevcut yasalar insanların büyük bir bölümüne yaşama hakkı tanımadığı için doğa yasalarına ters düşmektedirler. Günümüzün toplumsal koşullarına karşı savaşmamak için ben fazlaca duygusalım. Her gerçekçi insan, bir kişi birkaç yılda yüzlerce milyon dolara sahip olurken, öte yandan binlerce insanın dilenmeye itilmesine neden olan bir sisteme karşı savaşmalıdır.
Bu şartlar altında, insanlığın ilk ilke olarak geçerli olduğu koşulları yaratmak için insanların ayaklanması şaşırılacak bir şey değildir. Benim övünerek kabul ettiğim sosyalizm bunu istemektedir.
Savcı burada "Anarşi yargılanmaktadır" dedi. Bana göre Anarşizm ve Sosyalizm bir elmanın iki yarısıdır. Anarşistler, Sosyalistlerin insanlığı kurtarmak istedikler metotları terk ettiler. Ben de diyorum ki: seçim sandığına güvenmeyin ve elinizdeki diğer tüm olanakları kullanın. Biz insanlara bunu yaptığımız, insanlara doğru yolu gösterdiğimiz için bugün buradayız. Bu yüzden Anarşistler tüm ülkelerde takibata uğramakta ama buna rağmen Anarşizm taraftar kazanmaktadır. Açıkça çalışma olanaklarımıza el konursa bunu gizli olarak sürdüreceğiz.
Eğer savcı, bizden yedi kişiyi asıp, birimizi de 15 yıl zindana atınca Anarşizmin kökünü kazıyacağını düşünüyorsa büyük yanılgı içindedir. Yalnızca taktik değiştirilecektir o kadar. Dünyada hiçbir güç biz işçilerin sahip olduğu bomba yapma bilgilerini elimizden alamaz. Savcı Grinnell ve Vekili Furtman'ın polis şefi Rumpf'un kaderini paylaşmalarını dilemem. (2)
Anarşizm yok edilebilseydi, bu çoktan başka ülkelerde gerçekleşirdi.
Bu ülkede ilk bombanın patladığı akşam evimdeydim. Savcının keşfettiği (!) komplodan haberim yok. Benim yargılanan arkadaşları tanıdığım doğrudur -çoğunu yüzeysel ve katıldığım toplantılarda konuşurken kendilerini gördüm,
duydum. Toplantılarda eğer her işçinin cebinde bir bomba olsaydı, kapitalizmin sonu çabuk gelirdi dediğimi inkar etmiyorum. Bu benim inancım ve arzumdur; bu kanıya kapitalist koşulların kötülüklerini gördükçe geldim.
Herhangi bir madende patron cimriliğinden gerekli tamiratları yaptırmadığından dolayı yüzlerce işçi ölünce kapitalist basında lafı bile geçmedi. Ama, şurada, burada, mütevazı yaşamlarını sürdürebilmek için birkaç cents fazlası için grev yapan işçilerin kapı dışarı edildiklerini büyük bir sevinçle haber Veriyorlar.
Yalnızca ayrıcalıklı sınıfa hak veren, işçilere vermeyen bir hükümete saygı duyulur mu? kısa bir süre önce kömür patronlarının bir araya gelerek, kömür fiyatlarını yükseltmek için komplo kurarlarken, işçilerin zaten az olan ücretlerini daha da düşürdüklerini görmedik mi? Bu yüzden komplo suçlamasıyla mı yargılandılar? ama işçiler ücretlerinin yükseltilmesini istemeye cüret ederlerse asker ve polisler gönderilmekte ve kurşunlatılmaktadırlar. Böyle bir hükümete, gücüne, polisine, ajanlarına rağmen benim saygım yok! Ben kapitalistlerden birey olarak değil, ona bu ayrıcalıkları veren sistemden nefret ediyor ve onlara karşı savaşıyorum. Benim en büyük arzum, işçilerin dost ve düşmanlarım tanımalarıdır. Kapitalistlerin etkisi ile verilen mahkumiyetime söyleyecek tek bir bile sözüm yoktur.

Albert R. Parsons
39 yaşında


Sayın Mahkeme heyeti eğer bu duruşmanın ana hatlarını belirtecek olursak bu bize ve bizimle ilgili her şeye karşı hırs, nefret ve yoğunluktur. Bana neden idam edilmememin veya aynı anlama gelen, kendimi savunabileceğim yeni bir duruşmanın açılması için gerekçelerimi soruyorsunuz. Buna yanıtım şudur: Bu karar, hırsla verilen, hırstan doğan, hırsla beslenen ve her şeyiyle birlikte Şikago'da bize karşı özel yapılan tahriklerin toplamıdır.
Hırs nedir? Hırs aklın devre dışı bırakılmasıdır. Hırs caddede, bir meyhane kavgasında, sokaktaki çatışmada aklın terk edilmesi ve onun yerini öç duygusunun alması demektir. Bu mahkemede hırsın olduğunu, duruşmanın baştan sona hırsla dolu olduğunu sanıyorum kabul edersiniz. Şu anda bile, benimle mahkum edilmiş yedi arkadaşımla birlikte darağacının altında celladı beklerken kendilerini toplum düşüncesinin temsilcileri olarak tanıtan bu şehrin tekelcilerinin satın alınmış aşağılık kapitalist basın organları büyük bir hırsla canımızı istemeye devam etmektedirler. Ben burada yeniden yargılanmayı talep ederken, sayın mahkeme heyeti, bize bu olanağın verilmesini istemeyen bir komplo kurulmuştur. Bu şehirde, "Şikago yurttaş kulübü" adıyla bilinen milyonerler örgütünün temsilcilerinin size müracaat ederek bizim derhal onursuz bir ölümle yok edilmemizi istediklerini biliyorum. Ben de burada sıradan bir insan, bir işçi, halktan bir insan olarak bulunuyor ve sözlerimin dinlenmesini talep ediyorum.
iki aydır burada oturuyorum ve iddia makamları başından aşağı her türlü pisliği aktarırken bana kendimi savunmam için tek söz söyleme olanağı bile verilmedi, îki ay boyunca yılan gibi zehrinizi bana arkadaşlarıma püskürttünüz; eğer ruhi bir işkence varsa bunu
bize yaptılar. Eğer sinirlendiysem bu yüzdendir; eğer arkadaşlarım da aynı sinirlilikte konuştularsa bu neden onlar için de geçerlidir.
Tüm meseleyi doğru bir açıdan ele alalım, işçi sorunu nedir? işçi sorunu duygusal bir sorun değildir. Dini bir mesele, ya da politik bir sorun da değildir. Hayır Bayım, bu sorun ciddi, kolay çözülemeyen ekonomik bir sorundur. Tabii duygusal, politik yönleri de vardır ama, temeli ekmek katık meselesidir. Nasıl yaşadığımız, nasıl ekmeğimizi kazanacağımız, işte işçi hareketi budur. Bilimsel temele ve gerçeklere dayalıdır. Ama önce sermayenin ne olduğunu anlatmak istiyorum.
Sermaye, önceden verilen emeğin yoğunlaşan, toplanan artık değeridir. Tek amacı ücretli işçilerin üretimlerine sahip olmaya, el koymaya devam etmektir. Kapitalist sistem doğal kaynakların ele geçirilmesinden kaynaklanır ve bir azınlığın adalet ölçüsüne dayanır. Buradan itibaren gelişen özel ayrıcalıklar kazanılan "hak" olarak beyan edilir ve yasa ve yönetim aracılığı garantiye alınır. Kapitalizm, yaşam temelini kapitalistlere emeğini satarak oluşturan mülkiyetsiz, yani sermayesiz bir çoğunluğu oluşturan bir sınıf olmadan varolamaz. Kapitalizm, yasalarla korunur, gelişir ve ebedi kılınır. Aslında yasa sermayedir veya tam tersi.
Fakat emek nedir? Emek bir metadır ve ücret ise bu metaya ödenen fiyattır. Bu "emek" meta'sının sahibi satmak zorundadır. Emek, işçinin yaşama enerjisi ve gücüdür. Bu enerji ve gücü, yaşayabilmek için başkasına satmak zorundadır. Bu yaşayabilmesinin tek temelidir. Yaşamak için çalışır ama çalışması yaşamının yalnızca bir bölümünü oluşturmaz; aynı zamanda yaşamını feda etmesidir. Emeği ise "özgür emek" yaftasıyla başkalarına verilmek zorunda bırakılan bir metadır, işçinin çalışması karşılığında aldığı ücret emeğinin sonucu olmaktan çok uzaktır, işlediği ipek, inşa ettiği saray, çıkardığı maden kendisi için değildir- kesinlikle değildir. Kendisi
için ürettiği tek şey ücretidir; ürettiği ipek, maden, saray, lime lime dökülmüş bir gömleğe birkaç kuruşa ve başkasının evinde kira ile durmaya dönüşmektedir. Başka sözlerle vurgulamak için, kendi üretiminin karşılığı ödenmeyen artık değeri üretmeyen kapitalist sınıfın korkunç servetini oluştururken ücreti yalnızca en gerekli gereksinimlerdir.
işte birkaç sözcükle kapitalist sistem sınıfları ve çatışmaları yaratmaktadır. Bu çatışma, ayrıcalıklı sınıfların mülkiyetsiz sınıf üzerindeki şiddetinin artışı oranında alevlenir. Bu şiddet ise bir avuç bedavacının gittikçe daha çok zengin, üretenlerin ise daha çok fakirleşmesi oranında artar. Bu da bizim işçi hareketini doğurmaktadır, işçi sorunu budur.
Sayın mahkeme başkanının "fakat emek özgürdür, burası özgür bir memlekettir" diyebilmesi mümkündür. Güney eyaletlerinde yüzyıla yakın bir süre köle çalışması diye bildiğimiz bir çalışma biçimi vardı. Kölelik kaldırıldı ve sizi, "o zamandan beri emek özgürdür" derken duyar gibiyim. Fakat bu gerçek midir? Geçmişte kölelerin çalışmasıyla günümüzdeki ücretli kölelik arasındaki farklılık nedir? Geçmişte efendi kölesini seçiyordu. Günümüzde ise köle efendisini seçmektedir; eğer bizim gardiyana getirilip yandaki hücrede bana komşuluk yapmak istemiyorsa tabii.
Güney devletleri konfederasyonun eski başkanı Jefferson Davies, ücretli işçiliğin eski köle sahiplerinin canına minnet olduğunu, çünkü artık ölenlerin kendi mezarlarım, hastaların iyileşmelerini kendilerin sağlaması gerektiğim delillendirdi. Eskiden tuzlu suya batırılmış kamçı etkisini gösteriyordu, şimdi ise açlık kamçılıyor. "Ama" diyeceksiniz, "eskiden köle, köleliğinden kurtulamıyordu" Sanıyorum istatistikler kapitalist özgürlük sahiplerinin de önceden köpeklerin önünde Kanada'ya kaçmak zorunda kalan köleler kadar olduğunu ortaya koyarlardı.
Ben Sosyalistim. Aynı zamanda ücretli köle olarak, kendisinin efendi, başkalarının köle olması yoluna gidilmesini haksızlık olarak kabul edenlerdenim. Efendi olmaya da, köle olmaya da aynı derecede karşıyım. Eğer başka türlü davransaydım, bugün Şikago'da en güzel caddelerinin birinde, çok güzel bir evde, lüks, rahat içinde, etrafımda benim isteklerimi yerine getiren kölelere sahip olabilirdim. Fakat ben ayrı bir yol seçtim ve bu yüzden şimdi darağacının altındayım. Benim suçum bundan ibarettir sayın başkan. Acılar içinde küçük çocuklar, aç-sefil insanlar görüyorum. Ama, işçilerinin karşılığı ödenmeyen emeklerinden lüks, zenginlik, şatafat içinde yaşayanları da görüyorum. Ben gerçeklerden bahsediyorum! Şikago sokaklarında, son kışta olduğu gibi, ekmesiz, sefil, zor durumlar içinde 30.000 insan vardır. Daha sonra da savcının "deliklerinden sürünerek çıkanlar" diye ifade ettikleri, zavallı dilencileri yok etmek için hazırlanan tabur tabur askerleri görüyorum, gazetelerden okuyorum.
işçilerin nasıl acımasızca katledildiklerini, Amerikan şehirlerinin sokaklarında çalışma hakkı ve emeklerinin karşılığını istediler diyen insanları öldürmek için yetiştirilenleri görüyorum. Tüm bunları görüyorum ama acımaktan, tepki duymaktan kanım tepeme çıkıyor. Ve yüreğim konuşuyor. Böyle anlarda, sakin durumlarda söylemeyeceğim bir takım sözleri söylemişimdir.
Şikago'da ki "Tribüne" gazetesi okurlarına "serserilere görüldükleri anda zehir sürülmüş ekmek" verilmesini öneriyor. Böyle düşünceler insanları kin tutmaya götürmez mi? Bu aslında bizim için söylediğiniz "şiddete çağırmak" değil midir? Bu dilde konuşmaya önce Monopolistler başlamadı mı? Grev yapanların arasına dinamit atmayı önermediler mi? ilkönce kurşunlamaktan onlar bahsetmedi mi?
Kurşunladılar da! Bomba da attılar. Haymarket'teki bomba da New York'tan yalnızca sekiz saatlik işgünü hareketini sona erdirmek, ve buradaki sekiz kişiyi
idam sehpasına çıkarma göreviyle gönderilen monopolist komploculardan birinin elinden atılmıştır. Sayın başkan, biz, tarihin gördüğü en kötü, en adi komplosunun kurbanlarıyız.
Bununla ilgili olarak dikkatiniz polislerin, milislerin, Pinkertonların işçilere, grev yapanlara karşı nasıl gönderildiğine dikkatinizi çekmek isterim. 17 Ekim 1885 tarihli "Alarm"da yayınlanan ilana bakalım: "Pinkertons koruma birliği milli bir Dedektiflik şirketiyle bağlantılıdır, işçilerinin zihniyetini öğrenmek isteyen kişiler, şirketler, grev başlama durumunda, veya işçilerin Knight of Labor- Sendika-üyeleri olmaları halinde, işçilerin arasına girecek uygun bir dedektifi anında bizden temin edebilirler. Böyle çarelere zamanında başvurmak ve baş asileri yok etmek, daha kötü durumları önlemek için yararlıdır, saygılarla W.A & R.A Pinkertons, New Yor & Şikago".
Yani burada özel ordu kuran bir şirket vardır. Bu özel orduya fakirlerin yüzlerini karartan ve ücretlerini yaşamak için gerekli olan sınırın altına indiren adamlar tarafından komuta edilmektedir. Bu özel ordu gerekli duyulan her yere götürülebilmektedir. Önce Hocking Valley'de aç işçileri bastırabilmek için; sonra Nebraska'ya grev yapan maden işçilerini kurşunlamaya götürdüler. Daha sonra doğuya, Fabrika işçilerinin grevlerini kırmak için. Bu örgüt, ülkenin her köşesine gönderilmektedir hatta, asi elebaşları saptamak ve ilgilenmek için (!) işçi örgütlerine bile sızmaktadır. Bu da, sayın başkan, düşüncelerini söyleyen, kendini savunma cesareti gösteren bir işçinin eğer yasaların çiğnenmesi provokasyonuna düşmeyip komplocu olarak mahkeme önüne çıkarılamazsa bile en azından elebaşı olarak kapı dışarı edilmesi demektir. Bu durum mahkemede bir çırpıda halledilmektedir ve böylece grev sona erdirilmiştir. Monopolistler zafer kazanmış, Pinkertons yaptıkları iş için paralarını almışlardır.
"Tatbikatın sonunda tümenler savaş pozisyonu aldı ve bölükler, taburlar sıra sıra ateş ettiler. Tatbikat komutanlar açısından şerefli bir sonla bitti ve gerekli olduğu anda bunlar sokaklarda çok önemli hizmetler göreceklerdir. Albay Knox, safları 400 kişiden 800'e çıkarmak istiyor, işadamları bu örgütle özel olarak ilgilenmekte milisin gerekli görüldüğü anda ayak takımını halledecek hale getirmeye uğraşmaktadırlar." Bu yazı, minnettarlık günü dolayısıyla yapılan manevradan bir gün sonra "Times" gazetesinde yayınlandı. Bir hafta sonra "Enternasyonal"deki Amerikalılar grubunun East Randolph Street'te düzenlediği kitlesel toplantıda karım Mrs. Lucky E. Parsons baş konuşmacı olarak milis konusuna değindi:
Stars ve Strips'lerin bayrağı altında milislerin uygun adım seslerini duyan başka ülkelerdeki ezilenler ne düşünmüşlerdir? Bu bayrağı çeken ve onun altında tüm dünyanın ezilenlerinin koruma bulacağını ilan edenler ne düşünmüşlerdir? Buna karşı Amerika'da iki milyon yurtsuz gezici işçilerin karşı adımlarının sesini duyuyoruz; çalışma gücü yerinde, istekli ve ailelerine ekmek parası kazanmak isteyenlerin adımlarını. Ne oluyor bu memlekette? Kıtlık mı geçirdik? Ürünler çürüdü mü? Bunlar biz üreticiler, ezilenler için ciddi sorulardır.
Şu memleketin zenginliğine bir göz atın! Son yirmi yılda 20 milyar dolardan fazla arttı. Bu zenginlik kime akmıştır? Tabii üreticilerine değil, çünkü o zaman sokak manevraları gereksiz olurdu. Ülkenin nüfusu 55 milyondur ve bir istatistik bir karşılaştırma yalnızca New York, Philedalphia, Bostan'da 20 kişinin 750 milyon dolar serveti olduğunu göstermektedir. Nüfusun 3 milyonda birini oluşturan bu 20 kişi, işçi sınıfının ürettiği büyümenin yüzde 26'sına sahiptirler.
Böyle bir yağmayı koruyan, yağmaya yardım eden, bu şekilde halkı bedbaht eden bir hükümet, adı ister Cumhuriyet, ister Monarşi olsun sahtekardır. Amerikan arması da diğerleri gibi ekonomik despotizmi korumaktadır. Peki çok meşhur Amerikan özgürlüğü nedir? Geçmiş nesillerde tüm denizlerde özgürlüğün sembolü olarak dalgalanan bayrak ve sancak bugün monopolistlerin amblemi olmuştur.
Ya Amerikalı işçiler? Özgürlük ve bağımsızlığın ne olduğunu unutmuş görünüyorlar. Seçim günleri haykırmaktan sesleri kısılıyor. Ne için? Efendilerin seçebilme Özgürlüğü (!) için. Zavallı Amerikan bağımsızlığı (!) Milyonlarcası nasıl bir yatağa, hatta çorbaya sahip olabileceklerini bilemiyorlar. Seçim sandığı bu durumda neye yarar? Bununla bir insan ekmek, elbise, ev ya da iş alabilir mi? Amerikalı ücretli kölelerin özgürlüğü neden oluşuyor? Her yerde fakirler zenginlerin kölesidirler ve seçim sandığı ne açlığa, ne de milis kurşununa karşı garanti değildir. Buna karşılık ekmek özgürlüktür, özgürlük de ekmek.
Oy pusulası Şikago'da sokak çatışmalarına hazırlananların kurşunlarına karşı siper değildir. Oy pusulası güncel koşullar altında endüstri köleleri açısından değersizdir. Victor Hugo'nun dediği gibi, zenginlerin cenneti, fakirlerin cehenneminden oluşmuştur, işçiler yasalar ve düzenden dolayı aç kalmaya karşı gelirlerse, düşünmeye ve eyleme başlarlarsa, o zaman milis v.s. sokak çatışmalarına hazırlanmaktadırlar. Sömürücüler fırtınanın geldiğini görüyorlar. Zenginliklerini ise neye mal olursa olsun ellerinde tutmak istiyorlar.
Sayın başkan şimdi bu konuşmada anayasaya, yasalara karşı bir cümle, ya da konuşma, toplanma veya kendini savunma hakkına halel getiren bir açıklama var mı? Tasavvur edin; 1. Milis taburu sokak çatışmasında dört köşeden dört ayrı sokağın temizlenebileceğinin provasını yapıyor. Sokağı kimden temizlemek istiyorlar? "Tribüne" ve "Times" söylüyorlar; "Mobs"lardan, Mobslar kimler mi? işçiler, yaşam şartlarından memnun olmayan kadın, erkek işçiler. Acından ölme ücreti için çalışan ve birkaç cents için grev yapan insanlar. Mob işte bunlardır ve bunlara karşı sokak çatışması eğitimi yapılmaktadır.
1. Tabur en yeni Winchester tüfekleriyle donatılmış 1000 kişilik mevcudu ile geliyor. Diğer tarafta silahsız Mob. Çünkü bir winchester tam 18 Dolardır. Bizim ordu kuracak olanaklarımız yok, çünkü bunun için bir sanayi dalı kurmak kadar sermayeye ihtiyaç vardır. Peki işçiler ne yapabilirler? Sayın başkan bir dinamit bombası 6 Cents'tir. Herkes yapabilir. Bundan dolayı ben suçlu muyum? Bunu insanlara söylediğim için mi beni asacaksınız?
Bana bombalı suikastçı diyorlar. Neden? Bir kere bile olsun dinamit kullandım mı? Hayır! Elimde bulundurdum mu? Hayır. Bu konuda fazla bir şey biliyor muydum? Hayır! Peki buna rağmen bana neden bombalı suikastçı diyorlar? Size anlatacağım. 15. yüz--yılda barut dünya tarihinde yeni bir çağ açtı. Bu çağdaki şövalyelerin zırhlarının, kaçakların, haydutların sonu anlamına geliyordu. Geçmişte yol kesenin kurbanı olan, kendine güven veren mesafeden bir kurşunla haydudun karnını deşebiliyordu. Barut demokratik bir gereç oldu. Bu eşitlemeden dolayı Cumhuriyetçilerin aracı oldu ve yanı zamanda iktidarı kendine doğru çekmeye başladı. Bunun sonucu olarak da, asilzadelerin, kralın kısacası halkı soyanların, hor görenlerin, yok edenlerin iktidarı azaldı.
Günümüzde de dinamit insanın insan üzerindeki egemenliğinden, kölelikten kurtaracak araç olmuştur. (Bu anda Mahkeme huzursuzluk başladı) Biraz sabırlı olun. Dinamit şiddetin yaygınlaşmasıdır. Demokratik bir silahtır ve herkesi eşitler. General Sheridan'in dediği gibi; "Artık silahların kıymeti yok" Bu yeni buluşla baş etmeleri olası değildir. Pinkertons'lar, Polisler ve askerler bu silaha karşı çaresizdirler. Artık halka bir şey yapamazlar! Dinamit eşitlemedir, nihilisttir. Şiddetin yayılmasıdır. Baskının yıkılmasıdır. Otoritenin yıkılması barışın doğuşudur. Dinamit barışçıdır ve insanın en iyi, en son dostudur. Dünya'da azınlığın çoğunluk üzerindeki egemenliğini kıracaktır; çünkü nihayetinde her yönetim, tüm yasalar şiddettir. Her şey güçlülük esasına dayalıdır. Güç, tüm evrenin, doğanın yasasıdır. Ve yeni yapılan buluş tüm insanları eşitlemektedir. Yanlış anlaşılmaya olanak vermeden konuşuyorum, anarşist, sosyalist, ücretli köle ve işçi olarak konuşuyorum. Fakat benim görüşlerimden dolayı beni Haymarket olayından sorumlu tutmak olası mıdır? Ben Anarşist olarak yargılandım ve mahkum edildim. Anarşistleri şiddet kullanmakla suçluyorsunuz. Kendi ağzınızdan söylediklerinizle belanızı bulun!
Mevcut toplum düzeni şiddet temelinde kurulmuş, şiddetle ayakta kalmakta, varlığını sürdürmektedir. Günümüzdeki kapitalist sistem, asker ve polislerin süngü ve coplan olmasa 24 saat bile ayakta kalamaz. Hayır sir 24 saat bile kalamaz! Çünkü biz bu düzeni reddediyoruz! Bu düzene karşıyız! Aynı zamanda protesto ediyoruz! Çünkü siz ve iddia makamı aslında kendilerinin suçuyla bizi mahkum etmektedirler.
Ezop'un masalındaki eski öyküdür bu. Koyun ırmağın altında, kurt üst tarafındadır. Su yukarıdan aşağıya akmaktadır ama kurt şöyle der: "Suyumu bulandırma!" Koyun "Ben aşağıda iken senin suyunu nasıl bulandırabilirim?" "Fark etmez"der kurt. "Et ettir" Daha sonra koyunu yiyor. Kapitalistler ve Anarşistler arasında da durum böyledir. Kendi yaptığınız şeylerle bizi suçluyorsunuz ve biz buna karşı protesto ediyoruz. Ve şiddet üzerine dayalı her kurum en sonunda kendini yargılar. Bunun tüm delilleri ortadadır.

(1) John Brown köleliğe karşı aktif savaşmış biri. "John Brown mezarda .yatıyor, fakat ruhu yürüyor" şarkısı onu anlatmaktadır.

(2) Engel burada tanınmış Alman Anarşist August Reinsdorf'u idam sehpasına gönderen ve Ocak 1885'te suikasta kurban giden Frankfurt polis şefi Rumf'u kastediyor.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Uzaktan
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Kaos GL
Anarkismo
Anarşiv
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız