Tarih kazananların propagandasıdır.

Ernst Toller

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 1

Seks-pol yeniden Yazar : Gönül Sever

Seks-pol, ilk kez Wilhelm Reich tarafından ortaya atılan bir kavram. Psikanalizle Marksizm'in sentezi peşinde koşan Wilhelm Reich, uluslararası Psikanaliz Derneğinin tutucu üyelerine karşı geliştirdiği muhalefetin bir parçası olarak 1930'larda Berlin'de yaygın olarak "seks-pol" olarak da bilinen "Cinsel Politika Derneğini" kurar. Reich'ın bütün kitapları Türkçe'ye çevrilmiş durumda ve görüşleri oldukça iyi biliniyor.* Burada çok kısa değineceğiz.
Reich'ın Marksistliği sadece metodolojiyle sınırlı bir Marksistliktir (Freud'çuluğu da öyle) Ekonomik determinizmi kabul etmediği gibi, "proletarya diktatörlüğünü" de reddeder. Bolşevikleri başlangıçta "cinsel politika" alanında cesur, deneysel tutumları nedeniyle destekler. Eşit işe eşit ücret, politik eşitlik, boşanma ve kürtaj hakkı gibi devrimin kazanımlarını selamlar, öte yandan, bürokrasinin kurumlaşmasıyla atbaşı giden ve Stalin'le ayyuka çıkan otoriter, tutucu yapılanmaya da şiddetle karşı çıkar. Reich'ın temel kaygısı "özgürlüktür". Bu yüzden temel kaygısı "iktidar" olan Marksizm'in ana gövdesiyle sürekli çatışma içindedir. Kitapları Sovyetler Birliğinde de yasaktır. Görüşleri yüzünden Alman Komünist Partisinden de kovulur. Ona göre ekonomik alanda yapılan devrim yetersidir, ancak bir ilk adımdır. "Özgürlükçü" kültürü kurumsallaştıracak bir cinsel devrimle desteklenmezse bürokratlaşma kaçınılmazdır. Reich'ın bu görüşleri, Marksizm içinde Rosa Luxemburg, Clara Zetkin ve özellikle de Kollontai ile uyum içindedir. Ne ki, tümü de kadın olan bu isimler Marksizm içinde marjinaldir. Bir yanda Kautsky'nin Weimar cumhuriyetini kuran babayani sosyal-demokrat partisi, diğer yanda Kollontai'ı "bahriyelisiyle yetinsin" diye aşağılayan Lenin. Zetkin'in sosyal- demokrat parti içinde kadın sorununu tartışmaya açmasına Lenin'in nasıl köpürdüğü iyi bilinir. Lenin Zetkin'i devrimci görevleri unutmakla suçlar. Ona göre kadın sorunu devrimden sonraya ertelenmeliydi. Zetkin de Marksizm'in "erkek" söylemi içinde sıkışmış olduğundan savunmaya çekilir.
Bolşevik iktidarında cinsel politika alanında olumlu ne varsa Kadın Bakanı olan Kollontai'nin imzasını taşır, Lenin "işçi muhalefetini" tasfiye sürecinde Kollontay'ı bakanlıktan alıp uyduruk bir büyükelçilik göreviyle sürgüne gönderince bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Ailenin tasfiyesi yönünde atılan bütün adımlar durduruldu, aile yeniden restore edildi. Stalin döneminde on çocuk doğuran annelere kahramanlık madalyası verildi vs.
Marksizm'i "erkek" olarak nitelememiz okuyucularımıza aşırı gelebilir. Ama öyleydi. Özgürlükçü insanların Marksizm içinde marjinal kalmaları tesadüf değildir. Marks kızıyla yaptığı oyun-söyleşide "erkekte en büyük erdem olarak güçlülüğü, kadında en büyük erdem olarak zayıflığı" gördüğünü söylüyor. Marks gibi bir adamın bu "samimi" itirafının mutlak teorik bir arka planı vardır. O da tarihselciliktir. Engels devlet-aile-özel mülkiyet arasındaki ilişkiyi - eksik olmakla birlikte- iyi saptıyor. Ancak, "uygarlığa" yani devletli, aileli, özel mülkiyetli yaşama geçişi tarihsel olarak olumlu buluyor. Bu uygarlık övgüsü, Marksı Hindistan'daki İngiliz sömürgeciliğini hatta Kuzey Amerika'da Kızılderili jenosidini desteklemeye kadar götürüyor. Komünist manifestoda burjuvaziye düzülen övgüler de ortada. Güçlülükle simgele-şen erkek ve zayıflıkla simgeleşen kadın kimlikleri uygarlığın önde gelen görüngülerinden biri. Adı Platon ve Hegel'le birlikte anılması gereken bu uygarlık ve tahakküm savunucusunun kızına verdiği cevaplar fikirleriyle tam bir uyum içinde. Marksist söylem içerisinde, Zetkin'den "kadın sorununu" devrim sonrasına bırakmasını isterken ya da Kolontay'a "bahriyelisiyle" yetinmesini söylerken Lenin haklıydı. Keza Reich da komünist partiden atılmayı fazlasıyla hak etmişti. Çünkü bütün bu isimler Marksizm'e göre tarihsel olarak- fi tarihinde- çözülecek olan sorunu iradeleriyle çözmeye kalktılar. Halbuki, örneğin aile ve cinsiyetçiliğin "sosyalist anavatanın" savunulması için daha başka bir sürü kurum gibi (devlet, ordu, polis, gizli polis) "güçlendirilmesi" gerekirdi.
. Reich'ın kendisini Marksist olarak tanımlamasında Marksizm'in -ne yazık ki- anarşizme düşünsel üstünlük kurarak sosyalizm alanını işgal etmesinin de payı büyük. Özellikle Reich'ın yaşadığı Almanya'da durum böyle. (Not: Bu vakıa Mark şistlerin haklı, anarşistlerin haksız olduğunu göstermez. Sadece o devirde Marks ve yandaşlarının daha iyi retorikçiler olduğunu gösterir. Ayrıca tartışmaların "tahakküm kültürü" içinde ve onun "diliyle" yapıldığı da unutulmamalı. Yani anarşistler maça yenik başlamışlardır üstelik de deplasmanda oynamaktadırlar. Nitekim, Sovyetler Birliği gerçeğinin ( kuruluş, işleyiş ve yıkılış) netleşmesiyle birlikte, örneğin Bakunin'in Marx'la tartışma içinde geliştirdiği argümanların doğruluğu kanıtlanmıştır. Artık Marksizm'in "sosyalizm" alanından kovulma süreci başlamıştır. ) Bir diğer faktör de "bilimin" otoriter karakterini kavrayamamış olmasıdır. Ayrıca "cinsel devrimin" programını oluşturma iddiası da Marksistliğinden ve bilimselliğinden kaynaklanan talihsizliğidir. Bilimin bir "kurum" olduğunu, "gayrı-resmi" bir bilim olamayacağını görememiştir. Onun bilim, saplantısı hayatının son döneminde ölçülebilir, depolanabilir, bütün hastalıkların özellikle de kanserin tedavisinde kullanılabilir orgon (yaşam enerjisi) iddiasında kendisine trajik bir son hazırlamıştır.
Reich Freudçu kavramlarla düşünmüş ama farklı sonuçlara varmıştır. Freud gibi otoriter kişilik organizasyonunu mutlaklaştırmamış bunu aşmanın yolları üzerine kafa yormuştur. Bugünden bakıldığında Reich'ın Cinsel Devrimin hedefleri olarak önerdiklerini çoktan aşılmış şeyler olarak görebiliriz. Reich'ın talihsizliği cinsel devrimi programlaştırmasındadır derken bunu kastediyoruz. Reich ana sorun olarak cinsel dürtülerin bastırılması, yok sayılması, çok katı kurallar içine alınmasını görüyordu. Bu durum hastalıklı otoriter kişilikler yaratıyordu, "insanlar bir kez cinselliklerini dışa vurup yaşamaya başladıklarında otoriter kişilik yapıları çökecek, sağlıklı tepkiler veren insanlar da ekonomik ve toplumsal düzeni yaşamın kaynakları olan sevgi, bilgi ve çalışma temelinde yeniden inşa edeceklerdi." Batı toplumlarında sorunun artık "bastırma" olmadığı ortadadır, ama Reich'ın vaat ettiği "sağlıklı kişilikler" ve "sağlıklı toplum" ortada gözükmüyor. Reich'ın fikirleri doğrultusunda bir "cinsel devrim" 68 sonrası gerçekleşmiştir. Ancak, özgürlük sorunu daha da çetrefil hal almıştır.
Cinsellik ilk kez Reich'la birlikte politik etkinliğin bir alanı olarak tanımlandı. Ancak, gerek dönemin havası, gerek ilk olmanın dezavantajı gerekse Marksistlerin ambargosu sex-pol düşüncesinin taraftar bulmasını engelledi. Derneğe gelenler de Reich'ın tanımıyla "orayı üstü açık genelev" gibi görenlerdi.
Bu arada "cinsiyetçiliğe" karşı mücadele de kendi mecrasında ilerliyordu. Yukarıda Marksizm içinde Zetkin ve Kollontay'ın cinsiyetçiliğe karşı başarısız mücadelesini andık. Üst-orta sınıf kadınlar arasında da Sufrajet hareket taban buldu. Talepleri kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinden ibaretti. Ancak gerek yalnızca kadınlardan oluşmaları gerekse işi sabotajlara kadar götüren militan bir hareket olmaları dolayısıyla feministlerin ataları olarak görülürler. Emma Goldman anarşizm içinde cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyi başlattı ve başardı! Modern feminist düşüncenin de kurucuları arasında adı geçen Goldman'dan sonra anarşist hareket "feminist" bir karakter kazandı. Bu doğaldı çünkü anarşizm tahakkümün bütün biçimlerine karşı olmayı gerektiren bir ahlak felsefesidir ve anarşistlerin tarihselci bir bakışları olmadığından kadın sorununun çözümünü geleceğe havale edemezler. Anarşist hareket içinde hala bazı maço öğeler olduğunu inkar etmiyoruz ancak anarşist ahlak açısından "maşizm" gayrı-meşruyken "feminizm" meşrudur. Sufrajet hareketin başarısı ve kadınların siyasal haklarını almalarından sonra kadın hareketi duraklama devrine girdi. "Siyasal haklar" kadınların konumunda fazla bir değişiklik yaratmadı. (Goldman uyarmıştı) 68 başkaldırısında hem "sex-pol" hem de "kadın hareketi" patlama yaptı. Cinsel devrimle cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin tarihi buluşmasıydı. Artık cinsiyetçiliğe karşı mücadele de "sex-polun bir parçası haline gelmişti.
Kadınlar verili cinsel kültür değişmedikçe kurtuluşun olanaksız olduğu görüşünü giderek daha fazla savunur oldular. Cinsiyetçiliğe karşı mücadele kulvarında güçlü bir hareket daha belirdi: Eşcinseller. Genel başkaldırı dalgası onları da sarmıştı ve bu ortamda "dolaplarından çıkmaya" karar verdiler. 68 Paris'inde ilk gösteri kız erkek öğrenci yurtları birleştirilsin talebiyle başlamıştı. Öğrencilerin istekleri arasında "Reich'ın kitaplarının okullarda ders kitabı" olması da vardı.
Ne ki, bu flört kısa sürdü. Cinsel devrim Reich'ın çizdiği çerçevede başarıya ulaşmış ama kadınların yaşamında köklü bir değişiklik olmadığı gibi bazı açılardan durum daha da kötüleşmişti. Aile kurumunun parçalanmasının kendi başına devrimci bir anlamı olmadığı ortaya çıktı. Kapitalizm pekala ailenin işlevlerini değişik kurumlara dağıtarak da varolabileceğim kanıtladı. Çocuk yetiştirmeyi yuvalar, ekonomik dayanışmayı sosyal güvenlik sistemine, ideoloji üretimini medyaya, okul öncesi eğitimi ana okulların devretti. Ailenin üretim işlevi zaten en başından ortadan kaldırılmıştı. Tüketici potansiyeli olarak atomize birey aileden daha çekiciydi-Ailenin tahribiyle birlikte talep artışı olan seks de bir endüstriyel patlamaya maruz kaldı. Kadın vücudu genel bir imge olarak kullanıma sunuldu. Eskiden kadın yalnızca tek bir erkeğin kullanımındaki cinsel metayken, cinsel devrimin başarıya ulaştığı oranda bütün kadınlar bütün erkeklerin objesi haline geldi. Kadın bütünüyle kuşatıldı, zorunlu çalışma düzeni içine sokuldu (üzerindeki ev işi yükü de aynen devam etti) eskiden aile içinde sahip olduğu iktidar alanları da elinden alındı.
Sex-pol'ün ikinci başarısızlığının nedenleri ney-.di? En önemli eksiklik "cinsel devrimle" toplumsal devrim arasındaki bağın yeterince güçlü vurgulanamamasıdır. izole bir aile eleştirisinin devrimci bir anlamı olmadığını yukarıda açıkladık. Cinsel potansiyellerin dışa vurulmasının da kendi başına devrimci anlamı olamaz. "Erkek" ve "kadın" kimlikleri aynı kaldığı sürece serbestçe dışa vurulan cinsel potansiyeller erkeğin kadın üzerindeki tahakkümünü pervasızlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Cinsellik alanındaki ana sorun da yanlış tespit edilmiştir. Ana sorun cinselliğin bastırılması değil Foucoult'nun parlak bir biçimde ortaya koyduğu gibi egemen söyleme tabi kılarak maniple edilmesidir. Bu durumda cinsel potansiyellerin serbestçe dışavurumu "cinsel devrimin" kendisi değil olsa olsa bir ilk adım olabilir. Bu ilk adımın Avrupa'daki faturasını görünce "istemez teşekkürler" demek zorunda kalıyoruz.
Faturayı görünce feministler de haklı olarak "istemez teşekkürler" dedi. Cinsiyetçiliğe karşı mücadeleyi içermeyen bir cinsel özgürlük hareketinin devrimci olamayacağı gün gibi ortada. Öte yandan feministler de kendi açmazlarını görmek zorundalar. En önemli açmazları da anti-seksist erkeklerle ortak hareket zeminini reddetmeleridir. Cinsiyetçiliğe karşı mücadele de kendi başına devrimci olarak tanımlanamaz. Kapitalist sistem ve devlet için karar mekanizmalarının başındakilerin cinsiyet olarak erkek olmaları gerekmez. "Erkek gibi davransınlar yeter!" iktidar mevkileri için erkek egemenliğine karşı mücadele eden bir feminizm devrimci olamayacağı gibi, bazı kadınları iktidara taşısalar bile sonuçta gerek iktidar mevkilerini elde ediş gerekse mevkinin gereklerini yerine getiriş ve iktidar konumunu muhafaza ediş süreci yarışma - çatışma - tasfiye - tahakküm türünden erkek 'davranışlarını içerdiğinden erkek egemenliği kadınlar eliyle sürdürülecektir.
Çözüm "yeniden sex-pol"dür. Bu kez daha önceki hatalarını tekrarlamadan. Anarşist bir toplumsal devrim gerçekleşmeden "özgür cinsellik" yaşanamaz. Özgürlük bir bütündür ve hayatın bütününün yeniden organizasyonunu gerektirir. Kısmi özgürlük olamaz. Sorunu Marksistlerin yaptığı gibi devrim sonrasına ertelemek değildir bu. Anarşist toplumsal devrim mikro düzeyde "hemen şimdi, burada" başlar. Öte yandan toplumsal devrim projesi "özgür cinselliği" gündemine almıyorsa bir ayağı topal olacaktır. Otoriter kişilik yapıları korunarak "yeni" bir toplumsal organizasyon ger-
çekleşemez. Cinsellik alanını denetleyen insan ruhunu, kişilikleri ve davranışlarını da denetler. Devlet, din, medya, bilim, tıp gibi otoriter kurumların bu alana ilgisi nedensiz değildir. "Cinsel devrim'in devrim adını hak edebilmesi için bu kurumları hedef alarak yaygınlaşması gereklidir. Gerek Reich'ın gerekse 68'lilerinhatası "bastırma"nın, geleneksel formda tutucu baskıların ortadan kalkmasının "özgür" bireyleri yaratacağını ve bu bireylerin "yeni" bir hayat kuracağını ummalarıdır. Yapılan bir tür indirgemeciliktir. Psikolojik süreçler toplumsal yaşamın ana belirleyicisi olarak sunulmaktadır. Bu doğru olmadığı gibi, alan da doğru tahlil edilmemiştir.
"Seks-pol"ün kapsamı nedir ve hangi güçlere dayanılarak hayata geçirilecektir. Kilit sorun cinsiyetçiliğin tasfiyesidir. Otoriter cinsel ahlak da büyük ölçüde cinsiyetçilik temelinde yükselir. Her alanda olduğu gibi bu alanda da tahakkümden acı çekenler ön plandadır. Kadınlar, eşcinseller ve gençler. Öte yandan anti-seksist erkekler de hareketin bir parçasıdır.
Reich'ın yaptığı hataya düşmüyoruz. Seks-pol'ü bir programa hapsetmeyeceğiz. Türkiye coğrafyasında hepsi de hayati öneme sahip bir dizi mücadele alanı var seks-pol kapsamında. Başlık parasından genel evlere, cinsel tacizden bekaret kontrolüne hemen hepsi haftalık haber dergilerinde ıcığı cıcığı çıkarılmış, ama örgütlü bir seks-pol hareketi olmadığından gündelik hayat içinde olagelmeye devam eden bir dizi sorun. Seks-pol örgütlenmesinde her biri kendi bağımsız örgütlenmesine sahip kadın inisiyatifleri, eşcinsel inisiyatifleri ve anti-seksist erkek inisiyatiflerinin birlikte hareketini öngörüyoruz.
Anarko-feministlerin Duygu Asena türü feministlerle birlikte yapabileceği hiçbir şey yoktur. Tam tersine bu tür feministlere karşı mücadeleyi erkek egemenliğine karşı mücadelenin bir parçası olarak görüyoruz. Bize göre Duygu vajinası olmasına rağmen toplumsal konumu itibarıyla bir "er-kek"tir. Keza kaymakam olmak isteyen ama engellenen (vah vah) kadınlarla dayanışmayı da hiç düşünmüyoruz: Mücadelelerinde başarılı olurlarsa gözlerini oymayı düşünebiliriz. Öte yandan anti-seksist erkekleri yoldaşımız olarak görüyoruz. Bu yoldaşlık yalnızca anarşizm bağlamında değil seks-pol bağlamında, cinsiyetçiliğe karşı mücadele bağlamında da bir yoldaşlıktır. Buradan feminist eleştiriyi anarşist harekete taşımayacağız anlamı çıkmaz. Tam tersine en ciddi işlevlerimizden biri bu olacak.

Sonuç: Şimdilik bir sonuç yok. Bu bir başlangıç yazısı, seks-pol tartışmalarına başlangıç yazısı. Sonuca hep birlikte ulaşacağız.

  Etkinlik Takvimi
Kasım
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930   
Ekim Aralık


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

CNT-FAI
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Amarrado a la Cadena
Diğer

  Linkler
Kaos GL
Kara-Kızıl Paris
Dergi Pan [anarşist e-dergi]
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız