Kapitalist toplum o kadar kötü örgütlenmiştir ki, çeşitli üyeleri acı çekmektedirler: aynen nasıl ki bedeninizin bir yerinde ağrınız varsa, tüm bedeniniz ağrır ve hasta olursunuz... Benzer şekilde bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılıktan, baskı altında tutulmaktan veya göz ardı edilmekten muaf olmaz. Bunu yapmak, ağrıyan dişinizi göz ardı etmek demektir : sonunda da tamamı ile hasta olursunuz

Alexander Berkman

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Ateş Hırsızı - Sayı 1

Bir gün Yazar : Can Burak

Saatin çalmasıyla uyanırsın sabahları. Ya da dışarıdan gelen bir ses, belki de annenin dürtmesi; ama yataktan kalkarsın sonuçta.. Sabahın körü olması gerekmez. Ama uyanırsın. Miskin miskin kalkarsın. İşe yetişmen gerekiyordur, aceleyle fırlarsın. Elini yüzünü yıkarsın. Yıkamak zorunda değilsin. Sabah kahvaltını edersin, her sabah etmen tabii ki gerekmez. Özel bir gün, tatil ya da bayram günü değilse dışarı çıkman muhtemel. Okul, iş, kahve, aylaklık ya da bir buluşma. Nedeni ne olursa olsun dışarı çıkarsın. Yaşadığımız toplumda işe gitmek için evden çıkar insanlar genellikle. Ve yine genellikle sabahın erken saatlerine denk düşer bu çıkış. İsteksiz olursun kapıdan adımını attığında, ama çıkman gerekir. Böyle hissedersin. Para kazanmak zorundasındır. Fiziksel varlığını devam ettirebilmek ve dünya nimetlerinden az buçuk çöplenebilmek ancak para karşılığı yapılmaktadır. Yaşamak için para zorunlu. Bugün böyle. Dilenebilirsin, çalabilirsin ya da çalışırsın. Genellikle çalışılıyor. Daha doğrusu iş yapılıyor. Bilinen anlamda bir iş yapmayabilirsin. Ama dilenmek gibi, para kazanmak için yapılan tüm eylemler iştir.

Sözün kısası, sabah kalktıktan birkaç zaman sonra işyerinde bulursun kendini. Bu "birkaç zaman", senin gibi suratsız insanların, senin yaptığın gibi işe ulaşmak için geçirmek zorunda oldukları bir zamandır. Suratsızdırlar, zira kimse isteyerek işe gitmez. Elde zorunluluk var.

"İşyeri" diye tanımlanan bu mekâna ulaştığında, başlarsın "çalışmaya". Senin gibi yaptığı işle uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlarla birlikte vida sıkarsın; bordro tutarsın, simit satarsın, muhasebenin ilkelerini ezberlemeye çalışırsın. Yaptığın "üretim" diye tanımlanır. Nedenini niçinini bilmen gerekmez, üretmen gerekir. Birisi için, devlet ya da toplum için üretmen gerektiği söylenir. Senin açından, o üretilenleri kullanabilmen için, adı geçen gereklilik, zorunluluktur artık. Çalışma eylemin var olan yapıda, zorunlu hale gelmiştir. İstediğin zaman ve istediğin kadar çalışamazsın, belirlenen süreler içinde iş görmek durumundasındır ve karşılığında "bedelini" alırsın. Değişik biçimlerde ya da miktarlarda olsa da aldığın şey sonuç olarak senin bedelindir, para olarak ifaden.

Bu mekandan çıktığında 24 saat olarak belirlenen günün yarısını tamamlamış olursun. Eve ya da istediğin başka bir yere ulaşmak için, senin gibi bezgin insanların, senin yaptığın gibi, yine "birkaç zamanlık" süreye katlanmaları gerekir. Bezgindirler, zira çalışmak zorunda olmak ya da zorunlu çalışma, öldürmese de süründürür. Bu belayı da atlattığında 24 saat olarak tanımlanan gün içersinde mekanik saat 20'yi gösterir. Bir günün 1/3'lük süresini uyumak eylemine ayırdığında önüne kendine ayıracak 4 saatlik bir süren vardır. Ne yapacaksan, ne istiyorsan bu sürede yapacaksın. Sevmen, eğlenmen, başka insanlarla iletişim kurabilmen bu süre içinde gerçekleşecek. Bütün katlandıkların bu kadarcık süre için değil miydi? Yaşa... Koskoca 4 saat. O pek yücelttiğin çağın gereklerine uy ve hızlı yaşa. Zira hayatın böyle "bir gün'lerin toplamı. 50 yıllık bilinçli yaşamın içinde toplam 5 yılı aşmaz sana ait olabilecek süre. Aşmaz ya, istediğini de yapamazsın bu sürede. Yapacakların belirlenmiş ve sınırlanmıştır, önündeki seçenekler sonsuz değildir. Televizyon seyredersin, kumar oynar ya da içki içersin. Eğlence biçimleri de öyle çok çeşitli değildir. Bu 4 saati kesip atamazsın başkaları için harcadığın zamandan. Kenetlenmiş bir yapıdan parçayı koparıp atmak, hem de tek başına, biraz zor. Yapı buna izin vermez.

Bu işkenceye neden katlanırsın? Zorunlu mu köleleşmen, yoksa istemeyi beceremeyen sen misin suçlu?

*Bu makale, KARA dergisinin 2. sayısından alınmıştır.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Gacı
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Çorlu'dA
otonomA
Dergi Pan [anarşist e-dergi]
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız