Her emir özgürlüğün suratında patlayan bir tokattır!

Michail Bakunin

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 2

Yeniden Bakunin Yazar : Mikail Mahlas

l Temmuz 1876'da Mikhail Bakimin hu dünyayı terketti. Onun düşünceleri ve eylemleri anarşist hareket içinde apayrı bir geleneğin başlatıcısıydı. Bakimin anarşizmin asi-savaşçı geleneğini temsil ediyordu. Bugün anarşizm tüm dünyada küllerinden yemden canlanıyor, kara bayraklar yeniden sokaklara çıkıyor. Baskı ve tahakküm zafer sarhoşluğuyla toptan bir saldırıya girişirken anarşist geleneğin temsilcileri geçmişten aldıkları olumlu, olumsuz bir çok dersle Bakunin geleneğini yeniden hatırlatıyorlar. Bu hazırlık anarşist bir örgütlülüğün yaratılması çabasıdır. Bakunin'in hayatı ve isyankarlığı bize oldukça zengin deneyler sunuyor.
Evet, o bir anarşistti. Ama o anarşizmi masa başında düşünüp zaman geçirmedi. Barikattan barikata, isyandan isyana koştu, bir anarşist gibi ölümünün peşinden- gitti. Onun hakkında Marxistler ataları Marx'ın da yaptığı gibi türlü yalan ve spekülasyon üretmekteler. Birinci Enternasyonal'de Marxizm "politik taktikleri" bugüne kadar Marksistler aracılığıyla dünyaya bilinçli bir yalan, karalama kampanyasıyla devam etti.
Bakunin'i Marxistlere karşı savunmak gibi giilünesi bir amacımız yok. Çünkü Bakunin yaşamı ve eylemiyle, masa başı adamı Marx'a ve onun tilmizlerine gereken cevabı veriyor. Bilsinler ki, Bakunin yaşıyor, yaşayacak.
19. yüzyılın anarşistleri arasında Bakunin'in apayrı bir yeri vardır. Godwin, Stirner, Proudhon, Tolstoy gibi dönemin önde gelen kişilikleriyle karşılaştırıldığında Bakunin bir düşünürden önce bir eylemci, bir asidir. Bir örgütçü, propagandacı ve savaşçıdır. Anarşizmin büyük bir düşünsel ve kültürel çeşitliliği vardır. Ancak bütün bu gelenekler içinde Bakunin'le başlayıp Malatesta, Mahno, Durruti gibi kişiliklerde devam eden asi-savaşçı geleneği ayrı bir yer tutar. Şimdi bu geleneğin köklerine, Bakunin'in yaşamına bakalım.
O, dönemin tüm radikal düşünürleri gibi monarşiye, aristokrasiye karşı mücadele içinde yetişmiş bir aydınlanma çağı çocuğuydu. Edebi romantizmin, Alman metafiziğinin, Fransız radikal düşüncesinin etkisinde yetişti. Daha sonra Proudhon ve Marx ile karşılaştı. 1830 ve 1848 devrimleriyle Bakunin, başkaldırı ruhunu ve hissini yaşadı, kendi sözleriyle, yeniden doğumunu yaşayıp devrim idealine bağlandı. Bakunin'in bundan sonraki yaşamı devrim tutkusu, yıkım dürtüsü ile içice bir yaşamdır. Nerede bir ayaklanma, nerede bir kargaşa varsa Bakunin oradadır. Slavlar bağımsızlık için despotizme karşı harekete geçtiğinde, Bakunin'i, özgürlük mücadelesini sınırlarına dek götürmek için çabalarken görürüz. Ayaklanma içinde Bakunin radikal cumhuriyetçilikten anarşizme yaklaşmaya başlar ve yıkıcı düşünceyi formüle eder. İlk ve en önemli yazılarından biri olan Almanya'da Reaksiyon' da şunları yazmaktadır: "Bir nitel dönüşüm olacak, yepyeni bir yaşam, hayat, doğuran bir başlangıç, yepyeni bir cennet, yepyeni bir dünya, mevcut tüm rahatsızlıklarımızın uyumlu bir bütün içinde çözüleceği yeni ve güçlü bir dünya." Ve bugün en çok bilinen sözleriyle şöyle devam eder: "Yıkan ve yok eden ölümsüz ruha güvenelim, çünkü hayatın sonsuz ve akıl almaz yaratıcı kaynağıdır bu. Yıkma dürtüsü yaratıcı bir dürtüdür."
Bakunin'in, o dönemin bir çok anarşistinden farklı bir yönü daha vardır. Zamanın anarşistleri örgütlenmeden korkar, çekinirken Bakimin kitlelerin yaratıcı öz-etkinliğini reddetmeksizin devrimci gizli örgütlenmelerin önemini anlamış ve daha eri baştan bu çabalara girişmiştir. Kitlelerin olduğu her yerde başkaldırının kara bayrağını taşımıştır. 1848 Devrimi'nde Fransa'da, Prag, Dresden, İtalya ayaklanmalarında, yani hemen her isyanın en önünde savaşmış, tutuklanmış, ceza almış, ama eline geçen her fırsatta kavgayı sürdürmüştür. 1871'de Lyon'daki ayaklanmaya, 1873'de anarşistlerin başlattığı İspanyol Devrimi'ne, 1874'de Bologna'daki ayaklanmaya katılmış, hayatının son yıllarını barikattaki bir ölümün peşinde koşarak geçirmiştir.
Bakunin geleneği, anarşizmin devrimci, yıkıcı yönlerini vurgulamış, tahakküme karşı her yerde her anda mücadele düşüncesini öne çıkarmıştır. Bakunin'in asi-savaşçı geleneği her şeyden önce yerel devrimci durumlar yaratma stratejisi üzerine kuruludur. Bakunin geleneği, "anarşi yoksa yarat, varsa savaş" diye özetlenebilir. Çünkü tahakküm her yerdedir ve egemenliğini her şeyden önce insanların zihninde kurar. Bakunin'in silah arkadaşlarından Carlo Pisacane'nin sözleriyle, "Kitleler ancak ayaklandıkları zaman bilinçlenirler. Eylemler düşüncelerden değil düşünceler eylemlerden doğar." Bakunin'in anarşizmi mücadeleyi erteleyen, aşamalar koyan, güçler dengesine, iktidar hesaplarına göre hareket eden anlayışların çok ötesinde devrimin hemen şimdi burada ve bu anda yaratılacağı inancı üzerine kuruludur. Devrimci durum yerellik üzerinde, ulus-devlet gibi yanıltıcı ve hükmedici kurgulara aldırmaksızın, kendini ifade ederek, geleneğini yaratarak gelişecektir. Bakunin'in günümüz anarşistlerine öğreteceği bir diğer önemli nokta başkaldırının, kargaşanın olduğu her yere müdahale etme, sistematik provokasyonu sürdürme anlayışıdır. Kimi zaman dış baskıya karşı ayaklanan Slavların, kimi zaman iş sürecinin despotizmine başkaldıran işçilerin, kimi zamansa köylü isyanlarının içinde, en ön safında görürüz onu.
Bakunin, gerek o dönemin, gerekse günümüzün çoğu anarşistinden farklı olarak örgütlülüğü, devrimci bir savaş örgütlenmesini her zaman ısrarla vurgulamış, devrimin örgütlenmesini ve savaşan anarşistlerin kardeşliğini savunmuştur. Düzenin sunduğu sahte bireyselliklerin, örgütlenmeden kaçınıp tahakkümün dayattığı kurumsal örgütlenmeleri zımnen kabul eden anlayışların tersine Bakunin geleneği, devrimci savaş örgütlenmesini bir an bile gecikürilemeyecek bir görev addeder. Bu geleneğin günümüz için taşıdığı anlamı bizce, biraz olsun düşünmek gerekiyor.
Bakunin'in anarşizminin oluşumunda en önemli uğraşlarından biri devletçi, bürokratik sosyalizme karşı verdiği mücadeledir. Bugün 1.Enternasyonalden, bolşevik karşı-devrimden, Stalinist terörden, dünyanın bir çok yerindeki devrimci atılımların Marxist partiler tarafından boğulmasından ve düzene satılmasından yıllar sonra, bürokratik sosyalizm anlayışı bir çok Marxist tarafından bile kıyısından köşesinden eleştirilmeye başlandı. Ancak, Bakunin Marksistlerin iktidar şansını elde ettiği ilk anda, 1.Enternasyonal içinde bu eğilimi sezmiş, özgürlükçü anarşist eliğin gereği olarak bilimci-otoriter sosyalizme karşı açık tavrını koymuştu. 19. yüzyıl anarşistlerinin hala bilimsel akla karşı aydınlanman inancı sürdürdüğü bir çağda "bilimin yönetimi en küstah, en kibirli, en despot yönetimdir" diyen oydu.
Bugün bizlerin Bakunin geleneğinden öğreneceği bir nokta daha var: Enternasyonal, evrensel devrim anlayışı Bakunin'in tek vatanı vardır; barikatlar, ayaklanmalar, isyanlar. O göçebe savaşçı, isyan ateşinin yandığı, havada mermilerin uçtuğu her yerde kara bayrağı. açmış, sonucunu, başarı şansını düşünmeksizin tahakküme karşı, savaşı sürdürmüştür. Bugün milliyetçilik denen o iğrenç aldatmacanın tekrar revaç bulduğu günümüzde enternasyonal devrim, bölgesel ve evrensel devrim anlayışı, devrim geleneğimizden kalma ve bize unutturulmaya çalışılan yitik hazinemizin en değerli parçalarından biridir.
Bakunin hayatı boyunca anarşist toplumsal devrim için savaştı, insanın sınırlı fiziksel varlığının ötesine geçti ve onurlu bir ölüm için çabaladı. 1830, 1848 devrimleri, 1871 Paris Komünü yenildi. Bakunin de barikatta değil, bir anarşist için en acılı bir şekilde eceliyle öldü. Anarşizmin kalkışmaları şimdilik başarıya ulaşamadı. 1930'larda ispanya Devrimi uluslararası faşizmin tüm gücü ve dünya kapitalizminin, özelikle de sosyalistlerin yarı açık, yarı örtük desteğiyle ezildi, egemenler bir süre daha rahata kavuştu. Ama nereye kadar?..
Siyaset, toplum, ahlak ve düşünce alanlarında tam bir özgürlükten yana olan Bakunin, kapitalist düzeni, yalnızca yol açtığı servet eşitsizliklerinden ötürü değil, asıl insanlar üstündeki uranlığı yüzünden eleştirmiştir.
Bakunin özgürlük tutkusunu, yaşamının ilk dönemindi din yoluyla gerçekleştirmeyi düşünmüş, fakat bütün devletler gibi bütün dinlerin de, insanın, temelde kötü olduğunu varsaydığı kanısına ulaşınca, Tanrı fikrinin amansız bir düşmanı olmuştur. Bakunin'e gön insan doğuştan çok iyi olmasa bile, yine de özgü: yaşamasına elverecek kaçlar iyidir; Tanrı'yı ise, insanların kölelik içgüdüleri yaratmıştır, insan, insanlığın toplumun içinde bulur. Fakat, devletle toplum arasında kesin bir ayrılık vardır.
Toplumu kurtarmak için devleti yıkmak gerekil diyen Bakunin, en önemli eserlerinden biri olan Devlet ve Anarşi'de şunları söyler:
?Marksistlerin, halk hükümetiyle demek istedikler* halk tarafından seçilmiş az sayıda temsilci yoluyla halkın yönetilmesidir. Fakat bu seçilmiş temsilciler inanmış sosyalistler olacaktır, hem de bilgili sosyalistler. Hep Lassallecılarla Marxsistlerin yapıtlarında ve söylevlerinde geçen, "bilgili sosyalist" ve "bilimsel sosyalizm" sözcükleri, yalnızca bu sözüm ona halkın devletinin emekçi kütleler üstünde, yeni, sayıca az, sahici ya da düzmece bir bilginler aristokrasisinin despotça yönetiminde başka bir şey olmayacağını kanıtlar. Halk bilgiden yoksundur, onun için de yönetmenin dertlerinden özgür kalacak ve tek bir yönetilen ortak halk sürüsü halinde sıkıca örgütlenecektir. Kurtuluş, gerçekten de!
Marksistler bu çelişkinin farkındadırlar ve bilginler hükümetinin (dünyadaki en sıkıcı.'en saldırgan ve en çok aşağılanmayı hak eden bu yönetim tipinin) demokratik biçimine rağmen, gerçek bir diktatörlük olacağını anlayarak, hu diktatörlüğün yalnızca geçici ve kısa süreli olacağı düşüncesiyle kendi kendilerini avuturlar. (...)
Derler ki, hu devlet boyunduruğu diktatörlük, halkın kurtuluşuna erişmek için zorunlu bir geçiş aracıdır Anarşizm ya da özgürlük amaçtır, derlet ya da diktatörlük araçtır. Dolayısıyla, işçi kütlelerini özgür kılmak için, önce onları köle etmek gereklidir.
Tartışmamız buraya kadar sürdü. Onlar, halkın iradesini ancak bir diktatörlüğün kendi diktatörlüklerinin, besbelli yaratabileceğini savundular, biz buna karşılık şöyle dedik: Hiç bir diktatörlüğün kendi kendisini sürdürmekten başka bir amacı olamaz ve onu hoş gören halka yalnızca kölelik getirebilir. Özgürlüğü ancak özgürlük yaratır, yani halk tarafından evrensel bir ayaklanma ve emekçi kütlelerin aşağıdan yukarıya özgür örgütlenmesi. (...)
Burada apaçık bir çelişki görüyoruz. Devletleri gerçekten halkın devleti olacaksa, o zaman niçin kendi kendisini çözsün? Yok, onun egemenliği halkın kurtuluşu için gerekliyse, ne cüretle ona halkın devleti derler? (...)
Bir devlet varsa, zorunlu olarak hükümranlık iv onun için de kölelik olacaktır: açık ya da saklı kölelik olmadan bir devlet düşünülemez. Biz, işle bundan ötürü devletin düşmanıyız!


  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

CNT-FAI
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Karahat
Kara Kukla
Anti-otoriter Komün
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız