Bizler sosyalizm olmadan özgürlüğün ayrıcalık ve adaletsizlik olduğuna, ve özgürlük olmadan sosyalizmin kölelik ve şiddet olduğuna inanıyoruz.

Michail Bakunin

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 2

Yanı başımızda omuzdaşlar neler yapıyor? Yazar : Can Gezer

Anadolu ve Balkan Halkları aynı coğrafyada yüzyıllarca birlikte yaşamışlardır. Bu birlikte yaşam, halkların birbirlerine çok yakın kültür iklimleri yaratmasına neden olmuştur. Bunun en güzel örneği Makedonya'dır. Yunanca, Türkçe, Bulgarca ve Slavca birçok sözcük birleşip Makedonya dilini yaratmıştır. Günümüzde düzene karşı yapılacak mücadele devletin belirlediği sınırlardan çıkıp birbirlerine yakın kültürlerin oluşturduğu insanlarla yapılmalıdır. Devletlerin belirlediği sınırlara kendimizi hapsetmemiz bir anlamda bu sınırlan kabul etmemiz anlamına gelir. Bu nedenle sınırlar içerisine hapis olmuş bakış açıları yerine bölgesel bakış açıları geliştirmeliyiz. Bunu başarabilmemizin ilk adımı da birbirimiz hakkında bilgi sahibi olmak, deneyimlerimizi paylaşmaktır. Bu yazının konusu da 19. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar Yunanya'daki anarşist hareketin karakteri, gelişimi ve eylemleri hakkında bilgilendirme yapmaktır.
Yunanya'daki ilk anarşist gruplar Pe-loponissos bölgesinde 1876'da Patras'da, 1879'da Siros'da görülüyor. Bu dönemde İtalya'dan sanayiyi geliştirmek için getirilen işçiler Errico Malatesta'nın görüşlerini Yunanlı işçiler arasında yayıyorlardı. 1893'de l Mayıs gösterisini organize ettiler. Katılım polise göre 200, anarşistlere göre 1000 idi. 1896' Nisan'ında Patras'da anarşistler tarafından haftalık "Merosta" (ileriye) gazetesi yayınlanmaya ve aynı zamanda çeşitli kitaplar basılmaya başlandı. Yine aynı dönemde Atina'da Anarko-sendikalistler tarafından "Kosmos" adında bir organizasyon kuruldu. 1896 Nisan'ında Lavrion maden bölgesinde ve çevresindeki tarım alanlarında büyük bir ayaklanma başladı. Tarım işçileri iki polisi öldürüp, aristokratların (kocabaşların) mülkiyetindeki bütün tarlaları ateşe verdiler. Maden bölgesinde ise işçiler greve gittiler. Madenleri Fransızlar işletiyordu, işveren işçileri işten atıp yeni işçi almakla tehdit etti. Grupların greve karşı olan genel eğilimi grevin yanlış olduğu doğrultusundaydı. Grev sadece anarşistlerden destek gördü. Atina'dan gelen anarşistler ve Anarko-sendikalistler de grevcileri destekledi. Ayaklanmaya dönüşen grevin sonunda işçiler işverenin malikanesini basıp yaktılar, işveren de yanmaktan kurtulamadı. Bu olayın ardından bölgeye ordu birlikleri girdi. İşçilere ateş açıp birçoğunu yaralayıp, bazılarını da öldürdüler.
3 Kasım 1896'da Macalis adındaki Patras'lı bir anarşist Fragopulos adlı bir bankacıyı bıçaklayarak öldürdü ve Kolos adlı bir tüccarı yaraladı. Ardından yakalanarak tutuklandı. Savunmasında anarşist olduğunu ve her şeyi anarşi için yaptığını bildirdi. Daha sonra hapiste, ağzında dinamit patlatarak intihar etti.
1890'lı yıllardan sonra mücadele sınıf karakteri kazanmaya başladı. 20.yüzyılın başlarında, savaşların da etkisiyle milliyetçi görüşler ağırlık kazandı. Anarşistlere karşı geniş operasyonlar başlatılarak, toplu tutuklamalarla baskı yapıldı. İlk dönemlerde sosyalistler ve sosyal demokratlar olmadığından herkes anarşist olarak görülüyordu (bu durum Türkiye'de tersine işlemiştir). Anarşist gruplar arasında anarşist devletten ve partiden bahsedenler dahi vardı. 1900 yılında W.M.R.O. (İç Makedonya Devrimci Organizasyonu) kuruldu. Bu örgüt Bağımsız Makedonya Federasyonu'nu kurmaya çalıştı. Örgüt içinde Bakunin'den etkilenmiş kollektivist anarşistler, Marksistler ve Bulgar ajanları yer alıyordu. (W.M.R.O.'yu yüzeysel olarak anlatacağım. Çünkü Makedonya sorununun Osmanlı hakimiyetinden sonra gelişmiş karmaşık yapısı başka bir yazının konusu olabilir. Günümüzde yaşanan Makedonya sorununun kökenleri de buradan gelmektedir). Gotse Delcef adı örgüt içinde ön plana çıktı (Bu ad için Bulgarlar "İlk Komünist"; Sırplar "Makedonya Kahramanı", anarşistler anarşist diyor. Yunanlılar ise hiç tanımıyor). 28 Nisan, 1903'de Osmanlı Bankası'nı, Alman Kulübünü, Gaz Fabrikası'nı, bir Fransız gemisini ve üç kocabaş restoranımı aynı gün içinde bombaladılar. Temmuz-Ağustos 1903'de büyük grevlerle birlikte ayaklanma başladı. Anarşistler kiliseye ve toprak ağalarına saldırdılar. 1903 ayaklanmasından sonra dört şehir ve iki kasabada komünler kuruldu, mülkiyetler mülksüzleştirildi ve kolektif üretim tarzı benimsendi. Fakat bu komünler fazla uzun sürmedi, ordunun saldırılarıyla tek tek ele geçirildiler (Ayaklanma ve ardından kurulan komünler için Bulgarlar "İlk Devrim", Sırplar "Milli Bağımsızlık Hareketi" diyor. Yunanlılar ise böyle bir olayı yine tanımıyor. Yaşanan gerçeklerse bu devletlerin resmi tarihçilerinin olayı nasıl değerlendirdikleri değil, kollektivist anarşistlerin komün uygulamasını bize gösteriyor).
W.M.R.O.'nun Selanik'teki anarşist gruplar ve bazı terörist gruplarla doğrudan ilişkisi vardı. Bu olaylardan sonra W.M.R.O.'nun birçok üyesi tutuklandı. Bulgar ajanları örgütü ele geçirmek için anarşistleri ve -sosyalistleri polise ihbar ettiler. Makedonya'yı Bulgaristan'a katmak için kalanları da öldürdüler. Böylece W.M.R.O. devrimci karakterini yitirmiş oldu.
1903-1908 yılları arasında ufak tefek grevlerin dışında kitlesel bir hareketlilik görülmüyor. Anarşistler 1908 yılında Valos'da yeniden ortaya çıktılar. Kurumsallaşmış bir sendika niteliğinde olmayan işçilerin toplandığı bir merkez oluşturdular. İşçiler kendileri gidip tartışarak aralarındaki görev organizasyonunu gerçekleştiriyorlardı. Bu merkezin ücretli hiçbir çalışanı yoktu, yani sendika ağası yoktu. Aynı yıl Valos'da ve çevresindeki tütün sektöründe grevler başladı. Polis grev yapan işçilere saldırıp üçünü yaraladı, biri ayağını kaybetti. 1910'da aynı bölgede bir tarım ayaklanması başladı. Bu ayaklanmalar "Kileler" olarak anılır. Kocabaşlara karşı gerçekleştirilen bu ayaklanma ordu tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. İşçi Merkezi kapatılıp geniş tutuklama operasyonları başlatıldı. Yakalananlar ayaklanmaya teşvikten yargılandılar. Bu yargılamalar "Ateistler Mahkemeleri" olarak bilinir.
21 Ağustos 19l6'da Serifos adasında isyan başladı. Adadaki geniş maden yataklarında, işçiler çok kötü koşullarda günde 14 saat çalıştırılmaktaydı. İşçiler Speras adındaki bir Anarko-komünistin önderliğinde, 8 saatlik işgünü için, sonra isyana dönüşecek bir greve gittiler. Polis dört işçiyi öldürdü. Bu olay işçileri "provake" etti. işçiler polis merkezine saldırıp üç polisi öldürdükten sonra polis merkezini ele geçirdiler. Speras'ın da katkılarıyla adada bir işçi konseyi oluşturulup, madenlerin mülksüzleştirildiği ilan edildi. Ada iki yıl süreyle otoritesiz, yönetimsiz olarak ada sakinlerinin öz-örgütlenmesiyle yaşamını sürdürdü. Daha sonra ordu tarafından kanlı bir şekilde işgal edildi. Serifos Adası'nda gerçekleşen olayların sonucunda Anarşist-Komünizm bütün bölgeye yayıldı. 18 yıl süren savaşların ardından Yunanya halkında yoğun bir savaş bezginliği yaşandı. 1. Dünya Savaşı' ndan galiplerin yanında çıkan Yunanistan devleti yeterince toprak alamamıştı. Bunun üzerine savaştan yenik çıkan Osmanlı'ya milliyetçiliğin ve "dış mihrakların" etkisi altında saldırdılar. Fakat bu savaşta başarılı olamadılar. Savaş sonunda T.C. ile Y.C. arasında yapılan anlaşmalardan biri de, her iki ülkede yaşayan Türklerin ve Yunanlıların "mübadelesi" konusundaydı. Bu "mübadele" sonucunda Anadolu'dan birçok Rum Yunanya'ya göç ettirildi. Gelenlerin eğitim düzeyi oldukça yüksekti. Bu insanlar Yunanistan'da oldukça kötü koşullarda barındırıldılar. Gerekli istihdam sağlanamadı. Kısacası bütün göçmenlerin düşürüldüğü duruma düşürüldüler. Büyük kısmı Kuzey Yunanya'ya yerleştirildi. Sanayi bölgelerinin yoğun olduğu Kuzey Yunanya'da bu insanlar sendikal hareketlere girdiler. Bir kısmı komünist olurken bir kısmı da anarşist oldu.
Ekim 1918'cle işçilerin genel konfederasyonu kuruldu. Ardından Kasım ayında Sosyalist işçi Partisi adıyla ilk komünist parti kuruldu. S.l.P. , Konfederasyonun partiyi desteklemesi konusunda baskı yapmaya başladı. Anarşistler buna karşı çıktılar fakat çoğunluğun S.l.P.'i desteklemesi üzerine konfederasyon1 elan ihraç edildiler. Böylece devrim mücadelesinde komünist parti dönemi haşlamış oldu. troçkistler 1921 yılında partinin milliyetçi özellikleri ve Kronstad'da olanlar yüzünden komünist parti kartlarını yırtarak ayrıldılar. Bunlardan bir kısmı anarşistlere katıldılar. Kalan troçkistler 1935 yılında "Yunan Enternasyonal Komünistler Birliği"ni kurdular. Kısaca "Enternasyonalistler" olarak bilinirler. Bu grup yasal komünist partiden farklıydı. Otoriteye ve seçime karşıydılar fakat diktatörlük nedeniyle bu görüşlerini açığa vuramadılar. 1936'da Selanik'te genel grev başladı. Grev esnasında polis üç tütün işçisini vurdu. Bunun üzerine grev isyana dönüştü, işçiler polis karakollarını basıp silahları "gasp" ettiler ve polisleri öldürdüler. Hapishaneler basılıp tutsaklara silah dağıtıldı. Bunun üzerine ordu birlikleri kente girip 18 isyancıyı öldürdü. Gelen ordu birliklerine karşı yapılan propaganda sonucunda erler subayların emirlerini dinlememeye başladı, isyan önce Kavala'ya sonra da bütün bölgeye yayıldı. Komünist parti şefleri isyanın yanlış olduğunu söylediler ve işçilerden silahlarını teslim edip özür dilemelerini istediler. Anarşistler ve Enternasyonalistler devrime yaklaştıklarını ve mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini bildirdiler. Komünistler devlete karşı mücadeleyi bırakıp enternasyonalistlere ve anarşistlere saldırdılar, birçoğunu ela orduya ihbar ettiler. Yakaladıkları önderleri ordunun işkence tezgahlarına teslim ettiler, isyanı henüz bastıramayan devlet bölgedeki şehirlerin limanlarına gemilerini getirip bu şehirleri topa tuttu. Sonunda devrime çok yaklaşmış olan başkaldırı ordu ve işbirlikçileri tarafından güçlükle bastırıldı.
Bu olaydan iki ay sonra Metaksas Diktatörlüğü iş başına geçti. Metaksas Diktatörlüğü ile çağdaşları olan Mussolini ve Hitler diktatörlükleri arasında hiçbir fark yoktu. Almanya'daki SS kopyası örgütler kuruluyor, bu durumun' baş sorumlularından biri olan Komünist Parti ikiye bölünüyor ve bir bölümü partiden kopuyordu. Kalanlar şefleriyle birlikte işbirlikçiliğe devam ediyordu. Bu düşmanlara karşı anarşistler ve en-ternasyonalistler uzun süre hareketsiz kaldılar.
2.Dünya Savaşı'nda bütün Avrupa En-ternasyonalistleri savaşı Almanlar'a karşı değil, emperyalizme karşı bir savaşa dönüştürmeye karar verdiler. Sloganları "savaşma devrim yap"clı. Yunanlılar dışında hiçbir Enternasyonalist grup bu mücadeleyi yapmadı. Ellerinden geldiğince emperyalist savaşı sınıf savaşına çevirmeye çalıştılar. Komünist partililer ise, bu arada boş durmayıp Enternasyonalistlere ve anarşistlere saldırdılar. Anarşistler bu saldırılardan bir ölçüye kadar korundular. Çünkü, hasımlarının daha önce yaptıklarından ders almışlardı. Troçkistler ise, aynı hataya tekrar düştüler ve hemen hemen hepsi öldürüldü. Kurtulan iki kişiden birisi Y.T. idi. (Bu kişi şu anda 84 yaşında olup yaklaşık 30 yıldır anarşist saflarda dövüşmektedir.) İtalya'dan bir grup komünist asker gelip, komünist partililere faşizme karşı birlikte savaşmayı önerdi. Komünist partililer İtalyanlar'in silah ve giysilerini alıp onları ölüme terk ettiler. Çünkü Yunanlı komünistler faşizme karşı savaşan komünistler değil, İtalyanlara ve Almanlara karşı savaşan Yunanlı milliyetçilerdi. Aynı nedenledir ki anarşistleri ve Troçkistleri de öldürdüler. Bu komünistlerin, Stalin'den emir alan Moskova güdümlü komünistler olduğu unutulmamalıdır.
Savaştan sonra 1967'ye kadar muhafazakar partiler iktidarda kaldı. 1967-74 dönemi diktatörlük dönemidir. 1973'e kadar Popadopulos, sonraki bir yılda da Yannidis diktatördü. Kıbrıs probleminin albaylar cuntasını sarsmaya başlaması üzerine yavaş yavaş demokrasiye geçme kararını aldı. Cuntanın Kıhrıs'da savaştırmak üzere askere ihtiyacı vardı. Bu askerlerin kaynağı da elbette ki iyi eğitimli üniversite öğrencileriydi (bu durum bugünlerde ülkemde olan bir şeyleri çağrıştırıyor bana). Yunanya'da ilk öğrenci hareketi işte bu dönemde başladı. 14-17 Kasım 1973. Atina'da 200-300 kişi Politeknik'i işgal etti . Öğrenciler anfilerde toplanıp nasıl hareket edeceklerini tartışıyorlardı. Aralarında 68'de Paris'te olanlar ela vardı, inisiyatif ağırlıklı olarak anarşistlerin ve sol grupların elin deydi. Sloganları "kahrolsun devlet", "iktidarlar yıkılsın", "sosyal devrim", "işçilerin ve köylülerin hükümeti", "sosyalist devrim"di. işgalin ilk gününde komünist parti yayın organı işgalin provakatörler tarafından yapıldığını ve ABD tarafından desteklendiğini yazdı. Doğal olarak bu deklarasyonun ardından KP eylemlerden uzak tutulup, bütün gruplar tarafından tecrit edildi. Halk işgali destekledi. Tecridin farkına varan KP şefleri partilileri anarşistlerin ve radikal sol grupların üzerine saldırttılar. Bunların sloganları "seçimler, yaşasın Yunanistan, milli özgürlük" gibiydi. Öğrencilerden cesaret alan ve onlara yardım etmeye çalışan işçileri uzaklaştırmaya çalıştılar, işçilere "bu öğrencilerin işi, gidin buradan" dediler. Her nasılsa işçilerin öğrencilerle birleşmesini engelleyemediler. İşçilerin ve diğer öğrencilerin de katılımıyla sayısı iyice artan kitle, Politeknik'ten ayrılıp merkeze doğru yürüyüşe geçti. Kitle, Çalışma Bakanlığı'na saldırıp, yaktı. Açıkça sosyal devrim istiyorlardı. Çalışma Bakanlığı'nın ardından polis genel merkezi'ne saldırdılar. Saldın sırasında polis kalabalığa ateş açıp bir öğrenciyi öldürdü. Politeknik'e geri dönülüp barikatlar kuruldu. Üniversiteye giden bütün sokaklar barikatlarla kapatılmış ve 8 km2'lik alan işgal edilmişti, işçiler av tüfekleriyle barikatlardan ateş edip birkaç polis vurdular. Gece yaklaşıyordu. Devlet, Atina sokaklarını tanklarla doldurdu. Tankları gören insanlar barikatlardan içeri girmeye çalıştılar. KP'liler buna da engel olmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Fakat anarşistlerin ve diğer grupların müdahalesiyle bu insanlar barikatlardan içeri girebildiler. Anarşistler ve radikal sol gruplar devlete karşı savaşmak için molotof kokteylleri hazırlamışlardı. KP'liler molotofları da boşaltmaya çalıştılar. Ama başarılı olamadılar. Devletin kolluk kuvvetleri, bölgeyi kuşatıp teslim olmalarını istediler. KP'liler bunun üzerine Yunan bayrağı asıp (nereden buldularsa) "bizi vurmayın biz kardeşiz" dediler. Gayet doğal ki cuntanın subayları işbirlikçilerin yalvarışlarını dinlemeyecekti. Saldırı emri verildi. Bir tank bahçe kapısını yıkıp içeri girdi. Askerler insanları öldürmeye başladı. Burada ölen insan sayısı devlet rakamlarına göre 30-40 civarındaydı. Çatışmalar bütün gece Atina sokaklarında devam etti. 18 Kasım sabahı ölülerin sayısı 100'e ulaşmıştı (yine devlet rakamlarına göre).
14-17 Kasım 1973 isyanında, komünist partinin işbirlikçi tavırları onun devrimci karakterinin * sonu oldu. Bu olaylardan sonra anarşistler ve radikal sol gruplar hızla büyümeye başladı. Silahlı gruplar oluşturuldu. Günümüzde 17 Kasım tarihi her yıl gösterilerle protesto edilmektedir. Daha sonra göreceğimiz gibi birçok isyanın başlangıç tarihi olma özelliğine sahiptir.
Radikal sol gruplar "ultra leftisf'ler olarak adlandırılırlar. Temel özellikleri illegal olmaları ve küçük silahlı gruplar oluşturmalarıdır. Bu grupları Stalinistler, Maoistler, Troçkistler, vb. oluşturmaktadır. Diğer yandan anarşist gruplardan bazıları da benzer yapılanmalar kurmuşlardır. Bu gruplar öğrenciler ve işçi sınıfı içinde örgütlendi. Anarşistler daha çok öğrenciler, ayak takımı ve genç işçiler arasında vücut buldu. KP'nin devrimci olma karakterini 14-17 Kasım 1973 olaylarının ardından kaybetmesi nedeniyle kitleler anarşistlere ve radikal sol gruplara yöneldi. Radikal sol grupların yükselişi, daha sonra göreceğimiz gibi, 16 Kasım 1980'den sonra inişe geçti. Bu gruplar klasik mücadele tarzlarını benimsediler: Parti liderliğinde gerçekleştirilen devrim ve ardından proletarya diktatörlüğüdür. Sürekli olarak parti kurmaya çalışıp, kendilerini KP ile karşılaştırdılar. 17 Kasım mücadelesini sürdürmeye ve gösterilerde kalabalık olmaya özen gösterdiler (bunun yolu bildik kafa kol ilişkileriydi). Bu arada sosyalist Papandreu da 17 Kasım mücadelesinin kendi mücadeleleri olduğunu iddia etti. Emperyalizmin liderliğini sürdüren ABD asıl hedefti. Radikal gruplardan bazıları SSCB'yi destekleyip Kaışçev'e kadar her şeyin iyi olduğunu savunurken, bazıları SSCB'ye tamamen karşıydılar.
16 Kasım 1980 tarihine geldik... ABD aleyhtarlığı doruğuna .ulaşmıştı. Radikal sol gruplar KP'ye ve halka gerçek komünistlerin kimler olduğunu göstermek için Atina'daki ABD elçiliğini basma kararını aldılar. 60.000 insan elçilik önünde toplandı. Kitlenin 10.000'e yakınını radikal sol gruplar oluşturuyordu. Kitle içinde 2000'e yakın anarşist de vardı. Devlet gösteriyi yasakladı ve elçiliği çok sıkı koruma altına aldı. Kalabalık blok, ilk polis kordonunu yardı. Yarılan kordonun ardında özel polislerden oluşturulmuş bir başka kordon vardı. Özel polisler kalabalığa saldırmaya başladı. Bu saldırıya sayıları az olmasına rağmen gayet hazırlıklı gelmiş olan anarşistler, taşlar, sopalar ve molotoflarla karşılık verdi. Bloğun en önünde anarşistler çarpışıyordu. Radikal sol grupların üyeleri korkmaya ve ufak ufak dağılmaya başladılar. Anarşistlerin sert mücadelesi özel polisleri de yıldırdı. Özel polislerin ardından tanklar gözüktü. Tanklardan kitleye ateş açıldı. Radikal sol grupların anarşistlerin gerisinde kalmalarına rağmen, rastlantı sonucu anarşistlerle birlikte çarpışan az sayıdaki bu örgütlerin üyelerinden ikisi vurularak öldürüldü. 200'e yakın ağır yaralının hemen hemen hepsini anarşistler oluşturuyordu. Görüldüğü gibi gösteri radikal sol grupların gösterisi olmasına rağmen anarşistler çarpışmıştır. Tankların ardına saklanan polisler ateşten sonra kitleye saldırıp insanların kaçmasını engellemek için bacaklarını kırdılar. Anarşistler yaralılarını toplayıp üniversiteye çekildiler ve çatışmaya devam ettiler. Ertesi gün radikal sol gruplardan büyük bir gösteri düzenlemelerini bekliyorlardı. Çünkü ölenler radikal sol gruplardandı. Bu gösteri için üniversitede bütün gece hazırlandılar. Gösteri öncesinde üniversiteye stokladıkları malzemelerin dağıtımını yaptılar ve üniversiteden nasıl çıkacaklarını organize ettiler. Fakat ertesi gün bütün radikal sol gruplar ortak bir bildiri yayınlayarak gösteri düzenlemeyeceklerini ilan ettiler. Bu bildiri radikal sol grupların yükselişinin sonu oldu. Çünkü ölülerinin hesabını sormayıp, korkarak geri çekildiler.
Bunun nedeni hükümetin 16 Kasım gecesi devlet televizyonundan duyurduğu, bu grupların bütün liderlerinin bilindiği, eğer eylem yaparlarsa hepsinin tutuklanıp yargılanacağı yolundaki açıklamasıydı. Örgüt şefleri örgüt içi iktidarlarının sallandığını görmüşlerdi... Ertesi gün anarşistler üniversite çevresinde "saldır, geri çekil" taktiğini uygulayarak polisle çarpıştılar. Her ne hikmetse KP'liler de. polisin ardından anarşistlere saldırdı. Neden, üniversiteyi geri alıp öğretimin devam etmesine yardımcı olmaktı. Eee, ne yapsınlar parti şefleri böyle buyurmuştu. Sayıları az olan anarşistler bir yarma operasyonuyla üniversiteyi terk edip dağıldılar. Bu arada elbette ki bir kısmı polis tarafından yakalanmış, bir kısmı ela KP'liler tarafından yakalanarak polise teslim edilmişti. Üniversitenin düzen tarafından işgalinden sonra kara bayraklar indirildi ve birkaç liberter afişin yanına Yunanistan bayrakları asıldı.
Yıl 1984. Bu dört yıllık süreçte (1970'lerden itibaren başlayan), kapitalist tüketim toplumu, rock, hippi ve punk'la ortaya çıkan kızgın bir gençlik yarattı. Bu gençler kendilerini anarşist olarak nitelendiriyorlardı. Gerçekte anarşistler gibi karşı-kültür ve kültür olarak değil, alt-kültür olarak varlıklarını sürdürüyorlardı. Polis bir punk grubunun konserine izin vermeyince 500 kişilik 'punk ve rocker grup 4-5 saat boyunca polisle çatıştı. Olaylar gelişmeden bastırıldı.
Aynı yıl, Fransız faşist Le Pen'in bir konferansa katılmak üzere Atina'ya geleceği haberi alındı. Anarşistler tarafından çok geniş hazırlıklar yapıldı. Le Pen Atina'ya ulaştığında daha konferansa katılamadan kaldığı otel anarşistler tarafından kuşatıldı. Çok sıkı önlemler alınmasına rağmen anarşistler çarpışarak otele kadar ulaştılar. Tamamını ve Le Pen'i yakamasalar da otelin ilk iki katını yaktılar. Atina yine savaş alanına dönmüştü; yanan arabalar, göz yaşartıcı gaz bombası bulutlan, molotofların çıkardığı ufak yangınlar ve sokaklarda süren irili ufaklı çatışmalar. Bu olay anarşistlerle punkların buluşmasını sağlamıştı. Olaylardan sonra 170 anarşist tutuklandı. Eylem sırasındaki sloganlardan bazıları "yaşasın barikatların savaşçıları, kahrolsun kuduz kurtlar" (dilimizde 'bozkurtlar' olarak telaffuz edilebilir) gibiydi.
Anarşistlerle punkların buluşması harekete kısa bir süre itme verdiyse de bu itme daha sonra hareketin gerilemesine neden olacaktır. Anarşist olan fakat anarşi hakkında hiçbir bilgi sahibi olmayan bu gruplar 15-20 kişilik saldırı çeteleri oluşturdular. Bu çeteler motosikletli gruplar halinde bütün gece sokaklarda dolaşıp sağa sola amaçsızca mblotoflar atıyorlardı. Bu durum 1986'ya kadar sürdü. Düzen bütün alt-kültürleri uysallaştırdığı gibi, anarşiyi tam olarak kavrayamamış punk ve rockerları da bildik yollarla uysallaştırdı. Punk ve rockerların tek örgütlenme deneyimi polise karşı çatışmayla ilgiliydi. Bu anlamda bunlar hareket değil, karşı hareketti. Dolayısıyla karşılarındaki güç yani devlet kendileriyle uzlaşmaya girince hareketsiz hale geçmelerinden başka çareleri yoktu. Devlet nasıl uzlaşmıştı? Çok basit. Papandreu devlet televizyonunda punk ve rock kültürünün bir Avrupa kültürü olduğunu ilan edip, bundan sonra kültür bakanlığı eliyle punk ve rock konserleri düzenleneceğini bildirdi. Bu bildirimin hemen ardından kültür bakanlığı "Clash, Sex Pistols, vb." grupları getirdi. Böylece punk ve rock kültürleri hareketsiz ve ticari bir hale sokuldu. Konserler ilk başta ücretsiz olup, punk ve rockerlara devlet eliyle uyuşturucu dağıtıldı. Elbetteki bütün punk ve rockerlar uyuşturulamadı. Anarşiyi kavrayanlar durumun hemen farkına varıp daha da çelikleştiler fakat bunlar azınlığı oluşturuyordu. Bu gruplar daha radikal şiddet anlayışını ortaya çıkardılar. Taş ve sopayla başlayan alet kullanımı, molotof kokteyline, oradan da dinamite dönüştü. Evet bu gruplar artık dinamit kullanıyordu. Dinamitle polis arabalarını, bankaları ve iki kiliseyi havaya uçurdular.
Bu araçla bir parantez açıp, ülkemizde pek bilinmeyen, eylemlerdeki başarıları övülen "17 Kasım Örgütü"nden bahsetmek istiyorum. Bu "örgüt", 20 yıldır hiçbir militanını yakalatmadan varlığını sürdürüyor. Bu mistik örgüt hakkında Yunanistanlı anarşistlerin genel kanısı şudur: Örgüt hiçbir yerde, dünyadaki bütün "aktif örgütlerin yaptığı gibi örgütlenmiyor, taraftar toplamıyor. Eğer böyle bir çabaları olsaydı muhakkak ki devlet ve diğer muhalif gruplar tarafından bilinirdi. Fakat hiçbir bilgi yok. Bu durumda 20 yıldır mücadele eden bu örgütün militanlarının 40 yaş ve üzerinde olmasını beklememiz gayet doğaldır. Her nasılsa eylemler sonunda tanıklardan elde edilen bilgilere göre "17 Kasım"ın üstlendiği eylemleri yapanlar 20-35 yaşlan arasında. Bu militanlar bugüne kadar hiçbir hedefi kaçırmıyor ve başarılı bir şekilde teknolojiyi kullanıyorlar. Mükemmel denebilecek düzeyde askeri eğitim almışlar. Çok ilginçtir ki, örgütün çok geniş bir istihbarat ağı var. Örgüt toplumsal muhalefetin yükseldiği ve anarşistlerin başarılar kazanmaya başladığı dönemlerde eylemlerini sıklaştırıyor. Devletin tavrı ise oldukça ilginç. Devletin savcıları "17 Kasım Örgütü"nün anarşist bir örgüt olduğunu düşünüyor. Militanlarını anarşist gruplar içindeki çok başarılı olan insanlardan seçtiklerini iddia ediyorlar. Fakat anarşist gruplar içinde sırra kadem bastığı bilinen hiçbir insan yok. Devlet geçmişte tutukladığı anarşistleri sürekli "17 Kasım Örgtü"nden olmakla suçladı ama hiçbir delil elde edemedi. Tutuklananlar aylarca süren gözaltından sonra (18 ay gibi) çıkarıldıkları mahkemece delil yetersizliğinden ya da delillerin polis tarafından hazırlandığının anlaşılması üzerine serbest bırakıldılar. Açıkçası devlet destekli kontrgerilla olan "17 Kasım Örgütü"nü anarşistlere baskı yapmak için kullandılar. Zaten örgütün de anarşi için düzenlediği, hedefi net olan hiçbir eylemi yoktu. Eylemleri, devleti ve burjuvaziyi tehdit eden bazı kişileri öldürüp ardından buna toplumsal mücadele süsü veren bir bildiri dağıtmaktan başka bir şey değildi. Parantezi burada kapatalım.
9-13 Mayıs 1985 olayları. Polis sürekli olarak gençlerin takıldığı Atina'daki bir alana baskınlar yapıp uzun saçlı, "anormal görünüşlü" gençleri toplayıp karakollara götürmeye başladı. (Benzeri olaylar Ankara, İstanbul ve İzmir'de yurdumun polisi tarafından da gerçekleştirildi. Tabii ki bizimkilerin yaptığı hiçbir eylem yoktu. Farklı giyinmek, alkol ve esrar kullanmak dışında). Kimi zaman iki saat süren kimi zaman da bütün gece süren bu alıkoymalardan sonra bu gençler serbest bırakıldı. Bu olaylar üzerine gençler 4 gün süreyle üniversiteyi işgal ettiler. Sayılan 4000 olan grup caddelerde ve sokaklarda barikatlar kurdu. Dördüncü günün sonunda bir gösteri düzenlemek için barikatların dışına çıktılar. Bu olaylar sonucunda iki kişi öldürüldü. Öldürülen iki kişi de anarşistti. Polis öldürdüğünü üstlenmedi. Sahte belgeler hazırlayarak bu kişilerin motosiklet kazasında öldüğünü ilan etti. Polislerin işlediği cinayetin birçok tanığının olmasına rağmen olay örtbas edildi. Bu konuda anarşistlerin fotoğraflarla ve görgü tanıklarıyla kesin delilleri vardır.
14 Mayıs, Atina'da "anormal giyinişli" üç kişinin bir aracın etrafında gezinerek, şüpheli davranışlarda bulunduğuna dair ihbar yapıldı (nasıl da devlet ağzı be!..) ihbar üzerine aracın civarına üç polis yollandı. Üç kişi aracı "gasp etmek" için harekete geçti. Polisler silah çekip onları durdurmaya çalıştı. Anarşistlerden biri üç polisi ele öldürüp aracı alarak kaçtı. Çatışma anında bir anarşist de polis tarafından öldürüldü. Eşkali belirlenen kişinin H.C. olduğu iddia edildi. Polis H.C.'nin "Devlete Karşı Mücadele" adlı bir silahlı grubun militanı olduğunu savundu. Bu grubun birçok silahlı eylem yaptığını söyledi, işin ilginci, böyle bir grup anarşistler arasında dahi bilinmiyordu.
Yine 17 Kasım. Her yıl olduğu gibi bu yıl da protestolar düzenlendi. Atina'da düzenlenen protestolar sırasında 15 yaşındaki anarşist Mihalis Kaltosas ensesinden bir kurşunla vurularak polis tarafından öldürüldü. Polis, Mihalis'i öldürdüğünü kabul etmediği gibi, Mihalis'in yoldan geçerken anarşistler tarafından öldürüldüğünü söyledi. Fakat ailesi bile "Mihalis bir anarşistti" dedi. Bu sefer deliller çok net olduğundan Mihalis'i öldüren polis belirlenip yargılanmaya başlandı. Bu olayın ardından Atina, Selanik, Patras, Kavala ve lonannina'da isyanlar çıktı. Hemen hemen bütün üniversiteler işgal edildi, işin yine ilginç yanı altı ay içinde dört anarşist öldürülmüş oldu.
18 Nisan 1986 tarihinden önce anarşist çevrelerde bir federasyonun gerekliliği tartışması başlamıştı, illerde yerel toplantılar düzenlenip federasyona ilişkin görüşler saptanıyordu. Nihayet 18 Nisan tarihinde Atina'da geniş katılımlı bir toplantı düzenlendi ve gruplar görüşlerini bildirdiler.
Bu süreçten sonraki dönem çok hareketli geçti, her yere, işgaller ve polisle gerçekleşen çatışmalar hakimdi, irili ufaklı birçok olay gerçekleşti. Bu olaylardan en önemlisi Mayıs 86'da Çernobil Nükleer Santrali'nin patlamasının ardından düzenlenmiştir. Patlamadan hemen sonra Selanik'te çok geniş katılımla düzenlenen eylemde anarşistler ilk kez Yunan toplumu tarafından yaygın bir şekilde haklı bulundu. Eylemlere halktan da geniş katılımlar gerçekleşti. Bu katılımlar üzerine anarşistlerden bazıları polisle çatışmak yerine daha çok propagandaya yönelik çalışmalar yapmayı denediler. Bir radyo istasyonu oluşturup üniversiteden yayın yapmaya başladılar. Bütün gece bildiriler okunup, tartışmalar düzenlenirken, dışarıdaki çatışmalar da gırla gidiyordu. Bunca olumlu gelişmeler olurken yapılan bir saldırı her şeyin tersine dönmesine neden oldu. Gece boyunca "saldır-geri çekil" taktiği uygulayan gruplar, bir saldırı esnasında içinde iki polisin uyumakta olduğu bir polis arabası ile karşılaştılar. Arabaya çok yaklaşan grup açık camdan içeriye molotof attı ve her şey bitti. Polislerden biri uyanıp kaçmayı başarırken diğeri yanarak uzun bir süre komada kaldı. Ertesi günkü gazete manşetleri şöyleydi; "Anarşistleri Asın!" Olayların ardından yüze yakın anarşist tutuklandı ve Selanik'te hareket 89'a kadar kayboldu. Sadece 40-50 kişilik eylemler yapılabilindi. Bunun yanında hareket Atina'da bütün hızıyla devam ediyordu. Atina, Selanik ve birçok şehirde anarşistler hapse atıldılar.
Hapse atılan anarşistleri ilginç günler bekliyordu. Bu insanlar can sıkıntısından hapiste okumaya başladılar, ilk kez Bakunin'in, Kropotkin'in adlarıyla karşılaşıyorlardı. Yaşadıkları bilgilenme süreci ileriki hayatlarında da onları şekillendirecekti. Ayrıca bu insanlar hapishanelerde diğer suçlardan yatan tutuklularla da tanışmışlar, onlardan etkilenmişler ve onları da etkilemişlerdir. Bu insanlar sayesinde pek çok "suç" tekniğini öğrenmişlerdi. İlişkiler hapisten çıktıktan sonra da sürmüş, oluşturdukları irili ufaklı örgütlere maddi destek sağlamak için ufak soygunlardan, banka soygunlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede etkinlikler göstermişlerdir.
Bu kişilerden birinin adı Mihalis Prekas'dı. Prekas'ın peşine anarşist görüşleri nedeniyle yaptığı çalışmalardan ötürü polis ve mafya düştü. Prekas polisle mafyanın birlikte yürüttüğü uyuşturucu ticaretine büyük darbeler indirmişti. Fetva verilmiş, Prekas'ın kellesinin peşine düşülmüştü. Gizli servis, polis ve mafya her yerde Prekas'ı arıyor fakat bulamıyordu. Prekas kendisine yardımcı olan iki anarşistle birlikte polis telsizini dinleyip gerekli hamleleri yapıyordu. Çember iyice daralmış sonunda gizli servis Prekas'ı bulmuştu. Girilen çatışma sonrasında içlerinden birisi gizli servis tarafından yakalanmış diğerleri kaçmayı başarmıştı. Prekas ve arkadaşı bir apartmana saklandılar. Apartmanda yaşayan ailelerden birisinin evini işgal edip, eğer kendilerini polise ihbar etmezlerse onlara hiçbir şey yapmayacaklarını söylediler. Fakat aile bir süre sonra polisi arayıp durumu bildirdi. Apartman polis tarafından kuşatılıp Prekas ve arkadaşına teslim ol çağrısında bulundu. Operasyona helikopterler de katıldı ve olay t.v. kameraları aracılığıyla canlı olarak bütün Avrupa'ya yayınlandı. Teslim olmak ya da ölmekten başka hiçbir şansı olmadığını gören Prekas ölmeyi tercih etti. 30 Ekim 1987, akşamüstü elindeki otomatik silahlarla balkona çıkıp "hapiste tutsak olarak yaşayacağıma, özgür olarak ölürüm" diyerek polise saldırdı. Bir kaç polisi yaralamasına rağmen vurularak öldü. Olayın hemen ardından başlatılan operasyonda Prekas'ın karısı ve arkadaşları tutuklandılar. Tutuklananların Prekas'ın önderliğini yaptığı anarşist-terörist bir organizasyona dahil oldukları ilan edildi. Geçmişteki bir çok olay üzerlerine yıkıldı. Haklarında paranoyakça bir çok teori geliştirildi. Bu kişiler mahkemeden önce 18 ay süreyle gözaltında tutuldular ve ağır işkencelere maruz kaldılar. 18 ay sonra düzenlenen mahkemede açıkça anlaşıldı ki delillerin hepsi polis tarafından beceriksizce hazırlanmış. Bunun üzerine soruşturmayı yöneten polislere ve gizli servis elemanlarına ayrı bir soruşturma açıldı. Sahte deliller çıkarıldığında polisin elindeki tek delil bir bisküvi poşeti üzerindeki parmak izleri olarak kaldı. Devlet büyük bir ustalıkla örtbas etti.
Bu olayın anarşist harekete birçok zararı olduğu gibi faydalan da oldu. Polis dövmek için anarşist olan birçok punk ve rocker işin sonunda 18 ay süren işkence olduğunu görünce yavaş yavaş çekilmeye başladı. Anarşistler, punk ve rockerların 80 sonrasında harekete katılımıyla yaşanılan ivmelenmenin onları, nasıl düşünmeden yapılan amaçsız eylemlere, hatta terörizme sürüklediğinin eleştirisini yaptılar. Bütün anarşist gruplar silahlı küçük grupları eleştirdiler. Bu eleştiriler sonucunda anarşistler üç gruba bölündü: Bir grup "alternatifler" olarak (çevreci, feminist, vb.) anarşistlerden tamamıyla koptu ve bir daha dönüsü gerçekleşemedi. Bunların birçoğu beklenen bir şekilde düzen içinde eriyip kayboldular. Bir diğer grup hala silahlı mücadeleyi savunurken (ama yalnızca silahlı mücadeleyi), hapishanede olan anarşistlere yardım etmeye çalıştılar. 87'den sonra punk ve rockerların korkup çekilmeye başlamasıyla yavaşlayan harekete ivmeyi, işgal evleri kurarak ortak yaşamlar, otonomlar oluşturan anarşistler verdi. Bu evlerde "alternatif yaşam" değil "karşı yaşam" yaşanıyordu. Giderek bütün eylemlerin merkezi haline dönüştüler.
Beş yıl önce bir eylem sırasında 15 yaşındaki Mihalis Kaltosas'ı ensesinden vurarak öldüren polis, Ocak 1990'da yapılan mahkemesinde kendini savunduğu gerekçesiyle suçsuz bulundu. Bu rezalet üzerine işgal evleri tarafından Atina'da Politeknik işgal edildi. Bu işgal, geçmişte yapılan kendiliğinden oluşmuş, dağınık işgallere benzemiyordu. Mahkemenin sonucu önceden tahmin edilerek (kimi kime şikayet ediyorsun?) işgal planlanmıştı. Burada bir analiz yapmak gerekli. Anarşistler 80'li yıllarda çok kalabalıklardı ama nitelikli değillerdi. Şu anda her şey tersine dönmüş, sayıları azalmış ama nitelikleri artmıştı. Önceki dağınıklıklar kaybolmuş, yerini akıllıca yapılanmış organizasyonlara bırakmıştı. Bu arada devlet de akıllanıp taktik değiştirmiş, anarşistleri şiddetle dağıtmak yerine, yavaş yavaş düzenin içine çekmek yoluna başvurmuştu. Bunun en güzel örneğini medyanın soytarılıklarında görebiliriz. Örneğin, bir votka reklamı: Anarşist kılıklı birisi votka şişesine histerik bir şekilde yaklaşıyor, açıyor, kokluyor ve muhteşem bir el pratikliğiyle onu molotof kokteyline çeviriyor. Ardından fırlatarak çıkan ateşe bakıp "bu votka içilir" diyor. Benzeri reklamlar gırla gidiyor. Neyse işgale dönelim, işgal sırasında polisle çatışılmayıp, devletin "devletliği" teşhir ediliyor. Kamuoyu yaratılarak eylem sonuçlandırılıyor.
Mayıs 1990'da ırkçı Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Baş Soytarısı de Klerk Atina'ya geliyor. Anarşistlerin daha önceki sürece göre çok daha iyi örgütlendiğini düşünürsek, bu ayaklanmaya nasıl hazırlandıklarını kestirebiliriz. Bu ayaklanmadan önceki gösteride polis kalabalığı dağıtmak için yeni bir yöntem kullanmıştı. Motosikletli polislerden oluşmuş timler hızla kalabalığın içine girip insanları dağıtmışlardı. Saldırının yeni şeklini bozguna çevirmek için anarşistler yanık yağı ve birbirine geçmiş çiviler kullandılar. ?Baş Soytarı? konferans salonundayken ayaklanma başladı. Polis yine motosikletlerle kalabalığa saldırdı. Yere dökülen yanık yağı motosikletlerin kaymasına, çiviler de tekerleklerin patlamasına neden oldu. Düşen polisler can havliyle kaçışmaya çalışıyorlardı. Karşı saldırı başlamış, bozgun halinde kaçışan polislerin motosikletleri molotoflanmıştı. Olaylar üzerine konferans iptal edildi. Baş Soytarı can güvenliğini bahane ederek, en kısa sürede Atina'yı terk etmek zorunda kaldı.
Bahar ayaklanmasının ardından anarşist çevrelerde yaz boyunca ciddi bir toparlanma gözlendi. Herkes de iyimser bir hava vardı. Ekim ayı gelmiş ve hapishanelerde ayaklanma başlamıştı. Mahkumlar birkaç tarım hapishanesinin mahsullerini ateşe verdiler. Hapishanelerin bir diğer çeşidi olan askeri hapishanelerden bazıları tamamen mahkumların eline geçmişti. Anarşistler hapishanelerin önünde bloklar oluşturup, takviye polis birliklerinin hapishanelere girmesini engellediler. Polise karşı daha dayanıklı olabilmek için dayanışma konserleri adı altında konserler düzenlediler. Devlet çok büyük bir polis ve asker gücüyle ancak uzun süren çatışmalardan sonra hapishanelerini geriye alabildi.
17 Kasım yaklaşırken, 10 Kasım tarihinde K.M.'nin elinde bomba patladı. K.M. elini ve gözünü kaybetti. Bu olayın ardından polis A. B. ve N.M.'yi tutukladı. Bu üç kişiyi bir terörist grubun üyesi olmakla suçladılar. Hiçbir şey ispatlayamayan polis A.B. ve N.M.'yi serbest bıraktı. Hemen ardından C.M., T.K. ve S.B.'yi tutukladılar. Bu kişileri de K.M.'nin terörist örgütünden olmakla suçladılar ama yine hiçbir şey kanıtlayamadılar. Bu kişiler her olaydan sonra terörist oldukları gerekçesiyle gözaltına alınır oldular. Muhafazakar hükümet bu olayı kullanarak uzun süredir çıkarmaya çabaladığı anti-terör yasasını çıkardı. Bu yasanın hemen ardından çok gerici bir eğitim yasası geliyordu. Anti-terör yasası çıktı ama bu yasa çıkarılmamalıydı. Bütün üniversitelerde işgaller başladı. Devlet yeni bir taktiği (aslında pek de yeni olmayan) uygulamaya başladı: işgal edilmiş üniversitelere sivil faşistleri saldırtmak. Açıklama çok netti, "vatandaşlar" üniversitenin öğretime devam etmesini istiyorlardı. Bu "vatandaşların" öğrencilerle ve anarşistlerle
girdiği çatışmalar devlete hiçbir fayda sağlamadı. Gerici eğitim yasasını iptal etmekle kaldılar. Bu dönemde öğrencilerle anarşistler arasındaki ilişkiler iyice gelişti.
17 Kasım 1973 ayaklanmasından sonra, Yunanya bu kadar geniş bir ayaklanmayla ilk kez Ocak 1991'de karşılaştı. Patras'daki üniversitede sürmekte olan işgale "vatandaşlar" (faşistler ve muhafazakar partinin gençlik örgütleri) saldırdı. Saldırıya Patras'lı anarşistler cevap verdiler. Anarşistlere yardım eden Patras Üniversitesi profesörlerinden Nikos Temponeras, faşistler, pardon "vatandaşlar" tarafından kafası parçalanılarak öldürüldü. Ertesi gün gazetelerde cinayetin fotoğraflarının yayınlanması üzerine bütün Yunanya'da ayaklanma başladı. Artık ok yaydan çıkmıştı. 73'den sonra gerçekleştirilen en büyük ayaklanmaydı bu. Atina'da 100.000'den fazla öğrenci toplanıp gösteri yapmak istedi. Anarşistler bu kitlenin arasına ikili gruplar halinde yayıldılar, iktidarda bulunan muhafazakar partinin direktifiyle polis öğrencilere saldırdı. Anarşistler her zamanki gibi saldırıyı daha önceden tahmin etmiş ve ona göre hazırlanmışlardı. Polis saldırının hemen ardından 6-7 km2'lik alanı göz yaşartıcı bomba bulutlarıyla kapladı. Anarşistlerin "etkin katkılarıyla" isyan büyümüş, öğrenciler parlamentoya doğru yürüyüşe geçmişlerdi. Bakanlıklara ve parlamentoya saldırdılar. Unutulmamalıdır ki "vatandaşları" öğrencilere saldırtan devlettir. Her taraf gaz bulutlarıyla kaplıydı. Atılan göz yaşartıcı bombalar yangına neden oldu. Polis, itfaiyeye yangını söndürmesi için izin vermedi. Yangın esnasında üç kişi ağır şekilde yandı.
Ne açıklama yapacağını şaşıran devlet "anarşistler kendilerini yaktı" dedi. Halbuki yananlar da anarşistler değil merdiven altında uyumakta olan ?alkolikler?di. Çatışmalar 73 olaylarının tersine üniversite merkezli değil, kent merkezliydi. Üniversiteler boştu, bütün insanlar sokaklarda çatışıyorlardı, iki gün süren çarpışmaların sonunda başbakan ve bakanlar istifa etmek zorunda kaldılar. O güne kadar çıkardıkları tüm yasaların geçersiz olduğunu ilan ettiler. Tutuklanan herkesin serbest bırakılacağını da bildirdiler. Ardından isyan sona erdi. Unutulmamalıdır ki bu ayaklanmada, kütle halinde bulunan depolitize olmuş öğrencileri aktif hale getirenler, kalabalığın içine dağılmış bir avuç anarşistti.
91 'in Mart ayında total redci olan Nikos Maziotis tutuklandı. Maziotis'in ardından total redci olan 10 kişi daha tutuklandı. Bir yıl sonra tutuklanmak üzere (!) Maziotis serbest bırakıldı. Yoklama kaçağı muamelesini gördü. Yani "git yoklamanı yaptır, sonra da askere git" dediler. Maziotis'i bir yıl sonra tekrar tutukladılar. Tutuklandığı ilk gün açlık grevine başladı. 40 gün süren açlık grevinin ilk üç haftası boyunca arkadaşlarına moral vermek için hapishanede basketbol oynadı. Maziotis'i Türkiye'de de elimizden geldiğince desteklemiştik. Türkiye'deki anti-militaristler ve varolan anarşist dergiler Maziotis'i destekleme kampanyası başlatmışlardı.
91 'in Temmuz ayına geldiğimizde George Bush da Atina'ya geldi. Devlet Atina trafiğini kapatıp 18.000 polise asayişi berkemal etmeleri için ödev verdi. Asayişin berkemal olabilmesi için de haliyle tüm gösteriler yasaklandı. Elbetteki bu yasaktan bir gün önce omuzdaşlar üniversiteyi işgal ettiler. Bina dışlarına güçlü amfiler yerleştirip propaganda yapmaya başladılar. Bu propagandaların sonucunda G.B.? nin geldiği gün insanlar akın akın anarşistlere destek vermek için üniversiteye geldiler. Anarşistler kapıları açıp onları içeriye aldılar. Daha önce de belirttiğim gibi artık eylemler çok iyi örgütleniyordu. (Ee, ne yaparsın yılların deneyimi.) G.B.'ye karşı girişilecek eylem daha -önceden planlanmıştı. Plana göre beklenen günden önce polisle hiçbir çatışmaya girilmeyecekti. Beklenen gün geldiğinde de üniversite civarından geçecek olan G.B.'ye karşı düzenli bir şekilde yürünecek ve polisin saldırması beklenecekti. Her şey sivil polislerin provokasyonuna rağmen planlandığı gibi gerçekleşti. Polis saldırısının ardından mololoflarla cevap verilip, polis saldırısının fotoğrafları çekildikten sonra düzenli bir şekilde üniversiteye geri dönüldü ve sessizce dağılındı.
Fotoğraflar ertesi gün bütün dünya gazetelerinde (Türkiye hariç; biz göremedik!) yayınlandı. Bu olay da tarihe Yunanya'da yaşayan anarşistlerin eski amerikan soytarısına karşı zaferi olarak geçti. Bu eylem yaz ortasına rastladığı için siyah şortlarla gerçekleştirildi. Arkadaşlarıma, ülkemizde saatlerce süren eylemlerde örnek olması dileğiyle.
Yaz döneminde okulların kapalı olmasını fırsat bilen devlet, eğitim yasasını yeniden gündeme getirdi. Bu olay üzerine Atina'da anar şistler yürüyüşe geçtiler. Fakat şiddete çok eğilimli bir grup polise saldırmama kararı alınmasına rağmen ana grubun ardından polise saldırdı. Saldırının sonrasında üniversiteye sığındılar. Polisler üniversiteyi çevirip, .işgalden vazgeçerlerse hiçbir şey yapılmayacağını, hatta kendilerinin de çekileceğini bildirdiler. Bunu söylerken de "vatandaşları" üniversite etrafına yerleştirmekten de geri kalmadılar. Çok az kişiden oluşan anarşist grup, çatışmayı göze alamayarak üniversiteyi boşaltmaya başladı. Birden "vatandaşların" saldırısı ile karşılaştılar. Anarşist grup adına bozgunla sonuçlanan bir çatışmadan sonra üniversiteye geri çekildiler. Bu olay bir kaç kere tekrar etti. Polis olaya müdahale edip, anarşistlerin üzerine göz yaşartıcı bomba attı. Bombalardan biri üniversitenin çatısındaki tahta kirişlerden birine saplanarak yangın çıkardı. Yangın sonrasında, kirişteki bombanın çekilen fotoğrafıyla bu durum delillendirilmiştir. İşgalin gerçekleştiği bina 1973, 17 Kasım mücadelesinin gerçekleştiği binaydı. Bu nedenle de sembolik bir anlamı vardı. Durum kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı. Yangının polisin attığı göz yaşartıcı bombadan çıktığının ispatlanmasına rağmen devlet yangını anarşistlerin çıkardığını ilan etti. Yangının sönmesine kadar itfaiyenin okula girmesi yine polis tarafından engellendi. Yangından sonra 22 anarşist tutuklandı. Bundan bir iki gün sonra anarşistler yangının asıl nedenini açıklamak için büyük bir afiş hazırladılar. Hazırlanan afişte "1933'de Hitler, Reichtag'ı yakıp, komünistleri bastırmıştı, 1991'de polis ve faşistler üniversiteyi yakıp anarşistleri bastırdıklarını zannediyorlar. Asla gazeteciye, politikacıya ve polise güvenme!" yazıyordu. Afişi hazırlayan ve asan 33 kişi tutuklandı. Ertesi gün tutuklananlar için 200 kişilik bir gösteri düzenlendi. Gösteriye saldıran polis 48 kişiyi daha tutukladı. Bir işgal evindeki film gösteriminde de 83 kişi tutuklanıp sonradan bunların bir kısmı da serbest bırakıldı. Tutuklamaların sonunda 103 anarşist hapisteydi. Başbakan televizyonda bütün bu olayları çıkaranların 200 tane anarşist olduğunu, bunların yarısını yakaladıklarını ve diğer yarısını da yakalayınca bu gösterilerin sona ereceğini halka duyurdu. Bu bildirimden sonra da elinde yasal hiçbir delil bulunmayan devlet birkaç gün içinde bütün tutukluları serbest bıraktı.
Yaşanan bu olaylardan sonra, eylem birliği sağlamayan, sorumsuz saldırılar düzenleyen anarşist gruplara ağır eleştiriler getirildi.
1992 yılında Atina'daki şehir içi ulaşım ağı özelleştirildi. Özelleştirmenin ardından da işten atılmalar başladı. Bunun üzerine garajlarla birlikte bütün otobüsler işgal edildi. Polis işgalcilere saldırıp otobüslerin yarısını geri aldı ve özel şirkete devretti. Fakat anarşistler bu otobüslerin hemen hemen tamamını çalışmayacak bir halde sabote ettiler. Polis diğer otobüsleri almaya gelince işçiler ve anarşistler barikatlar oluşturup polisle çatışmaya girdiler. Bu 15 yıldır gerçekleşen ilk işçi polis çatışmasıydı. 15 yıl önceki gibi anarşistler ve işçiler yine omuz omuzaydı. Anarşistler uzun yıllar süresince edindikleri, polisle çatışma tekniklerini işçilerle paylaştılar ve polis geri çekilmek zorunda kaldı.
12 Eylül'de Papandreu, Selanik'te yıllık bütçeyi açıklayacaktı, işçilerle anarşistlerin devlete karşı giriştiği mücadeleyi durdurup uzlaşma sağlamaya çalışan Komünist Parti denetimindeki sendika, nihayet Selanik'e gidip protesto düzenleme kararı aldı. Papandreu, eğer gösteri yapılırsa göstericilerin anti-terör yasasına istinaden tutuklanacağını devlet televizyonundan bildirdi. Selanik'in 18 km dışına polis ve ordu barikatı kııruldu. Yollara tanklar ve greyderler yerleştirildi. Atinalı işçiler Selanik'e doğru otobüslerle harekete geçti, isçilerin baskısıyla sendika ağaları, anarşistlere üç otobüs tahsis etmek zorunda kaldı. Anarşistler ve işçiler barikatlarda omuz omuza devlete karşı savaşırken KP destekli sendika ağaları televizyon karşısına koydukları kıçlarını kıpırdatmadan, olayları uygun bir mevziden canlı olarak izliyorlardı. Dolayısıyla işçilerin anarşistleri desteklemesi gayet doğal bir şeydi. Selanikli işçiler ağırlıklı olmak üzere, yapı işçileri ve anarşistler polis barikatının arkasında saflarını almışlardı. Atina'dan gelen işçi otobüslerinin arasında bir de sendika ağalarının otobüsü vardı. Bir iş sektörüne bu kadar sendika ağası reva mıdır? Bu ağalar polisten izin alıp barikatların arkasındaki safları "teftiş etmek" amacıyla Selanikli işçilerin safına geçtiler. Selanikli yapı işçileri "ve anarşistler ağalara, barikatlara arkadan saldırıp bertaraf edebileceklerini bildirdiler. Ağalar "işçilerine danışma karan' alıp" barikatın Atina tarafına geçtiler. Geçme esnasında "işçilere danışma kararını" veren ağalar, Atina'dan gelen işçilere ve anarşistlere, Selanikli işçilerin ve anarşistlerin bildirdiği şeyleri danışmayı unuttular. Kolluk kuvvetlerinin barikatının çok güçlü olduğunu ve geçilemiyeceğini iletmekle yetindiler. KP'li ağaların Selanik de gösteri yapma kararlarında ne kadar ciddi oldukları böylece ortaya çıktı. Görüldüğü gibi ağalar ne yardan ne de serden vazgeçtiler. Bu nedenle devlet barikatları yıkılamamış, işçiler ve anarşistler Atina'ya geri dönmek zorunda bırakılmışlardı. Yorgan gitti kavga bitti. Yaşanan bu ihanet Yıınanyalı anarşistlere ve işçilere bir kez daha kurumsallaşmış sendikal yapıların güvenilmezliğini gösterdi.
Yunanya?daki omuzdaşlarımız, mücadeleye başladıkları tarihten bugüne dek, kendilerine çok yakın olan bizlere mücadele örnekleri sundular. Ümit ederim ki, Anadolu ve Rumeli'deki anarşist hareketler, omuzdaşlarımızın yaşadıklarından anlamlı sonuçlar çıkaracaktır.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Seçim karşıtı
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Spontan
Portakalzine
İzinsiz Gösteri
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız