Kapitalist toplum o kadar kötü örgütlenmiştir ki, çeşitli üyeleri acı çekmektedirler: aynen nasıl ki bedeninizin bir yerinde ağrınız varsa, tüm bedeniniz ağrır ve hasta olursunuz... Benzer şekilde bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılıktan, baskı altında tutulmaktan veya göz ardı edilmekten muaf olmaz. Bunu yapmak, ağrıyan dişinizi göz ardı etmek demektir : sonunda da tamamı ile hasta olursunuz

Alexander Berkman

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 2

Vicdani redçiler toplu davası çağrısına yanıt: bitsin artık bu uğursuz ayin Yazar : Gökşan Göker

Anadolu coğrafyası ve bu coğrafyada yaşayan halklar üzerinde egemenlik süren yetmiş yıllık T.C. tarihinin en büyük örgütsüz pasif direnişi yaşanıyor. Birbirleri ile yatay ya da dikey bir örgütlenme içinde olmayan, ancak yaşanan savaş gerçeği ve yasalarla dayatılan zorunlu askerlik binlerce kişinin, aralarında gizli bir sözleşme varmışçasına ortak tavır almasına neden oldu. Bu örgütsüz pasif direniş, insan kaynaklan kuruyan militarist T.C.'nin harekete geçmesine neden oldu. Asker kaçaklarına ağır cezalar getiren Askeri Ceza Yasası 19 Mayıs 1994'te yürürlüğe sokuldu. Buna rağmen, yaklaşık bir ay sonra:
"Asker kaçaklarını üç yıla kadar varan ağır hapis cezası da korkutmadı. Sürekli çağrılara rağmen 250 bin kişi oldukları varsayılan asker kaçaklarından, ancak 100 bin kadar askerlik şubelerine başvurarak karar aldırdı. '(1)
150.000 "pasifist" (yazı ile yüzeli bin) T.C.'nin sivil ve askeri organlarının her türlü yaptırım, gözdağı ve "vatan, millet, Sakarya" edebiyatına karşın tavırlarından ödün vermeksizin asker kaçağı olmayı sürdürüyor. Ayrıca asker kaçaklarının sayısı askerlik yaşına gelenler, bu yaz döneminde okudukları yüksek öğretim kurumunu bitirecek olanlar ve bir dersten iki yıl üst üste kalanların katılımıyla artabilir. Söz konusu yüzeli bin asker kaçağı, şu anda yakalanmaları durumunda, yasa gereği, dört ile on sekiz ay para cezasına çevrilemez ağır hapis cezasına çarptırılacaklar. Kendi ayaklarıyla giderek teslim olup, askerlik için karar aldırmaları durumunda bile üç ay ile on iki ay ağır hapis cezası onları bekliyor.
İnsanları birer sayı olarak ifade etmeyi ve genellemeleri doğru bulmadığım halde yukarıdaki paragrafta bir genelleme yaparak yüzeli bin asker kaçağını pasifist olarak tanımladım. Şimdi daha da ileri gidiyorum ve söz konusu asker kaçaklarının "pasifist" olmanın yanı sıra "anarşist" olduklarını ileri sürüyorum. Bu tırnak içindeki pasifistlik ve anarşistlik tanımlamalarını kısaca açalım.
Kuşkusuz asker kaçakları arasında kendi ideolojilerine ters düştüğü için askere gitmeyi ve orduyu bu zaman dilimi için yadsıyan, ama uygun koşullar oluştuğunda askerlik ve ordu şakşakçısı kesilecek, koşa koşa orduya gidecek;
"Sömürgeci T.C." karşıtı P.K.K. sempatizanı Kürtler, "Laik-Kemalist T.C." karşıtı radikal islamcılar ve "Kapitalist devlet T.C." karşıtı sosyalistler vardır.
Nedir bu gerekli koşullar? Doğal olarak, varolan devlet yönetimini ele geçirmeleri ya da kendi devletlerini kurmalarıdır elbette. Ancak, çoğunluğu ideolojik kaynaklı olmayan kaçakların oluşturduğuna inanıyorum.
Bu kaçaklar belli bir önderliğin, ideolojinin yönlendirmesinde olmadıkları, yatay ya da dikey bir örgütlenme içinde olmadıkları halde pasifistlik noktasında buluşabiliyorlar. Bu pasifistlik bizim anladığımız, değişik anarşist yayınlarda, ortamlarda tartışılan pasifizm temelli pasifistlik değil. Ben buna içinde ?izm? olmayan pasifistlik diyorum. Bu pasifistler, kendisine ve başkalarına uygulanan şiddetin her türlüsünü yadsıyan, egemenlik odaklarına karşı şiddet kullanmadan -ancak eylemsiz de kalmadan- mücadele etmeyi savunan, yani kendini ortaya koyan ve bunun felsefesini yapan ?izm? kökenli pasifistlerden farklı olarak, bir filminde, ringde insan azmanı boksörle dövüşmeyip sağa-sola kaçışan, rakibinin bacakları arasından geçen, hakemin arkasına saklanan Charlie Chaplin'e benziyorlar. Yani şiddet karşıtlığı yok(?), biz buradayız diye ortaya çıkmak yok, felsefe yok ama kaçabildikleri kadar kaçarak direnmeyi sürdürüyorlar.
Bu kaçaklar ?izm? kökenli olmayan pasifistlik yanında, ?izm? kökenli olmayan bir anarşistlik pratiği yaşatıyorlar. 19 Mayıs 1994'te yürürlüğe giren Askeri Ceza Yasası, asker kaçaklarına paraya çevrilemez ağır hapis cezalarının yanı sıra seçme, seçilme ve devlet memuru olma hakkının ellerinden alınması gibi yaptırımlar da getiriyor. Kısacası asker kaçakları tavırlarını korudukları sürece devleti, seçme ve seçilmeyi de yadsımış oluyorlar, işte ahlaki ilkelerden, anarşist felsefe(ler)den ve pratiklerden habersiz ?izm? kökenli olmayan anarşistler !
Asker kaçaklarının ?izm? kökenli olmayan birer pasifist ve anarşist olduğunu düşünmek elbette çok hoş, hatta "gerçek Anarşizm bu" diye bile düşünebilir insan. Başka bir açıdan baktığımızda ise ortaya anti-militarizm, pasifîzm ve Anarşizm açısından hiç de iç açıcı olmayan bir görüntü çıkıyor.
Kürdistan'da sürmekte olan savaşın, kaçakların çoğunluğunun askere gitmemelerinde en önemli neden olduğunu düşünüyorum. Edindiğim izlenimlere göre, savaşın herhangi bir şekilde sonuçlanması durumunda asker kaçaklarının çoğu askere gidecekler. Kaçaklıklarının temelinde bir anti-militarizm düşüncesi olmadığı için buna şaşırmamak gerekir, insanlar ölüm olasılığının görece daha az olduğu durumları onaylamaktan yanalar. Bence "koyun can derdinde, kasap el derdinde" atasözü buraya "cuk" oturuyor, insanlar, devletin kasap vitrininde asılı koyun olmak yerine, devletin çoban olup, kendi militarist mantığı çerçevesinde onları gütmesine çoktan razılar. Gerçekte mantıkları "savaşa hayır, askerliğe evet" olarak ifade edilebilir. Bu düşünüş şekli bence elbette yanlıştır ve kolaylıkla çürütülebilir, ama, halkın pragmatistliğini (yararcılığını) göstermesi açısından önemlidir.
Aynı pragmatistliği ?izm? olmayan Anarşizm örneğinde de açıkça görebiliriz. Kaçaklığını sürdürerek seçme, seçilme ve devlet memuru olma haklarından yoksun kalan biri ile konuştuğunuzda ahlaki ve ideolojik nedenlerle devleti, yönetmeyi ve yönetilmeyi, seçmeyi ve seçilmeyi, ucunda kendisi için ölüm olmadığı sürece orduyu ve savaşı yadsımadığını görürsünüz. Hatta devlet kapısında ona bir iş sağlarsanız size minnettar kalacaktır.
Özet olarak, şu anki asker kaçaklarının çoğunluğunun tavrı anti-militarizm, pasifîzm ve anarşizm olarak nitelendirilemez. Ancak, her ne kadar tavırlarını pragmatistlik olarak nitelendirmiş olsam da, sonuçta bu kitle kendiliğinden bir fiili durum yaratmıştır ve bu durumu sürdürmektedir. Anarşistler katalizör işlevi görerek bu kitlenin tavrını daha etkin ve kalıcı kılabilir. Bu nedenle Vicdani Redçiler Toplu Davası'nın yaşanması gerektiğine katılıyorum. Vicdani ret gibi bir konuda 1994 Eylül'ü gibi tarihler belirlemek, T.C. ve P.K.K. arasındaki çatışmanın sonuçlarına göre yön belirlemek -bence- doğru değildir. Bunun yanında Vicdani Redçiler Toplu Davası gibi bir konuda bir ön hazırlık devresinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir Vicdani,Ret Bildirisi ortaya çıkarmak; geniş katılımlı bir vicdani redçiler topluluğunu oluşturmak; yasal savunmayı yapacak hukukçularla iletişime geçmek; kamuoyunun ilgisini ve tepkisini canlı tutacak yöntemlerin belirlenmesi v.b. için yaklaşık 2-3 ay geçecektir. Ayrıca yaz dönemi insanların normaldekinden daha dağınık oldukları bir dönemdir, bu yüzden iletişim zorlukları olacağı unutulmamalıdır. Kısacası, Eylül ayı, egemenlerin belirlediği gündemlere göre hareket edilmediğinde de en uygun zaman olarak ortaya çıkıyor. Daha ileri bir tarihe ertelenebileceğini de sanmıyorum.
Katılımcı yelpazesinin ne kadar geniş olacağı da yanıtlanması gereken sorulardan biridir. Evet, orduyu, militarizmi reddetmeyenler ile ortak savunma yapılması söz konusu olamaz. Ama, devleti reddetmeyen anti-militarist, anti-otoriter ve şiddet karşıtları yelpazenin içinde olmalıdır. Yalnızca anarşistlerden oluşan bir vicdani redçiler topluluğu ile ortaya çıkmak, diğer redçilerin ve kamuoyunun desteğini almak gibi kaygılar taşınıyorsa, bence, pek mantıklı olmayacaktır. Bu demek değildir ki, sulandırılmış bir Vicdani Red Bildirisi oluşturulsun ve kamuya şirin görünülmeye çalışılsın. Hayır, kesinlikle hayır. Anti-militarist ilkeler, ödünsüz olarak Vicdani Ret Bildirisi'ne yansıtılmalıdır. Bu bildiri, anarşistler dışındaki anti-militaristlere, anti-otoriterlere de açık olmalı, onların da bildirinin oluşumuna katılımı sağlanmalıdır. Yalnızca anarşistlerden oluşan bir grup ile olaya soyunmak, davanın medya, devlet vb. tarafından değişik yönlere çekilmesine neden olabilir diye düşünüyorum. Savunamayacağımız bir şey yok elbette, ama yine de davanın akışının "zorunlu silahlı eğitime hayır" çizgisinden sapmaması için dikkat edilmeli.
Vicdani Redçiler Toplu Davası başlatıldığında, Savaş Karşıdan Demekleri, İnsan Haklan Derneği gibi demokratik kitle örgütlerinin; şiddet karşıtları inisiyatifi benzeri sivil platformların; üniversite ve lise öğrencilerinin; tutarlı anti-militaristlerin desteği gelecektir. Hatta tanımadığımız anarşistlerin de ilgisi ve desteği gelecektir.
Amargi'nin Şubat 94 sayısında çıkan, ?Bir Grup Anti-Militarist Anarşist imzalı, Biz Buradayız! Ya Siz?? başlıklı yazıda, zaten, anarşistlerin ve diğer anti-otoriterlerin, anti-militarizm ve askerlik reddi konusunda gündeme müdahale etmelerinin ahlaki bir zorunluluk olduğuna değinilmişti. Sanırım artık zamanı geldi. Aynı zamanda, Vicdani Redçiler Toplu Davası bir tür süzgeç ya da turnusol kağıdı işlevi görecek ve kendini değişik yerlerde anti-militarist, anti-otoriter. pasifist ve anarşist olarak tanımlayanların konumlarını yeniden gözden geçirmesine neden olacaktır. Başta İzmir, İstanbul ve Ankara olmak üzere, var olan anarşist dergiler çevresinde kümelenmiş kişiler yaz dönemini ciddi bir çalışma ile geçirecekler gibi görünüyor.
Dava sırasında hukuki savunma ve toplu si yasal .savunmanın yanında bireysel vicdani savunma da yapılabilmelidir. Hukuki savunmayı, T.C.'nin Anayasası, yasaları ve imzaladığı uluslararası antlaşmalar üzerinden savunmanlar yapacaktır. Hukuki savunma, varolan yasal metinler üzerine kurulacağından benim için çok anlamlı değil. Çünkü, varolan durumu dayatan var olan yasalardır. Bence, önemli olan, ortak ahlakımızı yansıtan Vicdani Ret Bildirisi ve ortak bildiriye yansıtılamayan bireysel düşüncelerin savunulmasıdır. Bu noktada, Apolitika'nın birinci sayısında yer alan, siyasi savunmanın temel argümanları olarak tanımlanan beş maddenin Ortak Vicdani Ret Bildirisi temelini oluşturabileceğini düşünüyorum ve bir ortak bildiri taslağını tartışmaya açıyorum:
1- Bütün savaşlara karşıyız
2- Bütün ordulara karşıyız
3- Emir-komuta ilişkilerine karşıyız
4- Tek tipleştirilmeye karşıyız
5- Cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe, ırkçılığa, ümmetçiliğe ve her türlü kültürel ayrımcılığa karşıyız.
Bütün savaşlara karşıyız; çünkü, savaşlar insanlığın yüzkarasıdır. Bugüne kadar, Dünya üzerinde, binlerce savaş yaşandı, bu savaşlar nedeniyle, milyonlarca insan öldü, sakat kaldı; değişik kültürler yıkıntılar altında yok oldu; doğaya onarılamaz zararlar verildi. Sonuç? Her seferinde öldürme gücü eskisinden daha çok olan silahlar üretildi ve savaşlar çok daha büyük yıkımlara neden oldu. Geçmişteki bütün savaşlar, savaşan taraflarca belli haklılık temellerine oturtulmaya çalışılmıştır. Oysa, tarihte hiçbir haklı savaş yoktur, çünkü savaş en büyük haksızlıktır. Savaşları çıkartanlar insanlar değil devletlerdir, insanlar (askerler) yalnızca kendilerine biçilen rolü oynayan kuklalardır. Rol, sorgulamadan ölmek ve öldürmektir. Bize düşman olarak belletilenlerin de bizim gibi, aşkları, korkuları, sevinçleri ve üzüntüleri var. Onlar da bizim gibi, çiçek koklar, kitap okur, dondurma yer, bisiklete biner, güneşin batışını izler. Gerçekte "düşman" denilenler bizden farklı değiller. Onları öldürmek, kendimizi öldürmektir. Savaşmanın çözüm değil, çözümsüzlüğün yeniden üretilmesi olduğuna inanıyoruz. Bize, kendi irademiz dışında, biçilen rolleri reddediyoruz. Savaşları ve savaşmayı reddediyoruz. SAVAŞA HAYIR!
Bütün ordulara karşıyız; çünkü, ordular olmasaydı savaşların da olmayacağına inanıyoruz. Savaşlar orduların varlık nedenidir, ordular varlıklarını korumak için savaşlara gereksinim duyarlar. Ordular, devletlerin en büyük örgütlü şiddet aygıtlarıdır. Amaçlan militarizmi yeniden üretmek, yetkinleştirmektir. insanlar, orduların hiyerarşik, katı disiplinli, militarist çarkları içinde basit sayılardan başka bir şey değildir. Ordular insanları, sorgulamayan biyolojik robotlar haline getirir. Askere giderek, devletin militarist oyunlarında birer piyon olmayı reddediyoruz. Askerliği ve orduyu reddediyoruz. ASKERLİĞE HAYIR!
Emir-komuta ilişkilerine karşıyız; çünkü, kendimizin üzerinde hiç bir iradeyi tanımıyoruz. Bunun sonucu olarak, irademizi yok sayan ordudaki emir-komuta zincirini onaylamıyoruz. Ahlakımız gereği, başkalarından emir almayı ve başkalarına emir vermeyi reddediyoruz, insanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olması gerektiğine inanıyoruz. Ancak, bunun, askerlik kurumunun en belirgin özelliği olan katı disiplinli hiyerarşi içinde olanaksız olduğunu düşünüyoruz, insanların düşünceleri, kişilikleri ile değil, rütbeleri ile değerlendirildikleri ordunun emir-komuta ilişkilerini reddediyoruz. EMİR-KOMUTAYA HAYIR!
Tek tipleştirmeye karşıyız; çünkü, tek tipleştirme, kişisel özgürlüklere giydirilmiş bir deli gömleğidir. Ordu, değişik yörelerden, değişik kültürlerden gelmiş insanları, kendi militarist mantığı çerçevesinde, bir potada eritir ve kalıba döker. Sonra, şekilsel tek tipleştirmenin simgesi olan üniformaları giydirir. Ne yazık ki, şekilsel tek tipleştirme yeterli değildir, bunu, daha uzun süren, düşünsel tek tipleştirme izler. Bireyler sürekli bir beyin yıkama, baskı, cezalandırma ile düşünmeyen, sorgulamayan, emredileni yapan mekanizmalara dönüşürler. Kişiliğimizi hiçe sayan şekilsel ve düşünsel tek tipleştirmeye karşıyız, kendi yaşantımız üzerinde söz sahibi olmak istiyoruz. TEK TIPLEŞMEYE HAYIR!
Ayrımcılığa karşıyız; çünkü, cinsiyetçilik, ırkçılık, milliyetçilik, ümmetçilik ve kültürel ayrımcılık aynı egemenlik düşüncesinin sonuçlandır. Erkek egemen kültürün, düşünce ve eyleme biçimleri toplumun tüm dokularına işlemiştir. Güçlüyü yücelten, güçsüzü ezen, farklı olanı dışlayan erkek egemen kültürü reddediyoruz. Bizler özgürlüğe, kardeşliğe, eşitliğe ve barışa inanıyoruz. Bu değerlere zarar veren yapay ayrımları ve yapay ayrımları yaratan egemenlik ilişkilerini reddediyoruz. AYRIMCILIĞA HAYIR!
Özet olarak, kendi irademiz dışında, yasalarla bize dayatılan, "zorunlu silahlı eğitimi" reddediyoruz. Vicdani ret hakkının tanınmasını istiyoruz. Tavrımız, insan olmanın verdiği ahlaki sorumluluğun sonucudur ve tavrımızı ödünsüz sürdüreceğiz. Artık savaş tanrılarına kurban olmak istemiyoruz. Bitsin artık bu uğursuz ayin!

(1) 14 Haziran 1994 tarihli Hürriyet Gazetesi, sayfa 25

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

a008
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Kaos GL
Indymedia İstanbul
Attack To Society
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız