Devlet, insanlar arasındaki bir koşuldur, belli bir ilişkidir, bir insan davranışı tarzıdır; bizler başka ilişkiler üzerinde anlaşarak, farklı davranarak onu yok edeceğiz.

Gustav Landauer

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 2

'Demokratik Merkeziyetçilik' dedikleri Yazar : Ali Keşo

"Eskiden merkeze devrimi koyardım.
Ben bu merkeze göre şekillenmeye çabalardım...
Şimdi kendimi koydum merkeze ona göre şekil almaya çalışıyorum.
Merkezdeki kendim, çakıştığı zaman devrimle,
merkezde kimin durduğunun bir önemi kalmayacak.
Ha devrim ha ben?


Gelecek toplumun çekirdeğini oluşturması için tasarlanan ya da onun öncülleri olan komünist parti ve onun alt birimlerinin tümünün işleyişi Demokratik Merkeziyetçilik (DM) ilkesine dayanır. Bu ilke ister kongre ister konferans, isterse de taktiksel manevralarda olsun geçerlidir: (ya da geçerli olduğu varsayılır.) DM ilkesi kısaca; bir olay yada olgunun parti organlarınca tartışmaya açılıp, tartışma süreci boyunca ta ki yeterlilik önergesi verilene kadar her türlü eleştiri serbestisini, kişi ve gruplara tanıyan bir süreçle başlar. Tartışmalar çoğunluk tarafından, yeterli görülene kadar devam eder. Sonunda çıkan sonuçlar yukarıya bildirilir. Yukarısı çoğunluğun kararını parti kararı olarak benimser ve uygulamaya sokar. Artık bu noktadan sonra "Parti kararı ", uygulama süreci bitene kadar tartışılamaz tartışmaya açılamaz, kararın uygulanmasını olumsuz yönde etkileyebilecek herhangi bir etkinlikte bulunulamaz. Parti kararının, uygulanma süreci, DM ilkesinin "Merkezi" yönüdür. Kararın uygulanma süreci bitiminden sonra yeniden süreç tartışılabilir bir duruma gelir. Süreç değerlendirilir, eleştiriözeleştiri mekanizmaları çalışmaya başlar. Her iki tartışma süreci DM ilkesinin "Demokratik" yönü olarak tanımlanır. Ayrıca; bu ilkenin işleyişi partilerin, gizli ya da açık çalışma ve örgütlenme durumuna göre merkeziyetçi yanı veya demokratik yanı ağır basabilir. Merkeziyetçi yanın ağır bastığı örgütlerde demokratik yan daralır. Daha çok pratikle ilgili durumları bir yana bırakıp soyut söylencede DM ilkesinin mükemmel işlediğini varsayarak irdelemeye çalışalım:
DM ilkesinin "Demokratik" yanı "azınlığın çoğunluğa tabiliği" ilkesine göre temellenir. Bu ilke tartışmaya açılan konunun . yeterlilik önergesiyle bitirilmesinden sonra, çoğunluğun görüşüne; "azınlık" (yani konu hakkında çoğunluktan farklı düşünen insanlar) uyum sağlamak zorundadır. Artık örgüt karan haline gelen çoğunluk görüşüne muhalefet şerhi konulmuştur. Ta ki karar tekrar tartışmaya açılana dek.
Tartışılan konu hakkında yeterlilik önergesi verilmesinin anlamı şudur; tartışan taraflar birbirlerinin görüşlerini anlamışlar, böylece konu üzerinde yeterince az, çok bir yargıya ulaşmışlardır. Birbirlerine anlatacakları şeylerin bir tekrardan öteye geçmediği andır, "yeterlilik önergesi" anı. Bu andan sonra yapılsın ya da yapılmasın "parmak demokrasisi" denilen süreç başlar. (Artık azınlık haklan pratik süreç sonuna kadar gasp edilmiştir.)
Komünist insan örgütlü insandır. Örgülüde yukarıda anlatılan işleyişe sahiptir. Sadece komünist örgütler değil bütün burjuva partilerinin de az çok farklılıklara rağmen aynı işleyişe tabii olduğu varsayılır. Hiyerarşik her türlü örgütlenme için en olumlu işleyiş DM ilkesidir.

Ya biz?
Şimdi bir an için kendinizi böyle bir örgüt içinde ve azınlık gurubunda bir birey olarak düşünün. Sizin savunduğunuz görüş çoğunluk tarafından reddediliyor ve çoğunluk kararına uyum sağlamanınız gerekiyor. (Uyum; aktif yada pasif katılım olabilir.) Yani benimsemediğiniz, karşı olduğunuz, bir olaya katılmanız gerekiyor. (Örgütten ayrılmada bir yol; bu durumda devrimci komünist falan olamıyorsun, şaibeli biri olduğun yönünde bir çok söylenti çıkmasa dahi, her şeyinle bütünleştiğin örgütünden bir anda yoksun kalmak, sefalet, yalnızlık ...vs. seni bekliyor.) Çoğunluk, yani yoldaşlarınızın görüşlerine saygı ve sevgi duyarak katılabilirsiniz. Fakat istemediğiniz, yanlış bulduğunuz, bir şeylere dahil olmak sizi nasıl etkiler bilmiyorum, ama beni son derece rahatsız eder. Hatta tiksindirir, yabancılaştırır içinde bulunduğum kuruma, (DM ilkesinin baştan kabul etmek de bir şey ifade etmez, ilkenin kabulü, gelecek tüm zamanın baştan zincire vurulması anlamını taşıyor.) Beni söylediği ile eylediği farklı biri durumuna sokar ki, artık iradeden, inisiyatiften, özgürleşmeden, söz edilemez. Sadece sürünün gittiği yönde gitmek zorunda olan sürüden bir parçadır o. ÎTAÂT ETMEK benliğini sarmaya başlamıştır, işte tam bu anda iğrenç düzen yeniden filizlenir bireyde ... Giderek kurumda. Sonra o kurumlar devrimci savaşımın şu ya da bu sürecinde teslim oluverirler: Şaşırırsın! Kurumlarda en üst düzeydeki bireyler bile saf değiştiriverirler, kavrayamazsın.
Bir önyargım var: 'itaatkar insan devrimci savaşım veremez". Niyazi Aydın gibi "Ben varsam mücadele devam edecektir" diyebilmek için, mücadele kavrayışını en bireysel düzeyde içkin hale getirebilmek için gereklidir itaatsizlik.
Bu topraklarda yaşayan devrimciler itaatsizliğin en güzel örneklerini, Diyarbakır, Metris,...vs. direnişlerinde, aylarca süren sorgularda, Remzi Basalak gibi patlatırken düzmece masaya tekmeyi, göstermişlerdir. Ferhat Kurtaylar hiç bir zaman dememişlerdir "Çoğunluğun görüşü teslim olma yönünde teslim olalım" diye...
İhanetlerin beslendiği güçlü kaynaklardan biridir yabancılaşma; kişi örgütüne, yoldaşlarına, davasına yabancılaşmaması için, sadece ve sadece kendi isteklerini, kendi düşüncelerini pratiğe yansıtmalıdır. Onaylamadığı yanlış bulduğu bir şeylere boyun eğmesi kısa vadede olmasa dahi uzun vadede kişilik bozulmasına yol açması anlaşılmaz değildir. Egemenler itaat etmeyi buyururken aynı buyruğun (söylem farkıyla) örgütlerde yinelenmesi bir talihsizlikten öte "iktidar Kurmayı"" hedefledikleri için kaçınılmazdır. Ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar (nihai hedefleri özgürlükçü toplum da olsa) kullandıkları araçlar ; bilimsel ideoloji... vs. ve pratik yansıması örgütlenme yapılan (hiyerarşi) amaçlarına ulaşmaları için en büyük engeldir. Özgürlük mücadelesi vermek için; bilimsel ideolojiyi ve hiyerarşik örgütü "kaçınılmaz tek zorunlu yol olarak yapılan ön kabul" kitlelere deli gömleği giydirme çabası gibidir. Bir kısmı giyer eli kolu bağlanır. Özgürlük mücadelesini eli kolu bağlı sürdürmeye çalışır. Bilimsel ideolojisi yaşamda bir türlü yankı bulamaz (hep geçmişte bir hatadır yapılanlar). Çünkü teorik çözümlemelerin tümü (şu an yaptığımda buna dahil) metafiziktir! Yaşamla teori arasında her zaman kapanması mümkün olmayan, bir uçurum vardır. Devrimciler çoktan bilimi [Aydınlanma(!) Çağının başlamasıyla] egemenlere kaptırmışlardır. Egemenler bilim adına ne varsa sömürü sisteminin devamı için destek olarak kullanıyorlar. Arkasından gelen teknolojide en yeni ve en güzel silah onlar için. Hiyeraşik örgüt deli gömleğinin diğer yani: Özgürlük tutkusuyla ona katılan bireyleri öğüten bir makine gibi... Örgüt içi didişmeler, teorik bilimsel somut durumların somut(!) tahlilleri, özeleştiriler, örgüt içi hesaplaşmalar, küçük burjuva zaafların bir türlü bitirilememesi... vs. sonunda sevgi, kardeşlik, dostluk, paylaşım gibi değerlerin yitimi ve devrime coşkusunu yitirmiş kadrolar, bıkkın bir memu hali ve görev duygusu ile yürütülen işler.. Yaşanan her saniye özgürlük mücadelesinde ye alan bireylerde coşku sevgi üretmesi gerekirken deli gömleği giymiş bireyin ruh haliyle yaşanması...
Kötüler içinde en iyi kötü ya da en iyi olanaklı kötü seçimi bizim işimiz olmamalı. Özgürlük tutkumuz, devrimci ruhumuz bunu kaldıramaz kaldıramıyor da!..

Çözüm?
Gerek ideoloji, gerekse de hiyerarşik örgüt bütün zamanlar ve bütün insanlar için tek geçerli model olarak sunulur. Dergi sayfalarından size bütün insanlığın kurtuluşunun, çareleri, modelleri, reçetelerini sunamam.
Özgürlük mücadelesi içindeki kitleler kendi modellerini kendileri yaratabilirler, illaki bir çözüm istiyorsanız ancak sen (bu satırların okuru) kendin için bulabilirsin! Ben ancak sana benim gibi bir dizi anarşisti de kapsayabilecek bir model sunmaya çalışabilirim. Daha fazlasını değil. (Elbette sözel düzlemde ne kadar sunulabilirce!)
Otonom örgütlenme, politik arenada ahlaki özneler olmak, negatif politika, yatay örgütlenme, gibi çokça tartışılan "örgütlenme sorununu" daha verimli açılımlar için aşağıda belirteceğim ön kabullerin üzerine şekillenecek tartışmaları gerekli buluyorum.
1) Ahlakpolitika geriliminin kabulü. (Anarşist yayınlarda yapılan açılımların netleşmesi anlamında)
2) Örgüt içinde tek bir bireyin bile onaylamadığı bir işin o, örgüt adına yapılamayacağının kabulü. (Bu ilkenin pratik yansımasının açılımlanması)
3) Temsilci, delege,... vs. hiçbir isim altında çobanların olamayacağının kabulü
4) Örgüt içi işleyiş ile ilgili tüm sorunların (yukarıdakiler hariç) etik değerlerimizle çözülebilirliğinin kabulü.
5) Örgütlenmenin oluşabilmesi, varlığını sürdürebilmesinin gizlilik ilkesiyle mümkün olabileceğinin kabulü
6) Şiddeti örgütlerken ya da eylerken, her türlü mücadele biçiminin yaşamla buluştuğu anda onaylanabileceğinin kabulü.
Şimdilik bana gelen ayetler bu kadar.. HOŞÇAKALIN...


  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Kapital
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : Amarrado a la Cadena
Diğer

  Linkler
Kara Haber Video Eylem Atölyesi
Solucan Fanzin
Hayvan Özgürlüğü
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız