Milliyetçilik alçakların son sığınağıdır.

Samuel Johnson

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 2

Mayıs biri ve Apolitika üzerine doğaçlama Yazar : Serdar Hisarlı

Geçen mayısın birinde olanlar bir duyum biçiminde, kulaktan kulağa, yarı söylenti, yarı rivayet yayıldı durdu öğrenci kantinlerinde. .Liberter kesim; "Yok yav, bak şu işe, anarşistler kara bayrak, dal taşak yürümüşler." Benim gibi, kimi bir köşeye savrulmuş, yarı yarıya içe kapanmış anarşist de iç çekip hayıflandı durdu "ah keşke haberim olsaydı" diye. Hoş bu iç çeken kesimin bir sürü nedenden ötürü eli kolu bağlıydı ve haberdar olsa da evinde oturmayı yeğler cinsten kediler oldukları da pek su götürmez ya neyse.
Bu olaylar benim gibi uzaktan bakan kesim için bile heyecanla doluydu. Sonra, on emiri dağda bulmuş Musa gibi, bir yerlerden Apolitika'yı elime geçirdim. Bir çırpıda okudum. Diğer vesaire dergi gibi olmaması için ellerimi çaprazlamıştım. Çünkü diğer dergiler söylemleriyle benim gibisi iç çeken tayfasına çoktan bu işten el çektirmişti bile. Mayıs gösterisiyle ilgili yazı ve birkaçı için daha söyleyeceklerim var. Bunlardan ilki, bana göre doğru bir saptama üzerine. Göründüğüne göre Türkiye Anarşizmi'nin önünde iki seçenek oluşmuş durumda. Birincisi marjinalleşme yönünde. Diğeri de düşünsel boyutta yayılma üzerine. Bu yolağzında karar birinci lehineyse, el yapımı akvaryumlar ya da ne bileyim daha kolay nefes alınabilecek havuzlar kurulması gerekecek. O zaman siktir olup şu kentlerden, kır komünleri kuralım. Yok yemiyor, ikinci daha cazipse başka yönelimler de yatıyorsa yüreğimizde, çeki düzen zamanı gelmiştir demek.
Nasıl bir çeki düzen? Tabii ki tabandan. Bir liberter derginin arkasında "artık devrim
bizim" yazılmıştı bir tarih; bizim kitle devrimlerinden önce bir özlük devrimine, bir kişilik devrimine gereksinimimiz var. Ha bu konuya nereden mi indim. Yazının başından, yani mayıs birinden. Sloganlar konusunda gerçek bir düş kırıklığı yaşadım. Sol söylemden ödünç, kırık dökük bir sözcük dağarcığı. Kızmayın bırakında açıklayayım; Yazıyı hazırlayan arkadaşın sloganların atılış biçimiyle ilgili açıklamasında bir doğaçlama savı var. Evet doğaçlama; kendiliğinden başı sonu olan ezgisel örgü. Arkadaşım! Doğaçlama, alt yapısı doldurulması gereken zor bir biçemdir. Unutulmaması gereken uzun ve önemli bir mutfak evresi gerektirir. Kimse öyle deneyimi olmadan salla gürültü doğaçlama yapamaz. Pratiği lazımdır. Doğaçlama ne kadar kuralsız izlenimi verse de bir trafiği olması gerekir. Yoksa sonuç kaos olur. Anarşi değil.
Önce kendi devrimlerimiz dedik. De nasıl? îş kendimizi ne kadar sorguladığımızda başlıyor. Aklama ve karalamanın ötesinde kendimizde neleri değiştirebiliyoruz. Bu değişime neden mi gerek var? Var var... Birkaç defa okuyun, sloganların çoğuna erkekmerkezli genel beğeni hakim. Küfürlere bile. Sorgulanması gereken bir de şiddet sorunsalı var. Şiddet karşıtlığı benim bok yemem olduğu için hiç oralara girmeyeceğim, yüz yüze tartışmayı tercih ederim çünkü. Ne yazık bu erkek söyleminin yanında bir de kendini beğendirme çabası yer alıyor. iktidara karşıyız diyoruz. Biz erkeklerin ilk önce iktidar budalalığını aşmamız gerek, îşte tam burada kendimize ait söylemler bulma gerekliliği karşımıza çıkıyor. Sınıftan, cinsiyetten sıyrılmış dürüst bir söylem. Yanlış anlamalara mahal vermeyelim. Atılan, çok yerinde sloganlarda var tabi. îlk doğaçlama deneyimi için hiç fena sayılmaz. Doğrusu "Kölelikle" ilgili olan, son derece özgün.
O zaman kendi sloganlarımız; bir de bu slogan meselesinde zaman ve mekandan pek kopulmasa iyi olmaz mı? Tamam söylenecek çok şey var ama... Bilirsiniz bir mayıs gösterilerine belli bir kitle gelir, belli bir kitle kaldırımdan izler durur. Asıl hedef alınması gereken kitle kaldırımda duran çoğunluktur. Evet, evet... O sınıf atlama telaşındaki kaypak çoğunluk. Onlar için atılacak slogan da ancak zaman ve mekanla ilişkili ise kafalarda soru işareti bırakır. Ya da tam anlamıyla kafalara dank eder. Yoksa halay çekmenin ütopik bir oluşumdan öteye gideceğini pek sanmıyorum.
Söylem dedik durduk. Bu söylem nasıl mı olur? Can acıtan bir mizah belki. Herkesin anlayacağı türden. Mekan sokaktır, zaman şimdiki zaman, tema yerel seçim felaketi. Slogan bir tür suçlama; oy vererek suça ortak olanların yüzüne bir şamar gibi inen "Suçlusun, sen suçlusun, oy vererek suç ortağı oldun" haykırışı belki, insanların alışkanlıklarıyla tutuklu olduğu toplumlarda kara mizah soru işareti bırakma ya da can acıtma konusunda her zaman başarılı olmuştur, inanmayan, Mayakovski'nin şiirlerine göz atabilir. O zaman denenmiş nostalji değil, şu an!
Kendini beğendirme takıntısına gelince: Biz nerede yer almalıyız? Türkiye'de liberter hareketin yönü ne olmalıdır? işbirliği mi? Uzlaşma mı? Ne?.. Çiçek çocuk olmadığımızı kanıtlayarak burada yine aynı erkek söylemiyle sert erkekler olunduğu vurgulanıyor sanırım "kız sen antifaşizmin neresindesin?" diyerek sol akımlara bıyık kırmaya mı devam edeceğiz? Yoksa antifaşizm cephesinde kendimize başka bir koltuk mu ayırtacağız? Kendimizi farklı bir yere koyarsak çevremiz sıra bir aşağılanma denizinin kabarması gün gibi aşikar. Ama bu aşağılama denizinin ortasında bir kaya gibi benliklerimizi yükseltirsek, o, benkayası üstünden kolayca çevremize nanik çekebiliriz.
Buraya kadar laf laf laftı, değil mi? Öyleyse, ne yapmalı diyorsun? Kolay: ilk önce bizim söylemimizi kendi ağzımızdan, kendi sağduyumuzdan yaratmalıyız. Eyleme gelince denenmişler yanında (toplantı, yürüyüş, dergi çıkarma, vs.) yeni bulunmuşlar da gerekli. Bir de çalışmak tabii. Yapabildiğimiz kadar, elimizden gelenin en iyisi. Yeteneğimize göre. iyi şarkı mı söylüyorsun, o zaman söyleyerek; iyi mi umut ediyorsun, o zaman umut ederek. Belki günde yarım saat bu iş için çalışmak. Gelecek diye bir şey olmadığını biliyorsun. Çünkü gelecek şimdiki zamanın bir varyantıdır. Şu anı kaybetmezsek, gelecek şu anları da kazanırız. Nasıl, Jean Genet kurtuluş günü kutlamalarında bayrağa alınmayarak küçümsenen renkleri üstüne alarak avutmaya çalışmışsa, yasaklı, tabu olan konuları çözme konusunu üstümüze almalıyız.
Bir de diyalog kurulan insanlar var. Bir arkadaşla Apolitika üstüne konuşurken "Bizim anarşi işareti taşıyan, tişört giyip boynuna ayyıldız kolye takanlarla işimiz yok" demişti. Bu hataya düşülürse biraz olsun bilinçlendirilebilecek bir topluluk iyice sağın o tarafına doğru kayar gider, inanıyorum ki birine özgür olmanın ne demek olduğunu anlatırsan, onun kendine bir şeyleri çözüp birey olmasını sağlayan somları kendine yöneltmesini sağlarsan bir daha iflah olmaz. Kendimizi anlatmadan bizi anlamıyorlar deme hakkımız yok. Artık ücra çay ocaklarında, izbe köşelerde, karanlık birahanelerde liberter sohbetler yapıp yürütecek anarşi gemimiz yok. Zaman, o zaman değil. Kendi hayat alanlarımızı er geç yaratmak zorunda kalacağız. Sadece sözle anlatmakla işe başlayabiliriz. Bırakın deneyelim. Peynir gemisi yürümezse söz bırakılır, başka çareler düşünülür. Sadece insanların kendilerine küçücük sorular sormasını bile sağlayabilirsek işin yarısı tamamdır.
O zaman haydi anarşiye!

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

y001
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Ay Carmela - Rosa Leon
Diğer

  Linkler
Antifa İzmir
A-Infos Anarşist Haber Ağı
Lilith Kolektifi
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız