Anarşi taleplerin değil, yaşamın bir meselesidir.

Gustav Landauer

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 3

Aleviler! Bunu Ancak Siz Yapabilirsiniz! Yazar : Tayfun Gönül

Önce olayın kendisine bakalım. Kahveyi kim taradı? Yörede hakimiyet kurmak isteyen, polisle bağlantılı çalışan yerel bir faşist odak mı? Olabilir. MHP'nin artık onlara ihtiyacı kalmadığını düşündüğü, bu yüzden de Ülkü Ocaklarını kapatarak sırtından atmak istediği Profesyonel Katiller mi? Olabilir, geçmişte bu odakların sık yaptıkları bir eylemdi kahve tarama. Varlığını terör eylemleriyle duyurmak isteyen, yeminli Alevi düşmanı İBDA-C mi? İBDA-C genellikle bombalar ama neden tarz değiştirmiş olmasın. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini engellemeye çalışan devlet içinde bir odak, kontrgerilla mı? Bu da olabilir. Askeri darbe tezgahçıları mı? Mümkün. Avrupa’yla yakınlaşan Türkiye'nin kendi egemenlik planları içindeki yerini değiştirmesinden endişelenen ABD, CIA mı? Bu da mümkün. Dağılan, bu yüzden de yeniden toparlanma zemini yaratmak isteyen Dev-Sol mu, ya da TC'ye karşı yeni bir cephe açmak isteyen PKK mi? Bir dizi yanlış eylem de yapsa bu "sol" örgütlerin tarihinde böylesi halk düşmanı eylemler yok. Onların yaptığına inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Kefil olabilir misin? hayır olamam.

Her kim yapmış olursa olsun, bölgenin Alevi halkı tepki göstermek durumundaydı. Gösterdi de. Medya rezillerinin söylediklerinin aksine, asıl tepki göstermeseler vahim durumda olurduk. Bir anlamda yılların suskunluğunun yırtılmasıydı. İçimize su serpti. O an verilmesi gereken ilk karar tepkinin kime yöneleceğine ilişkindi. İki üç sokak altlarındaki sünni yurtaşlara yönelebilirdi; işte o zaman provakasyon olurdu. Kitle sağduyuyla davrandı ve tepkisini doğru hedefe yöneltti. Karakola yani devlete. Bunda kuşkusuz polislerin olaydan bilgisi olduğunu kuvvetle düşündürtecek şekilde olay mahaline geç gelmesi, Gazi karakolunun polis ekibinin namlı faşistlerden oluşması ve o karakoldan daha önce üç ölü çıkmasının da payı vardı. Buraya kadar tamam. Zaten dikkat ederseniz buraya kadar ne medya, ne devlet ağzını açıp sokağa çıkan halka karşı birşey söyleyemedi. Beklemedikleri bir tepkiydi, alışkın olmadıkları bir tepkiydi, ve cidden korktukları bir tepkiydi.

Şaşkınlık bir gece sürdü. İlk toparlanan RTÜK oldu ve medyayı derhal hizaya getirdi, karşı saldırıya geçtiler. Bunu da toplumsal meşruiyetini sağlayamamış "radikal sol" örgütlerin , olaya katılan kitlenin gerek sayı gerekse niteliği gözönüne alındığında bizce belirleyici olamayacak olaydaki varlığında odaklandılar. Dolaylı ya da açık olarak "kahvenin taranmasını" da bu örgütlere mal etmeye çalıştılar. Hükümetin ve medyanın bu alçakça saldırısına polis kurşunları eşlik etti ve o gün 16 kişi polis kurşunuyla öldü. Medya sözüm ona hükümeti eleştiriyordu; söylem "polisin beceriksizliği" üzerine kuruluydu. Oysa söz konusu olan "polisin katilliğiydi". "Radikal Solcuların" polise ateş açtığı polisin de buna karşılık verdiği iddia ediliyordu ama ne hikmetse kurşunla yaralanan bir tek polis bile yoktu. Bu yalan da ortaya çıktı. Polisin havaya değil kitleye, dağıtmak için değil öldürmek için ateş ettiği geri zekalılar haricinde herkesin gördüğü bir gerçek haline geldi.

Ertesi gün her yerden birden protesto gösterileri başladı iyice köşeye sıkışıyorlardı ki imdatlarına Ümraniye olayları yetişti. Bütün kanallardan birden naklen Necdet Menzir show izledik. Necdet Menzir'in telsizle, "teröristlerin oyununa gelmeyin, sakın ateş etmeyin" sözlerini duyduk. Bu kez sahnede gerçekten de bir provakatör vardı. Sivil giyimli bu şahsın ateş ettiğini gördük. Sonuç 4 ölü. Böylece polis aklandı, sorumluların radikal solcular olduğu kanıtlanmış oldu! "Beceriksiz Polis" gitti kaz adımlarıyla "sevecen" ordu geldi, "asker karşıtı" sivil politikacılar ve entellektüeller fırçalandı, "milli birlik beraberlik", "yaraları saralım" falan filan....

Sonuç: 30'un üzerinde ölü. Doludizgin ilerleyen faşist tırmanışa karşı onurlu bir "dur" deyiş. Evet, ama, böylesine haklı olduğumuz bir olayda kamuoyunun nötralize edilmesine niye izin verdik? Medya'nın alçaklığı. Evet, ama, bu ilk alçaklığı değil ki, muhtemelen son da olmayacak. Sorumsuzluğu ayyuka çıkmış radikal sol grupları eleştirmek en kolay şey. Cemevine pankartlarınızı astınız da boyunuz mu büyüdü? Bütün protesto gösterilerine damganızı vurmaya çalışmak size ne kazandırdı? Evet prestij kazandınız (belli bir çevrede), sempatizan ve militan sayınızda da bir artış olmuştur. Ya toplumsal muhalefet? İstanbul'da gösterilere katılan toplam elli bin kişi, bu sayı en az üç milyonluk alevi kitlesi içinde bile görece küçük bir sayı. Katıldığım gösterilerden biliyorum, çoğunluk hiçbir gruba mensup olmayan "solcu" insanlarda. Katılımın görece az olmasında polisin her an saldırıp kurşun sıkabilir olmasının da etkisi vardı, tepkisi olan birçok insan sokağa çıkmaktan korktu. Ama radikal sol gurupların mutlaka polisle çatışma çizgisi nin de etkisi vardı.

Radikal sola ilişkin saptamalar gerçeğin bir yüzü, öte tarafta ise bir başka yüz var: Anarşistler dahil, özgürlükçü sol gruplar; BSP çevresi, Dev-Yol çevresi seyirci konumundaydılar. Cenazelere, protesto gösterilerine katılındı, grup tavrı alınmaması da olumluydu. Ama görülen o ki, tüm bu gruplar insanlara nasıl bir direniş çizgisi izlenebileceğine dair hiçbir şey söyleyemediler. Savaşın en yoğun olduğu gecekondu mahallelerinde yoklardı/yoktuk, oralarda sol adına yalnızca radikal solcular vardı. Biz olsaydık nasıl bir çizgi izlerdik? Bilemiyorum. Bu daha çok hissedişle ilgili, ama herhalde tüm mahallenin ayağa kalktığı bu haklı direnişe damgamızı vurmaya kalkmaz, cemevine pankartımızı asmazdık; bu kadarcığını akıl ederdik. Devlet ve medya faşizme karşı oluşacak toplumsal tepkiyi nötralize etmekte zorlanırdı. Ne ki, biz (diğer özgürlükçü solcuları da içine alacak geniş bir biz) orada yoktuk. Direnişin fitilini beğenelim beğenmeyelim "radikal sol" ateşledi. Kent yoksullarından ve onların "ilkel" yaşamlarından, kendimizi soyutlamaya devam ettiğimiz sürece de isyan etmek isteyen ama bunun doğru biçimleri üzerinde kafa yormamış insanlar "radikal solun" önerileri doğrultusunda harekete geçeceklerdir. Sol adına gösterilen bu tepkiyi sindiremeyenler de evlerine kapanmayı seçeceklerdir.

Uzun yıllar suskunluğun karanlığında yaşadığımız için birçoğumuz bu direnişten duygusal olarak etkilendik. Ama toplumsal tepkinin olması gerekenden daha az olduğunu görmezden gelemeyiz. Neydi insanları engelleyen? Sadece korku mu? Bence hayır. İnsanların kafası karışık. Türkiye'de savaş veren bütün güçler; devlet de, Kürt hareketi yani PKK de, faşistler de, İslamcılar da, radikal sol da aynı politik yöntemi; "şiddeti" savunuyorlar. İşte bu ortaklık insanların kafalarını karıştırıyor.onları kendi vicdanlarıyla başbaşa kalmaktan alıkoyuyor. Bu iklimde faşizme karşı mücadele de bütün moral muhtevasından soyutlanıp "askeri" tekniklere indirgeniyor. Aynı şey Kürt hareketi için de geçerli, bugün Kürt hareketini PKK değil de şiddeti fetişleştirmeyen bir başka grup temsil ediyor olsaydı siyasal dengeler de bambaşka olabilecekti. Sonuç olarak diyorum ki bugün Türkiye'de çok acil olarak toplum vicdanını temsil eden şiddet karşıtı kitlesel bir harekete ihtiyaç var.

Hayal görmeyelim, Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatışmalarından ve ekonomik krizden bugün bir devrim çıkmaz. Olsa olsa kitlesel boğazlaşmalar çıkar. Nerede devrimin ahlaki öznesi, anarşistler mi, bugünkü halleriyle mi? Devrimin ahlaki öznesi insanlık vicdanının tekamül etmiş halinden başka bir şey değildir ve at izinin it izine karıştığı günümüz koşullarında bu öznenin oluşumu tayin edicidir. Bu özne kendini tahakkümcü politik odaklardan ayırabilmek için özellikle devletle ilişkisinde tavrını bugün için şiddet karşıtı yöntemlerle, sivil itaatsizlik yöntemleriyle ortaya koymak zorundadır. Devletle şiddet yarışma girildiğinde kaybedileceği bir yana sonuçta toplumsal tepki nötralize olacaktır. Bu yaklaşım şiddet uygulayan spontan tepkileri mahkum etmez; adı üzerinde spontan tepkinin niteliği önceden zaten kestirilemez. Bu yaklaşım daha çok "iradi" eylemlere ilişkindir, kuşkusuz iradi eylemlerin yarattığı iklim daha sonra oluşabilecek spontan tepkilerin niteliğini de etkileyecektir.

Yeniden Gazi Mahallesine dönelim. Toplumsal olayları değerlendirirken, "şöyle değil de böyle olsaydı" demek doğru bir yöntem değildir. Ancak, geçmişe ilişkin kurgular geleceğe dair tasarımlardır aynı zamanda. Bir an için olayların seyrinin şöyle olduğunu varsayalım: Kahve taranmasının ardından karakola yönelen kalabalık polisin engellemesiyle karşılaştığında yere oturmuş olsun. Polis ve panzerin saldırıları karşısında hiç şiddet uygulamadan, hatta bağırmadan toplu halde, nefesler söyleyerek yanıbaşlarında ölen ve yaralanan canlara dahi müdahele etmeden, oturmaya devam etsin. Katiller bulununcaya, polis mahalleden çekilinceye kadar oturmaya devam edeceklerini beyan etsinler: 1- Bu kadar açık şiddet karşıtı bir kalabalığa polisin saldırsının boyutları hangi düzeyde kalırdı? 2- Bu kadar insan ölür müydü? 3-Medya olayları aşırı sola maletme hokkabazlığını yapabilir miydi? 4-Devlet çırılçıplak ortaya çıkmaz mıydı? 5-Bu kalabalık her dakika büyüyüp, protestocu sayısı bugünkünün en az 4-5 katına ulaşmaz mıydı? 6-İnsanlann korkularıyla vicdanları arasındaki bu çıplak gerilim daha yaygın ve daha derin bir direniş ruhunun doğmasına yol açmaz mıydı?

Evet doğru, Neron'a karşı Hristiyan direnişinden söz ediyorum; ki bu direniş Hristiyanlığın zaferi demektir. Gandicilikten söz ediyorum; Genel Vali'nin emriyle açılan ateş sonucu düşen yüzlerce Hintli , ingiliz sömürgeciliğinin Hindistan'da sonu demektir. Derisi yüzülen Nesimi'den söz ediyorum.

Yanıbaşındaki "can" ölürken yerinden kımıldamadan oturmaya devam etmek. Bunu kim yapabilir? İradesiyle ruhunun ve bedeninin bütün kıvrımlarına hükmedebilen biri. Ölmeyeceğine, ölüm diye bir şey olmadığına inanan biri. Bizim kültürümüzde var mıdır böyleleri. Evet vardır!

Önce kimler yapamaz, onu söyleyelim. Batılı materyalist dünya görüşüyle kuşatılmış, anarşistler dahil her tür solcu bunu yapamaz. Solcuların kahramanca ölüme gittiklerine dair yüzlerce örnek vardır, bu toprakta. Ancak solcular savaşarak ölüme giderler. Ölümü beklemezler/bekleyemezler kendi simgesel düzenekleri izin vermez buna.

Bizim kültürümüzde haksızlığa karşı, zalimi düşman ilan etmeden, hatta ona acıyarak; onun da dönüşebileceğinin bilincinde, onu da dönüşmeye davet ederek, ölmeye yatanlar vardır. Onca başkaldırının yenilgisinden sonra bugün hala Alevi-Bektaşi geleneğinden sözedilebiliyorsa, İslami faşizm karşısında böyle bir kitleyi bulabiliyorsa bunun sebebi işte böylesi bir kültürel mirasın varlığıdır. Bu tavır Heterodoksi içindeki Melami etkisidir ve tarih içinde tahakküme karşı şiddet içeren başkaldırılarla, yani Kalenderilikle birlikte, sürekli birbirlerine dönüşerek varolmuşlardır. Son olaylar Alevi geleneğinin Kalenderi yüzünü ortaya koymuştur. Baştan da söyledik, haklıdır, umut vericidir. Ancak, artık Aleviliğin "öteki" yüzünün de açığa çıkmasının zamanıdır. Ya da başka bir deyişle Türkiye Gandi'sini bekliyor.

Kastımız asla Prof. izzettin Doğan'ın başını çektiği devlete ve düzene entegre "resmi alevilik" oluşturma çizgisi değildir. Bu çizgi aleviliği içi boşaltılmış bir ritüeller bütününe indirgeme peşindedir. Haksızlığa ve tahakküme karşı direnecek ancak bunu barışçıl yöntemlerle yapacak bir çizgiden sözediyorum. Alevi temsilciler meclisi de "barışçılığa" vurgu yapıyor ama bunun "direniş barışçılığı" mı yoksa "teslimiyet barışçılığı" mı olduğunu zaman gösterecek.

Keza Aleviliğin kalenderi yüzü derken kastettiğimiz "Zülfikar Gerillanın elinde" diyenler değildir. Gerilla devlet kurmak amacındadır. Zülfikar ise haksızlığa karşı kullanılır, kurumlaşmış haksızlık demek olan devlet kurmak için değil.
Unutmayalım Mehdi'nin bayrağı KARA'ydı.



  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Kortej
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : Ciao Bella
Diğer

  Linkler
Anarşi Forum
Anarşiv
İç Mihrak
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız