Anarşi taleplerin değil, yaşamın bir meselesidir.

Gustav Landauer

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Amargi - Sayı 1

Bir mücadele perspektifi Yazar : Osman Uzun

Bu yazıda açımlanmaya çalışılacak olan, anarşizmin yapısından kaynaklanan bazı şeylerin, hareketin genel bir özgürlük mücadelesi perspektifi çizmesinde zayıf kalmasına neden olması. Mücadele alanlarının yaratılmasını da zorlanma, uzun soluklu mücadelenin oluşturulamaması marjinallik içinde boğulmak, vs.

Radikal bir söyleme sahip olan anarşist hareket, belki geçmişte mücadele yöntem ve alanlarını bulmakta, sokağa dökülmekte, çok fazla zorlanmıyordu. Ama bugün zorlandığı ve kısır kaldığı çok aşikar. Tarihsel olarak, bu olguya bakmak anlamlı. Ama bu yazının konusu değil.

Tarihsel olarak devrimlerin, özgürlük ve eşitlik taleplerinin totaliter sosyalist devletlerde boğulmasının sonuçları, bütün özgürlükçü söylemlere karşı genel ve köklü bir güvensizliği yarattı. Bu güvensizlikten, en az sosyalistler kadar anarşistlerde payını aldı. Anarşizmin devlet, iktidar ve iktidar ilişkileri konusundaki tezleri, Sosyalist Devletlerin geldiği şu noktada su götürmez bir şekilde doğrulanmıştır. Bu durum, normal olarak anarşizme bir güven bir katılım sağlaması gerekirken, hiç de öyle olmadı. Devrime ve özgür toplumun olabilirliğine karşı güvensizliğin nedenini salt sosyalistlere atıp, işin içinden sıyrılmak mümkün ve kolay bir yol. Ama devrime ve özgürlüğe karşı güvensizlik, şu veya . bu düşüncenin ya da uygulamanın getirdiği tahribatların ötesinde çok dan ciddi ve çaplı bir sorun. Devrimler sadece sosyalist ülkelerde başarısız olmadı. Geçici dönemsel istisnalar hariç, bütün devrimler yeni devletlerle, iktidarlarla sonuçlandı. Anarşizm, tarihinde, iktidara yönelmeyerek, iktidar almayarak temiz kalmayı becerdi. Fakat özgür toplumların olabilirliği iktidarın köklerinin uzunluğuna ilişkin büyük sorular ve bulgular karşısında, bütün "özgürlükçü" söylemler gibi, o da küçüldü ve marjinalleşti. Bunun temel nedeni, iktidarsız bir toplumun nasıl olacağı konusunda doyurucu yanıtların zor verilmesi. Anarşizm gibi özgürlük noktasında çok duyarlı bir hareketin kendisinin özgür toplumun olabilirliğine inancını kıracak çok fazla şey görmesi ve boğuşması, fazladan bir etken oluyor. Bu saptamaların iki yönü var: Birincisi; olguların kendisi, yani neredeyse insan ve toplumun var oluşundan kaynaklanan diyebileceğimiz nedenlerden dolayı, iktidarın zorunluluğu, ikincisi; iktidarın zorunluluğu yargısının genel kabulü; ideolojik düzlemde bu kabulün, hayatın sürekli örgütlenmesinde, en az birincisi kadar etken olması. Bu genel kabul, iktidarların kendilerini savunmalarının güçlü bir malzemesini oluştururken, teorinin safdilliğine düşmeyen, rahatlamayan anarşizm için ayak bağı oluşturmayı sürdürüyor.

Radikal bir söyleme, hareketliliğe sahip olan anarşizmin radikalliğinden kaynaklanan, zaafları ve doğurduğu sonuçlar:

Devrime, dünyayı değiştirmeye inancın, böylesine güdükleştiği bir ç ağda anarşizmin söylemine ters düşmeden, yürütebileceği özgürlük mücadelesine, tekabül edebilecek etkin bir devrimci dalga yok. "ortada dayanabilecek ne bir sınıf, ne de kitle söz konusu", Sonuçta;tavizsiz söylemin radikalliğine halel getirmeyen, sadece bireysel başkaldırı, hatta bireysel intihar eylemleri, daha açık olalım:Bireysel terör kalıyor. Bir de bütün iktidar ilişkilerini reddetmiş münzevi ya da bir lokma bir hırka yaşam tarzı. Banim kişisel olarak, hakkıyla yapılıyorsa ikisine de itirazım yük. Özgürlüğe giden yolların bir ikisi de bu dur.

Kişi kendisini yaşadığı şu tahakküm toplumundaki yaşamını bir uzlaşma onurundan, ve insanlığından taviz verme olarak görüyorsa, (ki öyledir)uzun vadeli ödünlerin verildiği, kitlesellik dertlerinin girdiği bir özgürlük mücadelesine benim gönlüm el vermiyor, kendimi sonuna k adar savunamayacağım alanlarda bulunmam diyorsa, tekrar söylüyorum; söylediğini eyleyebiliyorsa eyvallah. Bütün kurumlarda bütün ilişkilerde tahakkümü gözlüyorsak, duyuyorsak yaşamayı sürdürmek biraz da onursuzluğa rağmen var. Her anarşist bunu içinde duyumsar. Tahakküme her başkaldıranın, her direnişin özgürlük demek olduğu da, özgürlüğün bir yol, arayış, mücadele olduğunu da bilir. Ama bir şeyler yapmak konumunda kuşatılmışlık kendini fark ettirir. Tavizsiz kuşatılmışlığın dışına çıkmak, hem bir dizi problemi içerir, hem de kolay değildir. Tahakküm ilişkilerinin hüküm sürdüğü, baştan aşağı reddettiğimiz bir d izi kurumlarla birlikte yaşıyoruz. Dolayısıyla anarşist söylem hangi alanda kaç dağındaki Anka kuşunu göstermenin dışında bir şeyler söylemeye kalkıyorsa, kendini ret ile de baş başa kalmış buluyor. Örneğin öğrenci hareketliliği içinde okulu terk edin, eğitim istemiyoruz, gibi önermeler, anarşizmin yapısına çok uygun. Fakat nedense bunlar belirli patlama dönemleri hariç bir türlü aktivite oluşturamayan, yerini de bulmayan önermeler oluyor. Okulu terk ettik, ne yapacağız? soru suna karşılık önerebileceğimiz, başka bir yapı ve oluşturduğumuz yaşam alanları da yok. Benzeri bir dizi örnek verilebilir. Ve hep ayni nokta ile karşılaşırız. Anarşist hareket, kendi yaşam alanlarını yaratıncaya, sıcak bir mücadele ortamı oluşturuncaya kadar, "Reddi ile de yürümek zorunda". Burası oldukça zor bir yerdir. Zira bazı muhalif söylemlerle, ayrımların karışma tehlikesini de içeriyor. Bence anarşizm ayrımlarını kurumlar içindeki mücadelesinde çok net koyabilir. En temel ayrım da, anarşizmin muhalif bir söylem değil, özgürlükçü bir söylem olmasından kaynaklanıyor. Kurumlar içinde, uzun veya kısa yürüyüş ten söz etmiyorum. Ekonomik-demokratik mücadele gibi formasyonlara da girmiyorum. Sivil toplum kurumları içindeki mücadele, kurumların dışında bir hareketlilik becerildiği ölçüde zaruriyet değildir. Bunun içindir ki, anarşizmin kurumlar içindeki özgürlük mücadelesi, kurumlar dışı diğer anarşist mücadele biçim ve yöntemlerini dışlamaz, aksine radikal eylemliliklerinin becerildiği noktada kendi durumunu dahi fazla bir ayıp olarak görür. Peki o zaman taktik bir mücadele biçimin den mi söz ediyoruz ? Eh, belki biraz öyle. Ama asıl olarak bu yaklaşım düzenin sınırları içindeki, talep ve eylemliliklerin, insani boyutuna ilişkin ahlaki tavır alma zorunluluğundan kaynaklanır. Teorilerin yaşama uymadığı gibi, ilkelerin birebir yaşama uymadığını da bilmemiz gerekiyor. Örneğin; Kürt halkının direnişi gibi çok somut bir durum var önümüzde. Onlar için özgürlük; Bağımsız veya federatif bir kurt devleti demek ise, acaba nasıl bir tavır almamız gerekiyor? Devlet ve özgürlük, bu iki karşıt kavram fena halde birbirine yakınlaşmış durumda. Orada tavır almamızı kolaylaştıracak, anarşist bîr hareketlilik de ufukta görünmüyor.

Yaşamın içinde tavır alabilmek için, genel ilkelerle çelişmeyen, alt ilkelere ihtiyacımız var. Bunlardan bir tanesi, "mazlumun yanın da olmak". Bu ilke, eğer dürüst bir şekilde hayata geçirilirse, kurumlar içindeki daha fazla özgürlük istemlerinde, ekonomik talepler de anarşizm aktif bir kerhen destekleyici olabilir.

Kerhenlik onun mücadele ettiği alanı, komple yok etmek ya da radikal bir şekilde farklılaştırmak gerektiği yargısından kaynaklanır. Yani hem bazı alanlarda mücadele edip, hem alanı hem de oradaki kendini reddetmek mümkün. Bulunuşun kendisini mazlumun yanında olunduğu için, anlam kazanırken, reddedişin kendisi uzlaşmamanın, iktidar olmamanın sigortasını oluşturur.

Sivil toplumun her özerklik talebinde, aslında yeni bir devlet tanımı, yeni bir devlet istemi vardır. Anarşistler yeni devlet istemenin kefaretini tabii ki üstlenmezler.

1) Sivil toplumun, iktidarla konsensusunu oluşturduğu her yerde; ya bu konsessusu bozmaya çalışır ya da talepleri bir adım ileri götürmeye çalışır.

2) Sivil toplumun isteğini devletten talep yerine, kendi özyapılanmaları, . özgüven zemini üzerine oturtmaya çalışır.

3) Devletin içkinleşmesinin önü uyarılarla, mütemadiyen kesilir. *t) Dayanışma ve paylaşma kültürünü yaratmaya çalışır.

Tabii ki bütün bunlar, devletin rasyonalizasyonunun sınırları içinde boğulup kalmayı, tamamıyla engelleyecek bir reçete oluşturmuyor. Bu tehlike her zaman olacaktır. Tıpkı başka alan ve yöntemlerde, başka tehlikelerin olduğu gibi.

Söylemin radikalliğinden kaynaklanan başka bir zaaf da anarşistlerin kendi aralarındaki ilişkilerinde, otorite, iktidar konusunda çok duyarlı olmalarından kaynaklanan, herkesin birbirinde otoriterlik yada bunu beceremediği için, yapamadığı yargıları etrafında, okların sürekli olarak fırlatıldığı bir çatışma yoğunluğu. Bu durumun varlığı ilişkilerin gizli ast ve üst'lerini oluşturmamasının sigortası olması gerekirken nedense genelde hiçbir şey yapılmadan dağılmanın gerekçesini oluşturuyor, iç ilişkiler anlamında, mükemmeliyetçilikten vazgeçilmeli. Eleştirilerin genelde pozitif motivasyon dan değil, negatif motivasyondan kaynaklandığı sürekli göz önünde tutulmalı. Bence kısmi geçici otoritelere okey çekilmeli. Zira insan ilişkilerinin tamamen eşitlenmesini beklemek yanlış daha da ötesi kötü bir şey olur. Önemli olan otoritelerin olması değil, onların kurumlaşması ve bulundukları yerde kendilerini rasyonalize etmeleridir. Diğer bir noktada iç ilişkilerin, özgürlük mücadelesi aktivitesi ile orantılı gitmesi gerektiğidir. Zira mücadelenin az. ve-hiç olduğu noktada devletin sınırları içinde, özgür-eşit birliktelikler en fazla özgür ve eşit bir şekilde birbirlerini yerler. Bir de özgürlüğün, her istediğini yapma algısına karşı sınır ve kural koyma korkaklığı var. En küçük toplumsal birim dahi; doğal olarak belirli sözleşmeler üzerine kurulur. Eğer sözleşmelerin içeriğine itiraz yoksa; sözleşme sözleşmeyi oluşturanların üzerine çıkmadığı ve her an değişebilirliğini bozacak, birebir ilişkileri aşmadığı, sözleşmenin genel geçer ilan edilmediği yani hukuk oluşmadığı sürece problem yoktur. Tabii ki söylenenler alternatif yaşam birimlerine de İlişkindir. Alternatif yaşam birimlerinin gerekliliğine inanı yorum. Özellikle doğayla uyumlu bir yaşam birimi, kavramlarımızı dilimizi oluşturmakta çok şey katacaktır. Yaşam birimlerini oluşturmamanın hem bir dizi mazereti var hem de hiç bir mazereti yok. Eğer kent içinde kalıp, sürekli doğaya gitmekten söz ediliyorsa, radikal kopuştan dem vuruluyorsa, fakat bir türlü gidilemiyorsa, söz pasifize olmanın gerekçesini oluşturmaya başlamış demektir. Yaşam birimlerinin içeriği ya da çerçevesi konusunda eğer her şeyin sonuna kadar paylaşıldığı, paylaşım delisi, açıklık delisi, dürüstlük delisi, çok sıkı birliktelikler kurmaya, oluşturmaya çalışılırsa öncelikle SIKAR. Daha da önemlisi; ahlaki otoriter belirlenmiş bir yapı oluşturmuş oluruz.

Butünsellik Derdi
Anarşizmin özgürlük noktasındaki radikalliği onun hem iktidara yönelmemesinin sigortasını oluştururken, hem de bütünsellik gibi bir arayışa girmesine itelediği içindir ki sürekli bir handikapla izdivaç olur. Ya da buna bir gel-git, gerilim demekte mümkün. Negatif anlamıyla anarşizmin radikalliği her zaman başarılı ve doğru sonuçlar verdi. Fakat ne zaman ki pozitif şeyler söylemeye başladığı, ya oralarda kısır kaldı, fazla ileriye gitmedi ya da çuvalladı. Radikallik özgürlük talebinin içinde bütün iktidar kırıntılarını dahi atmaya çalışırken, bir bütünlük ideallik noktasına geldiğinde ise özgürlüğün erimiş olduğunu gördüğü içindir ki bundan genellikle vazgeçer. Anarşizmin başarısı da, başarısızlığı da ama asıl olarak başarısı bu baba handikapta yatar. 8u handikap başka şekillerde bütün düşünsel akım ve özgürlük hareketlerinin de handikabıdır. İster 'adı tanrının düzeni olsun, ister doğanın ister bilimin, tarihin falan filan kurulacak bütün bütünlüklerin insana ve özgürlüğe yer bırakmadığının kanıtını verir. Bütünlüğün kurulmadığı yerde ise özgürlük genel anlamı ile tartışılıyordur. Anarşizmin bu noktadan yola çıkarak, genelde devlete ve kurumlarına ilişkin bir isyan hareketi alarak algılanmasının kendisi çok anlamlıdır. Bu bir zaaf gibi görünse de aslında güçtür. Yapılması gereken handikabın aşılması değil, durumun rasyonalizasyonunu güçlendirmektir.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Hasan Tahsin
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Kaos GL
Anarşist Bakış
körotonomedya
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız