Özgür bir toplum, eski düzenin yerini 'yeni düzen'in alması olamaz. Özgür bir toplum, özgür eylem alanlarının toplumsal yaşamın çoğunu oluşturuncaya dek yayılmasıdır.

Paul Goodman

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Amargi - Sayı 2 - Şubat 1992

Polemik / Bir Mücadele Perspektifi Üzerine Yazar : Kemal Demircioğlu

Osman Uzun'un, Bir Mücadele Perspektifi adlı yazısı, problem ortaya koyma anlamında başarılı denilebilir. Ama gerek çözüm önerileri gerekse açıklama yetersizliği nedeniyle kötü. İmla ve kötü kurulmuş cümlelerden tabiî ki söz etmiyorum. Zira giriş yazısının alçak gönüllülüğü bu açıdan Amargi'yi komple affetmek zorunda bıraktırıyor.
Kısa tarihsel değerlendirmeye söyleyeceğim pek fazla bir şey yok. 19.yy.dan farklı olarak 2O.yy.da insana ve iktidara ilişkin bulguların özgürlükçü söylemleri yorduğunu ama, hemen ekleyeyim, geliştirdiğine de itirazım yok. Anarşizm dayandığı ahlaki alan gereği "bilimin" "felsefenin" bulgu ve sorularına karşı, kendini genişletme, yenileme şansına sahipti.
Marksizm’in (tırnak içinde "özgürlükçü" söylem altında sınıflanarak kastedilen) psikanalize var oluşçuluğa vereceği fazla bir cevap olamazdı. Bu konulardaki adaptasyon çabalan da hep komik oldu. Liberal ideoloji, insan bilimlerindeki ve felsefedeki değişimi, çok iyi bir şekilde ideolojisinin alt yapısı olarak oluşturmayı başardı. Anarşizm'in de en az Liberalizm kadar şansı vardı. Fakat Anarşizm bu şansını farklı nedenlerden dolayı yeterince kullanamadı.
Şimdi, bulgular ve sorular, utangaçça söylenmeye çalışılan insanın var oluşundan mı kaynaklanıyor? Yoksa oluşmuş toplum, oluşumunda kemikleşmiş olduğu için mi var oluşundan kaynaklanıyormuş gibi görünüyor?
Birincisini dersek, hiç şansımız yok. Liberalizme hemen yamanalım. Sanırım şu ayrımı yapmakta fazlasıyla yarar var. Toplumdan eğer, teknolojik bir sistemle, ulu-sal-uluslararası geniş büyük organizasyonlardan söz ediliyorsa: Bu içerikteki toplumun "var oluşundan", "yapısından" kaynaklanan bir iktidar zorunluluğu söz konusudur. Olay insan var oluşu değil, sözünü ettiğim toplumda, yaşamayı seçişle ilgilidir. İkinci saptama, böylesine bir ayrım yapılsaydı, "iktidarın zorunluluğu kabulünün ideolojik düzlemde (kısaca) iktidarı sürekli üretmesi anlamlı olurdu" Saptamalar açık olmayınca, sorularda yanlış soruluyor. Ya da yanlış soruların tuzağına düşülüyor. Özgür toplumun nasıl olacağı konusunda, "doyurucu cevaplan" Marksistler verdi. Ya da verdiklerini sandılar. En azından milyonlarca insanı bir süre içinde olsa ikna etmeyi başardılar. Sonuçlan, kısa tarihçede mevcut. Anarşistlerin, özgür toplumun nasıl olması gerektiği konusunda doyurucu cevaplar vermemesi. Anarşizmin zaafı değildir. Zaaf, köle düzeni içinde kölece yaşamayı seçenler de özgürlükten, özgürlüğün sorumluluğundan korkanlardadır. Bakınız "bütünlük derdi" başlığı altında yazılanlara-. Orada meselenin muhtevasına oldukça doğru yaklaşılmış. Ukalaca olacak ama Osman Uzun'a yazısını bir daha okumasını öneriyorum. Kurumlar içi ya da sivil toplum mücadelesine giriş çabası, çok ihtiyatlı ve genelde başarılı bir çerçeve çizilmiş. Ayrıca böylesine zor, bela bir konuyu ele aldığı için Uzun'u kutlamak gerekiyor. Bir Mücadele Perspektifi ile kurumlar içi özgürlük mücadelesi cümleleri birlikte algılanınca, her ne kadar bir tehlikeyi içeriyorsa da yazar bunun farkında. "Anarşist hareket kendi yaşam alanlarını yaratıncaya. sıcak bir mücadele ortamı oluşturuncaya kadar, reddi ile de yürümek zorunda. " Gayet özenli bir cümle keşke yazının bütününde de böylesine özen gösterilseydi. "Orası" oldukça zor bir nokta. Muhalif ve özgürlükçü söylem ayrımı da iyi fakat eksik. Taktik bir mücadele biçiminden mi söz ediyorum derken, o çok utangaç, eh belki de hemen alttaki açıklamaya hiç ama hiç uymuyor. Öncelikle, Sosyalistlerin "akademik-demokratik mücadele" formülasyonu ile kurumlar içindeki mücadelesi, iktidarı almanın stratejisi içinde, bir taktik mücadele olarak yerine oturur. Bu iki taktik ve strateji, askeri terimin utangaçça da olsa anarşistler tarafından kullanılması oldukça tehlikeli. Anarşistler için, kurumlar, iktidarı almanın bir basamağı olmadığı için "taktik" lafını sanki kendini ele veriyormuş gibi telaffuz etmenin hiçbir anlamı yok. Sivil toplumcu anlayışla da temelden çok net ayrımlarımız var. Sivil toplumcu anlayış, devletsiz-erksiz bir toplumun olamayacağı önyargısından yola çıkar. Devleti de sivil toplum ahırında evcilleştirmeye çalışır. Dolayısıyla Anarşizm, iktidarı veya devletin ehlileşmesini hedeflemediği için, gönlümüzü ferah tutmakta yarar var. Anarşizm'in kurumlar içindeki mücadelede, "aktif bir kerhen destekleyici olabilir" sözü bana Lenin'in demokratik merkeziyetçilik formülasyonunu hatırlattırdıysa da, en azından şimdilik durumu kurtaran bir ayrım gibi görünüyor.
Geçmişte, değişik tartışmalar içinde sivil toplumun devlete olan görece özerkliğine değinildiyse de kurumlar içi mücadele formülasyonuna giren çaba bu noktaya temas etmek zorunda. Anarşistler için problemin zor gibi görünmesi birazda görece ayrıcalıkta, sivil toplum kurumlarının, kendine ait şeylerde de bir matah bulunmamasından kaynaklanıyor. Örneğin: Eğitim Kurumu içinde çocuğun aileye mi, devlete mi aitliği meselesi. Doğal ki, en iyisi hiçbirine ait olmaması. Fakat ortada olan bir şey var. Evde bol bol dayak yiyen çocuk okula gittiğinde de kulağı çekiliyor. Bazen "devlet baba", aile babasının baskısından çocuğu kurtarıyormuş gibi müşfik görünüyor. Bazen de aile babası ya da anası okulun çocuk üzerinde uyguladığı baskıya karşı çocuğunu korumaya çalışıyor. Şimdi burada bir ikileme düşersek ya da bir açmaz içindeymişiz gibi kıvranırsak vay halimize. Mesela basittir. Bu iki tahakküm ilişkisine mümkün mertebe fırsat vermemektir. Bu arada çocuklarımızın okula gitmemesini onlara tavsiye ederiz. Osman Uzun, açmazlara, ikilemlere düşmeye çok hevesli olacak ki, yazısında bolca ikileme düşüyor. Kürt sorununda da aynı tavrın göstergesini veriyor. Anarşistler devlete karşı mücadele verirken kuşkusuz Kürtler üzerindeki baskıya da karşı çıkacaktır. Ama bunu yaparken ne militarist bir yapıya yedeklenmek nede ulusalcılık mantığına düşmek zorunda. Ulusal kurtuluş mücadelesi mantığı bizim için çözüme götüren değil, iktidarı farklı kimlikde yaratan bir yoldur. Devletin kimliği ne olursa olsun, devlet devlettir, Devlet'le özgürlük sözcüklerini yan yana, üstelik birmiş gibi almak bir anarşist için absürdle iştigaldir. Sonuç olarak bizim bağımsızlık mücadelelerinin değil, özgürlük mücadelelerinin yanında olmamız gerekir.
Uzun'un yeni bir açılım keşfetmiş gibi söylediği "mazlumun yanında olmak" alt ilkesi aynı yanlış düşüncenin ürünü. Öncelikle mazlum her zaman özgürlükçü değildir. Ciddi şekilde iktidar olma isteğini barındırdığı gibi özgürlük ve adalet istemi, çoğu zaman salt konumundan dolayıdır. Ve her an bunlardan vazgeçmeye hazırdır. İkincil olarak "mazlumun yanında olmanın" ahlaki duygusu, Nietsche'nin deyişi tam olan "decedans" ahlaka tekabül eder. Sanıyorum, ahlak anlayışlarımız Uzun'la oldukça farklı. Böylesine ahlak anlayışı her zaman destek olduğu anlayışın çifte standartlığını içinde taşımaya mahkûmdur. (Nedense şu anda bir arkadaşım aklıma geldi. Bu arkadaş futbol maçı izlerken sürekli yenilen takımı tutar. Karşılıklı bol gollerin olduğu maçlarda da tuttuğu takım sürekli değişir.)
Hayata müdahale edebilmek için bizim genel ilkelerimiz yeterlidir. Tahakkümü ret ya da direnme pratikte mazlumu korumak, zulmedene birlikte direnmek olarak da ortaya çıkacaktır. Yalnız önemli bir farkla ki, o da ayrımlarımızı ve ilkelerimizi yitirmemenin sigortasını değil, garantisini oluşturacaktır.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

a024
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : Ciao Bella
Diğer

  Linkler
DTCF Muhalifleri
Anarşi Kolektifi Ankara
Komün Hayatı
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız