Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir seks objesi değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur.

Emma Goldman

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Amargi - Sayı 6 - Nisan 1993

Serbest Salınımlı Yazı Denemesi: Gelecek de Gelecek Yazar : Suat Gündüz

Yüksek perdeden müzik kulaklarımızı tırmalıyor: "Yarın yok ki..." Punk grupları da buna benzer bir sloganı haykırırlardı: "No Future"
Çok önceleri birileri ayırdına varmış ki, gelecek adına yapılan bugününü tahakküm altına alır; yollar bitmez ya da çıkmaz bir sokaktır yaşadığımız. Biri fıçıya girmiş, diğeri bile isteye delirmiş, ö-teki yaşamına son vermenin tek özgürlüğü olduğuna karar vermiş, daha başkaları kaybolmuşlar. Tanıdık tanımadık hepsi iyi insanlarmış sanırım.
Farkında olmak, yani öğrenmeye başlamak, o yasak elmadan tatmak, aramayı uyandırır. Önce açsındır, o elma iştahını açmıştır çünkü, ve ne bulsan yersin, hep iyisini, yenisini ararsın, öyle bir noktaya gelirsin ki, işte oradan sonra ne arayacağını aramaya başlarsın.
Peter Mar.dle... L'absense (Yok Olma) adlı filminin sonunda, birlikte yolculuk eden dört kişiden zenci asker şöyle konuşturur: "arayan aradığını asla bulamaz, kapıyı çalana kapı asla açılmaz. En iyisi aramaktan ve yolculuk etmekten vazgeçelim." vazgeçerler ve yok olmanın bayramını kutlarlar.
Yukarıdaki dört paragraf ardı ardına okunduğunda aklına birçok soru geliyor. "Örneğin vazgeçmek son mudur? Aramaktan vazgeçmek çözüm müdür? Yoksa sürekli arayış çözümsüzlüğün ta kendisi midir? Her şeyi bilmek olası mıdır?"
Bizde her şeyi bilene "ermiş" denir. Dikkat edilirse tüm ermişler ölüdür. Ermiş yaşadığı sürece arar, değişimin mutlak olarak son bulduğu ölümünden sonra erer. Ya da kel ölür, sırma saçlı olur. Ermiş ile Bitmiş sözcükleri sonuçta tam uyak oluşturan iki sözcüktür.
Peki, Peter Handke'nin “yok oluş”u ya da “vazgeçmiş” kavramı ve “yarın yok ki” ya da “No Future” sloganı, ne anlama geliyor? Yarın yok veya gelecek yok demek, tabi ki yarının ya da geleceğin olmadığı anlamına gelmiyor, meram yarına ve geleceğe olan inancın sönmesi. Benzer olarak "yok oluş" ve "vazgeçiş" yaşamı bitirmek değil. Bu tür yargıları belki de epistemolojik bir kopuntu yakalama isteği olarak algılamak gerektir.
Bu noktada, şöyle bir soru sormak doğru bir adım olacaktır. Günlük yaşama ilişkin varsayımların kökü nereye kadar uzanabilir? Kısaca soyutlama aşamasında düşünürken savrulmamak için temeli nereye koyacağız ve temeli nerede arayacağız?
Sanırım sorun zamanın nasıl algılandığı noktasında düğümleniyor. Yani zaman nasıl ilerler, doğrusal ya da döngüsel mi ya da salınımsal mı? Peki, doğrusal olduğunu kabullenmek ne anlama gelir? Bunu şöyle açıklamak olası: Zaman doğu biçiminde ilerliyorsa, bilimsel anlamda kurallı bir olguyla uğraşıyoruz demektir. Ve sonuçta bu bilimin ve aydınlanmanın zaferini getirir. Bir kuram ortaya atar, elimizdeki verileri değerlendirir, tarihi bu gözle inceler, geleceğe ilişkin yargılarımızı sıralarız.
Ya döngüsel ise, yani zaman kavramı bilinçle var ise, insan zekâsının bir ürünü ise o zaman, aslında dışımızda ve bizi oluşturan maddelerin hareketlerinin döngüsel olduğundan yola çıkıp ki sonuçta evren kendi merkezinde daralıp genişleyerek dönen bir mekân madde, yıldız ve güneş sistemleri merkezleri etrafında dönen sistemler, gök cisimleri kendi etrafında dönen oluşumlardır. Daha detaya inersek atomun yapısında elektronların çekirdek etrafında döndüğünden bahsedilebilir ve dünyamızın güneş etrafında bir
dönüşü bir yıl kendi etrafında dönüşü bir gün ve yelkovanın çemberi bir tamamlayışı bir saattir. Döngüsel zaman anlayışı, insan merkezli bir açıklama ve nesnelliğe bir saldırıdır. Madde - mekân bir çemberde sürekli başlangıca dönüyor ama bilinç değişiyordur. Ya da "tarih tekerrürden ibarettir" denir.
Sonuncusu; salınımlı zaman anlayışı ise, belirli hareketi olmayan, düzensizliğinde düzen bulabilen ama bunun için durulan noktanın değişmesi gereken her şeyin mutlak değişim içinde bulunduğu, kaotik bir anlayıştır. Böylece zaman insan bilincinden de dışrak değişik yollar çizen, değişim içinde aynı suda ikinci defa yıkanmaya izin vermeyen ya da veren yaklaşımdır. İnsan bilincinden dışrak olmasıyla döngüsel, durulan nokta vurgusuyla da doğrusal yaklaşım ile çelişmektedir.
Epilepsideki değişim zamanın algılanışı ile bir kopuntu yaratacaktır. "Salınım zaman" kavramı, bugünü önemser. Durulan nokta bugündür.
Gelecek için kurulan tüm iyi niyetli kuramlar, doğrusal zamana inandı ve döngüsel zaman yaklaşımının bilince yerleştirme yöntemini kullandı. Sonuçta "Gelecek hep gelecekte kaldı".
Ve bu gelecek hep bizi yalnız bırakıyor. Çünkü bugünü yaşamımızı engelliyor. İyiliğini düşündüğümüzde, "onların" yaşamın "iyi edeceğimiz" insanları tanımıyoruz, tanımak istemiyoruz, çünkü bize eninde-sonunda minnettar olacaklar.
Geleceği tahakküm altına alıyoruz bu kez. Başkalarının yaşamına, zamanına müdahale ediyoruz. Gün be gün bugün tarih oluyor.
Diyeceğimi dedim. Gelecekte görüşürüz.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

CNT-FAI
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : La Internacional Anarquista
Diğer

  Linkler
Kara-Kızıl Forum
MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu
Lilith Kolektifi
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız