Sahip olma isteği beyazlarda bir hastalık olmus. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama fakirlerin bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için fakirlerle güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve diğer süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan herşeyi yok eden bir ırmağa benziyor...

Oturan Boğa (Siyu Kabilesi)

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Amargi - Sayı 6 - Nisan 1993

"Tanımlama ya da kendini tanımlama kendi(n) olmamanın kavramlarla ifade edilmesidir *" Yazar : Çetin Yel

Ali Mithat Ege'nin geçen sayıdaki yazısı; "tanımlamanın arka plandaki olmama durumu, "şöyle ya da böyle ama, beni tartış diyen bir yazı yahut bana öyle geliyor. Yazı yukarıdaki pasaj gibi çekilip alınabilecek güzel cümlelere sahip fakat Ali Mithat Ege'nin söylemi ve vardığı sonuçlar aynı güzelliğe sahip olsalar da şeyleri ters yüz ediyor ve sorunun ya da sorunların üzerinden atlıyor. Sonuç olarak da kurtuluşu ya da sığınağı bir cins içesinme de buluyor.* Doğrusu yazısını "anlamak"da zorlandım. Benim için yeterince açık ya da kendini anlatan bir yazı değil, söz konusu yazı. Mümkündür ki, Ali Mithat Ege'yi "yanlış" anlamış olayım dolayısıyla birazdan girişeceğim eleştiri Ali Mithat Ege'ye değil, anladığıma olsun!
Ege gibi "insan teklerinin" "tanımlamalar adına savunular, usavurumlar ve eylemler yaptıklarını düşünmüyorum**. Böyle yapan insanların var olmaları mümkündür. Ama bu durumda söz konusu olan o insanların bir yanılsamasıdır gerçekte onlar kendi tanımlamalarından önce gelirler ve kendi tanımlamalarından önce vardırlar. Tanımlamanın arka plandaki olmama durumu tanımlananla tanımın arasındaki ilişkinin tanımlanamaması durumudur. (Şeyler dünyası ile kavramlar dünyası arasında bir çelişme durumudur bu. 'Türkiye'de yaşanılan trajedi,... tanımlanan şeyin aksine farklı bir kendini ortaya koyuş şekli olarak da değerlendirilebilirde, bu yanlış olur. Türkiye'de de dünyanın her yerinde olduğu gibi, söylediklerini yapan ya da yapabilen, yapmayan ya da yapamayan insanlar söz konusudur. Buradan bir trajedi üretmenin pek bir anlamı yok.) Kavramları şeylerin üzerine çıkararak, insanların kendi yarattıkları önünde saygıyla eğilmeye davet etmek ya da onlara zorunluluklar koymak imam tutumudur. "Bu şekilde Anarşizmin varyasyonlarından birini benimsemiş herhangi bir tek (...) anarşist olarak davranmak zorundayken,
bir marksist, marksistçe, liberal liberalce, hıristiyan hıristiyanca, müslüman müslümanca davranmak zorunluluğundadır"*** yoksa anarşistlerin haricinde anarşizmin, marksistlerin haricinde marksizmin hakikatinin olmadığı bilindiğinde, anarşizmin de marksizmin de böylesine zorlamalara - insana yabancılaşmış ilişkilere karşı olmakla var olduğu kavranıldığında, anarşisttim diyen birinin kendini, belirli eylemler, tutumlar, düşünceler, hisler açısından birilerine benzeterek çağırmaktan başka bir şey yapmadığı anlaşıldığında hiçbir zorunluluğunun olmadığı da anlaşılacaktır. Deyim uygun düşerse, hiçbir Ayva'nın meyve olmak zorunluluğunda olmayışı gibi, herhangi bir insan teki de her hangi bir tanımlamanın keyfince olmak zorunda değildir.
Nedir Tanımlamanın hikmeti o zaman? Neden Ali Mithat Ege bir tanımlama metafiziği yapmaktadır? Bilmiyorum. Tanımlamak, sınırlamaktadır. Bir şeyi tanımlamak, o şeyi ötekilerden ayırt etmektir ama bu ayırt etme gayreti o şeyi kurgulanmış bir form içine hapsetmektir. Bu anlamda ona bir kapsam yüklemek ama onu içeriğinden koparmaktır. Kısacası bir şeyin bütün özelliklerini ve özgünlüklerini içeren bir tanımlama mümkün değildir, bu yüzden tanımlamalara fazla bir önem atfetmek gereksizdir. Hele "yaşanılan trajedi"yi bir tanımlama metafiziğine dönüştürmek belki zevktir ama bir yere götürücü değildir. Böyle bir metafizik sonucu olan Ege'nin pratik önerisi ise (ille de seçenek aranıyorsa !) beterin beteri bir seçenektir. Eğer herhangi bir tanımlamayla kendimiz bir efendi yaratmıyorsak ya da bir "din" yaratmıyorsak uyduruk trajediler de yaşamıyoruz. Benimki dâhil herhangi bir düşünce, benim kendimi tanımlamam dahil herhangi bir tanımlama beni herhangi bir şeye zorluyorsa, benim üstümde bir güce dönüşüyorsa, bana yabancıdır, düşmandır. Tıpkı kimlik belgemin, ismimin bana yabancı ve düşman olması gibi. Kimlik belgem (Türkiye Cumhuriyeti) beni asker olmaya zorluyor; kimlik belgemdeki ismin erkek olması itibariyle.
"İnsan teki" kendine düşman ve yabancı ilişkiler içerisindedir. (Bu ilişkiler içerisinde o varlık halindeki bir olmamadır.)Onun isyanının biricik kaynağı bu ilişkilerdir. Sadece isyanının kaynağı değil çerçevesi / mekânı bu ilişkilerdir. Bu ilişkilerden kurtulamadığı için isyan eden "tek"ten bu ilişkilerden "kurtulmuş" olmasını beklemek anlamlı değildir. Toplumun bireyi ezdiğinden, onun üstünde bir hegemonya kurduğundan ona istemediği bir hayatı yaşattığından isyan eden bireyden, toplumdan "kurtulmuş" olmasını da beklemek anlamlı değildir. Söz konusu olan toplumdan ruhani ya da fiziki kurtuluş değil, birey ile toplum (yani öteki bireyler) arasındaki kötürüm, ilişkiyi darmadağın ederek bir başka ilişkiler ağı yaratmaktır. Bugünden, yarından, öbür günden. Toplumun gerçekten varlığı, bireyin gerçekten varlığıyla koşullanmıştır. Bireye yabancı, onun üstünde onu ezen bir toplum anlamsız bir mekaniktir. O bütün canlılığına rağmen bir çürümedir. "İnsan teki" bu çürümenin bir öğesidir. "Öyle ki askerliğe karşı olan ve askere gitmeyen bir anti-militarist anarşist hayli rahat bir şekilde" (ya da hayli rahatsız bir şekilde) "okula gitmek için özel bir çaba" gösterebilir. Evet, bu vahim bir durumdur, bir çelişmedir ama insan tekini özünde isyana iten de bu çürümedir. Ve bu çelişmeden (çürümeden) bizim anti-militarist anarşistimiz okula gitmemekle kurtulamaz - belki kenefe bile gitmemesi gerekir - çünkü tutarlılığını sürdürebilmesi yaşamak için yahut kendini idame ettirmek için yaptığı bir dolu şeyi yapmaması gerekir; fabrikaya, atölyeye, eve, kahveye de gitmemesi sokağa çıkmaması gerekir. Bu durumda anarşistimiz sadece cehenneme kadar yolu olan bir adamdır. Bizim anti-militarist anarşistimiz, bu çelişmeden kendini hiç bir suretle tanımlamamakla da kurtulamaz. İsterse "toplumsal verilerden o-lan ve aileden gelen kimlik belgelerindeki isimler" yerine her gün kafasına göre bir isim kullansın; çelişme olduğu gibi ortada durur, çünkü çelişme, insan tekinin kendini şöyle tanımladığı halde, bütanımın icaplarını yerine getirememesi değil, onun varlık koşullarının gelişmesidir. İnsan tekinin bu koşullara isyan etmesiyle birlikte, Ali Mithat Ege'nin sandığı gibi sorun tanımlama sorunu değildir ya da "tanımlamaların içeriksiz kalması özgünlük ifadesinde özgünlüksüzlük fonksiyonuna sahip olması değildir. Dolayısıyla tanımlamalarından kurtulmak (rahatlık sağlar, diyor Ege) İnsanı hiç bir şeyden kurturmaz. Hayat orada bütün vahşetiyle olduğu gibi durur.
"Toplumsal yaşamı terk edemeyecek bir insan teki için fazla seçenek yoktur. Öteki kültürü, öteki hayatı ya da öteki toplumu yaratmak için "kendisi gibi insanları" bulacaktır. (Onun derdi toplum kavramından kurtulmak değil, bu toplumdan kurtulmaktır.) Onlarla kolektifler, birliktelikler oluşturacaktır. Ancak bu kolektifler, birliktelikler aracılığıyla toplumda kendine yabancı olan insan teki kendi olmanın ve istediklerinin imkânlarını ele geçirecektir. (Şimdi benim kendime anarşist dememin - Ege'nin deyişiyle anarşist diye tanımlamanın anlamı daha iyi ortaya çıkıyor; bu deme, bu topluma karşı bir birliktelik çağrısı olduğu kadar başka bir ilişkiler ağı çağrısıdır da.)
Buna Ege'nin itirazı şuymuş gibi gözüküyor; "toplumsal yaşam içinde kendisi gibi insanları bulduğu yanılsamasıyla grup yapısı içinde kimse kendisi olmaz ama herkes o grubun karakterini oluşturacak özgünlüksüzlük özgünlüğüne sahip olur" Ama bu savın özgünlüğü bunun neden böyle olduğunu ya da olacağını açıklamamasıdır. Benim, benim gibi insanları bulmam neden bir yanılsama olsun? Neden, ben isyan ettiğim karşı çıktığım ilişkilerin beterini "grup yapısı" içersinde yeniden üreteyim? Eğer benim birlikteliklerim, mevcut toplumun, bana yabancı, düşman, otoriter, sömürücü, tahakkümcü, köleci ilişkilerin, Ben'i silikleştiren, ezen, aritmetikleştiren ama hesaba katmayan ilişkilerin basit bir yeniden üretimi olacaksa, mevcut kültüre küfretmek, yıkıcı tepkilerde bulunmam kaç yazar? Ali Mithat Ege'nin yazısının anlamı ne o zaman? "Mevcut kültürel yapıların verileri insan teklerini o denli kapsar ki dikkatli bir gözle bakıldığında toplumdan çok ayrık görünen toplumsal grup ve yapıların aslında o kültüre mevcudiyet verdiğini anlayabiliriz." Böyle olsa bile, bu mevcudiyet veriş hiç bir surette basit bir olumlama değildir. Mevcut kültürün bir olumsuzlanmasıdır. Mevcut kültürün komposizyonunu değiştirebileceği gibi onu deforme de edebilir. Daha da önemlisi bu mevcudiyet veriş, mevcut kültüre basit bir eklemlenme değil ama mevcut kültürle birlikte var olmaktır. (Başka herhangi bir olanak da yok zaten.) Ama bu oluş, isyan halinde bir oluş olduğu sürece, mevcut kültürle çatıştığı sürece özgürlük ve özgünlük insan teklerinin kendi kendilerine içkin olmaktan ziyade mevcut kültürün karşıtı ya da alternatifi olur böylece "küfür" ve "yıkıcı tepkiler" öteki kültürün yolunu a-çar. İlk bakışta reformist sonuçlardan başka bir şeye yol açmıyor gibi görünen küçük küçük isyanlar mevcut kültürü kaosa götüren bir devrimin ruhunu teşkil eder.
"Bu yüzden alternatif görülen, ayrık görünen tanımlamalardan bir"inin içinde olmak en azından topluma karşı yönelmektir. Toplumu reddetmenin mümkün yolu ona karşı yürümektir. Toplum kendine karşı yürüyeni ezmek, sindirmek, deforme etmek için birçok şeye sahiptir, isyanın isyandan başka dostu yoktur. Günlük yaşam, isyankârı alt üst edebilir, tanımlamalarını anlamsız, içeriksiz, özgünlüksüz hale getirebilir, özgürlük ve özgünlük için oluşturduğu birlikteliklerde kimsenin kendisi olmadığı mevcut toplumun düşman ve yabancı ilişkileri içerisinde buldurabilir. İsyankârın isyanı yeniden "tanımlama" ve yeniden kendi kendini koymadan yani yine yine isyandan başka umarı yoktur.
İnsan teklerinin kendi kendilerine içkin olan düşünsel özgürlük ve özgünlük bir varlık hali değildir. Ege'nin söylemini kullanırsam tanımlamanın ön plandaki yokluğudur. Özgürlük daima eylem özgürlüğüdür, özgünlükte eylem halinde bulunur daima. Her şeye "hayır" diyen radikallik arayışı kırıldığı noktada her şey bir "evet'e dönüşür. Mantık silsilesi dünyanın değişebileceği inancından koparak dünyanın hiçbir surette değişmeyeceği inancına bağlanır. Böylece günlük yaşamın sahneye konulusu değişir. Devrim, düzene mevcudiyet verir, anti-militarizm savaş oyununun bir sahnesine dönüşür, vesaire, vesaire. Sadece her türlü tanımlama değil, her türlü eylemde düzenin bir çeşit rehabilitasyonuna dönüşür. İdeolojiler, "-izm"ler, inanışlar arasındaki ayrım yok olur. Mutlak "hayıfın söylenemediği yerde her türlü "hayır" kıymetini yitirir, isyan ilahi "içkinlik"e hapsolur. 'Tanımlama ya da kendini tanımlama kendi(N) olmamanın kavramlarla ifade edilmesi"ne dönüşür. Köle, isyan bayraklarını ter-kederek tasmasını kutsar. Kendini bilen biri olarak artık referans noktalarına ihtiyacı kalmaz.

DİPNOTLAR
*) ".. düşünsel özgürlük ve özgünlük daha çok insan teklerinin kendi kendilerine içkindir" diyor Ali Mithat Ege.
**) Aksine onlar yaşamaya koyuldukları bu dünyada, kendilerini tanımlama derdine hiç bir zaman düşmeden, onlara verili koşulları - sanki hep öyleymiş gibi ve hep öyle olmuş ve olacakmış gibi - göçüp gidebilirler. Böylesine insanların kendilerini şöyle ya da böyle adlandırmaları şeyleri şöyle ya da böyle adlandırmalarından pek farklı değildir. Burda trajediye hiç yer yoktur.
***) Anarşistlerin, Marksistlerin, Liberallerle ve hıristiyanlarla, müslü-manlarla aynı kefeye konulması hepsinin, kitap ehlî olduğu, düşünülmesinden mi yoksa "ideoloji" hangi kılığa girerse girsin" ideoloji olarak düşünülmesinden mi?

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Bayraklar - 1
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Hijos del Pueblo
Diğer

  Linkler
Sanal Aylık Teorik E-Dergi
Kaos GL
Çalışmaya Hayır
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız