Kapitalist toplum o kadar kötü örgütlenmiştir ki, çeşitli üyeleri acı çekmektedirler: aynen nasıl ki bedeninizin bir yerinde ağrınız varsa, tüm bedeniniz ağrır ve hasta olursunuz... Benzer şekilde bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılıktan, baskı altında tutulmaktan veya göz ardı edilmekten muaf olmaz. Bunu yapmak, ağrıyan dişinizi göz ardı etmek demektir : sonunda da tamamı ile hasta olursunuz

Alexander Berkman

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

YENİ BASKIYA ÖNSÖZ Yazar : Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

Tüm kitabı indirmek için tıklayın

Daha çok Fransa'daki toplumsal dönüşümleri göz önünde bulundurarak kaleme aldığım bu kitabı yazmamın üzerinden yirmi beş yıldan fazla zaman geçti. Birinci Enternasyonalin, İşçi Enternasyonalinin kuruluşuna katılan kuşakla, Paris Komününün kılıç artığı eylemcileri henüz yaşıyorlardı; ve çevrelerinde gericiliğin zafer çığlıklarını duya duya bu insanlar sosyalist devrim hareketine inançlarını yitirmişlerdi.
Toplumsal devrim düşüncesi bir tek Hankistler (merkezi devlet komünizmi yandaşlan) arasında yaşıyordu, bir de Birinci Enternasyonalin, devletsiz anarko-komünizm ya da kolektivizm ilkelerine bağlılıklarını sımsıkı sürdüren bir avuç anarşisti arasında yaşıyordu. Bu kitapta ben işte bu düşünceleri -yani sermayenin ve devletin boyunduruğundan kurtulmuş topluluğun alabileceği önlemlere ilişkin anlayışımızı- açıkladım.

Kuşkusuz toplumsal yeniden yapılanmanın ayrıntılı planlarına yönelik bir taslak çizebilmenin mümkün olduğunu düşlemiyordum. Aklımdan geçen, toplumsal devrimin karşısına çıkacak devasa sorunlar üzerinde devrimcilerin düşünebilmelerini sağlamaya yönelik bir planı genel hatlarıyla ve kabataslak sunmaktı.

İspanya'da, bu kitapta açıklanan düşünceler işçilerce hemen benimsendi. "Ekmeğin Fethi" (kitaba bu adı takmışlardı) (1) işçiler -daha çok da anarşistler arasında- sık kullanılan bir tür deyim oldu. Merkezi devletin her zaman en büyük kötülük kaynağı olarak görüldüğü bu ülkede, toplumsal devrimin özgür komünler yoluyla hayata geçirilmesi tam bir onayla karşılandı.

Ne var ki Avrupa'da gericilik gitgide güç kazanıyordu. Bütün ülkelerin sosyal demokratları işçilere, bundan böyle -yani devlet güçlerinin yüksek gelişme düzeyine eriştiği koşullarda- devrimin olanaksız olduğunu telkin ediyorlar, halihazırdaki "sermaye konsantrasyonumun kapitalist sayısını büyük ölçüde azaltmayacağını ve küçük sanayi ile küçük ticareti yok etmeyeceğini aşılıyorlardı. Bu telkinler ve propagandalar üstün geldi. Toplumsal devrimin yakın olduğuna duyulan inanç gitgide zayıfladı. İş o hale geldi ki, bizim arkadaşlarımız arasında bile, toplumsal devrimin alacağı biçimler üzerine kafa yormanın gereksiz olduğunu söyleyebilenler çıktı. "Ne zaman olacak bu devrim? İki yüz sene sonra mı?" diyorlardı.

Oysa Dünya Savaşı son beş yılında bu türden umutsuz düşüncelerin ne kadar yanlış olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir yandan, gerek müttefiklerde, gerek Almanya'da savaş, devrim falan olmaksızın devlet sosyalizmini ortaya çıkarırken, bir yandan da İngiltere'de savaş yılları içinde devlet ekmek, et, şeker gibi tüm malların hem toptan hem de perakende alım satımlarında başlıca üstenci olarak ortaya çıkmıştır. Demiryollarının ve kömür ocaklarının yönetimini de devlet üstlenmiştir. Yiyecek maddeleri üretiminin başlıca teşvikçisi yine devlet olmuştur.
Öte yandan Fransa ve İtalya'da kent yönetimleri gıda üretim ve dağıtım işlerini üstlenmeye başlamışlardır.

Avrupa'da ilk toplumsal hoşnutsuzluk, denilebilir ki, komünizmle ve ürünlerin ihtiyaçlara göre dağıtımıyla sonuçlanmıştır. Böylelikle, bu kitapta ele alınan mesele, hayatın pratiğinde, çok büyük ölçekli olarak gerçekleşmiştir.

İşçilerin bir başka talepleri daha gerçekleşmiştir. Fabrikaların, atölyelerin, her türden üretim yapılan işliklerin yönetimine katılma istekleri -savaştan önce ütopik, yani gerçekleşemez olarak görülen bu istekleri- İngiltere'de yalnızca kabul edilmekle kalmamış, buna ayrıca hükümet komisyonunca, bütün sanayi işçilerinin üretici çıkarlarını temsil eden yeni "işçi parlamentosu"nun zorunlu olduğu kabulü de eklenmiştir.

Ve son olarak bizde, Rusya'da, iki yıldır, yüz elli milyonluk bir halkın ekonomik yaşamının komünist ilkelere dayalı olarak çok geniş ölçekte yeniden yapılandırılması girişimleri sürüyor. Bu girişimler sırasında, merkezileşmiş bürokratik karakterli devleti yeniden yapılandırırken düşülen büyük yanlışlar, kapitalist üretim ve tüketim tarzından toplumsal tarza gerçek, canlı bir geçişi sağlayacak koşullar üzerine çok önceden kafa yormaya başlamak gerektiğini açıkça göstermiştir(2).

Ama hayat ilk başarısız girişimde çakılıp kalmadığı için; bunu kaçınılmaz olarak bütün ülkelerde aynı yöndeki başka dönüşümler -kimi ülkelerde çoğu zaten başlamış dönüşümler- izlediği için, her sosyalist doğal olarak kendine ve insanlığa karşı bir borç duygusu içindeydi: Kapitalist olmayan, daha güzel bir toplumsal yapıya geçişin şu anda yaşamakta olduğumuz korkunç acılar, hastalıklar, yitikler, akıl almaz yıkımlar olmaksızın sağlanabileceği koşulların araştırılmasına zihinsel ve bedensel varlığının tüm gücünü, enerjisini harcama borcu...

1864 yılında Fransız ve İngiliz işçilerince kurulan ilk İşçi Enternasyonali'nin gündemini özellikle kapitalizmden komünizme geçişin koşullarını irdelemek oluşturuyordu.

Ama burjuvazi ve iç entrikalar bu büyük gücü yerle bir ettiler; bunun üzerine ilkinin yerini İkinci Enternasyonal aldı. Ancak bu, Birinci Enternasyonalden farklı olarak işçilerin değil, sosyal demokrat partilerin birliğiyle oluşmuştu ve önüne hedef olarak önce "iktidarın ele geçirilmesi"ni koymuştu; sosyalist dönüşüm ise bu iktidar aracılığıyla ve daha sonra gerçekleştirilecekti. Bizden de, toplumun merkezden yönergelerle değil, yerinde, aşağıdan yukarı yapılandırılması gerektiğinden söz edenler boş hayal peşinde koşmakla suçlandırıldılar.

Geçmiş, geçmişte kaldı; o bakımdan biz bu tartışmaları bir yana bırakıyor ve geleceğe bakıyoruz. Geleceğe değer veren, gelecekte başarılı, canlı bir toplumsal devrim görmek isteyen herkes, böyle bir devrimin başarıyla gerçekleşeceği koşullar üzerine ciddi ciddi düşünmek, kafa yormak zorundadır. Bilimin üzerine düşen, toplumun mevcut güçlerini ve yeniden yapılanma imkanlarını irdelemektir; bizim yapmamız gerekense, yaşamın koşullarını -kitaplara, broşürlere göre değil- köylerde, işliklerde, fabrikalarda, demiryollarında, madenlerde... bizzat yaşamın içine girerek, yaşama katılarak araştırmak, öğrenmektir. Bizim hem eski düzenin direnme gücünü, ona bu gücü veren mekanizmaları tanımamız hem de yeni düzeni kuracak yeni ve yapıcı güçleri uyarmamız, uyandırmamız gerekir.

Bu kitapta, yeniden yapılanma konusunda izlenebilecek olası doğrultulardan biri gösterilmiştir. Bir başka olası -yine anarşist- doğrultu ise, arkadaşlarımızdan sendikalist Puje (Pouget) tarafından "Devrimi Nasıl Yapacağız?" adlı kitapta gösterilmistir. Arkadaşımız bu kitabında sosyal devrime profesyonel sendika birlikleri açısından bakmakta ve sendikalistlerin sosyal devrimi nasıl anladıklarım açıklamaktadır. Bu kitabın da yakında Rusçaya çevrileceğini umuyorum(3).

Keza, Proudhon'un sosyal devrimi nasıl anladığına ilişkin görüşleri -en azından, bu görüşlerin Gilom tarafından yapılan özetlemesi(4)- ve Proudhon'un Amerika'daki takipçisi Edward Bellamy(5)'nin "Eşitlik" adlı kitabı en nihayet Rusçaya çevrilir diye umuyorum. Bir başka umudumuz da, Rusya'da artık Alman sosyal demokratlarına duyulan puta taparca düşkünlüğün zayıflaması ve İngiltere'de (munitsipal sosyalizm(6), gildey sosyalizmi(7)), Latin ülkelerinde (komünalizm vb.) neler olup bittiğine ilgi duyulmasıdır.

Hayatın; toprağın, sanayinin, ticaretin kamulaştırılması gibi sorunların yanma getirip koyduğu bu sorunlar üzerine sahip olunan genel bilgi çok yetersiz. Hayat artık derin değişiklikler istiyor. Eskiden olduğu gibi yaşamdan habersiz olmaya devam edersek, her yeni girişimimiz kaçınılmaz olarak başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

Şu anda kitabımı yeniden okurken ne gibi duygular içinde bulunduğumu herkes kolayca anlayacaktır sanırım. Egemenlerin buyruklarına körü körüne uymanın değil, herkesin katılacağı, özgür işbirliği ilkeleri üzerinde yükselteceğimiz sağlam yapıya konulacak çok sayıdaki taştan biri olur, dilerim bu kitap.

P.Kropotkin Dmitrov, Haziran 1919






1 La conquista del pan. Barcelona, 1900.
2 Önsöz 1919 Haziranında Dmitrov'da yazılmıştır. Rusya'ya dönüşünden sonra Kropotkin aktif siyasal faaliyetlerde bulunmamıştır. Onun böyle bir tutum almayı yeğlemesinin nedenlerini S.G. Kropotkina, "P.A. Kropot-kin'in Rus devrimine neden katılmadığını soranlara yanıt" adlı elyazısı notlarında açıklamıştır (SSCB Merkez Devlet Arşivi, F.1129, Op.3. Ed.Hr.292)
3 Fransız sendikalist E. Pouget ve E. Patou'nun "Devrimi Nasıl Başaracağız?" adlı kitapları 1920 yılında Kropotkin'in önsözüyle "Emeğin Sesi" yayınevince yayınlanmıştır. Fransa'da yüzyıl başlarında gerçekleşen toplumsal devrimin etkisiyle toplumun sendikalist esaslara dayalı bir örgütlenmeye gideceğini ve işverenlerle mücadele etmenin aracı olarak doğmuş bulunan sendikaların, yavaş yavaş tüm toplumsal üretimi ve tüketimi kontrol eden üretim korporasyonlanna dönüşeceklerini öne süren ütopik düşünceler yer alıyordu kitapta.
4 D. Gilom'un "Proudhon'a Göre Anarşi" (Londra, 1874) adlı yapıtı kastedilmektedir. Armand Ross'un tanıklığına göre, Gilom'un Proudhon'un görüşlerini sistematize ederek özetlemek fikri M. Bakunin tarafından da şiddetle desteklenmiştir.
5 Bellamy Edward, "Geriye Bakış - Looking Bacfavard" (1887) adlı ünlü ütopyanın yazarı; bir başka yapıtı da "Eşitlik - Equality" (1897) adını taşıyan Bellamy'nin yapıtları XIX. yüzyıl sonlarında çok ünlenmiş ve hemen Avrupa dillerine çevrilmişti. Kapitalizme şiddetli eleştiriler yönelten Bellamy, özel mülkiyetten kaynaklanan bireyciliğin ve eşitsizliğin üste sinden gelebilmek için "toplumsal kapitalizm" öneriyordu. Bunun için Amerikan ekonomisinin yapılanması örnek alınacak, ancak buradaki özel mülkiyetin yerini toplumsal mülkiyet alacaktı. Proletaryanın devrim mücadelesini şiddetle kınayan Edward Bellamy'ye göre, işçi sınıfı, sınıfsal dar görüşlülüğü ve programının sığlığı nedeniyle herhangi bir devrimi tek başına başarabilecek güçte değildi. Toplumun en yüksek etik ilkelere dayalı olarak yeniden yapılandırılması, ancak tüm sınıfların, tüm ulusun katılımıyla gerçekleştirilebilir.
6 XIX. yüzyıl sonları XX. yüzyıl başlarında çok yaygınlık kazanmış, yerel yönetimlere çok önem veren, ulaşımın, elektrik, gaz üretim ve dağıtımının belediyelere verilmesiyle kapitalizm içinde sosyalizm "yetiştirilebileceğini" öne süren bir görüş.
7 İngiltere'de XX. yüzyılın ilk çeyreğinde işçi hareketi ve sosyalist hareket içinde çok yaygınlık kazanan bu akımın kuramcıları, "devlet sosyalizmi" yerine, "gildiya" adı verilen ve ekonominin temelini oluşturan tüccar ve zanaatkar birliklerine emekçilerin gönüllü katılımlarıyla gerçekleşecek bir sosyalizm modeli üzerinde duruyorlardı.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Kortej
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : Hijos del Pueblo
Diğer

  Linkler
körotonomedya
Emek Araştırmaları ve Dayanışma Topluluğu
Kara-Kızıl Paris
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız