Ya devlet bireyi ve toplumsal hayatı daima ezerek, insanın etkin olduğu bütün alanları ele geçirerek savaşlarla ve iktidar mücadelelerine, bir tiranın yerini diğerinin aldığı saray darbelerine yol açacaktır, ki bu gelişmenin sonucunda kaçınılmaz bir biçimde ölüm vardır.. Ya da devletler yıkılacak ve özgür anlaşmasıyla bireylerin ve grupların canlı insiyatifini bir ilke olarak benimseyen binlerce merkez yeniden hayat bulacaktır.

Pyotr Alexeyevich Kropotkin

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Kitaplar - Ekmeğin Fethi - Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

RUSÇA İLK BASKIYA ÖNSÖZ Yazar : Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

Tüm kitabı indirmek için tıklayın

Rusça çevirisini elinizde tuttuğunuz "La Conquete du Pain"de, anarşist komünizm ilkeleri üzerinde bir sosyal devrimin nasıl gerçekleştirilebileceğinin taslağını çizmeye çalıştım.

Mevcut toplumsal yapının hem ekonomik ve politik açıdan eleştirisini, hem de temsili yönetimle, yasa ve iktidar olgularıyla ilgili yıkıp yerle bir etmeye çalıştığım kör inançlar açısından eleştirisini daha önce "Paroles d'un Revolte" ("Çağdaş Yapının Çözülmesi" ya da "Bir İsyancının Söylevleri")(1) adlı kitabımda ele almıştım. Bu eleştirel derlemenin sonuç hükmü şuydu: Toplum, şu anda özel ellerde bulunan ve yaşaması, üretmesi için kendisine gerekli olan toprağa ve bugüne dek biriktirilmiş olan bütün zenginliklere zorla el koymalıdır... Fransa'da "Le Revolte" gazetesinde başmakale olarak yayınlanan bu yazımdan dolayı tutuklanıp cezaevine tıkıldım.

Üç yıl sonra cezaevinden çıkınca, bu arada Paris'e taşınmış olan ve adli kovuşturma sonucu adını "Le Revolte"den "La Revolte"ye (2) çevirmek zorunda kalan eski gazetemde yine aynı çalışmayı sürdürdüm.

Bizim düşüncemize göre toplumsal bir devrimin nasıl gerçekleşebileceğini ve gerçekleşmesi gerektiğini açıklamaya girişirken, bir ideali anlatmaktansa, bugünkü toplumsal yapıdan komünizme, anarşizme geçişin devrim anında nasıl gözü pek ve akıllı olmayı gerektirdiğini; koşullar kendiliğinden bizi bu yöne itecek olmakla beraber, bazı şeylerin de bize bağlı olduğunu (örneğin toplumda kendini göstermeye başlayan arzuları gerçekleştirme yolundan mı yürümeli, yoksa toplumda kökleşmiş ve henüz tümüyle temizlenememiş önyargılara boyun eğip geçmişin bizi uşaklıktan başka bir yere götürmeyecek olan toz toprak içindeki köhne yolundan mı yürümeli... gibi) somut bir örnek üzerinde göstermenin daha iyi olacağını düşündüm.

Somut örnek olarak Paris'i aldım. Bunun nedenleri şunlardı:

Her ulus, -isterse en uygarı, en ilerisi olsun- aynı paydada toplanabilecek bir bütün değildir. Bu böyle olmadığı gibi hatta o ulusun değişik kesimleri daima farklı gelişme basamaklarında bulunur.

Hatta Fransa, 1789-1793 ve 1848 gibi iki büyük devrimine karşın, ülkede on dokuzuncu yüzyıl boyunca gerçekleşmiş bulunan o muazzam maddi iç ilerlemişliğine karşın (Hindistan ve öteki mazlum ülkeleri sömürerek zenginleşmiş bulunan İngiltere gibi dış değil, iç ilerlemişlik), son yüzyılda halkın her kesiminden insanların katıldığı o son derece fırtınalı politik hayata karşın, evet, bütün bunlara karşın Fransa hâlâ eskiden olduğu gibi, halkın birbirinden çok farklı kesimlerinin birbirleriyle ilintisiz birlikteliği olarak tanımlanabilecek aglomerat bir görünüm içindedir. Hatta ülkenin kuzeybatı bölgeleri bugün bile ülkenin doğusundan yarım yüzyıl geridir.

Fransa'nın batısıyla doğusu, güneybatısıyla kuzeydoğusu, orta kesimlerdeki platolar ve Rhöne havzası tümüyle birbirlerinden ayrı dünyalar gibidir. Büyük Devrim, yani kaptırılmış bulunan kimi köylü haklarının yeniden kazanıldığı, köylülerin iki yüz, üç yüz yıl önce feodal beyler ve manastırlarca el konulan topraklarını zorla geri aldıkları köylü hareketi ve kentlerdeki işliklerin yarı feodal bağımlılıktan ve monarşik egemenlikten kurtulmalarını sağlamaya yönelik kent ayaklanmaları, bu geniş kapsamlı halk hareketi Fransa'nın daha çok güneydoğu, doğu ve kuzeydoğu kesimlerinde kendini göstermişti; oysa aynı anda ülkenin kuzeybatısı, batısı soyluların ve kralın kalesi gibiydi, hatta bunlar Vendees ayaklanması sırasında Jakoben cumhuriyetine karşı işbirliği bile yapmışlardı. Ne var ki, ülkenin doğu-batı olarak ayrılışı bugün de geçerlidir. Şimdiki cumhuriyetin başlangıç günlerinde yapılan seçim, -Fransa'nın cumhuriyet mi yoksa monarşiye dönüş mü istediği ve 363 milletvekilinin belirlendiği seçim- sonunda ortaya çıkan harita, şaşırtıcı ölçüde benim 1788-1792 yılları arasında ayaklanmalara sahne olan kent ve köyleri işaretlediğim Fransa haritasıyla örtüştü. Kuzeybatı ve batı Fransa'nın köylük kesimlerinde cumhuriyet ideallerinin zihinlere yerleşebilmesi ancak cumhuriyetin zaman içinde yerine oturmasıyla olabildi.

Fransa'nın doğusuyla batısı, güneybatısıyla kuzeydoğusu, ülkenin orta kesimini oluşturan platolar ve Rhöne vadisi birbirlerinden ayrı dünyalar olmayı hâlâ sürdürüyorlar. Ve bu farklılık yalnızca bu bölgelerin köylü ahalisi arasında değil (yan sanayileşmiş kır zanaatkarları olan Fransız Yura'lanyla Bröton köylüleri iki ayrı milliyettir), kentsel nüfus için de geçerlidir. Marsilya ya da Saint-Etienne ve Rouen'ı Ren'le kıyaslayın, yeter: Papazlara ve krala bugün bile nerelerde inanç duyuluyor, göreceksiniz!

Yüzyıllar boyu merkezi devlet yapısı olmasına karşın Fransa, ondan da çok İtalya ve hepsini geride bırakarak İspanya, yalnızca başkent memurları yönünden -o da yüzeysel olarak- ortak noktalan olan, her biri kendine özgü, yalnızca kendine benzer ülkelerdir. Aslında Latin ülkeleri, hatta bu arada Fransa, alabildiğine federal ruhlu ülkelerdir ve nefret ettikleri partikülarizmle federalizmi (yani ayrı bölge ya da kentlerin kendi bağımsızlıklarına düşkünlüğünü) birbirine karıştıran devletçi Almanlar ve Alman Jakobenleri onları kesinlikle anlayamazlar.

Bu bakımdan da benim şahsen Fransa'daki toplumsal bir devrimin kesinlikle Jakoben değil, tüm devlet kapsamında değil; yerel, cemaatler kapsamında olacağına hiç kuşkum yok. Ülkesini tanıyan ve kafası Jakoben merkeziyetçiliğiyle karışmamış her ilerici Fransız, (tıpkı İspanya'da Pi-i-Margal gibi) ülkesinde devrimlerin kesinlikle bağımsız komünlerin ilanı şeklinde gerçekleşeceğini bilir: Tıpkı 1871'de Paris ve Sain Etienne'de ilan edilen komünler ve "Bakuninistler"in Lyon ve Marsilya'da ilan etme girişiminde bulundukları komünler gibi. Fransa'da toplumsal bir devrimin tohumlanışı ne ulusal parlamentoda, ne de konvansiyonda olacaktır. Bu iş parlamentoyu fazlaca umursamayan -tıpkı 1792 ve 1793 yıllarında Paris'in ürkünç konvansiyonun tehditlerini fazla umursamadığı gibi- ayrı ayrı kentlerde gerçekleşecektir.

Yine, çok olasıdır ki, devrim farklı kentlerde farklı gelişim çizgisi izleyecek, ayaklanan ve bağımsızlığını ilan eden her komünde insanlar yirminci yüzyılın önlerine diktiği sorunları kendi yerel koşullarına ve gereksinimlerinin gereklerine göre çözümleyeceklerdir. Bir başka deyişle, Latin ülkelerinde bir devrim başladığında, bu devrimin son derece canlı, hareketli, çok yönlü, yerel bir karakter alacağına hiç kuşku yoktur. Tıpkı, on ikinci yüzyıldaki "kentler devrimi" gibi... (ne güzel tasvir etmiştir, Augustin Thierry bu devrimlerin başlangıcını!)(3) İngiltere'yle Belçika ve Hollanda'nın pek çok kentleri için de aynı şey söz konusu. Hiç kuşku duymadığım bir başka nokta ise, Rusya'nın, şu benim koca anayurdumun, ayrı ayrı bölgelerinde, kentlerin inisiyatifi ele almasıyla, öncelikle toprağın, kısmen de fabrikaların kamulaştırılması, bunu takiben de, artel esasları üzerinde tarımın, kısmen de sınai üretimin örgütlenmesi girişimleri başlatılmadıkça, sosyalist doğrultuda (üretim araçlarının kamulaştırılması bağlamında) tek bir adım bile atılamayacaktır.

"Revolte"de Fransız işçileri için yazdığıma göre, elbette, ele aldığım örnek genelde Fransa, özelde de onun en ilerici kenti olarak Paris'ti. Ve bu yazılarımda her şeyden önce Paris gibi büyük bir kentin hem kendisinde, hem de yakın çevresinde bir toplumsal devrimi nasıl gerçekleştirebildiği ve 1793 yılında cumhuriyet Fransa'sında olduğu gibi, toz toprak içindeki eski zaman savunucularının dört bir yandan yönelttikleri saldırılarına karşın bu devrimin kökleşmesini nasıl başarabildiğini göstermeye çalışmıştım.

Bu kitabın sonunda,"neyi, nasıl üretmek?" sorununa gelip dayandığımı gördüm. Ve bu sorunu, elimden geldiğince, bir sonraki kitabım olan "Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler"de (İngilizce adı "Fields, Factories and Workshops") ele aldım.

P.Kropotkin Ocak, 1902






1 "Paroles d'un Revolte" yapıtı Paris'te Fransızca olarak 1890 yılında yayınlanmıştır. Yapıtın temelini Kropotkin'in Le Revolte ve La Revolte gazetelerinde yayınlanan yazıları oluşturur.
2 "La Revolte" ("İsyancı") gazetesi 22 Şubat 1879'dan 10 Eylül 1887'ye dek Cenevre'de, daha sonra 1881'den başlayarak Paris'te yayınlanmıştır ve 1883 yılında tutuklanmasına dek gazetenin redaktörlüğünü ve çoğu yazının yazarlığını Kropotkin yapmıştır. 17 Eylül 1887'den 10 Mart 1894'e dek gazete "La Revolte" ("isyan") adıyla yayınlanmıştır ve bu dönemde gazeteyi ünlü anarşist Jan Grav yönetmiştir.
3 Avrupa historiografisinde "toplumların tarihi"ni, farklı toplumsal katmanların birbirleriyle ilişkilerini ve savaşımlarını yazmaya ilk girişen tarihçilerden biri. XI.-XII. yüzyıl Avrupa tarihinin "kentler devrimi" ya da "kent komünleri hareketi" adı da verilen olaylarını büyük bir dikkatle inceleyen Thierry, bu olayları özgür ve adil bir toplumsal yapıya ulaşma konusunda Avrupa tarihinde tanık olunan ilk girişimler olarak değerlendirmiştir.


  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

CNT-FAI
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Anti-Pop
Kara MecmuA
Liberter
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız