Biz, hükümetin kötü olduğuna, özgürlük olmadan gerçek özgürlüğe, dayanışmaya ve adalate ulaşılamayacağına inandığımız için anarşistiz.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

YOLLAR VE ARAÇLAR Yazar : Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

Tüm kitabı indirmek için tıklayın

Herhangi bir topluluk, kent ya da birkaç kentten oluşan bir bölge, sakinlerine, zorunlu şeyleri sağlamayı (az sonra bu zorunlunun nasıl lükse kadar uzandığını göreceğiz) kesinkes kafaya koydu mu, bütün üretim araçlarına sahip olmak zorundadır: Toprağa, makinelere, ulaştırma araçlarına vb. Bu durumda da yapacağı şey, sermayeyi toplumun kılabilmek için, bugünkü sahiplerinin elinden almak, yani kamulaştırmaktır.
Gerçekten de, burjuva toplumsal yapısının en büyük kötülüğü, kapitalistin, sınai ya da ticari işletmesinden elde edilen kazancın, kendisine çalışmadan yaşama olanağı sağlayan aslan payını alması değildir. Kötülük, daha önce de gördüğümüz gibi, kapitalistin toplumun gönencini sağlamak gibi bir amacı olmadığı için üretimin tümüyle gereksiz yerlere akıp gitmesindedir.
Toplumun gereksinimlerine değil, gelişigüzel yerlere, varsılların gereksiz kaprislerine akıtılmaktadır paralar.

Bu da bir yana, kapitalist üretimin, doğası gereği herkesin çıkarına olabilmesi zaten mümkün değildir. Kapitalistten böyle bir şeyi istemek, kendi rolünden soyunup, yani kendi varlığını büyütmeye çalışmaktan vazgeçip, başka bir deyişle kendisi olmaya son verip bambaşka biri olmasını istemek demektir. Her girişimcinin kişisel çıkar sağlaması esasına dayanan kapitalist kuruluşlar, kendilerinden beklenebilecek her şeyi vermişlerdir topluma; İşçinin üretici gücünü artırmışlardır. Tekniğin hizmetine sunulan buhar gücüyle, kimya ve mekanik alanında birbirini izleyen buluşlarla kapitalist, kendi çıkarları adına insan emeğinin üretici gücünü artırmaya çalışmış ve bunu da büyük ölçüde başarmıştır. Ancak, ona bunun dışında bir misyon yüklemek hiç de akıllıca olmaz. Örneğin emeğin üretkenliğindeki artışı tüm toplumun yararına kullanmasını istemek, ondan hayır beklemek anlamına gelir... Hep bildiğimiz gibi kapitalist işletmeler hayır esası üzerine kurulmazlar, kurulamazlar.

Şimdiki halde yalnızca bazı sanayi dallarıyla sınırlı olan emek üretkenliğindeki artışı tüm alanlara yaymak, ancak toplumun üstesinden gelebileceği bir iştir. Toplumun tüm üyelerini refaha kavuşturabilmenin yolu ise, bütün üretim araçlarına toplumun egemen olmasından geçer.

Şimdi, ekonomi politik uzmanlarının (hemen hep yaptıkları gibi), bize genç, güçlü, teknik bilgi donanımları yüksek kimi işçilerin göreli olarak refaha kavuşmuş sayılabileceklerinden söz ettiklerini duyar gibi oluyoruz. Bize hep gururla bu küçük azınlığı örnek gösterirler. Ama bu göreli refah bile ne kadar güvenceye sahiptir ki? Yarın kaygısızlık, ihtiyatsızlık, tedbirsizlik ya da patronun açgözlülüğü gibi nedenlerle bu ayrıcalıklı işçiler kapı önüne konulabilirler, ve bir zamanlar sefasını sürdükleri ayrıcalıklarının bedelini aylarca, yıllarca açlık, yoksulluk çekerek ödeyebilirler. Kaç kez görmüşüzdür: Gelip geçici üretim alanları şurada dursun, şeker, mensucat, demir gibi büyük sanayi alanlarında bile, ya spekülasyon amacıyla, ya emek gücündeki doğal yer değiştirmeler nedeniyle ya da kapitalistlerin kendi aralarındaki rekabet nedeniyle fabrikalar durmuş ve işçiler derin bir sefalete sürüklenmişlerdir. Dokuma sanayiinin tüm önemli dallarında ve makine sanayiinde bu yakınlarda (1886-1889 yıllarında) böyle bir kriz yaşandı. Üretimi periyodik olarak durdurma zorunluluğunun olduğu öbür üretim alanlarını varın siz düşünün!

Küçük bir işçi azınlığının göreli refahının bedeline gelince... Çok ağır bir bedel ödeniyor bunun için: Tarım batıyor, köylü vicdansızca sömürülüyor ve halk yığınları sefalet içinde sürünüyor. Öte yandan bu küçük azınlığın hemen yanı başında, kendilerine ihtiyaç duyulacak her yere gitmeye, kırk para yevmiye ile her işte çalışmaya hazır binlerce işçi sefalet içinde yaşamaktadır. Boğazlarını doyuracak cılız birkaç ürün için kaç köylü günde on dört saat toprakla didişmektedir? Sermaye köyleri boşaltmakta, sömürgeleri ve sanayileri az gelişmiş ülkeleri yağmalamakta, işçilerin büyük çoğunluğunun teknik bilgi edinmesine, hatta teknik bilgi şurada dursun, meslekleriyle ilgili kırık dökük bilgiler bile edinmelerine izin vermemektedir. Sanayinin herhangi bir kolundaki gelişmenin bedeli, onlarca başka sanayi kolunda çöküş olarak ödenmektedir.

Ve biz bütün bunların bir rastlantı olmadığını, kapitalist sistemin zorunlu bir sonucu olduğunu çok iyi biliyoruz. Bugün kimi işçilerin dolgun ücret alabilmeleri için köylünün toplumun yük hayvanı olması, köylülerin köylerini terk edip kente göç etmeleri, küçük zanaatkarların büyük kentlerin varoşlarında toplanıp boğaz tokluğuna çalışmaları, cılız ücretlerle çalışmakta olan nice insanın pek çok nesneyi satın alamaması, onlardan yoksun yaşaması gerekmektedir. Kötü bir kumaşın kıt ücret alan tüketici kitlesi arasında kendine sürüm bulabilmesi için, terzilerin, açlıktan ölmemelerini ancak sağlayabilecek bir dikiş ücretiyle yetinmeleri gerekmektedir. Sanayinin ayrıcalıklı birkaç dalındaki işçilerin sınırlı düzeyde kalsa da refahtan yararlanabilmeleri için, geri kalmış doğu ülkeleri batılı ülkeler tarafından, zenciler Avrupalılar tarafından, italyan toprak işçileri İngilizler tarafından....vb. sömürülmelidir.

Dolayısıyla da kapitalist düzenin kötülüğü, önce Thompson'un, ardından da Rodbertus ve Marx'ın dediği gibi üretimden doğan "artı değer"in kapitalistin cebine gitmesi değildir. Çünkü böylesi bir yaklaşım sosyalist düşünceyi de onun kapitalist sistem anlayışını da daraltan bir yaklaşım olur. Her şeyde önce artı değerin kendisinin çok daha derin birtakım ilişkilerin sonucu olduğunu göz ardı etmek olur. Bu sistemin asıl kötülüğü şuradadır: Belli bir kuşak tarafından tüketilmeyen önemsiz bir artık, fazlalık değil de, şu ya da bu miktarda bir artı değeri ille var edecektir bu sistem; çünkü erkeğiyle, kadınıyla, çocuğuyla işçilerin ürettiklerinden daha az tüketmek, açlık ve çaresizlik nedeniyle işgüçlerini, ürettiklerinin -ve asıl önemlisi- üretebileceklerinin küçücük bir parçası karşılığında satmak zorunluluğuyla karşı karşıya bulunmaları, hep bu artı değeri yaratma uğrunadır.

Ve bu kötülük, bu melanet, üretim için gerekli olan şeyler küçük bir azınlığın mülkiyetinde kaldıkça sürüp gidecektir. Köylünün, toprağı ekebilmek için toprak sahibine haraç vermek zorunluluğu sürdükçe sürüp gidecektir. Patronlar, bilim ve tekniğin yarattığı herhangi bir makineyi yaşam için gerekli nesneleri geniş ölçüde üretmek yerine, kendine en çok kâr bırakacak şeylerin üretiminde kullandıkça sürüp gidecektir. Refah, yalnızca küçük bir azınlığın ulaşabildiği (üstelik, toplumun bir başka kesiminin sefil olması pahasına ulaşabildiği) bir şey olarak kaldıkça sürüp gidecektir. Herhangi bir özel işletmenin elde ettiği kazancın, (bu kazanç elde edilirken binlerce başka işçinin sömürülmesi zorunluysa eğer -ki öyledir-) yan yarıya bölüşülmesi hiçbir anlam ifade etmez. Hedef: En az insan gücü harcanarak herkesin yararına olacak en fazla ürünü elde etmek olmalıdır.

Özel girişimci bu sorunu çözemez. Bu zorunluluk nedeniyledir ki toplum zaten kendinin olan, kendi zenginliği olan her şeye el koymalı ve herkese gönenç sağlamalıdır. Topraklar, fabrikalar, maden ocakları, yollar, evler, mağazalar vb.vb. her şeye el koymalı her şeyin tek sahibi olmalıdır. Ayrıca, herkesin yararına üretilecek şeylerin tam neler olduğunu ve bunların nasıl, hangi yolla üretileceğini enine boyuna incelemeli, öğrenmelidir.


II


Bir insanın ailesiyle birlikte sağlıklı beslenebilmesi, eli yüzü düzgün bir konutta oturması ve temiz, iklim koşullarına uygun giyinebilmesi için günde kaç saat çalışması gerekir? Sosyalistlerin üzerinde çokça kafa yordukları ve genellikle (çalışabilecek durumdaki herkesin çalışması koşuluyla) günde dört-beş saat çalışmak yeter, sonucuna vardıkları bir sorudur bu. Daha on sekizinci yüzyıl sonunda Franklin beş saatlik işgünü düşüncesini ortaya atmıştı. O günden bugüne insanların gereksinimleri artmıştır gibi bir gerekçe geçerli olamaz burada, çünkü o günden bu güne insanların gereksinimleri arttıysa, emeğin üretkenliği de artmıştır.

Aşağıda çiftçilik konusunu ele aldığımızda göreceğiz: Usulüne uygun, akıllıca işlenen toprağın verimiyle, bir aileye rasgele verilmiş, kötü, işlenmesi zor bir toprağın verimi aynı değildir. Toprağın pek de verimli olmadığı Amerika'nın batısındaki büyük çiftliklerde, desyatin başına, uygar Avrupa ülkeleriyle Amerika'nın doğusundaki çiftliklerde elde edilenin yansı kadar buğday elde edilebilmektedir. Ama yine de modern makineler sayesinde, iki kişi bir günde aşağı yukarı iki buçuk desyatin toprak sürebilmekte, yüz kişinin birkaç aylık çalışmasıyla on bin kişinin karnını doyurmasına yetecek tahıl elde edilebilmektedir.

Buradan da açıkça görüleceği gibi, bu koşullar altında, toplam otuz saat, yani günlük beş saatten altı yarım gün çalışan insan kendisine bir yıl yetecek ekmeği kazanabilir; otuz yarım günlük bir çalışmayla ise beş kişilik bir aileye gereken ekmek kazanılabilir. Çağdaş yaşamdan aldığımız bu verilerin de açıkça gösterdiği gibi, toprak akıllıca işlendiğinde altmış yanm günlük bir çalışmayla koca bir ailenin ekmeğiyle, sebzesiyle, hatta bugün için lüks sayılan meyvesiyle besin gereksinimi karşılanabilir.

Öte yandan, büyük kentlerde işçiler için yapılan bir evin maliyetini düşündüğümüzde, örneğin İngiltere'de bir işçinin alçakgönüllü bir eve sahip olabilmesi için 1400-1800 işgünü (beş saatlik işgünü) çalışması gerektiğini görürüz.(1) Böyle bir evin elli yıl dayandığını düşündüğümüzde bundan çıkan sonuç da, gerekli her tür konforla donatılmış, sağlık koşullarına uygun, güzel, sevimli bir evceğiz için yılda 28-36 yanm gün çalışmanın yeterli olacağıdır. Bu arada böyle bir evi özel mülk sahibinden kiralayan bir işçi kira olarak ömrü boyunca her yıl 75-100 tam işgünü (10 saatlik işgünü) çalışmasının karşılığını ödemektedir.

Dikkatlerinize sunulan bu sayıların İngiltere'de bir evin maksimum değerine denk düştüğü ve bu arada ev fiyatının oluşmasında belirleyici bir öğe olarak toplumsal örgütlülükte büyük eksikler olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir işçi evi, örneğin Belçika'da daha ucuzdur. Sonuç olarak diyebiliriz ki, sağlık koşullarına uygun, güzel bir ev için yılda otuz-kırk yanm gün çalışmak yeter de artar bile.

Geriye giysi kalıyor. Bu konuyla ilgili sağlıklı bir hesaplama yapabilmek neredeyse olanaksız, çünkü işin içinde pek çok aracının bulunması nedeniyle giysiden elde edilen kazanç pek çok kişi arasında bölüşülmekte ve ipin ucu kaçmaktadır. Çuhayı örnek olarak alalım. Bir çuha giysi için mera sahibi, koyun sürüsü sahibi, yün toptancısı, sonra demiryolları şirketi, iplik fabrikatörü, çuha kumaş dokuma fabrikatörü, kumaş satıcısı, terzi, hazır giysi satıcısı ve bunlann arasında yer alan irili ufaklı pek çok aracı işin içine girmekte ve siz satın aldığınız bir çuha giysi için bir sürü burjuvaya etek dolusu para ödemek zorundasınız. Bu nedenle de bir büyük mağazada, diyelim, 25 rubleye satılan bir çuha palto için kaç saat çalışılması gerektiğini hesaplayabilmek oldukça zor.

Bununla birlikte ortada bir büyük gerçek var: Günümüz makineleri aklın almayacağı kadar çok kumaşı kolayca dokuma olanağı sağlıyor insanoğluna. Bunun böyleliğini göstermek için birkaç küçük örnek yeter sanınm: Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 751 iplik ve dokuma fabrikasında 175 bin kadın ve erkek işçi çalışmakta ve bunlar yılda 4 milyar metreden fazla kumaş ve önemli miktarda iplik üretmekteler. Ortalama olarak, her biri dokuz buçuk saat olan 300 işgününde 20 bin metreden fazla kumaş dokunmaktadır (yani on saatte 73,2 metre kumaş). Bir ailenin yılda 360 metre patiska ve basmaya gereksinimi olduğunu düşünsek (ki çok büyük bir miktardır bu), elli saatlik çalışma anlamına gelen bir rakamdan söz ediyoruz demektir (başka bir deyişle her biri beşer saatlik on yanm gün çalışma). Ki buraya dikiş ipliği olarak kullanılan pamuk iplik, çuha ve pamuk-yün karışımı kumaş dokumak için gerekli iplik de girmektedir.

Sonuç olarak, yalnızca dokumacılık zanaatıyla ilgili bir toparlama yapacak olursak: Amerika Birleşik Devletleri'nde tutulan istatistiklere göre 1870 yılında günde 13-14 saat çalışan bir işçi 17 bin 500 metre beyaz pamuklu kumaş dokurken, on altı yıl sonra (1886'da) haftada 55 saat çalışarak 50 bin metre kumaş dokumaya başlamıştır. Renkli pamuklularda bile boya ve dokuma işi için toplam olarak 53 bin 500 metre için 2669 saat çalışması gerekmiştir (yani yaklaşık saatte 20 metre). Dolayısıyla yıllık 360 metre renkli ve beyaz pamuklu kumaş için yılda 20 saatten az bir çalışma tümüyle yeterli olmaktadır.

Bu arada belirtmeliyiz ki, ham pamuk fabrikaya tarladan kaldırıldığı gibi gitmektedir ve bu yirmi saatin içine ham pamuğun kumaş olacak pamuk ipliği olana kadarki işlemler de girmektedir. Ama 360 metrelik pamuklu kumaşı dükkândan satın alabilmek için, ücreti dolgun bir işçi en az 10'ar saatlik işgünü hesabıyla 10-15 işgününü (yani 100-150 saatini) vermek zorundadır. Bir İngiliz köylüsününse bu lükse sahip olabilmek için koca bir ayını vermesi gerekmektedir. Bu örnekten de görüleceği gibi iyi örgütlenmiş bir toplumda yılda elli yarım günlük çalışmayla koca bir aile bugün küçük burjuvazinin giyindiğinden daha iyi giyinebilir.

Böylece, sonuç olarak: 5'er saatlik 6-10 günlük çalışmayla topraktan elde edilen ürünler, kırk günlük çalışmayla konut, ve elli günlük çalışmayla giysi alınabilir ve bunların tümü (yılın 30 günü tatil hesabıyla) bir yılın yalnızca yarısını kapsar.

Geriye, içki, şeker, kahve, çay, mobilya, ulaşım vb. gibi zorunlu giderler için yüz elli yarım günlük çalışma süresi kalıyor.

Kuşkusuz hep yaklaşık olarak yapıldı bu hesaplar. Bu konuda farklı hesaplamalar yapmak da mümkündür elbet. Her uygar ülkede hiçbir üretici faaliyeti olmayan insanları sayalım... sonra, zararlı şeylerin üretimiyle uğraşanları (ki tükenip gitmeye mahkûmdur bunlar) sayalım... sonra bunların toplamına hiçbir işe yaramayan aracıları ekleyelim... Görürüz ki böyle bir ülkede sözün gerçek anlamıyla üreticilerin sayısı iki kat daha çok çıkar. Kaldı ki, konuyla ilgili daha başka hususlar da var; Eğer zorunlu ihtiyaç maddelerinin üretimiyle 10 kişi yerine 20 kişi uğraşıyor olsa, ve eğer toplum, insan gücünden tasarruf konusuna daha çok özen gösterse, bu 20 kişi, toplam üretimde hiçbir düşüş olmadan günde beş saat zorunlu ihtiyaç maddeleri üretiminde çalışmalarını sürdürebilirler. Zengin ailelerin yanında ve 10 yurttaşa 1 memurun düştüğü devlet dairelerinde boşa harcanan insan gücü azaltılabilse ve buradan sağlanan tasarruf, tüm halkın yararına olacak maddelerin üretiminin daha da artırılmasında kullanılabilse, o zaman günlük çalışma süresi dört, hatta üç saate düşebilir.

İşte bütün bu ele aldığımız konulardaki açıklamalarımıza dayanarak şöyle bir sonuca ulaşıyoruz. Kimi tarımda, kimi çeşitli sanayi dallarında çalışan birkaç milyon kişilik bir topluluk düşünelim... Diyelim ki, Paris'in Seine ve Seine-Uaz departmanları halkı... Varsayalım ki burada bütün çocuklar fiziksel ya da zihinsel emek harcayacakları bir işin eğitimini alırlar. Evde bebek bakmak zorunda olan kadınlar dışındaki (yirmi-yirmi iki yaşla, kırk beş-elli yaş arası) bütün yetişkinlerin, insanoğlunun varlığını sürdürebilmesi için zorunlu kabul edilen kendi belirledikleri bir işte, günde beş saat çalıştıklarını varsayalım. Böyle bir toplum üyelerine, bugün burjuvazinin yararlandığı refahtan daha fazlasını, daha gerçeğini dağıtabilir. Böyle bir toplumun üyelerinin isterlerse bilim ve sanatla, isterlerse zorunlu grubuna girmeyen, bireysel merak ve hevesleri yönündeki işlerle uğraşabilecekleri fazladan bir beş saatleri daha olacaktır... daha sonra insan emeğinin üretkenliği arttıkça, bugün ele geçmez, zor bulunur, lüks şeyler grubuna giren pek çok şey daha insanın yaşaması için zorunlu olan şeyler grubuna geçeceklerdir.




1 Aslında bu maliyet daha da düşüktür, çünkü bugün İngiltere'de evlerin pek çok bölümleri hazır betondan fabrikasyon olarak üretilmekte, doğramalar ve evin başka pek çok ayrıntıları makinelerle ve standart bir ölçü üzerine toplu olarak yapılıp, sonra bunlar değişik biçimlerde bir araya getirilerek birbirinden farklı evler üretilebilmektedir. Dolayısıyla da banyosuyla, mutfağıyla sağlık koşullarına uygun bir ev için daha az saat çalışmak yeterli olmaktadır.


  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Genel Görünüm
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : Salud Proletarios
Diğer

  Linkler
Portakalzine
İnat!
ProleterTeoriA
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız