Anarşi taleplerin değil, yaşamın bir meselesidir.

Gustav Landauer

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Kitaplar - Ekmeğin Fethi - Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

ZEVK VEREN ÇALIŞMA Yazar : Pyotr Alekseyeviç Kropotkin

Tüm kitabı indirmek için tıklayın

I


Sosyalistler, "sermayenin boyunduruğundan kurtulmuş toplum çalışmayı zevkli bir hale getirecek ve insanda bezginlik, tiksinti yaratan ya da sağlık için zararlı olan işleri ortadan kaldıracaktır" dediklerinde hemen hep gülünür onlara. Oysa daha şimdiden bu yönde önemli sayılabilecek başarılara tanık olmaya başladık; kaldı ki hangi işyerinde bu yönde bir iyileştirme yapılmışsa, başta işgücü tasarrufu olmak üzere alınan sonuçlar patronları yalnızca sevindirmiştir.

Büyük ya da küçük herhangi bir fabrikayı, imalathaneyi bir laboratuvar kadar temiz, çekici bir işyeri haline getirmek mümkün müdür? Hiç kuşkusuz, evet! Keza, yine hiç kuşku yok ki, böyle bir şeyi gerçekleştirmek her bakımdan olumlu sonuçlar verecektir. Geniş bir yerde, temiz havada çalışmak her zaman için kapalı, dar, pis havalı bir yerde çalışmaktan daha iyidir: Böyle bir yerde işte verimliliği artıracak küçük bazı düzeltiler yapabilmek, yaratıcı ufak tefek müdahalelerle zamandan ve emekten tasarruf yapabilmek olanağı vardır. Ve eğer günümüzde fabrika yapılarının çoğu son derece pis ve sağlığa aykırıysa, neden, bunların yapımları sırasında işçinin hiç dikkate alınmamış olmasıdır; bu yüzden de onca işgücü aptalca bir şekilde heba olup gitmiştir.

Ancak bugün bile tek tük de olsa öyle temiz, öyle güzel fabrikalar var ki, bir de günlük çalışma süresi dört beş saati aşmasa ve her işçinin kendi eğilimlerine göre buraya bazı farklılıklar katmasına izin verilse böyle bir işyerinde çalışmak gerçekten çok zevkli olabilirdi.

Buna örnek olarak gösterebileceğimiz bir fabrikada (ne yazık ki bir silah ve cephane fabrikasıydı burası) sağlık ve ilkyardım düzenlemesi olarak bundan iyisi can sağlığı dedirtecek bir düzey tutturulmuştu. Yirmi desyatinlik bir alanı kapsayan fabrikanın on beş desyatinlik bölümü cam tavanlıydı. Yerler ateşe dayanaklı tuğladandı ve herhangi bir madencinin evi kadar temizdi; cam tavanlarsa bu işle görevli işçilerce her gün yıkanıp temizleniyordu. Bu fabrikada 20 ton ağırlığa ulaşabilen çelik külçeler işlenmesine karşın, içerde ısısı bin dereceyi bulan bir fırın olduğu için otuz adımdan bile varlıkları duyumsanmamakta, ancak fırın ağzından erimiş külçe olarak aktığında fark edilmekteydi. Fırını ise topu topu üç dört işçi kontrol etmekteydi; bantların, manivelaların hareketleri borulardaki basınçlı suyla sağlanıyordu.

Fabrikanın içine girerken tonlarca ağırlıktaki çekiçlerin kulak uğuldatan gürültülerini duymayı bekliyorsunuz; sonra bir de bakıyorsunuz ki burada çekice benzer hiçbir şey yok. Daha doğrusu tonlarca ağırlıktaki topları ve gemi şaftlarını biçimlendiren çekiçler yine borulardaki suyun basıncıyla çalışmaktalar. Metal kütlesi üzerine basınç uygulamak için işçi metali dövmek yerine bir vanayı çeviriyor, o kadar. Bu hidrolik dövme yöntemiyle, metal üzerinde hiçbir kırık, çatlak, zikzak olmadan çok daha düzgün işlenebiliyor.

Çalışmakta olan makinelerden kulak tırmalayıcı sesler yükselmesini bekliyorsunuz, oysa metrelerce uzunluktaki kütük gibi kalın metallerin peynir keser gibi sessizce kesildiklerini görüyorsunuz. İzlenimlerimizi bize fabrikayı gezdiren mühendise aktardığımızda kendisinden şu yanıtı aldık:

"Olay bizim için tasarruf olayı. Örneğin şu çelik yontan makinenin bize kırk iki yıl hizmet vermesini bekliyoruz. Eğer bunun yerine gacır gucur çalışan, uyduruk, çürük, derme çatma bir makineyi yeğlemiş olsaydık bize on yıl bile hizmet edemezdi.

"Aynı durum çekiçler için de söz konusu. 30 kilometreye kadar çevredeki yapıları bile zangır zangır titretecek çekiçler yerine, hidrolik presler kullanmakla çok daha kaliteli ürün elde ettiğimiz gibi malzemeden ve üründen kayıplarımız en aza indi.

"Tezgâhların çevresindeki geniş alanlar, iyi aydınlatma, temizlik?.. Hepsi ince bir hesaba dayanıyor. Çevresi dar olmadığı, üzerinde çalıştığı nesneyi iyi gördüğü zaman işçinin iyi çalıştığını fark ettik. Bizim kent içindeki fabrikamızı biliyorsunuz. Son derece dar, havasız, dolayısıyla da pis bir yerdi. Çünkü arsa spekülatörlerinin açgözlülüklerinden dolayı kentte arsalar korkunç pahalı."

Kömür madenleri için de benzer şeyler söylenebilir. Günümüzde kömür madeni denilen yerlerin nasıl yerler olduğunu herkes en azından Zola'nın romanından ya da gazetelerden bilir. Günümüzde durum böyledir ama gelecekte böyle olmayacaktır. Galeriler çok iyi havalandırılacak, ısı dağılımı dengeli hale getirilecek, tüm yaşamlarını yer altında geçirmeye ve orda ölmeye mahkûm atlar olmayacak, kömür dolu vagonetler ya ocak ağzından çelik halatlarla ya da elektrik gücüyle çekilecek, her yere havalandırma bacaları ve vantilatörler konacak, böylece de patlamaların önüne geçilecek. Bunlar da bir düş değil; İngiltere'de şimdiden böyle birkaç maden ocağı var ve bunlardan -her şeyin tam da yukarda anlattığım gibi olanlarından- birini ben gördüm. Burada da aynı örnek gösterdiğim fabrikada olduğu gibi sağlık koşullarına uygun ortamın ve düzeneklerin kurulmuş olması harcamaların önemli ölçüde kasılması gibi olumlu bir sonuç doğurmuş. Çok derin bir ocak olmasına karşın (448 metre) ocaktan günlük çıkarılan kömür miktarı bin tonu bulmakta, işçi başına yaklaşık beş ton kömür düşmektedir. Oysa İngiltere'deki iki bin ocakta işçi başına yıllık ortalama 300 ton kömür düzeyine zor erişilebilmektedir. Fourier'nin "çalışmanın zevkli hale getirilmesi" düşüncesinin (en azından nesnel çalışma ortamı açısından) bir düş olmadığını kanıtlamak için daha pek çok örnek gösterilebilir. Ama sosyalistler bu konuda o kadar çok yazıp çizdiler ki, bugün artık fabrikaların, işliklerin ya da maden ocaklarının çağdaş üniversitelerin laboratuvarlarıyla yarışacak kadar temiz hale getirilebileceğini ve bu durumun da emeğin üretkenliğini artıracağını herkes çok iyi biliyor.

Artık bütün bunlardan sonra, işçinin emeğini bir lokma ekmek karşılığında satmak zorunda olmadığı eşitler toplumunda çalışmanın gerçekten büyük bir keyif, zevk haline geleceğinden kuşku duyulabilir mi? Bütün sağlıksız, pis işler yok olacak, çünkü toplumların içinde bulunacağı yeni koşullarda bu türden işler yalnız işçiler için değil, tüm toplum için zararlı olacaktır. Öylesi işlerde yalnızca köleler çalışabilir; özgür insan kendine yeni çalışma koşulları yaratır: Son derece zevkli ve bir o kadar da üretken, verimli çalışma ortamı.

Toplumun, kadınların üzerine -insanlığın bu çilekeş mazlumları üzerine- yıktığı ev işleri için de aynı şey olacaktır.



II


Devrimle yaratılan toplum, ev köleliğini, -en eski kölelik biçimi olduğu için en dirençli de olan- tarihin bu son kölelik biçimini de yok edecektir. Ama özgürleşmiş toplum, zorba "emek orduları" yanlısı, sert iktidar tapınıcısı devlet komünistlerinin düşündüklerinden çok farklı yaklaşacaktır bu konuya.

Hiç kimse falansterde yaşamak istemez. En asosyal insan bile zaman zaman başka insanlarla birlikte çalışmak ister; kendini bir büyük bütünün bir parçası gibi duyumsadığında çalışmak kendisine çok daha çekici, zevkli gelir çünkü. Ama dinlenmek için ya da yakınlarımız için harcadığımız boş zamanlarda olay çok daha kişisel bir nitelik alır. Öte yandan falansterler, hatta familisterler(1) bu gereksinimi hiç göz önünde bulundurmazlar ya da bulundursalar bile bunu yapay bir şekilde gidermeye çalışırlar.

Özünde büyük bir otelden başka bir şey olmayan falansterler kimilerinin hoşuna gidebilir ya da yaşamın belli dönemlerinde herkes hoşlanabilir burada yaşamaktan; ama insanların büyük çoğunluğu her şeye karşın aile yaşamını yeğler (kuşkusuz, geleceğin aile yaşamını). İnsanlar yalnız ya da sevdikleriyle birlikte olacakları ayrı evleri daha çok severler. Hatta Norman ve Anglosakson ırkı ailesiyle ya da çok dar bir dost çevresiyle birlikte yaşayacağı dört, beş ya da daha fazla odalı bağımsız evleri yeğlerler.

Falanster bazen çok hoş olabildiği gibi genel geçer kuralların söz konusu olması durumunda çok berbat da olabilir. İnsan doğası topluluk içinde geçen zamanı özel (yalnız) zamanın izlemesinden yanadır. Hapishanelerde, hiçbir zaman yalnız kalamamak ne kadar büyük azap veren bir işkenceyse, sürekli yalnız bırakılmak, başkalarıyla hiçbir zaman bir araya getirilmemek de öyle büyük bir işkencedir.

Kimi kez bize falanster yaşamının daha tasarruflu olduğunu söylerler. Oysa bu kesinlikle ardından koşmaya değmeyecek, boş bir tasarruftur. Biricik gerçek ve akla dayanan tasarruf, yaşamı herkes için güzel bir hale getirmektir, çünkü insan yaşamından hoşnut olduğu zaman, kendine, çevresine, her şeye lanetler savurduğu zamana göre kat kat daha üretken olur(2) .

Öbür sosyalistler falansterleri kabul etmiyorlar, ama kendilerine ev işlerinin nasıl çözümleneceği sorulduğunda, "Herkes kendi işini kendisi yapacak" diye yanıt veriyorlar. "Ev işlerini karım yönetecek, ama beyler de aynı işleri yapacak." Bay burjuva bu durumda yılışık bir gülümsemeyle karısına dönüp herhalde şöyle söyleyecektir: "Bir tanem, sosyalizm geldiğinde hizmetçilerin olmadan da ev işlerinin altından kalkabilirsin değil mi? Tıpkı aslan marangoz İvan Petroviç'in karısı gibi? Ya da dostumuz Pavel İvaniç'in karısı?.." Kadın da yüzünde sirke gibi bir gülümsemeyle, "Tabii, canım benim" diyecek, içindense, "Şükür ki çok var senin dediğin o günlere!" diye düşünecektir.

İster hizmetçisi olsun, ister karısı... erkek ev işlerini daima kadınların üzerine yıkma eğilimindedir. Ama artık bu o kadar kolay olmayacaktır, çünkü kadın da en nihayet insanlığın özgürleşmesinden kendi payına düşeni istemeye başlamıştır. Evinin yük hayvanı olmayı istememektedir kadın. Yıllardır çocukların eğitimi için tek verici olması da yetti artık kadının! Evin ne aşçısı, ne bulaşıkçısı, ne de hizmetçisi olmak istiyor kadın! Amerikan kadını taleplerini yükseltirken en önde yürüyor ve Amerika Birleşik Devletleri'nin her yanından ev işlerini yapacak kadın bulunamadığı yakınmaları yükseliyor. Beyler sanat, politika, yazın ya da çeşitli eğlenceleri yeğliyorlar; işçi kadınlar da aynı şeyi yapıyorlar; o nedenle de "hizmetçi" bulamayanların yakınmaları yükseliyor dört bir yandan. Birleşik Devletler'de evinin hizmetçisi olmayı, kölesi olmayı kabul eden kadınlara çok az rastlanıyor.

Kısacası, sorunun çözümünü hayatın kendisi getirip koyuyor önümüze; alabildiğine basit, yalın bir çözüm bu. Tüm ev işlerinin dörtte üçünü makineler yerine getiriyor. Ayakkabılarınızı temizleyip boyadığınız zaman bunun ne kadar saçma sapan bir iş olduğunu görürsünüz. Günde yirmi-otuz çizme boyamaktan daha saçma bir iş düşünülebilir mi? Milyonlarca Avrupalı erkek ve kadın, salt başlarım sokacak bir dam altı ve karınlarını doyuracak kuru ekmek bulmak için, kendilerini köle gibi duyumsadıkları için... bu saçmanın saçması işi yapıyorlar, milyonlarcası da gözlerini dikmiş, bu saçma işler için hazır bekliyor.

Oysa berberlerin gerek düz, gerek kıvırcık saçlara biçim vermek için makineli yuvarlak fırçaları var artık. Peki, insan bedeninin öbür ucu için de benzer yönteme neden başvurulmuyor? Tabii, ayakkabıların temizlenmesi için de neden makine yardımına başvurulmasın? Başvurulmaz olur mu: Amerika ve Avrupa'nın büyük otellerinde ayakkabı temizleyen makineler kullanılmaya başlandı bile ve bu uygulama gitgide yaygınlık kazanıyor. Örneğin ingiltere'de bazı büyük okulların elli, hatta iki yüz öğrencinin kaldığı pansiyonlarında yöneticiler ayakkabı, bot, çizme temizlenmesi işini özel bir girişimciye veriyorlar ve bu girişimci her sabah makineyle bin çift ayakkabıyı temizleyip boyuyor. Bu saçmanın saçması iş için yüzlerce hizmetçi tutmaktan çok daha akıllıca bir yöntem değil mi bu? Tanıdığım eski bir ayakkabıcı her akşam muazzam bir kundura yığınını toparlayıp, makineyle temizledikten, boyadıktan sonra sabah sahiplerine dağıtıyor.

Bulaşık yıkama işini alalım. Ev kölelerinin emeklerinin heba olup gitmesine neden olan bu sıkıcı ve pis işi yapmaktan zevk alan tek bir ev kadını bile var mıdır dünyada?

Amerika'da bu kölelik işi de yavaş yavaş anlamlı bir işe dönüşmeye başladı. Bazı büyük kentlerdeki apartmanlarda, tıpkı bizde evlere soğuk su döşendiği gibi, sıcak su düzeneği kuruluyor ve bu da işi bir hayli kolaylaştırıyor. Bayan Cochrane adında bir ev hanımı kendi buluşu olan bir araçla yirmi düzine tabağı üç dakika gibi kısa bir sürede yıkıyor, duruluyor ve kurutuyor. Bu makinenin şu anda Illinois'de seri üretimine geçildiği ve geniş tüketici kitlelerinin alım gücü içinde satılmaya başlandığı haber veriliyor. Küçük ailelerde sorunun nasıl çözümleneceğine gelince, zamanla bulaşıklar da ayakkabılar gibi temizlenmek için bir kuruluşa verilecek ve büyük olasılıkla her iki temizliği de aynı kuruluş gerçekleştirecektir.

Kadınların yemekti, bulaşıktı, çamaşırdı derken analarından emdikleri süt burunlarından geliyor; bir halı silkeliyorlar, toz bulutu içinde kalıyorlar, sonra ciğerlerine yerleşen bu tozdan kurtulmak için çabalıyorlar; ve kadının bütün bunlara katlanmak zorunda kalmasının tek nedeni, hep köle olarak görülmesidir. Oysa bütün bu işler, üstelik de çok daha mükemmel bir şekilde makinelerin yardımıyla yapılabilir. Evin her bölümüne motor gücü girdiğinde ve makineler eve yerleştirilebilecek bir niteliğe ve az yer kaplar bir biçime kavuşturulduğunda, kadın da haklarına kavuşacaktır. Toz emen makineyle ilgili olarak birtakım tasarımların gerçekleştirildiğini de şimdiden belirtelim.

Aslında bu türden makinelerin pahalı oldukları da söylenemez; şimdiki durumda bu makinelere fazla para ödemek durumunda kalıyorsak bunun nedeni bu makinelerin şimdilik fazla yaygınlık kazanmamasıdır; ancak bundan da önemlisi toprak, hammadde spekülatörlerinin, fabrikalarda, işliklerde, satış noktalarında vb. spekülasyon yapanların, bu makinelere karşı doğan her yeni talebi alabildiğine sömürerek makineleri gerçek değerlerinin üç-dört katından fazlasına satmalarıdır.

Ama evlere yerleştirilebilecek kadar -dolayısıyla da ev işlerine son verecek- küçük makineler için henüz son söz söylenmiş değil. Bunun için ailelerin bugünkü tecrit edilmiş durumlarından çıkmaları ve şu anda her evde ayrı ayrı yapılmakta olan işleri ortaklaşa yapabilmek için başka ailelerle arteller halinde birleşmeleri gerekir.

Gerçekten de, ailenin birinde ayakkabı temizleme, öbüründe bulaşık yıkama, bir diğerinde çamaşır yıkama makinesi vb. olması değildir gelecekte olması düşlenen. Bir merkezde yakılan tek bir ateşle bütün bir mahallenin ısıtılması ve yüzlerce ayrı ocak yakılmasına son verilmesidir arzulanan. Bazı Amerikan kentlerinde şimdiden uygulanmasına başlanmıştır bunun; bir merkezi ocakta ısıtılan su, borularla bütün bir mahalledeki evlere dağıtılmakta; dolayısıyla da bir odayı ısıtmak için yapılacak tek iş musluğu çevirmek olmaktadır. Eğer bir odada ateş yanmasını istiyorsanız yapacağınız şey, ocağınızda gazlı ya da elektrikli soba yakmak olacaktır. Ocak temizlenmesi ve ocaktaki ateşin yanar tutulması ne muazzam bir iştir ve İngiltere'de ne çok işçi çalışır bu alanda! Ev kadınları iyi bilir bugünkü ocakların ne çok zamanlarını aldığını!

Gazyağı lambası, hatta havagazı artık ömürlerini tamamladı sayılırlar. Koca koca kentlerin aydınlanması için artık küçücük bir düğmenin çevrilmesi yetmektedir. Günümüzde elektrikle aydınlanma konusundaki tek sorun, tekellerin (devletin de yardımıyla) elektrikle aydınlanma işine olur olmaz şekilde el atmalarıdır.

Ve son olarak -ve yine Amerika'da- ev işlerini tümüyle üstlenen derneklerin kurulmaları söz konusudur. Belli ev öbekleri için bir kuruluş düşünülüyor bunun için. İçinde ayakkabılar, bulaşıklar, çamaşırlar, temizlenmeleri gerekiyorsa eğer halılar vb. için ayrı ayrı sepetler bulunan özel arabalar geliyor, bugün aldığı kirlileri ertesi gün temizlenmiş -hem de çok iyi temizlenmiş olarak- geri getiriyor. Ve siz sabah kahvaltısında masanızda sıcak çayınızı, kahvenizi ve bütün öteki kahvaltılıklarınızı hazır buluyorsunuz.

Aslında bugün olup biten nedir? Her gün saat on ikiyle on dört arasında otuz milyon Amerikalı ve yirmi milyon İngiliz kızarmış dana, koyun eti ya da haşlanmış domuz eti -arada bir piliç ya da balık- ve yanında bir porsiyon patates ya da mevsimine göre başka bir sebze yer. Ve her gün, her yıl ufak tefek değişikliklerle bu böyle sürer gider. Bu etleri kızartmak ya da sebzeleri haşlamak için en az on milyon ocak iki üç saat boyunca yanar ve on milyon kadın bu yemekleri hazırlamak için zaman harcar.

"Tek bir ateşin yeteceği yerde elli ateş!" diye yazıyor bir Amerikalı kadın. Evinizde, çocuklarınızla birlikte yemek yemek istiyorsanız, buyurun yiyin; ama, elli kadının hiçbir hüner, bilgelik gerektirmeyen bir yemek için her sabah iki üç saatini harcamak zorunda kalmasının nedenini açıklayabilir misiniz lütfen? Ağzının tadına düşkün biriyseniz gidip kendinize bir parça dana ya da koyun eti alırsınız, dilediğiniz sebzeleri ya da sosları da buna katar ve ağız tadınıza uygun bir yemek hazırlarsınız. Ama elli aileye yemek pişirmek için güçlü ocakları olan donanımlı bir mutfak yeterlidir!

Bizim şu anda yaşamakta olduğumuz gibi yaşamak, kuşkusuz, budalalık. Ama yaşamımızın böyle olmasının nedeni kadın emeğinin bir hiç yerine konulmasıdır. Bu ayrıca, bugüne dek insanlığın kurtuluşu düşlerini kuran insanların bile kadının da kurtuluşu konusunu dikkate almamalarının bir sonucudur. Bu ayrıca, bu arkadaşların, erkeklik onurlarını "yemek-çamaşır-bulaşık" işlerine karıştırmamak istemelerinin, dolayısıyla da bütün bu işlerin bir yük hayvanı gibi kadının sırtına yüklenmesinin bir sonucudur.

Kadının kurtulması demek ona üniversite kapılarının, yargı, parlamento kapılarının açılması demek değildir; çünkü bu durumda, kurtulan kadın ev işlerini bir başka kadının üzerine yıkacaktır. Kadının kurtulması demek onun mutfak ve çamaşır gibi insanı kütleştiren işlerden kurtulması demektir. Kadının kurtulması demek çocuklarının beslenmesini sağlarken, ona toplumsal yaşama katılmasını sağlayacak boş zamanı da sağlamak demektir.

Ve, göreceksiniz, gerçekleşecek bu; gerçekleşmeye başladı bile hatta. Anlamamız gerekir ki, Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik gibi güzel sözlerle kendini tatmin eden ama ev köleliğine dokunmayan bir devrim gerçek devrim olamaz. İnsanlığın, ev köleliği prangalarına bağlı bulunan koskoca yarısı, öbür yarıdan özgürleşebilmek için kendi devrimini önünde sonunda gerçekleştirecektir.





1 Familister 1859 yılında Giz kentinde Fourier'nin öğrencisi Göden tarafından kurulmuştur. Bundan amaç, birlikte yaşamayı, çocukların eğitilmesini ve boş zamanlan kolay ve zevkli hale getirecek bir örgütlenmeyi gerçekleştirmekti. Karşılıklı güvence sistemi hastalara, yaşlılara, öksüzlere, kimsesizlere destek olmayı, onların yaşamlarını kolaylaştırmayı da öngörüyordu. Örgüt 1877'de dağılmıştır.

2 Genç İkaria'nın komünistleri, günlük çalışmanın yanı sıra hep birlikte yürüttükleri söyleşilerde insanlara seçim özgürlüğü tanınmasının önemini anlamışlardı sanki. Dinsel komünistlerin ideali hep ortak trapez (manastırlarda büyük bir masanın çevresinde hep birlikte yenen yemek -çev.) ile bağlantılıydı. İlk Hıristiyanlar da bu dine bağlandıklarını hep trapezde açıklarlardı. Bunun izleri şaraplı ekmek yeme ayini şeklinde günümüzde de kısmen sürmektedir. Genç ikaristler bu dinsel geleneği yıktılar. Herkes yine aynı odada yemek yemekle birlikte, birbirine sevecenlik duyan kişiler bir arada olmak üzere ayn masalarda oturmaya başladılar. Anam'da yaşayan komünistler de diledikleri kadar yiyeceği topluluğun mağazasından sağlıyorlardı ama her birinin ayn evleri vardı ve yemeklerini buralarda yiyorlardı.


  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Yürüyüşe başlarken
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : La Internacional Anarquista
Diğer

  Linkler
ProleterTeoriA
Hayvan Özgürlüğü
Kara Gazete
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız