Bizler ne hayal aleminde yaşıyoruz, ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz, onları oldukları gibi görüyoruz. Bu nedenle insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını ileri sürüyoruz. İnsanın insanı yönetmesinden bu nedenle nefret ediyoruz.

Pyotr Alexeyevich Kropotkin

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Makaleler - Sendikalizm - 1980 sonrası Türkiye sendikal hareketinin sorunları ve çözüm arayışları

1980 sonrası Türkiye Sendikal Hareketinin zayıflamasına neden olan faktörler Yazar : Doğa Kara

Dünya çapında yaşanan toplumsal ve ekonomik gelişmeler Türkiye'deki sendikal hareketi de büyük oranda etkilemiştir. Dünyada çapında sendikaları etkileyen toplumsal ve ekonomik gelişmeler Türkiye'deki sendikal hareketi de büyük ölçüde etkilemiştir. Ama dünyada ki gelişmelerin yanı sıra, Türkiye'de, 1963-1980 arası uygulanan sendikal mevzuatın, 1983 yılında yürürlüğe giren 2821 sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu ile sendikaların aleyhine değiştirilmesi ve özellikle 24 Ocak 1980'de alınan yeni ekonomik kararlarla birlikte ithal ikameci politikalardan, ihracata yönelik liberal politikalara geçilmesi ve ardından gelen 12 Eylül askeri darbesi Türkiye'deki sendikal harekete ağır bir darbe indirmiştir.

Türkiye'de sendikal hareketi olumsuz etkileyen faktörlerin belli başlılarını şu şekilde sıralayabiliriz: (1)


  • Geç sanayileşmiş bir ülke olmamıza paralel olarak, tarımda istihdam edilenlerin oranının yüksek olması ve bunun sonucunda sendikalaşabilir işgücü tabanında dar olması;

  • Devletin ekonomideki etkisinin fazla olması ve Türk sendikacılığının kamu kesimi sendikacılığı olarak şekillenmesi;

  • Kamu kesiminin özelleştirme politikaları sonucunda daralması;

  • Ekonomik istikrarsızlık ve yüksek enflasyon;

  • Büyük ölçekli sanayi üretimlerinin, küçük ölçekli sanayi üretime doğru kayması, KOBİ'lerin yaygınlığı, taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonominin büyüklüğü;

  • Serbest bölgeler;

  • İşçilik maliyetlerini düşürmek amacıyla esnek çalışmanın yaygınlaştırılması ve iş yaşamında yaşanan kuralsızlaşma;

  • Sendikal özgürlüklerin sınırlı olması ve iş güvencesinde ki yetersizlikler;

  • Kamuoyunun sendikalar ve sendikalaşma aleyhinde şartlandırılması.



Mevzuatlarda Yer Alan Sınırlamalar

275 ve 2822 Sayılı Yasalar

Türkiye'de sendikal hareketi zayıflatan nedenlerin başında sendikal hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gelmektedir. Grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklar 1961 Anayasası ve 1963'te yürürlüğe giren 274 ve 275 sayılı yasalarla uygulanmaya başlamıştır. 12 Mart 1971'de yarı askeri müdahale ile birlikte memurların sendikal hakları ortadan kaldırılmıştır. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile sendikal faaliyetler durdurulmuş; birçok sendikaya faaliyet yasağı getirilmiş ve bazı sendikalar da kapatılmıştır. 1982 Anayasası ile sendika kurma ve sendikal faaliyete önemli kısıtlamalar getirilmiştir. 1983 yılında ise 274 ve 275 sayılı Yasalar yürürlükten kaldırılarak, 2821 sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası yürürlüğe girmiştir.

1982 Anayasası ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasasının (TİSGLK) getirdiği kısıtlama ve zorunluluklar ile 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasasının genel karşılaştırmasını şu şekilde yapabiliriz : (2)


  • 2822 sayılı TİSGLK ile sendikaların kuruluş biçimi ve faaliyet esaslarına ilişkin sınırlamalar getirilmiştir.

  • 2822 sayılı TİSGLK'da sendika genel merkez yöneticisi olabilmek için on yıllık fiili işçilik şartı vardır.

  • 2822 sayılı TİSGLK'da kamu görevlilerinin, toplu görüşme ve grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları tanınmamıştır.

  • 1961 Anayasası'nda lokavta yer verilmezken, 1982 Anayasası işverene lokavt hakkı tanımıştır.

  • 1961 Anayasası, hak grevini Anayasal bir hak olarak işçi sınıfına tanırken (47. Madde), 275 sayılı TİSGLK'da de düzenlemeye kavuşturulmuştur (19/2). Hak grevi, 1982 Anayasası'na konmadığı gibi 2822 sayılı TİSGLK'da da yer almamaktadır. Hak grevleri, 2822 sayılı TİSGLK'nın 60. maddesi ile bir yorum davası haline getirilerek grev hakkına sınırlama getirilmiştir.

  • 275 sayılı TİSGLK'da; sadece su, elektrik ve havagazı üretim ve dağıtım işleri, grev yasağı kapsamında iken, 2822 sayılı TİSGLK ile bu yasaklara, “termik santralleri besleyen linyit üretimi; petrol üretim, sondaj ve dağıtımı ile üretimi nafta veya tabii gazdan başlayan petro-kimya işlere” de ilave edilerek kapsam genişletilmiştir. Ayrıca, bankacılık hizmetleri, kamu kuruluşlarınca yürütülen şehir-içi toplu taşımacılık işleri ve askeri işyerleri de grev yasağı kapsamına alınmıştır.

  • 2822 sayılı TİSGLK'ya göre Toplu İş Sözleşmesi (TİS) yapmak için (12: Madde) önce, işkolu düzeyinde %10 ve işyeri düzeyinde %50+1 barajını aşmak gerekmektedir. Halbuki 1980 öncesinde bu barajlar yoktu.

  • 2822 sayılı TİSGLK'ya göre grev yapılan işyerlerinde; “Bu iş yerinde grev vardır” yazısı dışında herhangi bir duyuru asmak, grev çadırı kurmak, işyeri önünde ve civarında topluluk oluşturmak yasaktır (48. Madde). 1980 öncesi 275 sayılı TİSGLK'da bunların hiçbiri yoktur.

  • 1980 öncesi “grev ertelemesi” sonunda taraflar anlaşamazsa tekrar greve çıkmak mümkündü. 2822 sayılı TİSGLK'da göre grev ertelenirse tekrar greve çıkmak mümkün değildir.

  • 275 sayılı TİSGLK'ya göre, grevin ne zaman yapılacağını belirtmek zorunlu değildi (23. Madde). TİS yetkisini alan sendikanın bu yetkiyi belirli bir sürede kullanma zorunluluğu yoktu (11. Madde).

  • 2822 sayılı TİSGLK'ya göre TİS yetkisini alan işçi sendikası çağrıyı yaparken teklifin tümünü çağrıya eklemek zorundadır. 275 sayılı TİSGLK'da böyle bir zorunluluk yoktur.




Daha sonraki yıllarda 1982 Anayasası'nda ve 2822 sayılı TİSGLK'da birtakım değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılsa da, bu değişiklikler yetersiz kalmaktadır.

Ayrıca 1475 sayılı İş Kanunu ortadan kaldıran ve neo-liberal küreselleşme rüzgarının bir eseri olan 4857 sayılı yeni İş Kanunu 22 Mayıs 2003 tarihinde T.B.M.M.'de kabul edilerek 10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe girdi.
Ancak yürürlüğe giren bu yasa İş Hukukunun işçiyi koruyucu ruhuna aykırı birçok hüküm taşımaktadır. İşçilerin küçük bir bölümüne sözde iş güvencesi sağlayan; Büyük bir kısmını ise eskiden olduğu gibi hakkını aradığında sebep gösterilmeksizin işten kovulmasına imkan veren bir kanunun savunulması mümkün değildir. (3)

Kapitalizmin birikim krizini aşmak için geliştirdiği bu çalışma yöntemi, işçi sınıfının kazanılmış haklarına doğruda bir saldırı niteliği taşımaktadır. Esneklik uygulamaları ile; çalışma saatleri daha da belirsizleşmiş, ücretlerde işçiler aleyhine düzenlemeler yapılmış, çekirdek işçi uygulaması ile iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılmış, ve böylece sermayenin kar oranlarında düşüş önlenmeye çalışılmıştır. (4)

Kapsam Dışı Personel Uygulamaları

Kapsam dışı personel kavramı yasal anlamda sendikalaşma hakkına sahip olan ama toplu iş sözleşmesi taraflarını karşılıklı anlaşması sonucunda sendika üyesi olsun yada olmasın toplu iş sözleşmesi dışında bırakılan kişileri ifade etmektedir.
İşçilerin, sendikaları ve toplu iş sözleşmesi aracılığı ile elde edebileceğini umut ettiği ücret arştı beklentisi, kapsam dışı personel uygulaması ile sendikalara gerek olmaksızın doğrudan işveren tarafından karşılanmaktadır. Kapsam dışı personelin nispeten yüksek bir ücret verilerek toplu iş sözleşmesi dışında tutulması işçilerin sendikalara üye olma eğilimlerini önemli ölçüde azalmaktadır. Bu durum diğer bir yandan da sendikaların, sendikalaşabilir üye tabanlarını önemli ölçüde daralmaktadır. (5)

Kapsam dışı uygulaması yıllar içinde giderek artmaktadır. 1990'da %22 olan kapsam dışı personel oranı 200 yılında %33'ün üzerine çıkmıştır. Bunun anlamı sendikalı işyerlerinde çalışan her üç kişiden birinin sendikaya fiilen katılımının olmadığını göstermektedir. (6)

Alt İşveren- Taşeronlaşma

Sendikal faaliyetlerin önünde giderek büyüyen bir diğer engel ise alt işveren yada diğer bir adıyla taşeronlaşmadır. Daha önce işyeri bünyesindeki işçiler tarafından gerçekleştirilen, öncelikle yükleme-boşaltma; bahçe-temizlik; hizmet-mutfak gibi alanlardan başlayıp, ardından iş sürecinin ana bölümlerine kadar uzanan çok geniş bir alandaki işlerin, başka işverenlere devredilmesi süreci olan taşeronlaşmada asıl amaç: işsizliğin yaygın olduğu günümüzde, sendikalı ve daimi işçi yerine, özellikle sosyal haklardan mahrum olan sendikasız ve çok düşük ücretlerle çalışan (çalışmak zorunda kalan) işçileri istihdam ederek üretim faaliyetlerini sürdürmektir.

Taşeronlaşma sürecinin sendikalar açısından taşıdığı hayati tehlikenin yanında, ülkenin endüstri ilişkilerinin modernleşme süreci de tehlikeye girmektedir. İşverenler, taşeron işçi kullanarak üretim maliyetlerini düşürmeyi planlamakta ve sanayileşmiş ülkelerdeki esnek üretimin çarpık bir karikatürünü uygulamaya çalışmaktadırlar. (7)

İşverenlerin önemli bir kesiminin kısa vadeli kar amacıyla tercih ettiği taşeronlaşma uygulaması işletmelerde kurumsallaşmayı engellemekte; işletme bünyesindeki uzmanlaşmanın da önüne set çekmektedir. Kaldı ki, Türkiye gibi gizli ve açık işsizliğin sürekli olarak yüksek oranda varolduğu bir ülkede, taşeron işçi olarak çok düşük ücretlerle sendikasız ve sosyal güvenlik haklarından mahrum bir şekilde çalışmaya hazır milyonlarca işçi ve bunların değişik faktörlerle bir araya gelmeleri sonucu kurulan taşeronluk oluşumları doğrudan mafyalaşmaya da hizmet etmektedir.

10 Haziran 2003'te yürürlüğe giren 4857 sayılı yeni İş Kanununda yapılan yeni düzenlemeler ile taşeron uygulaması daha da yerleşik bir konum kazanmaktadır.

Sendikal Rekabet

Türkiye'deki sendikal hareketin güç kaybetmesinde dışsal-bağımsız değişkenlerin yanı sıra, içsel- bağımlı değişkenlerde mevcuttur. Düşük sendikalaşma oranına sahip olan Türk sendikal hareketi bölünmüş ve kendi içinde rekabetçi bir özelliğe sahiptir. Ülkemizde işverenler, işçilere göre daha çok daha örgütlü bir tavır sergilemesine rağmen Türkiye'deki sendikal hareket 1960'ların ortasından bu yana bölünmüş bir yapı arz etmektedir. Günümüzde faal üç işçi konfederasyonu ve dört memur konfederasyonu bulunmaktadır. Bu bölünmüşlük bir yandan ortak tavır almayı zorlaştırmakta ve öte yandan zaman zaman kendi içlerinde rekabetçi ve uzlaşmaz bir ortam yaratmakta ve yıllarca çözülemeyen yetki sorunları doğurmaktadır. Bunun sonucunda da çalışan kesim arasında örgütlenmek giderek daralmaktadır. (8)

Sendikal Demokrasi
Yönetim ve yönetilen ilişkisi açısından sendikaların diğer kurumlardan çok farklı bir yapıda olmadığı anlaşılmaktadır. Bu yönetim ilişkisinde yöneticilerin iktidarı yerleşik bir anlam ifade etmektedir. İktidar, bilindiği gibi gücün ve sosyal prestijin ortak bir bileşkesini oluşturduğu için buna sahip olanların kendi arzuları ile yönetimi bırakmaları aynı zamanda ellerinde bulundurdukları erki terk etmeleri anlamına gelmektedir.

Sendika yönetimi seçim ile iş başına geldiği için, çoğunlukla demokratik bir işleyişin olduğu kendiliğinden kabul edilir. Ancak gerçekte sendika içi demokrasinin işleyişinde seçilme mekanizmasına rağmen demokratik kurallardan sapmalar görüldüğü için sendika içi demokrasi daima çok tartışılan bir konu olmuştur. Sendika yöneticileri bulundukları yerlere seçimle gelmişler ancak yönetim görevlerini birkaç dönem boyunca taşıma eğilimi ve isteği göstermişlerdir. Buradan hareketle sistemin kendiliğinden demokratik işleyişine kanıt göstermek pek de kolay değildir. (9)


Sendikal Bürokrasi

Sendikalar çok farklı işlevlerini yerine getirebilmek amacıyla profesyonel yönetim kademlerinin dışında çalışma zamanlarını sendikal ayıran uzman ve uzman olmayan personele ihtiyaçları bulunmaktadır. Eğitim, basın-yayın, hukuk, TİS uzmanları gibi en sık rastlanan sendika çalışanlarının yanı sıra; bilgi-işlem, sosyal hizmetler, araştırma, teknik hizmetler gibi farklı alanlarda sendika çalışanları bulunmaktadır.

Sendika yönetimlerince hazırlanan tüzüklerde bu uzman kadroların istihdam amaçlarının sendikal faaliyetlerin en iyi biçimde gerçekleşmesini sağlamak olarak açıklanmaktadır. Uzman ve danışman olarak yönetim kurulları tarafından atanan sendika çalışanlarının yine hakları ve sorumlulukları, mali olanakları sendika yönetimince belirlenmektedir. Bu sendika personelinin sendika içinde göreve başlamaları ve görevlerine son verilmeleri, genel olarak merkez yönetim kurulları tarafından kararlaştırılmaktadır. Bu bağlamda, sendikal bir örgütte çalışanın herhangi bir işveren yanında çalışan ile aralarında istihdam koşulları açısından bir farkı bulunmamaktadır. Buradaki en önemli fark; şirket yönetiminin, örneğin şirket genel müdürünün değişmesi, o işletmede çalışanları çok fazla ekilememesine rağmen sendika yönetimlerinin değişmesi ile çalışanlarını istihdam güvenceleri ortadan kalkabilmektedir. Bu anlamda sendikal bürokrasi ile devletin üst bürokrasisi arasında bazı kısmi paralelliler kurulabilmektedir. (10)

Türkiye sendikal hareketinin kendine has belki de kronik hale gelmiş sorun alanlarından biri de sendikaların, çalışanlarına ilişkin ortaya koyduğu ve sonuçları itibarı ile sendikal hareketi önemli ölçüde etkileyebilen yeni sorunlar yaratabilen bu görünümdür.






1) Yıldırım Koç,Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi Tarihi, 2. Baskı, İstanbul Kaynak Yayınları, 2003, s. 250-251.
2) Birleşik Metal-İş (Birleşik Metal İşçileri Sendikası), Dünyada ve Türkiye'de Sendikal Örgütlülük, İstanbul: Birleşik Metal- İş Yayınları, No:5, 2002a, s. 9-13
3) Müjdat Şakar, İş Hukuku Uygulaması, yenilenmiş 6. b., İstanbul, Der Yayınları, 2003.
4) Birleşik Metal-İş (Birleşik Metal İşçileri Sendikası), Toplu İş Sözleşmeleri, İstanbul: Birleşik Metal- İş Yayınları, No. 8, 2002b, s. 56.
5) Adnan Mahiroğulları, “Türkiye'de 1980 Sonrası Sendikalaşma ve Sendikalaşmayı Etkileyen Faktörler” İktisat Dergisi, No. 441-444 (Eylül-Aralık 2003), ss. 35-47.
6) Çelik, op.cit., s. 17.
7) Birleşik Metal-İş (Birleşik Metal İşçileri Sendikası), 1992-1995 Çalışma Raporu, İstanbul: Birleşik Metal- İş Yayınları, 1994.
8) Çelik, op.cit., s. 26-27.
9) Kuvvet Lordoğlu, “Türk Sendikal Hareketinin Özgün Kriz Alanları Var Mıdır?”, Petrol-İş 2000-2003 Yıllığı, İstanbul, s:289-303.
10) İbid., s. 294-296

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Hasan Tahsin
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Yabanıl
Solucan Fanzin
MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız