Anarşizm sosyalizmin hükümetsiz sistemidir.

Peter Kropotkin

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Haziran Temmuz Ağustos 2005

Anarşistler ne çeşit örgütlenmeler inşa ederler? Yazar : Infoshop

Kapitalizme karşı mücadelede “otoriterlik” ve iktidarın merkezileşmesi konuları hakkında özel bir duyarlılık geliştirmiş olan anarşizm için örgütlenme çok sorunlu bir konudur. Bu yazı, özgürlükçü bakış açısından genel bir örgütlenmenin sahip olması gereken ilkelere değiniyor ve anarşistlerin inşa ettikleri çeşitli örgütlenme biçimlerini anlatıyor. Yazının kimi yaklaşımlarında zayıflıklar ve sığlıklar olsa da, anarşizm içindeki temel örgütlenme tartışmalarını, yaklaşımlarını ve tarafları derli toplu bir şekilde ortaya koymakta. Bu noktada metnin, yine anarşizm içindeki bir örgütlenme ve strateji anlayışı olan anarko-sendikalizm ile ilgili olan bölümlerine yer vermediğimizin ve bu anlamda tartışmanın bu şekliyle aslında eksik kaldığının altı çizilmeli. Bunun sebebi hem yer darlığı, hem de anarko-sendikalizme ayrıca oldukça ayrıntılı bir şekilde değinmeyi planlamamız.

Anarşistler, örgüt kurmanın ne kadar önemli olduğunun farkındadırlar. Örgüt, ona dahil bireylerin güçlerini ve etkinliklerini arttırmalarını sağlar. Örgüt üyelerinin fikirlerinin, umutlarının ve hayallerinin gerçeğe dönüşmesi için bir araç vazifesi görür. Bu, anarşist mesajı iletme işi için ne kadar doğruysa; bir ev inşa etmek, bir hastane işletmek veya yiyecek gibi şeyleri üretmek için de o kadar doğrudur. Anarşistler iki çeşit örgütlenmeyi desteklerler; anarşist örgütlenmeler ve sendikalar, kooperatifler ve halk meclisleri gibi sadece anarşistlerden oluşmayan genel örgütler. “Sıkça Sorulan Sorular” ın (“Frequently Asked Questions” adlı, anarşizm hakkındaki sıkça sorulan soruları cevaplamaya çalışan internet sitesi) bu bölümünde, bu iki çeşit örgütlenmeden ilkinin, yani açıkça anarşist olan örgütlenmelerin türlerini, doğasını ve görevlerini tartışacağız.

Bu iki örgütlenme türü de konfederalizm, adem-i merkeziyetçilik, öz-yönetim ve tabandan karar alma gibi anarşist ilkeleri paylaşırlar. Bu tip örgütlenmelerde üyeler, örgütün idaresinde belirleyici rol oynar ve gücün kendi ellerinde kalmasını güvence altına alırlar. Onlar insanların özgüvene sahip olduklarında, kendileri için harekete geçtiklerinde ve kendi hayatlarını doğrudan kontrol ettiklerinde elde edilen güce ve yaratıcı faydaya dair anarşist görüşü ifade ederler. Anarşistler insanların (bireysel ve kolektif olarak) kendi ilişkilerini idare etmeleri ve buna hem hakları hem de kabiliyetleri olduğu konusunda ısrar ederler. Ancak bu şekilde örgütlenerek yeni bir dünya yaratabiliriz, tüm insanlığa ve tekil bireylere layık bir dünya. Anarşist örgütlenme tüm formlarıyla “eskinin kabuğunda yeni bir dünya kurulmasını” öneren anarşist talebi ve bireye yetki vermeyi yansıtır. Bizler toplumu nasıl değiştireceğimizin mühim olmadığını söyleyen temel bir fikri reddediyoruz. Gerçeklerden kaçamayız. Hepimiz, yaşamlarımızdaki sosyal ilişkilerin ve etkilerinin birer ürünleriyiz, bu felsefi materyalizmin en temel ana düşüncesidir. Aynı şekilde örgütlerimizin yapıları da bizi etkiler, dönüştürür. Eğer ki örgüt merkezileştirilir ve hiyerarşik olursa (herhangi bir memurun veya liderin sözde demokratik kontrolü) onun parçası olan bireyler, tüm hiyerarşik örgütlerde olduğu gibi, kendi hayatlarını kontrol edebilme kapasitelerinin, kendi yaratıcı düşüncelerinin ve tasavvurlarının yukarıdan gelen komutların sürekli yağışı altında kemirildiğini görürler. Bu, en tepede olanların iktidara dair hak iddialarını meşrulaştırırken, alt tabakanın öz-yönetim kapasitelerini otoriter sosyal ilişkiler yoluyla zayıflatır. Bu yüzden anarşist örgütlerin herkese en yüksek güçte katılım hakkı verecek şekilde inşa edilmeleri gerekir. Böyle bir katılım özgür bir örgüt için en önemli şeydir. Malatesta’nın da iddia ettiği gibi;

“Aslolan insandır, bireydir. Toplum veya topluluk... eğer ki içi boş bir soyutlama değil ise bireylerden ibaret olmak zorundadır. Tüm düşünceler ve edimler kökenlerini kaçınılmaz olarak bireyin kendisinden alırlar ve diğer bireyler tarafından kabul edildiklerinde veya edilmeye başlandıklarında bunlar kolektif düşünceler ve hareketler haline gelirler. Sosyal edim, bundan dolayı, bireysel inisiyatiflerin ne hükümsüzlüğü ne de tamamlayıcısıdır, fakat toplumu meydana getiren tüm bireylerin düşüncelerinin ve eylemlerinin, yani inisiyatiflerinin bir sonucudur. “[Anarchy, p. 36]

Anarşist örgütlenmeler bireysel inisiyatiflerin ifadesinin ve gelişiminin önünün açılması için varlardır. Bireyin bu şekilde yetkilendirilmesi ve iktidar kılınması, canlı bir dayanışmanın yaratılması için hayati bir noktadır, çünkü koyunlar dayanışamazlar, onların tek yapabildiği çobanı izlemektir. Bundan dolayı, “amaçlarını gerçekleştirmek için anarşist örgütler, oluşumları ve hareketleri içerisinde, anarşizmin ilkeleriyle uyum içinde olmalıdırlar. Yani bireylerin özgür eylemleri ile işbirliğinin gerekliliği ve keyfini harmanlamayı bilmelidirler. Bu şekilde örgütün üyeleri bilinçlerini ve inisiyatiflerini geliştirmek için fırsat kazanır, kendileri için bir eğitim aracı geliştirmiş olur ve arzuladığımız bir gelecek için manevi ve maddi bir hazırlık yapmaya koyulmuş olur...” [Errico Malatesta, The Anarchist Revolution, p. 95]

Bunlardan anlaşılacağı gibi, anarşist örgütler anarşistlerin arzuladıkları toplumu yansıtır. Bizler şu tuhaf marksist leninist iddiaya, kurduğumuz örgütlülüğün biçiminin önemsiz olduğu, bundan dolayı emekçi sınıfın lideri olmayı amaçlayan güçlü merkezi partiler kurulması gerektiği iddiasına karşıyız. Bu örgütler ne kadar demokratik olursa olsunlar, bunlar kafa ve kol emeği arasındaki kapitalist iş bölümünü ve seçilmiş elitler adına kendimizi yönetme kabiliyetinden feragat etmeyi öğütleyen liberal ideolojiyi yansıtıyorlar. Başka bir deyişle, bizim tam da karşı olduğumuz bir toplum anlayışını temsil ediyor ve aynı sorunları bizi kapitalizme direnmek için harekete geçirmeye çalışan anti-kapitalist örgütlerde yeniden üretmiş oluyorlar. Bundan dolayı anarşistler marksist partiyi, “diğer bir devletçi biçim olarak görürler. Öyle ki marksist parti iktidarı ele geçirmeyi başardığında, bir insanın diğeri üzerindeki iktidarını, liderin hükmettikleri üzerindeki otoritesini korumaya devam edecektir. marksist parti karşı olduğunu iddia ettiği toplumun tam da kendisinin ikiz görüntüsüdür; yani devrimci kampların, burjuva değerleri, yöntemleri ve yapıları tarafından istilasıdır. [The Spanish Anarchists, pp. 179-80] Rus devriminin tarihinde de gördüğümüz gibi, işçilerinin özyönetiminin, sovyet demokrasisinin ve son olarak da parti içi demokrasinin altını oyarak liderliği ele geçiren Bolşeviklerin yaptığı da tam da buydu. Elbette, anarşist (yani materyalist) bir bakış açısından bu büyük ölçüde öngörülebilir bir şeydi -- zira, “olgular fikirlerden önce gelir; evet, Proudhon’ un dediği gibi ideal, kökleri varlığın maddi koşullarında olan bir çiçekten başka bir şey değildir.” [Bakunin, God and the State, p.9] – ve bu yüzden hiyerarşik partilerin hiyerarşik bir toplumun süre gitmesini sağlamış olması hiç de şaşırtıcı değildir. Birinci Enternasyonel’in liberter kanadı tarafından çıkarılan Sonviller Circular dergisinin sözleriyle:

“Otoriter bir örgütün eitlikçi ve özgür bir toplum kurmasn nasl bekleyebiliriz ki? Bu imkânsz bir ey.”

Şunu vurgulamalıyız ki, anarşistler örgütlenmeye ve anarşistlerin örgütlenmesine karşı değildirler (anarşistlerin genel olarak parti terimini kullanmamalarının sebebi kavramın devletçi ve hiyerarşik çağrışımları yüzündendir). Murray Bookchin bu meseleyi şu şekilde bir açıklığa kavuşturur: “Burada söz konusu olan gerçek soru, örgütsüzlüğe karşı örgütlülük mü sorusu değil, ondan ziyade, ne türde bir örgütlenme sorusudur… anarşist örgütler… aşağıdan yükselen organik gelişimlerdir… onlar sosyal hareketlerdir, yaratıcı bir devrimci hayat tarzıyla, yaratıcı bir devrimci teoriyi birleştirirler… Ulaşmaya çalıştıkları o özgürlükçü toplumu mümkün olduğu kadar yansıtmaya çalışırlar… ve kardeşler arasındaki samimi gruplar -uyum grupları- çerçevesinde kurulurlar. … gruplar arasında eşgüdümlü bir şekilde.. disiplin, planlama ve eylemde birlik … inançlarımız ve anlayışlarımızla beslenen bir öz-disiplin aracılığıyla… gönüllülük esasıyla sağlanır.” [Post-Scarcity Anarchism, pp. 214-215]

Aşağıdaki bölümlerde anarşist örgütün doğasını ve rolünü tartışacağız. Anarşistler, Situasyonist (Durumcu) Guy Debort’un şu sözlerine tamamen katılacaklardır: “devrimci örgütler amaçlarının insanları uzman liderlerin konuşmalarını dinler hale getirmek olmadığını, ama kendileri adına konuşur hale getirmek olduğunu her zaman anımsamalıdırlar” ve buna göre gruplarını organize etmelidirler.

Birinci bölüm anarşist örgütlerin temel yapı taşı olan “uyum grupları”nı ele alıyor. Sonraki bölümlerde ise mesajımızın ve etkimizin yayılması için kurduğumuz uyum grubu federasyonlarının temel biçimleri tartışılıyor. Ondan sonraki bölüm, anarşist bir toplumu kurma mücadelemizde bu örgütlerin oynadığı rolü ele alıyor. Fikirlerin gücünü küçümsememeliyiz, zira “eğer ki bir fikriniz varsa, onu bir milyon kişiyle paylaşırsanız, bu süreçte hiçbir şeyi kaybetmezsiniz ve fikir ne kadar çok propaganda edilirse o kadar güç ve etki kazanır” [The Anarchist Revolution, p. 46]. Bireylerin ve gerekli olan toplumsal değişimin ihtiyaçlarını yansıtan, doğru yer ve doğru zamanda ortaya atılan bir düşünce, o düşünceye sahip olanlarda ve onların içinde yaşadıkları toplumda dönüştürücü bir etki yaratabilir. Anarşistlerin mesajlarını yaymak için kurdukları örgütlerin bunca önemli olmasının sebebi tam da budur.

Anarşist örgütler bu yüzden toplumsal mücadeleyi fikir ve önerileriyle zenginleştirmeyi, ama daha da önemlisi fikri pratik deneyim ve etkinlikle zenginleştirmeyi hedeflerler. Bir başka deyişle, iki yönlü bir süreci, yaşamın teoriyi beslemesini ve teorinin yaşamı dönüştürmesini hedeflerler. Bu toplumsal dinamiği yaratmak ve geliştirmek için kullanılacak araç, anarşist örgütün altında yatan anlamdır ve örgütün rolü bu anlamı yansıtır.

1.Uyum grupları nedir?

Uyum grupları anarşistlerin anarşist düşünceyi yaymak için kurdukları temel örgütlerdir. “Uyum grubu” terimi İspanya’daki F.A.I.’den (İberya Anarşist Federasyonu) gelir ve İspanyalı anarşistler tarafından mücadele içinde geliştirilmiş olan bir örgütlenme biçimine gönderme yapar. “Grupo de afinidad” teriminin tercümesidir. Basitçe, propaganda yaparak, kampanya düzenleyerek veya düzenlenenlere katılarak, düşüncelerini parçası oldukları (sendikalar gibi) kitle örgütlerinde ve mahallelerinde yayarak anarşizmin yaygınlaşmasına uğraş veren anarşistlerin oluşturduğu (genelde küçük olan) bir gruptur. Liderlik kurmayı değil, toplumsal hareketlerde katalizör olmayı amaçlar.

Bunun sebebi basittir: “Özgürleştirici bir devrimi gerçekleştirmeyi hedefleyen bir hareket özgürleştirici ve devrimci yöntemler geliştirmelidir. Yani hareket, ulaşmaya çalıştığı özgür toplumu yansıtmalıdır, devirmeye çalıştığı baskıcı toplumu değil. Eğer bir hareket, dayanışma ve karşılıklı yardımlaşmanın birleştirdiği bir dünya kurmayı hedefliyorsa, bu ilkelere bağlı kalmalıdır; eğer ademi merkeziyetçi, devletsiz, otoriter olmayan bir toplumu hedefliyorsa, kendisini bu hedeflere uyumlu bir şekilde yapılandırmalıdır” [The Spanish Anarchists (İspanyol Anarşistleri), p. 180]

Anarşist (anti-otoriter) bir örgütlenmenin hedefi topluluk hissini ve kişinin (grubun) kendi yeteneklerine olan güvenini geliştirmek, grubun ortak ihtiyaçlarının ve kararlarının belirlenmesine, bu kararların yürürlüğe konmasına ve idaresine herkesin dahil olabilmesini sağlamaktır. Böyle bir örgütlenme bireylerin kendi yaşamlarını idare edebilecek ve bireysel ya da ortak ihtiyaç ve isteklerin elde edilmesine yönelik doğrudan eylemleri hayata geçirebilecek bir durumda olmalarını sağlamalıdır.

Anarşist örgütlenme tüm katılımcılarını yetkili (yetkin) kılmak, “bütünlüklü” ya da tam bireyler oluşturmak, (soyut “bireyciliği” değil) bireyselliği ve dayanışmayı teşvik etmekle uğraşır. Yapının “tabanındaki” herkesi yetkili kılan aşağıdan yukarıya yürüyen kolektif karar alma biçimini sahiplenir ve sadece eşgüdüm (koordinasyon) işini üstlenmeleri ve (üyeler adına karar almaları için değil) üyelerinin kararlarını uygulamaları için kimi bireylere yetki verir. Bu şekilde azınlığın inisiyatifi ve iktidarı (hükümet), herkesin inisiyatifi ve iktidarı (anarşi) ile yer değiştirmiş olur.

Uyum grupları bu amaçları gerçekleştirmek için vardır ve bunları cesaretlendirecek şekilde kurulmuşlardır.

Yerel uyum grupları anarşistlerin mahalledeki, işyerindeki, toplumsal hareketler içindeki etkinliklerini koordine ettikleri araçtır. Bu gruplar içinde fikirlerini, politikalarını ve planlarını tartışır, bildiriler yazar ve başka türlü propaganda işlerini örgütler, sendikalar gibi daha geniş örgütlerde nasıl çalışacaklarını, stratejilerinin uzun dönemli plan ve hedeflerine nasıl uygun hale getirileceğini tartışırlar. Bu, anarşistlerin birbirleriyle fikri olarak uzlaşmalarının, birbirlerinin kaynaklarından faydalanmalarının ve mesajlarını birbirlerine iletebilmelerinin kolay bir yoludur. Başka amaçlar ve etkinlikler için de uyum grupları oluşturulabilir (örn. işyeri uyum grubu, mahalle uyum grubu, anarko-feminist uyum grubu aynı bölgede kimi örtüşen üyelerle faaliyetlerini sürdürebilir). Bu politik etkinliklerin yanında, uyum grubu terimi aynı zamanda “eğitimin öneminin ve anarşist ilkelere uygun yaşamanın – insanlara kendilerini yeniden tanımlamaları için gerekli olan alanı sağlayacak bir muhalif-toplumsallığı yaratmanın da ihtiyacını” [Bookchin, a.g.e.] vurgular. Başka bir deyişle, uyum grubu her yönüyle yeni bir toplumun tohumu olmalıdır.

Bu basit uyum grupları kendi başlarına yeterli değildir. Çoğu anarşist yerel grupların birbirleriyle bir konfederasyon çatısı altında çalışmalarını gerekli görür. Bu işbirliğinin amacı kaynakların daha verimli kullanımı, aynı şeyin farklı gruplarca uğraşılarak yeni baştan yapılmasını engellemek, başka bir deyişle federasyonun parçası olan birey ve gruplar için seçeneklerin çoğaltılmasıdır. Böyle bir federasyon şu ilkeye dayanacaktır: “bireylerin ve grupların tam özerkliği, tam bağımsızlığı ve bu yüzden de tam sorumluluğu; ortak bir amaç için birleşmenin faydalı olduğuna inanan kişiler arasındaki özgür uyum; taahhüt edilen vaatleri yerine getirmenin ve kabul edilmiş programla çelişen hiçbir şey yapmamanın ahlaki sorumluluğu. Örgüte hayat verecek olan pratik yapılar ve doğru araçlar bu ilkelere göre inşa edilmeli ve tasarlanmalıdır.” [Errico Malatesta, The Anarchist Revolution, p. 101]

Bu yüzden uyum grupları spesifik amaçlar ve etkinlikler için birleşmiş anarşistlerin özyönetimli, özerk gruplardır. Bu gruplar anarşistlerin eylemlerini koordine etmelerinin ve bireysel özgürlük ve iradi işbirliği mesajlarını yaymanın önemli bir yoludur. Esas olarak bu uyum grupları rolü toplumsal hareketlere ve mücadelelere insanları anarşist fikre kazanmak için müdahale etmek ve bu şekilde bu mücadeleleri salt adaletsizliğe karşı bir mücadele olmaktan çıkarıp, özgür bir toplumu hedefleyen mücadeleler haline getirmeye çalışmaktır.

Bu propaganda, ajitasyon, politik tartışma ve gelişim sürecini güçlendirmek için anarşistler uyum gruplarının federasyonunu örgütlerler. Federasyonlar esas olarak üç şekilde olabilir, sentezci federasyonlar, Platformist federasyonlar ve sınıf mücadelesi grupları. Bu federasyon tiplerinin birbirini dışlayan nitelikler olmadıklarını not düşelim, örneğin sentezci bir federasyon içinde sınıf mücadelesi ve platformist grupları barındırabilir (ancak aşağıda geleceğimiz gibi platformist federasyonlar sentezci gruplar içermezler). Ayrıca hiçbir federasyonun bunlardan birinin saf ifadesi olmayacağını vurgulamak gerekir. Sentezci gruplar, sınıf mücadelesi gruplarıyla birleşir, platformist gruplar Platform’a tamamen bağlı kalmazlar. Her bir eğilimi onun esas niteliklerini göstermek için birbirlerinden yalıtarak izah edeceğiz. Gerçekte, eğer uysa bile pek az federasyon izah ettiğimiz tiplere tamamen uyacaktır. Son olarak “sınıf mücadelesi” anarşist grubu teriminin, sentezci ya da platformist grupların sınıf mücadelesini savunmadıkları anlamına gelmediğinin altını çizelim. “Sınıf mücadelesi” örgütünü bir terim olarak kullanıyoruz.

Tüm bu örgütlenme biçimleri temel olarak anarşist grupların özgürlükçü bir şekilde örgütlenmesidir. Bunun sebebi anarşistlerin kapitalizmin altında mümkün olabildiği kadarıyla geleceğin ilkelerine göre yaşamaya çalışmaları ve iktidarın aşağıdan yukarı değil de yukarıdan aşağı biçimde kullanıldığı karşılıklı yardımlaşmaya ve kardeşliğe dayalı örgütler kurmaya çalışmalarıdır.

Anarşistlerin karmaşık bir konu olan örgütlenme sorununu tek bir örgüte indirgemedikleri vurgulanmalı. Bunun yerine anarşistler anarşizm içindeki farklı eğilimlerin farklı politik örgütlerde ifade bulmasının hayra alamet olduğunu düşünürler. Bundan sonraki dört bölümde yapmaya çalışacağımız şey, anarşist örgütlenmeye dair farklı perspektiflerin genel bir resmini çizmektir. Ancak bu federasyonların rolü mücadeleye katkı sunmaktır, iktidarı hedefleyen yeni bir liderlik oluşturmak değil.

2.Sentezci federasyon nedir?

Sentezci grup adını Rus anarşist Voline ve Fransız anarşist Sebastien Faure’den almıştır. Voline 1924’te “anarşist senteze” çağrı yapan bir metin yayımlamıştır ve Faure’nin Encyclopedie Anarchiste’sindeki (Anarşist Ansiklopedi) aynı konuyla ilgili bir makalesi vardır. Ancak bu anlayışın kökleri Rus devrimine ve 1918’de kurulmuş olan Nabat federasyonuna (ya da Ukrayna’nın Anarşist Örgütlerine) uzanmaktadır. Nabat’ın amacı şuydu: “anarşizmin tüm yaşam güçlerini örgütlemek; onları anarşistlerin ciddi bir şekilde arzuladıkları ortak bir çabanın yani bir süreç olarak görülen, örgütlü kitleler için yeni bir toplumsal varoluş biçimini kuracak olan toplumsal devrimin etkin bir parçası olma çabasının etrafında biraraya getirmek.” [No Gods, No Masters, vol. 2, p. 117]

Sentezci örgüt tüm anarşistleri bir federasyonun altında birleştirmeyi hedefler, çünkü Nabat’ın sözleriyle “tüm anarşist düşünce okulları sağlamdır ve geçerlidir. Tüm eğilimleri hesaba katmalı ve kabul etmeliyiz.” [şurada alıntılanmıştır: “The Reply (Cevap)” Constructive Anarchism (Yapıcı Anarşizm), p. 32] Sentezci örgüt farklı anarşistlerin “belli iddialar ve tavırlar çerçevesinde, federasyon temelinde planlı, örgütlü kolektif çabanın gerekliliğinin bilinciyle birleşmelerini” hedefler [a.g.e.]. Bu temel tavırlara ve iddialara örgüt üyelerinin bakış açılarının bir sentezi yoluyla varılır, ancak her eğilim kendi fikirleri temelinde ortaklaşmaya federasyon ilkesinin gereği olarak özgürdür.

Sentezci yaklaşımın bir örneğini sunmak için ilkin anarşizme dair şu üç farklı iddiayı ele alalım: Anarşizm bir sınıflar teorisidir (platform ve başkaları tarafından da kabul edildiği gibi), anarşizm tüm insanlar için olan insancıl bir teoridir (bu iddianın savunucuları kimi yerlerde sınıf temelli görüşü savunanları marksizme yakın olmakla itham ederler), anarşizmin sadece bireylerle ilgilidir (özsel olarak bireycidir ve insanlık ya da sınıflarla hiçbir ilişkisi yoktur). Bu yaklaşımların sentezi şöyle olacaktır:

“Bir senteze varmalı ve anarşizmin sınıfsal öğeler, hümanizm ve bireyci ilkeler içerdiğini vurgulamalıyız ... Sınıfsal öğesi her şeyden önce kurtuluş kavgasının aracıdır; insancıl (hümaniteryen) niteliği onun ahlaki yönü ve toplumun temeli; bireyciliği de insanlığın amacıdır.” [a.g.e.]

Görüldüğü gibi sentezci eğilim tüm anarşistleri (bireyci, mutualist (karşılıkçı), sendikalist ya da komünist) tek bir federasyon altında birleştirmeyi hedefler. Bu sebepten sentezci görüş “kapsayıcıdır” ve bariz şekilde pek çok anarşist tarafından yeğlenen “sıfatsız anarşizm” yaklaşımıyla benzerlik taşır. Ancak pratikteki pek çok sentezci örgüt daha dışlayıcıdır (örn. Fransız Anarşist Federasyonu’nu gibi tüm toplumsal anarşistleri örgütlemeyi hedefleyebilir). Bunun anlamı sentezciliğin genel tavrıyla, gerçekteki kullanımının farklı olabileceğidir.

Sentezin ardındaki temel fikir anarşizmin (1920ler Fransa’sı ya da devrim dönemi Rusya’sı da dahil olmak üzere çoğu ülkede, çoğu zaman olduğu gibi) üç temel eğilim halinde parçalanmış oluşudur: komünist anarşizm, anarko-sendikalizm ve bireyci anarşizm. Bu bölünme anarşist harekete ciddi zarar verebilir, çünkü “niye benim anarşizmim en doğrusu” üzerine söylenecek pek çok (ve genellikle ağdalı) argüman ve yapılacak uzun münakaşalar ortak düşman olan devlet, kapitalizm ve otoriteye karşı beraber mücadele vermenin önünü tıkayacaktır. Sentezci federasyonlar anarşizm içindeki ortak paydalar üzerine anlaşmaya ve bu temel üzerine federasyon için bir minimum program yaratmayı savunur. Bu sentezci federasyon altındaki kimi örgütlerin “kimi noktalarda ideolojik ve taktik birlik” sağlamalarına olanak tanır. [a.g.e., s 35]

Aynı örgüt altında birleşmenin teknik ve verimlilikle ilgili sebepleri de bulunmaktadır. Zira bu şekilde hareket daha fazla kaynağa sahip olacak ve bu kaynakları kullanımlarını ve etkilerini en üst düzeye çıkarabilecek şekilde koordine edebilecektir. Sentezci federasyon, tüm anarşist gruplar gibi anarşist düşünceyi bir bütün olarak topluma yaymayı hedefler. Kendilerine düşen görevin “kitleleri böyle bir desteğe ihtiyaç duydukları noktalarda desteklemektir ... anarşistler ekonomik ve toplumsal kitle örgütlerinin [örneğin sendikalar] üyesidirler. Onlar bütünün bir parçası olarak hareket eder ve plan kurarlar... Kitleler üzerinde üstünlük kurmadan yürütebilecekleri ideolojik, toplumsal ve yaratıcı eylemlilikler için geniş bir eylem alanı önlerinde mevcuttur. Her şeyden önce özgür ve doğal bir şekilde ideolojik ve ahlaki bir etkileşim biçimini kurmaları gerekir ... sadece ideolojik destek sunarlar, ama liderlik hedefi gütmeden” [a.g.e. s. 33] Bu anarşist bir grubun rolüne ilişkin ortak bir görüştür. Ve bu sentezi federasyonların genellikler sınıf mücadelesi örgütleri (yani sınıf mücadelesine anarşist bir toplumu yaratmada anahtar bir araç olduğu için ve varolan mücadeleyi daha özgürlükçü ve adil kılmak için katılan ve destek veren örgütler) olduğunu da göstermektedir.

Sentezci federasyonun esas gücü, açıktır ki örgüt içinde birbirinden oldukça farklı olan çeşitli görüşlerin ifade edilmesine izin vermesidir (ki bu politik fikir ve teorilerin düzenli tartışmalar ve konuşmalar yoluyla gelişmesini sağlayabilir). Buna ek olarak bu federasyonlar üyelerine maksimum miktarda kaynağı sağlarlar.

Bu sentezin ilk savunucularının niye şunu iddia ettiklerini açıklar: “anarşist hareketin birliğinin sağlanmasına yönelik ilk adım (ki ciddi bir örgütün oluşmasını sağlayacak olan bu birliktir), olası en açık kolektif çözümü bekleyen bir dizi önemli sorun üzerine yürütülecek kolektif bir çalışmadır... Gerekli olan (felsefi sorunları ve soyut tezleri değil de) somut sorunları tartışmak ... ve bunun için ideolojimizin ve taktiklerimizin tam anlamıyla tartışılabilecekleri her ülkede her türlü tabulaşmış konu da dahil olmak üzere tartışılabilmesi için bir yayın çıkarmaktır. Böyle yazılı bir materyale ve sözlü tartışmaya olan ihtiyaç bize bir zorunluluk olarak görünmektedir, çünkü ideolojik birliğe, taktiksel birliğe ve olası bir örgüte varmanın pratik bir yoludur... Sorunlarımızın kapsamlı ve hoşgörülü bir tartışma yoluyla ele alınması ... sadece anarşistler arasındaki değil, anarşizmin farklı anlayışları arasında da karşılıklı bir anlayış için temel sağlayacaktır” [a.g.e. s. 35]

Anarşist örgüt için sentez fikri Platform’a karşı çıkanlardan kaynağını alır. Faure ve Voline için de temel fikir aynıydı, yani anarşizm içindeki tarihsel eğilimler (komünist, sendikalist ve bireyci) işbirliğine gitmeli ve aynı örgütte çalışmalıydı. Ancak Voline ve Faure’nin bakış açılarında kimi farklılıklar vardır. Faure bu eğilimleri kendi içlerinde de birer zenginlik olarak görmekte ve her eğilimin aynı federasyon altında yer almakla zenginleşeceğini iddia etmekteydi. Voline’e göre ise bu eğilimlerin ortaya çıkışı tarihsel olarak anarşizmin içkin öğelerinin (ekonomik, toplumsal ve bireysel dünyalar gibi) farklı ortamlarda derinlemesine boy vermesi için gerekliydi. Ancak şimdi bir bütün olarak anarşizme geri dönmenin tam zamanıydı. Bu öyle bir anarşizmdi ki, her eğilimin kendisine sunacağı katkıyla daha da güçlenecekti. Bu tip eğilimler bu anarşizmin içinde çözünecek ve bütüne karışmış olacaklardı. Dahası bu eğilimler her anarşistte çeşitli katmanlarda birlikte var olmaktaydı zaten, bu yüzden tüm anarşistler bu eğilimlerin (hem bireysel hem de örgütsel olarak, örn. örgüt içinde spesifik bir anarko-sendikalist eğilim var olmayacaktı) giderek yok olacağı bir örgüt içinde toplanmalıydı.

Sentezci federasyon, grupların ve bireylerin (Federasyonun temel ilkelerine ve Kongre kararlarına uygunluk göstermesi koşuluyla) tam özerkliğine dayanır, tüm farklı eğilimlerin birlikte çalışmasına ve farklılıklarını ortak bir cephede ifade etmelerine olanak tanır. Tüm farklı gruplar federal biçimde örgütlenir, devlete, kapitalizme ve tüm diğer baskı biçimlerine karşı verdikleri mücadelede kaynaklarını paylaşırlar. Bu federal yapı yerel düzeyde (ilçe ya da şehirdeki grupların katıldığı bir “yerel birlik”), bölgesel düzeyde, ulusal ve uluslararası düzeylerde yapılarını oluşturur.

Federasyondaki her grup özerk olduğu için, federasyondaki diğer grupların katılımı olmaksızın (ya da herhangi bir talimat beklemeksizin) bir eylemi (örn. bir kampanya) tartışabilir, planlayabilir ve başlatabilir. Bu nedenle yerel gruplar yerel sorunlara hızlı bir şekilde cevap verebilirler. Bu inisiyatifler eğer yerel grup gerekli görürse federal bir destek görebilir. Federasyon bu tip herhangi bir konuyu gündemine alabilir, eğer ki bu konu federal konferansın gündemine gelir ve diğer gruplar işbirliği yapmayı kabul ederlerse. Dahası her grubun, diğer grupların o işe katılmalarına müdahale etmeksizin, spesifik bir işe katılmama özgürlüğü vardır. Böylece gruplar kendilerini en çok ilgilendiren konulara yoğunlaşabilirler.

Federasyonun program ve politikaları düzenli temsilci toplantılarında ve kongrelerinde kararlaştırılır. Sentezci federasyon, federasyon kongresi tarafından seçilen ve yetkilendirilen kişilerin oluşturduğu “ilişki komiteleri” tarafından “idare edilir”. Bu komitelerin oynayacakları yol sadece idaridir, yani bilginin dağıtımı, örn. örgüt içindeki grup ya da bireylerden gelen öneri ya da önergelerin tüm gruplara iletimi, ya da örgütün mali işlerinin düzenlemesi gibi işler. Bu açıdan bu komitelerdeki kimselerin federasyonun üyesi olan herhangi bir kimseden daha fazla (söz) hakkı yoktur (örn. komite olarak bir önerge veremezler, ancak yerel gruplarının bir üyesi olarak ya da birey olarak bunu yapabilirler). Bu idari komiteler federasyona karşı sorumludur ve her türlü karara ya da görevi bırakma (geri çağrılma) komutuna tabidirler.

Fransız Anarşist Federasyonu sentezci düşünceden etkilenmiş başarılı bir federasyonun iyi bir örneğidir (İtalyan Anarşist Federasyonu gibi). Açıktır ki, sentezci bir federasyonun ne kadar verimli işleyeceği, üyelerinin birbirlerine karşı ne kadar toleranslı (hoşgörülü) olduklarına ve yine üyelerin federasyonlarına ve alınan kararlara karşı ne kadar sorumlu davrandıklarına bağlıdır.

Elbette ki bu sorunlar pek çok başka örgütlenme biçimlerinde de görülmektedir ve sentezci örgüt de istisna değildir. Farklılık, tartışmayı kışkırtması sayesinde bir örgütün güçlenmesine neden olurken; öte yandan da farklılıklar barındıran bir gruplaşma, iş yapılmasını sık sık zorlaştırabilir. Sentezci federasyonu eleştiren platformistler ve diğerleri, bu tip bir federasyonun konuşmaktan başka hiçbir şey yapamayan bir ortama dönüşebileceğini, bu ortamda bırakalım bir programın uygulanabilmesinin, herhangi bir program üzerinde anlaşılmasının bile çok zor olacağını iddia ederler. Örneğin mutualistler ve komünistler örgütlerinin bırakalım araçlarında, amaçlarında nasıl uzlaşabilirler? Biri dönüştürülmüş bir pazar ekonomisi içinde işbirliğini ve devletçilikle kapitalizmin reforme edilerek ortadan kaldırılmasını savunurken, diğeri meta üretiminin sonlandırılmasını, paranın yürürlükten kaldırılmasını amaçlayıp bunun için tek yolun devrim olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak tek yapabilecekleri şu konu üzerinde anlaşıp, öbür konu üzerinde anlaşamamak olacaktır ve bu yüzden her türden ortak program ve eylem bir şekilde sınırlı olacaktır. Gerçekten de Voline ve Faure’nin kimi temel hususları, yani farklı türden anarşizmlerin bahsedilen ortak paydanın ne olduğunu, bu ortak paydaya nasıl ulaşılacağını ve onun neyi kapsayacağını atlamış oldukları iddia edilebilir. Zira bu anlaşılmış ortak anlayış olmaksızın pek çok “sentezci anarşist örgüt”, konuşmaktan başka pek bir şeyin yapılmadığı, herhangi bir toplumsal ya da örgütsel perspektiften yoksun bir birliktelik halini alır ve kısa bir sürede örgüt olmaktan da, anarşist olmaktan da ve Faure ile Voline’in anladığı anlamda sentezci olmaktan da çıkar.

Platform metninin yazarlarını şunları söylemeye iten bu olası uyumsuzluk halidir: “[b]öylesi bir örgüt, ancak her biri anarşist hareketin sorunlarının farklı kavrayışına sahip olan bireylerin mekanik bir topluluğu alacaktır ki, bu topluluk gerçeklikle yüzyüze gelindiğinde kaçınılmaz olarak dağılacaktır.” [Liberter Komünistlerin Örgütlenme Platformu, Türkçesi için bkz. Ukrayna Anarşist Hareketi Mahnovçina, Peter Arşinov, Kaos Yayınları, s.222-223] Platfotm bu sorunu aşabilmek için “teorik ve taktik birliği” önerir, ancak bu terime anarşist çevrelerde geniş ölçüde itiraz edilmiştir. Platform’a karşılık olarak, sentez taraftarları platformist grupların çok küçük, öyle ki sentezci federasyonlardan bile daha küçük olduklarına işaret ederler (örn. Fransız Anarşist Federasyonu’na kıyasla, Fransız Alternative Libertaire grubu ya da İrlanda’daki İşçi Dayanışma Hareketi). Sentez taraftarlarına göre, bu sebepten ötürü Platform, platformistlerin iddialarının aksine daha verimli bir örgüt yaratmaz. Dahası sentez yandaşlarına göre “teorik ve taktik birlik” örgütün küçük kalmasını garantiler, zira farklılıklar, yapıcı şekiller yerine ancak ayrışmalarla ifade bulabilir. Hareket içinde bu konu hakkındaki tartışmanın sürdüğünü belirtmeye gerek yok.

Vurgulanabilecek bir nokta şu ki, sentezciliğe dair bu potansiyel sorun, kimi örgütlerin dağılmasına ya da her grubun kendi işini yaptığı, dolayısıyla eşgüdümün (koordinasyonun) anlamsız hale geldiği, zira varılan her tür anlaşmanın yok sayıldığı (örneğin Britanya Anarşist Federasyonu’ndaki sorun pek çok kimseye göre buydu), sadece laf yapılan yerler haline gelmesine yol açmıştır. Sentezin pek çok savunucusu bunun teorinin kendisinden değil de, teorinin yanlış bir şekilde anlaşılmasından kaynaklandığını iddia edecektir (bunların iddialarına göre örneğin FAF ve FAI, sentezden ilham almış federasyonlardır ve gayet başarılı olmuşlardır). Sentezciliği savunmayanlar elbette ki daha eleştirel yaklaşmaktadırlar ve bunlardan bir bölümü anarşist fikirleri ve etkiyi yaygınlaştırmak için daha etkili bir örgütlenme biçimi olarak gördükleri platformu desteklemektedirler. Diğer toplumsal anarşistler “sınıf mücadelesi” tipindeki federasyonlar kurarlar (bu İngiltere’de yaygın bir örgütlenme biçimidir).

3 “Platform” nedir?

Platform anarko-komünizm içindeki anarşist bir federasyonun doğasına ve biçimine ilişkin belirli önermeleri olan bir akımdır. Kökenleri Rus anarşist hareketi içinde 1926’da Bolşevik diktatörlükten Paris’e kaçtıklarında “Özgürlükçü Komünistlerin Örgütsel Platformu”’nu yayımlayan bir grupta yatmaktadır. Bu çalışmanın yazarları arasında Nestor Makhno, Peter Arshinov ve Ida Mett yer almaktadır. Metin, o zamanlar (genellikle Platformistler denen) Platformun destekleyicileri ile (diğer komünist-anarşistler, anarko-sendikalistler ve “sentez” destekçilerinden oluşan) Platforma karşı çıkanların arasında hararetli tartışmalara sebep olmuştur. Bir çok anarşistin neden platformizme karşı olduğunu bir daha ki bölümde tartışacağız. Burada ise Platformun neler iddia ettiğini tartışacağız.

“Sentez” federasyona benzer şekilde (bakınız son bölüm), Platform da Rus Devrimi deneyimlerine dayanılarak oluşturulmuştur. Platformun yazarları devrim sırasında ayrışmış ve Bolşevik devlet zafer kazandığında ve herhangi bir sosyalizm olasılığını, en az temel bireysel özgürlükler ve haklar kadar sovyet demokrasisinin, emekçilerin üretimdeki öz-yönetimlerinin, sendika demokrasisinin de altını oyarak yok ettiğinde kendi çalışmalarının, umutlarının ve hayallerinin çöktüğünü görmüşlerdir (ayrıntılar için bkz. “Rus Devriminde neler oldu?” adlı bölüm). Dahası, Platformun yazarları Ukrayna’ da emekçi sınıfın hür iradesi ve anarşizm adına Beyaz ve Kızıl ordulara karşı başarıyla direnen Mahnovist hareket içindeki aktivistlere öncülük etmişlerdir (bkz. Mahnovist hareket neden Bolşevizme karşı bir alternatif sunmuştur?). Bolşevik hükümetin karşılaştığı aynı problemlerle yüzleşerek, Mahnovist hareket, Bolşeviklerde olmayan genel öz-yönetimi ve örgütlenmeyi; konuşma-örgütlenme özgürlüğünü vb. etkin bir şekilde teşvik etmişlerdir. Nitekim, Anarşist fikirlerin pratikte işlediğinin yanı sıra, Bolşevizmin (ve o zamanlar sunduğu politikaların) devrimle yüzleşirken ortaya çıkan problemlere tek “pratik” yanıt olduğunu iddia eden Leninistlerin savlarının da yanlış olduğunun farkındaydılar. Broşürü, anarşist hareketin kendi başarılarını, bu fikrin emekçi sınıf arasında geçerlilik kazanmasına dayandırmada neden başarısız olduklarını incelemek için yazdılar. İşçilerin kendi işgüçlerini örgütlediği ve özgürlük ve eşitlik üzerine kurulu bir toplumu inşa etmeye başladıkları fabrika komitelerindeki çalışmalarından da görülebileceği gibi, anarşist fikirlerin hem yaygın hem de pratik olduğu kanıtlandı. Bolşeviklerin baskısı (Voline tarafından yazılan klasik Rus Devrimi tarihi, Bilinmeyen Devrim’de belgelendiği kadarıyla) bu başarısızlıkta belli bir rol oynamışsa da, her şeyi açıklamaz. Platform’un yazarlarının gözünden, önem verilmesi gerekenlerden biri de devrimden önceki anarşist örgüt eksikliğiydi. İlk paragrafta şöyle belirtirler:

“Liberter düşüncelerin gücüne ve yadsınamaz olumlu niteliğine, toplumsal devrime yönelik anarşist yaklaşımların netliğine ve tutarlılığına, nihayet, liberter komünizm mücadelesinde anarşistlerin göstermiş oldukları kahramanlığa ve katlanmış oldukları onca özveriye rağmen, anarşist hareketin güçsüz kalmaya devam etmesi ve işçi sınıfı mücadeleleri tarihinde sık sık küçük bir olay, önemsiz bir faktör olarak görünmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir durum.”[Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu, s. 11](çeviri: Anarşist Bakış)

Hareketteki bu zayıflık birçok nedenden türemiştir, bunlardan en temel olanı anarşist hareketin “örgütsel ilkelerden ve pratikten yoksun” oluşudur. Hatta broşürün yazarları, “anarşist hareket, birbiriyle çelişkili teori ve pratikleri savunan, geleceğe yönelik perspektiflerden ve süreklilik gösteren istikrarlı bir militan faaliyetten yoksun, hemen her zaman ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan yerel örgütler tarafından temsil ediliyor” diye iddia etmişlerdir. Bu, “Liberter düşüncelerin yapıcı ve önemi yadsınamaz niteliği ile anarşist hareketin içinde bulunduğu acıklı durum arasındaki bu çelişkiyi”(a.g.e.) açıklıyordu. Bu kelimeler birçok ülkedeki anarşist harekete aşina olanları can evinden vuracaktır. Bu nedenle Platform broşürü, platformist olmasalar bile birçok anarşist için hala anlamlı ve önemli bir belgedir.

Platformun yazarları bu soruna bir çözüm önermişlerdir; güvenilir bir tür anarşist örgütün yaratılması. Bu, sendikalizmi ilkesel bir mücadele yöntemi olarak tanırken, sadece komünist-anarşist fikirler üzerine kurulu bir örgüt olacaktır. Birçok anarşist gibi, Platform metni de “Tüm devletlerin toplumsal ve siyasal rejimi, her şeyden önce sınıf mücadelesinin ürünüdür...Sınıflar arasındaki savaşım sürecindeki en küçük değişim, sınıf mücadelesindeki güçlerin göreli yerleri, toplumun doku ve yapısında sürekli değişiklikler yaratır.” [a.g.e., s. 14] söylemini kabul ederek sınıf ve sınıf mücadelesini çözümlemesinin merkezine koyar. Ve yine birçok anarşist gibi Platform da “işçilerin üretim ve tüketim örgütlerinin oluşturacağı, özyönetim temelinde federatif olarak birleşmiş bir federalist sistem” temelinde “günümüz burjuva kapitalist toplumunu, işçilerin kendi emeklerinin ürünlerine sahip olmalarını, onların özgürlüklerini, bağımsızlıklarını, toplumsal ve siyasal eşitliklerini güvence altına alan yeni bir topluma dönüştürmeyi” amaçlar. Buna ek olarak, Platformun iddia ettiği kadarıyla “Anarşist fikirlerin doğuşu, gelişmesi ve yaşama geçirilmesi, köklerini işçi yığınlarının yaşamından ve mücadelesinden alır, kendi yazgısı kopmaz bir biçimde onların yazgısına bağlıdır.” [A.g.e.,s. 15, s. 19 ve s. 15]. Yine birçok anarşist (özellikle toplumsal anarşistler) de hemfikir olacaktır ki – anarşist fikirler emekçi sınıf yaşantısından yalıtıldıkça solacaktır (ve solmuştur da), çünkü sadece emekçi sınıf, büyük çoğunluk, özgür bir toplum yaratabilir ve anarşist fikirler emekçi sınıfın deneyimlerinin dışavurumudur (deneyimleri kaldırırsanız fikirler olması gerektiği gibi gelişmezler).

Platformistlerin iddiasına göre, böylesine özgür bir toplum yaratmak için, “iki doğrultuda faaliyet yürütülmesi gerekir: bir yandan, devrimci işçi ve köylü güçlerinin seçilip liberter komünist teorik temelde (özgür bir liberter komünist örgüt içinde) bir araya getirilmesine yönelik bir çalışma; diğer yandan, devrimci işçi ve köylülerin üretim ve tüketim etrafında ekonomik bir temelde yeniden bir araya getirilmesine (üretim etrafında örgütlenmiş devrimci işçiler ve köylüler: özgür işçi ve köylü kooperatifleri) yönelik bir çalışma.” [A.g.e.,s. 20] Yine, birçok anarşist şu iddia ile beraber buna hemfikir olacaklardır ki “anarşizmin devrimdeki öncülüğü ... olmalıdır. Anarşist düşüncelerin devrimdeki öncü konumu, mantıksal olarak, toplumsal ve siyasal gelişmelerin anarşist teoriye uyarlanmasını öngörür. Ne var ki, bu teorik itici güç, nihai olarak devlet iktidarına yol açan devletçi partilerin siyasal liderliği ile karıştırılmamalıdır.”

[A.g.e.,s. 21] Platformun “sentez” eleştirileri de popüler ve devrimci hareketler içinde yayılan ve bu kavramı farklı bir yola vurgulasalar da sınıf mücadelesini destekleyen anarşist fikirlerin öneminin farkındadır.

Bu “fikirlerin öncülüğü” (bu konuda bakınız bölüm J.3.6) toplumsal mücadele içinde zaten var olan özgürlükçü duyguları geliştirmeyi ve bunlar arasındaki eşgüdümü hedefleyecektir. “Yığınlar” diye açıklar Platform, “toplumsal hareket içinde kendilerini anarşist eğilim ve ilkelerle büyük uyum gösteren bir yoldan ifade ediyor olsalar da, bu eğilimler ve ilkeler parçalanmış, koordinasyondan yoksun halde kalmaya devam ediyor ve, dolayısıyla, liberter düşüncelerin itici gücünün, anarşist uyarlanma ve toplumsal devrimin amaçlarının korunması açısından varlığı zorunlu örgütlülüğüne ulaşılamıyor.” [s. 21] Platform, herhangi bir toplumsal devrimde veya harekette başlangıçta vurgulanan özgürlükçü eğilimlerin (örneğin, serbest federasyon, kitle meclislerinde öz-yönetim, delegelerin vekaleti, adem-i merkeziyetçilik vs.) kendi gündemleri olan devletçiler ve otoriterler tarafından zarar görmemesinin garantilenmesi için belirli bir anarşist örgütün gerekli olduğunu iddia etmiştir.

Ne var ki, bu ilkeler kendi içlerinde platformist bir örgütü tanımlamazlar. Birçok anarko-sendikalist ve platformist olmayan Anarşist Komünist bu fikirlere hemfikirdir.

Platform metnini ayırt eden temel nokta, metinde anlatılan anarşist bir örgütün nasıl yapılanması ve çalışması gerektiği hakkındaki görüşlerdir. Bu, metnin en kısa ve kavgacı bölümü olan “Örgütsel Bölüm”’de kabataslak olarak anlatılmaktadır. Onlar bunu Anarşistler Genel Birliği olarak tanımlarlar. Platforma özgü olan “Teorik ve Taktiksel Birlik” ve “Kolektif Sorumluluk” kavramları bu bölümde sunulur.

İlk kavram, açıkça iki bölümden oluşur. İlkin, bu örgütlerin üyeleri birbirleri ile teorik olarak ortaklaşmışlardır. İkinci olarak, belirli bir çalışma türü öncelikli ise bu çalışmada herkesin bulunmasında hemfikirdirler. Anarşist hareket içinde bugün bile bunlar çekişmeli ve bu nedenle biraz daha detaylı incelenmeye değer tartışmalardır.

“Teorik Birlik” ile anlatılmak istenen herhangi bir anarşist örgütün, üzerine kurulu olduğu teoride belirli bir ortaklaşmaya gelmiş olması gerekliliğidir. Diğer bir deyişle, örgütün üyeleri sınıf savaşı, anti-kapitalizm ve devlet karşıtlığı v.b. belirli temel noktalarda ortaklaşmış olmalıdırlar. Üyelerinin yarısının sendikal mücadelenin önemli olduğunu düşündüğü diğer yarısının ise bunun zaman kaybı olduğunu düşündüğü bir örgüt, üyeler zamanlarını iç tartışmalarla geçirecekleri için etkili olamaz. Bir çok platformist herkesin her şeyde ortaklaşamayacağında hemfikirken, olabildiğine çok ortaklaşmanın ve bunu eyleme dökmenin önemli olduğunu düşünür. Bir kez teorik bir fikre ulaşıldığında, üyeler (örgüt içinde bu fikre karşı gelmiş olsalar da, tabi örgütün bu kararını iç tartışmalarda değiştirme hakları vardır) bunu kamuya anlatabilmek durumundadırlar.

Platform’da “Taktiksel Birlik” ile anlatılmak istenen, bir örgütün üyelerinin, bireyler olarak mücadele etmelerindense beraberce örgütlü bir güç olarak mücadele etmeleri gerektiğidir. Birlik tarafından bir stratejide ortaklaşıldıktan sonra (her ne kadar ilk başta buna karşı olsalar da) bütün üyeler bunun başarısını sağlamak için çalışacaklardır. Bu şekilde kaynaklar ve zaman ortak bir doğrultuya, üzerinde hemfikir olunmuş bir amaca yoğunlaştırılır.

Yani “Teorik ve Taktiksel Birlik” belirli fikirler ve bu fikirleri uygulama aygıtlarında ortaklaşmış bir anarşist örgüt anlamına gelir. Platform metninin temel kabulü uyumluluk ve tutarlılık arasında belirli bir bağlantı olduğudur. Platform, kolektif kararlar alıp bunları uygulayarak uyumluluğun arttırılmasıyla anarşist fikirlerin etkisinin artacağını iddia eder. Onlara göre, bu olmadan daha örgütlü gruplar (mesela Leninist olan gruplar) kendi savlarının duyurulması ve dinlenmesi yönünden anarşistlerden daha iyi bir konumda olacaklardır. Anarşistler kendini beğenmiş olamazlar ve kendi fikirlerinin kesin doğruluğu ve gücü çok başarılı olacak ve kazanacak gibi bir umuda bel bağlayamazlar. Tarihin de gösterdiği gibi bu nadiren de olsa olmuştur ve olduğu zamanlarda da otoriterler genelde ortaya çıkan anarşist etkiyi ezme gücünü gösterecek durumdadırlar (örneğin Rusya’daki durum böyleydi). Platformistler, içinde yaşadığımız dünyanın toplumun nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair rakip fikirler arasındaki mücadelenin bir ürünü olduğunu ve anarşist sesin güçsüz, sessiz ve örgütsüz olması durumunda duyulmayacağını ve diğer savların, diğer fikirlerin başarılı olacağını iddia ederler.

Bizi “Kolektif Sorumluluk” ‘a ulaştıran şey, Platform metninde “Birlik her üyenin devrimci ve siyasal faaliyetinden sorumlu olacaktır; yine her üye bir bütün olarak Birliğin devrimci ve siyasal faaliyetinden sorumlu olacaktır.” [A.g.e.,s. 32] şeklinde tanımlanmıştır.

Platform, bu terimle her üyenin örgütün verdiği kararları desteklemesi ve her üyenin kolektif karar alma sürecinde yer alması gerektiğini açıklamaktadır. Platformistler bu olmadan, federasyonun ortaklaşmalarını kabul etmeyen bireyler ve gruplar olursa alınan bütün kararların sadece kağıt üstünde alınmış kararlar olarak kalacağını iddia ederler (Platformistler bunu “sorumsuz bireycilik”(a.g.e.) olarak tanımlarlar). Bununla beraber, “Kolektif sorumluluk” ile grubu oluşturan bütün bireylerin gücü büyümüş ve kolektif olarak uygulanmış olur. Ne var ki, bir Platform destekleyicisi şöyle belirtmiştir:

“Platform metni kolektif sorumluluğun pratikte nasıl işlediği konusunda detaya girmemiştir. Hiç değinmeden bıraktığı konular vardır, mesela çoğunluğun kararına karşı çıkanlar meselesi gibi. Biz açıkça, çoğunluğun görüşlerine karşı çıkanların kendi görüşlerini ifade etme hakları olduğunu, ancak bunu yaparlarken örgütün görüşünü temsil etmediklerini açıklığa kavuşturmaları gerektiğini iddia ederiz. Eğer örgütün içindeki bir grup insan çoğunluk kararına karşı çıkarsa örgütlenmek, bilgi dağıtmak haklarıdır; bu şekilde savlarını bir bütün olarak örgütün içinde duyurabilirler. Tartışma ve anlaşmazlığın, özgürlük ve açıklığın bireyleri ve üyesi oldukları grupları güçlendirdikleri inancı; anarşizm anlayışımızın bir parçasıdır.” [Kızıl ve Kara Devrim, no. 4, s. 30]

Platform metnindeki “Örgütsel Bölüm”’ün son ilkesi “bireylerin ve örgütlerin ortak bir amaç doğrultusunda kolektif çalışma yürütmeye yönelik özgür anlaşması” olarak tanımlan ve “bireylerin ve örgütlerin bağımsızlığını ve inisiyatifini ortak davaya hizmetle uyumlu hale” gelmesini sağlayan “Federalizm” ‘dir. [A.g.e.,s. 33] Ancak, Platform bu ilkenin “bireyin kendi ‘ego’sunu” üyesi olduğu örgütteki “örgütsel görevlere ilişkin yükümlülüklerden bağışık olarak ifade etme hakkı” anlamına gelecek şekilde anarşist hareket içinde “tahrifata uğratıldığını” iddia eder (a.g.e.). Bu problemin üstesinden gelebilmek için“federalist türden anarşist örgüt”’ün;“her üyenin bağımsızlığını, özgür düşüncesini, bireysel özgürlük ve inisiyatifini kabul ederken, her üyenin kararlaştırılmış örgütsel görevler üstlenmesini ve ortak kararlarını uygulanmasını talep” [A.g.e.,s. 33-4] ettiğini vurgulamışlardır.

Anarşist örgütlenme meselesine sundukları çözümün bir parçası olarak, Platform her grubun “örgütün siyasal ve teknik çalışmasına rehberlik eden ve ona işlerlik kazandıran kendi sekreteryasına sahip” [A.g.e.,s.34] olmasını önermiştir. Dahası, Platform “Birlik tarafından alınmış kararların uygulanması; tek tek örgütlerin Birliğin teorik görüşleri ve genel taktik hattı ile uygunluk içindeki faaliyetlerinin teorik ve örgütsel uyarlanmasını sağlama; hareketin genel durumuna gözcülük etme; Birlik içindeki tüm örgütler arasında ve diğer örgütlerle işlevsel ve örgütsel bağlar geliştirme” gibi işlevlerin gerçekleştirilmesinden sorumlu “özel bir organ” yaratılmasını önerir; “Birlik Yürütme Komitesi.” Yürütme komitesinin hakları, sorumlulukları ve pratikteki görevleri Birlik kongresinde kararlaştırılır [a.g.e.] Bu önerme şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bir sonraki bölümde göreceğimiz gibi bu tip örgütlenmenin anarşist hareketi Bolşeviklere benzer şekilde merkezileşmiş, hiyerarşik bir partiye çevireceğini iddia edenler tarafından çok güçlü bir hoşnutsuzlukla karşılandı. Söylemeye gerek yoktur ki, Platformun destekleyicileri bu iddiaya karşı çıkarlar ve Platformun taştan yazılmadığını, tamamen tartışılması ve gerektiği gibi değiştirilmesi gerektiğine işaret ederler. Gerçekten, az da olsa bir kaç Platformist grup bu “sekreterya” yapısını oluşturmuşlardır (aslında gerçek bir “Platformist” grubun olmadığı, daha çok “Teorik ve Taktiksel Birlik” ve “Kolektif Sorumluluk” konularında Platformdan etkilenmiş grupların olduğu söylenebilir.)

Benzer şekilde günümüz Platformistleri de bütün anarşistleri tek bir örgüte toplama fikrini reddederler. Özgün Platform metni Genel Birliğin farklı gruplar ve bireylerin oluşturduğu bir çatı örgütü olduğunu ima eder gibidir. Çoğu Platformist herkesi kapsayacak bir örgütün olamayacağını iddia etmekte, hatta bunun gerekli olmadığını düşünmektedirler. Bunun yerine, her biri içsel olarak birlik olmuş, mümkün olan durumlarda beraber çalışabilen bir kaç örgütlenmenin var olduğu çok daha şekilsiz ve akışkan bir Anarşistler Genel Birliği tasavvur etmişlerdir.

Özgün Platform metni kadar, çoğu Platformist gelenek içinde Georges Fontenis’in Liberter Komünist Manifesto’sunu ve “Durruti’nin Dostları” ‘nın yazdığı Taze Bir Devrime Doğru adlı metni referans olarak almışlardır. Bir kaç anarko-sendikalist “Durruti’nin Dostları”’nın manifestosunun CNT’nin 1936 öncesi durumuyla güçlü benzerlikler taşıdığını ve bunun CNT’nin 19 Haziran 1936’dan sonra ihmal ettiği konumu referans alan anarko-sendikalist bir belge olduğunu savunarak bu son iddiayı sorgular.

Günümüz dünyasında Platformist ve Platformizmden etkilenmiş pek çok örgüt vardır. Bunlar; İrlanda temelli Workers Solidarity Movement (İşçi Dayanışma Hareketi), İngiliz Anarchist Communist Federation (Anarşist Komünist Federasyon), Fransız Libertarian Alternative (Liberter Alternatif), İsviçreli Libertarian Socialist Organisation (Özgürlükçü Sosyalist Örgüt), İtalyan Federation of Anarchist Communists (Anarşist Komünistler Federasyonu) ve Güney Afrikalı Workers Solidarity Federation (İşçi Dayanışma Federasyonu).

Bir sonraki bölümde çoğu anarşistin Platformizme karşı itirazlarını tartışıyoruz.

4.Neden bir çok anarşist “Platform’a” karşıdır?

“Platform” metni yayımlandığında, çoğunluğu eleştirel olmak üzere, muazzam boyutta bir tartışma ve düşünceyi kışkırtı. Tanınmış anarşistlerin birçoğu platformu reddetti. Aslında platformun anarşistlerin nasıl örgütlenmesi gerektiği konusundaki önerilerini Berkman, Emma Goldman, Volin, Maximoff, Luigi Fabbri, Camilo Berneri ve Errico Malatesta reddederken sadece Nestor Mahno (metnin ortak yazarlarından) bu önerileri destekledi. Tanınmış anarşistlerin hepsi platformun “anarşizmi Bolşevikleştirmeye” çalıştığını veya metnin yazarlarının Rusya’da Bolşeviklerin “başarısının” etkisi altında kaldığını iddia etti. O zamandan beri anarşist çevrelerde platform metni pek çok tartışma yaratmaya devam etti. Peki, neden birçok anarşist geçmişte ve bugün platforma karşı çıkmıştır? Anti platformistlerin çoğunun platformun pek çok bölümüyle ilgili söyleyecek sözü varken (mesela hem Maximoff hem de Volin platformun teoride “geçiş dönemi” ihtiyacını reddederken, pratikte kabul ettiğine işaret etti) anlaşmazlığın temeli “taktik ve teorik birlik”, “kolektif sorumluluk” ve grup ve örgütü yönlendiren idari “sekreterlik” çağrısı yapan “örgütsel bölüm” içinde ortaya çıktı. Buralarda anarşistlerin çoğu anarşizmle çelişkili kabul ettikleri fikirler buldular. Biz de, genellikle en önemli kabul edildiği için bu konuya yoğunlaşacağız.

Bugün, liberter hareketin bazı kısımlarında platformistler çoğunlukla “lider olmayı isteyenler” olarak dışarıda bırakılır. Ancak Malatesta ve platformun diğer eleştirmenlerinin bu konuda takındığı tutum yukarıdaki gibi değildir. Malatesta ve Maximoff’ un ikisi de, Maximoff’ un kelimelerini kullanacak olursak, anarşistlerin “kitlelere gitmesini…onlarla çalışmasını, kitlenin ruhu için mücadele etmesini ve onu ideolojik olarak kazanmasını ve onu yönlendirmesini” savundular. [Yapıcı anarşizm s.19]. üstelik Maximoff’ un notlarına göre, “sentezci” anarşistler de benzer sonuçlara ulaşmıştı. Yani tartışmanın bütün tarafları anarşizmin yönlendirici olmasını kabul etmişti. Sorun, Malatesta ve ötekilerin gördüğü gibi, yönetip yönetmemek değil, nasıl yöneteceğindi – tartışmada önemli bir ayrım noktası. Bakunin gibi, Maximoff da sorunun “liderliği reddetmek değil, onun özgür ve doğal olmasını garanti etmek” olduğunu iddia ediyordu. Malatesta da aynı fikirdeydi ve iki ‘alternatif’ ortaya koyuyordu: Ya insanların diğerleri tarafından önerilen ve sürdürülen metot ve çözümlerden daha iyiyse ya da öyle görünüyorsa bizimkilere kendilerini tavsiye ve örneklemeyle uydurmaya hakları olduğu bir liderlik yaratırız ya da yönetimi elimize alarak, ki bu bir hükümet olmaktır, yönetebiliriz. Mahno platformistlere sormuştu, “hangi şekilde yönetmek istersiniz?” [Anarşist Devrim s.108]

Malatesta, Mahno ve çalışması hakkındaki bilgileri dahilinde, cevabın ikinci yol olması gerektiğini düşünürken, Mahno’nun genel hareket içinde, otoriter bir biçimde, devrimin teorik ve pratik programını dayatacak bir merkezi organ görmek istediği şüphesiyle sarsıldığını söyleyecekti. Bu sarsıntı platformdaki “idari komitenin (anarşist) örgüte ideolojik ve örgütsel yönlendirme yapacağı” içindi.

Maximoff da platformun anarşistlerin örgütlü bir güç şeklinde devrimci iş kolu sendikalarına girmesi, genel anarşist örgütten önce sendikada çalışması, bu örgüt tarafından yönlendirilmesi gerektiğini söylediğini belirtirken aynı vurguyu yapar [Liberter Komünistlerin Örgütsel Platformu s.25], bu da sendikalardaki anarşistlerin kendilerini seçen sendika üyelerine karşı değil, anarşist federasyona karşı sorumlu olduğunu gösterir. Maximoff’un belirttiği gibi platforma göre, anarşistler eğer gerekiyorsa sendikanın kendi isteği dışında olmasına rağmen iş kolu sendikalarına hazır formüllerle girmeli ve kendi planlarını uygulamalıdır [Yapıcı anarşizm s.19]. Bununla beraber, platformun, “anarşizmin ne politik güç ne de diktatörlük istediğini” iddia ettiği göz önüne alınırsa, Maximoff’un eleştirileri fazla sert kabul edilebilir ve bu yüzden iş kolu sendikası hareketi içinde ters ilkeleri savunduklarını iddia etmek zordur. Eğer platformun yorumlarını “fikirlerin önderliği” kapsamı içinde değerlendireceksek, bahsettikleri şey basitçe anarşist grubun sendika üyelerini kendi fikirlerinin doğruluğuna tartışma yoluyla ikna etmesiydi ve böylece anlaşmazlık platformun yazarlarının dili açık olmayan (yada kötü) kullanımına bağlanabilir. Bu Maximoff’ un reddetmeyeceği bir şeydir, bundan eminiz. Pek çok çabaya ve bu konudaki pek çok mektuba rağmen (özellikle Malatesta ve Mahno arasında) “liderlik” sorunu, kısmen de tartışmalı başka bir konu olduğu için, iki tarafı da tatmin edecek şekilde çözümlenemedi. Bu diğer tartışmalı konu (orijinal Platformun belirleyici kısmını oluşturan) ilgili örgütsel ilkeler meselesiydi. Malatesta bu örgütsel ilkelerin anarşist metot ve ilkelere uymadığını ve bu yüzden anarşizmin zaferini getirmekte yardımcı olamayacağını iddia etti [Anarşist Devrim s.97]. Bu iki temel neden yüzündendi: birincisi Platformun “sekreteryası” ve “idari komitesi” meselesi, ötekisi de “kolektif sorumluluk” meselesi. İkisine de sırayla bakacağız.

Sekreteryalar ve idari komiteler etrafında şekillenen bir yapı ile anarşistlerin genel birliğinin iradesi ancak idari komiteyi seçen ve kontrol eden ve bütün önemli konularda karar veren kongreler aracılığıyla ifade edilen bir çoğunluk iradesi anlamına gelebilir. Doğal olarak bu kongreler üye gruplarının çoğunluğu tarafından seçilen temsilcilerden oluşacaktır. Bu yüzden en iyi durumlarda kararlar çoğunluğun çoğunluğu tarafından alınacaktır ve bu, özellikle muhalif fikirler ikiden fazlaysa kolaylıkla sadece bir azınlığı temsil edecektir. Bu da, Malatesta’nın söylediği gibi, salt bir çoğulcu sisteme salt parlamentarizme tekabül edecektir ki bu da doğası gereği anarşist değildir.

Platformist federasyon, örgütün aktivite ve gelişimini yöneten sekreteryalara ve idari komitelere dayandığı sürece, bu eleştiri geçerlidir. Böyle bir sistemde, bu organlar örgütü kontrol ettikçe ve üyelerden onların kararlarına uyması beklendikçe (teorik ve taktiksel birlik ve kolektif sorumluluk adına) bu organlar fiilen birliğin hükümeti olacaktır. Bu hükümet seçilmiş ve hesap veren durumunda olsa da, adı geçen organların sırf yürütme gücü olmasından dolayı yine de bir hükümettir. Maximoff’ un iddia ettiği gibi, platformdaki bireysel inisiyatifin özel bir karakteri vardır. Her örgütün (mesela bireysel inisiyatif hakkına sahip üyelerin birliği), örgütün ideolojik, politik ve teknik faaliyetlerini yöneten bir sekreteryası vardır. Peki sıradan üyelerin kendi öz iradeleriyle yaptıkları faaliyetler ne olacaktır? Açıkça sıradan üyelerin yapabilecekleri tek şey sekreteryaya uymak ve onun direktiflerini yerine getirmektir. [Yapıcı Anarşizm s.18]. Bu platform tarafından önerilen yapının mantıksal sonucu olarak görülmektedir. “Bu ruh”, der Malatesta, “bu meyil otoriter kalmakta ve bu öğretici etki anti anarşist kalmaktadır.” [ Anarşist Devrim, S.98]

Malatesta, tam tersine, bir anarşist örgütün, tüm örgütsel işlerin bireylerin düşünce ve inisiyatiflerinin önünün kesilmediği şekilde özgürce yapıldığı; tam otonomiye, tam bağımsızlığa ve dolayısıyla bireylerin ve grupların tam sorumluluğuna dayanması gerektiğini iddia eder. Böyle bir örgüte üye olan bütün bireyler kabul edilmiş ilkelerle çelişmeyen ve diğerlerinin faaliyetlerine zarar vermeyen her fikri ifade edebilir ve her taktiği kullanabilirler; dahası bu örgütlerin seçtiği yönetici organlar ne yürütme gücüne nede yönetim gücüne sahip olmayacaklar, bu işler gruplara ve grupların kendi kaderlerini belirlemesi için federal toplantılara bırakılacaktır. Temsili organlar olsalar bile, böyle örgütlerin kongreleri her tür otoriterlikten arındırılmış olacaktır, çünkü bu kongreler hukuku yaratmazlar, kendi çözümlemelerini başkalarına dayatmazlar ve onları kabul edenlerin haricindekiler için bağlayıcı ya da zorlayıcı olmazlar. Böyle bir örgüt kolektif karar almayı ve herkesin kendi karar vereceği zorunluluğu reddetmez, tam tersine onların üzerine kurulur.

Platform tarafından etkilenen grupların çoğu, yine de onun örgütsel önerilerinin bu kısmını reddeder görünmektedir. Sekreteryaların ve idari komitelerin yerine bu grupların meselelerde kolektif karara ve bu yolla eylemsel bütünlüğe varmak için düzenli konferansları ve toplantıları vardır. Bu yüzden gerçekten önemli olan mesele platform tarafından önerilen yapı değil teorik ve taktiksel birliktelik ve kolektif sorumluluk meselesidir. Gerçekten de, bu mesele, örneğin, Mahno’ nun Malatesta’ ya gönderdiği mektubun ana konusudur ve bu sayede bu meselelerin platformistlerin diğer anarşistlerden ayıran temel meseleler olduğunu söylüyoruz.

Peki Malatesta bu kavrama ne şekilde karşı çıktı?

Platform kolektif sorumluluk fikrini bütün birliğin her üyesinin politik ve devrimci faaliyetinden sorumlu olması; aynı şekilde, her üyenin birliğin politik ve devrimci faaliyetinden sorumlu olması şeklinde tanımladı. Malatesta bunu şu şekilde yorumladı: Peki eğer birlik her üyenin ne yaptığından sorumluysa üyelerini ve çeşitli grupları ortak programı herkesin en iyi olduğunu düşündüğü şekilde uygulamakta nasıl özgür bırakabilir? Bir insan onu engelleyecek araçlardan yoksunsa nasıl bir eylemden sorumlu olabilir? Bu yüzden birlik ve idari komite üye bireyin hareketlerini denetleme ve neyin yapılıp neyin yapılmayacağını onlara emretme ihtiyacı duyacaktır; olaydan sonraki memnuniyetsizlik önceden kabul edilmiş bir sorumluluğu haklı çıkartamayacağı için, hiç kimse komiteden izin almadan hiçbir şey yapamayacaktır. Ve, öbür yanda bir birey kolektifin sorumluluğunu onun ne yapacağını ve eğer onaylamasa bile bunu engelleyemeyeceğini bilmeden kabul edebilir mi?

Başka sözcüklerle, “kolektif sorumluluk” terimi (sözlük anlamıyla alınırsa), oldukça verimsiz ve bir şekilde otoriter tarzda bir örgütlenmeyi ifade eder. Herhangi bir faaliyette bulunulmadan önce örgüte danışılmalıdır ki, bu da bireysel, grupsal ve yerel inisiyatifi yok edecektir. Örgüt gelişen durumlara, eğer verebilirse geç tepki verecektir ve bu tepki ilk elden bilgi ve deneyim tarafından bilgilendirilmiş olmayacaktır. Dahası bu tür bir örgüt, üyeler daha onların ne olduğunu bilmeden çoğunluğun kararlarına uymak zorunda olduğundan bireysel değerlendirmenin teslim olması anlamına gelecektir. Sonuçta, eğer taktik ve durumu onaylamıyorlarsa ve kendilerini eylemleriyle durumu ilerletmek için ortaya koyamıyorlarsa bireylerin tek yapabileceği şey örgütü bırakmaktır.

Ayrıca bu yapıya göre platformun federalizmi kabul etmesi sadece sözdedir. Platforma karşı eleştirel olan çoğu anarşistin iddia ettiği gibi, “platformun yazarları federalist ilkeyi belirlerken, gerçekte değişik anarşist örgütlere ideolojik ve örgütsel yön verme sorumluluğu olan ve dolayısıyla gelecekte işçilerin profesyonel örgütlenmesini yönetecek, idari komiteye sahip mükemmel derecede merkezileşmiş bir örgüt taslağı ortaya koymuşlardır.” [Cevap; Yapıcı Anarşizm s.35-36]

Dolayısıyla kolektif sorumluluk mantıksal sonuca götürüldüğünde, fazla bürokratik ve yavaş olmasından dolayı, gerçekte anarşist çalışmayı engelleyecek gibi görünmektedir. Varsayalım ki, kolektif sorumluluk ve taktiksel ve teorik birlik uygulandığında, anarşist kaynaklar ve zaman daha verimli kullanılacaktır. Yine de, eğer varılan kolektif karar yanlış ya da pek çok alanda uygulanamaz ise verimli olmanın anlamı nedir? Yerel gruplar yerel koşullar hakkındaki bilgilerini uygulamak ve bu koşulları yansıtan teoriler ile politikalar üretmek yerine platformist örgütün birliği adına uygun olmayan politikaları uygulamak zorunda kalabilirler. Mahno’ nun yerel örgütlerin faaliyetleri, mümkün olduğu ölçüde, yerel koşullara uyacak şekilde adapte edilebilir dediği doğrudur, ama bütün ülkeyi kaplayan anarşistlerin birliğinin bütünsel örgütlenme pratiği kalıplarına uyduğu ölçüde [Devlet Karşıtı Mücadele ve Diğer Yazılar s.62]. Platformun birliği hakkında hala soru işaretleri vardır (yine de, ilerde tartışacağımız gibi platformun durumu yazıda belirtilenden daha az marjinal olabilir). Bu yüzden anarşistler geleneksel olarak yerellerin gerçek ihtiyaçlarını karşılayabilmek için örgütlerinin içinde federalizmi ve özgür anlaşmayı savunmuştur.

Yine de, platformun kolektif sorumluluk tanımını sözlük anlamıyla ya da mantıksal sonucu olarak almazsak (Mahno’ nun önerdiği gibi), o zaman platformistlerle platformist olmayanlar arasındaki mesafe bu kadar uzak olmayabilir. Malatesta’nın Mahno’ nun mektubuna cevabında belirttiği gibi: “ortak bir amaç için diğerleriyle bir araya gelen ve birlikte çalışan herkesin, faaliyetlerini yoldaşlarıyla koordine etme, diğerlerinin çalışmalarına zarar veren şeyler yapmama ve yapılan anlaşmalara uyma zorunluluğunu hissetmesi gerekliliğini kabul ediyor ve destekliyorum. Dahası bu zorunluluğu hissetmeyen ve uygulamayanların örgütten dışlanması gerektiğini savunuyorum. Belki de, kolektif sorumluluktan bahsederken, tam olarak bir örgütün üyeleri arasında olması gereken uyum ve dayanışmadan bahsediyorsun. Eğer böyleyse, kullandığın ifade dilin kötü kullanımına bağlı ama temel olarak bu önemsiz bir dilsel sorundur ve kısa sürede bir anlaşmaya ulaşılacaktır” [A.g.e, s:107-108].

Bu, aslında çoğu platformist örgütün uyguladığı yöntem gibi görünmektedir. Platformistler pek çok konuda (mesela, örneğin, işkolu sendikalarının doğası ve anarşistlerin onlarla ilişkisi) geniş teorik ve taktiksel konumlarda anlaşmışlardır ama bu çizgilerde hareket etmeye yerel gruplarla başlamışlardır. Dahası, yerel gruplar bir faaliyete başlamadan önce örgüte bildirmek zorunda değildir. Diğer bir deyişle, pek çok platformist grup platformu doğrudan almamaktadır ve pek çok farklılık, büyük ölçüde de, dilsel bir sorundur.

Anarşistlerin çoğu, platformist grupları aralarındaki ilişkide fazla merkezi olmakla eleştirirken, aynı zamanda, birçok anarşist örgüt, hatta platformist olmayanlar bile, platformdan bu konuda etkilenmiştir. Bu etkilenme iki şekilde kendini göstermiştir; eleştiriler sayesinde orijinal platform, platformist grupların nasıl gelişeceğini etkilemiştir. Tabi ki bu, platformistlerle diğer anarşistler arasında az fark olduğunu yada hiç fark olmadığını göstermez. Platformist gruplar kolektif sorumluluk ve teorik ve taktiksel birliği vurgulamaya diğer gruplardan daha meyillidir, bu yüzden, platformistler “sentezci” örgütlerde çalıştıkları zaman bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır(mesela Fransa’da bu durum platformistlerle diğerleri arasında pek çok kötü duyguya yol açmıştır).

Önde gelen Rus anarko-sendikalist G.P Maximoff’ un “Yapıcı Anarşizm” kitabı bütün ilgili belgeleri bir yere toplar. Bu kitap Maximoff’ un platform eleştirisiyle birlikte sentezci cevabı ve Malatesta ile Mahno arasındaki, Malatesta’nın platformla ilgili eleştirel makalesiyle ilgili yazışmaları içerir. Ayrıca Anarşist Devrim kitabı Malatesta’nın makalesini ve aralarındaki mektuplaşmayı içerir.

5. Anarşist Federasyonların Başka Biçimleri Var Mıdır?

Diğer bir tür anarşist federasyon da, bizim sınıf mücadelesi grubu olarak adlandırdıklarımızdır. Mesela İngiltere’deki pek çok yerel anarşist grup bu anlayışa göre örgütlenir. Bu gruplar, sınıf mücadelesi terimini, kendi anarşizmlerinin, sürekli yenilenen kapitalizm yoluyla değişen yaşam biçimlerine karşı kolektif işçi sınıfı mücadelesine ve mesela kooperatiflere dayandığını belirtmekte kullanırlar (elbette, birçok sınıf mücadeleci anarşist bu anlayışla hareket eder fakat anarşist bir toplumu bu şekilde yaratamayacaklarının da farkındadırlar). Biz sınıf mücadelesi terimini buradaki biçimiyle kullanacağız. Bu noktayı vurgulamak için, bu çeşit anarşist ve federasyonları tanımlamakta sınıf mücadeleci terimini kullanmamız, sentezci veya platformistlerin sınıf mücadelesini desteklemediği anlamına gelmez. Desteklerler!.

Bu gruplar sentezcilik ile platformun arasındadırlar. Bahsi geçen sınıf mücadeleci gruplar, bir federasyonun içinde farklı bakış açılarının olmasının önemli olduğunu düşündükleri ve platformun yaptığı gibi, farklı koşullardaki farklı gruplara ortak bir çizgi dayatmanın yanlış olacağını düşündükleri için sentezci yaklaşımı benimserler. Yine de, platform gibi, sınıf mücadeleci gruplar da, anarşizmin bütünüyle farlı kolları arasında zorlama bir birliktelik yaratmanın çok mantıklı olmadığının farkındadırlar. Dolayısıyla sınıf mücadeleci gruplar, bireyci yada mutualist anarşistlerin, anarşist komünistler veya sendikalistlerle aynı örgütün parçası olması yada anarko-pasifistlerin pasifist olmayanlarla güçlerini birleştirmesi gerekliliği fikrini reddederler. Sonuç olarak, sınıf mücadeleci gruplar, dramatik şekilde reddedilebilecek bakış açılarını barındıran bir örgütün bu zorlukları aşmanın imkansızlığına bağlı sonuçsuz tartışmalara ve eylemin felç olmasına yol açacağının farkındadır.

Bunun yerine, sınıf mücadeleci anarşistler, federasyon içindeki anlaşmanın temel terimleri olan ortak bir hedefler ve ilkeler kümesi olması gerektiğini savunurlar. Eğer bir birey ya da grup bu şartları kabul etmiyorsa katılmayabilir. Eğer bu birey ve gruplar üye iseler ve şartlardan bazılarını değiştirmek istiyorlarsa ama diğerlerini bu değişime ikna edemiyorlarsa, o zaman ahlaki olarak örgütten ayrılmalıdırlar. Diğer bir deyişle, bu hedef ve ilkeler bireylerin ve grupların üzerinde anlaşılmış politik bir gruptaki bireylerin ve bir federasyondaki grupların kendi yerel faaliyetlerini dayandıracakları, üzerinde kolektif olarak anlaşmaya varılmış bir zemin anlamına gelir. Sonuçta, faaliyetler için ortak bir yol ve nasıl hareket edileceğine dair bir rehber olacaktır (özellikle bir grup veya federasyon toplantısının yapılamayacağı durumlarda). Böylece bireysel inisiyatif ve kolektif faaliyet, birbirlerini engellemeden birlikte sürdürülebilir. Ayrıca bu hedef ve ilkeler, potansiyel üyelere anarşist grubu daha iyi tanıtacaktır.

Böyle bir federasyon, diğer bütün anarşist gruplar gibi, politikayı, taktikleri, stratejileri ve hedefleri sürekli yeniden değerlendirmek için yapılan düzenli yerel toplantılar ve sık aralıklarla bölgesel, ulusal vs. konferanslara dayanacaktır. Artı, böyle toplantılar, gücün faaliyeti koordine etmek için kullanılan daha üst yönetimsel komitelerde toplanmasını engeller. Bu düzenli konferanslarda, belirli konularda federasyon politikaları yaratmak ve ortak stratejilerde uzlaşmak hedeflenir. Bu politikalar, üzerinde anlaşıldıktan sonra, üyeler üzerinde ahlaki açıdan bağlayıcıdır, üyeler bu politikaları daha ileri safhalarda gerektiği şekilde gözden geçirebilir ve iyileştirebilir ama onların uygulanmasını engelleyecek faaliyetlerde bulunamazlar (eğer bu politikaları büyük bir yanlış olarak görüyorlarsa kendileri uygulamak zorunda değildirler). Diğer bir deyişle, anarşist bir örgüte üye bireyler, kabul edilmiş ilkelerle çelişmediği ve diğerlerinin faaliyetine zarar vermediği sürece her fikri ifade edebilir ve her taktiği kullanabilirler [Errico Malatesta, Anarşist Devrim s.102].

Mesela, böyle bir federasyondaki azınlıklar, kendilerinin azınlıkta olduğunu ortaya koydukları ve federasyonun hedef ve ilkeleriyle çelişmedikleri sürece kendi politikalarını takip edebilirler. Bu şekilde anarşist federasyon birleşik faaliyet ve farklı fikirleri birleştirir, çünkü bütün durumlara uygulanabilecek genel bir politika uygulanamaz ve azınlıklar için hata yapmak kendi alanlarında daha büyük problemler yaratacağını bildikleri politikaları takip etmekten daha iyidir. Kendi faaliyet ve politikaları federasyonun temel politik fikirleriyle çelişmediği sürece, çeşitlilik en iyi taktik ve fikirlerin belirlenmesi için temel bir gerekliliktir. Sentezci örgütlenmenin problemi ise bu temel politik fikirlerin üzerinde anlaşması zor olması ve sulandırılarak nerdeyse işlevsiz hale getirilmesidir (mesela bireyci ve komünist anarşistleri birleştiren bir federasyonun komünizm gerekliliği, komünal sahiplik vb. konularda anlaşması mümkün değildir).

Dolayısıyla sınıf mücadeleci grubun savunucuları, anarşist örgütün, bireylerin ve grupların tam otonomisi, tam bağımsızlığı ve dolayısıyla tam sorumluluğu; ortak bir amaç için ortak bir çalışmada birleşmenin faydalı olduğuna inananların özgür uyumu; alınan kararlara karşı ahlaki sorumluluk duyma ve kararlaştırılmış programla çelişecek hiç bir şey yapmama üzerine kurulması gerektiğini savunan Malatesta ile aynı fikirdedirler. Pratik yapılar ve örgüte hayat verecek doğru araçlar bu temelde kurulmalı ve düzenlenmelidir. Bu şekilde, gruplar, grupların federasyonu, federasyonların federasyonu, toplantılar, kongreler, uyum komiteleri ve dahası. Ama bütün bunlar, “bireylerin düşünce ve inisiyatiflerinin engellenmediği ve çabaları etkilemeye çalışmanın imkansız veya etkisiz olacağı bakış açısıyla, özgürce yapılmalıdır.” [a.g.e., s.101] Sınıf mücadeleci grup (Murray Bookchin’ in kelimelerini kullanacak olursak) “anarşist-komünizm bir kültürel ambiyans havası içinde sürüklenen, bir ruh hali ya da meyil olarak kalamaz. Eğer etkili bir şekilde, açık seçik olarak bu yeni sağ duyuyu yayacaksa örgütlü -aslında çok iyi örgütlü- olmalı; ilgili bir teorisi ve geniş bir külliyatı olmalı; zamanımızın sezgisel özgürlükçü vurgularını bozmaya çalışan otoriter hareketlerle (kapitalist ya da devletçi sosyalist) kapışma ve sosyal rahatsızlığı örgütlenmenin hiyerarşik türlerine karşı yönlendirme yeteneğine sahip olmalıdır.” [ İspanya’ya tekrar bakmak s.53-96, Radikal Yazılar, s.90]

6. Anarşist Teori İçinde Bu Grupların Rolleri Nedir?

Bahsi geçen anarşist grupların ve federasyonların amacı, anarşist idealleri toplum ve toplumsal hareketler içinde yaymaktır. Onların amaçları, insanları, anarşist fikirlerin ve analizlerin doğruluğuna ve toplumun ve kendilerinin özgürlükçü bir değişiminin gerekli olduğuna ikna etmektir. Bunu, insanlarla eşitlikçi ve yatay bir ilişki kurarak ve “örnek ve öneriler yoluyla insanları, metotlarımızı ve çözümlerimizi, diğerlerinin öneri ve uygulamalarından eğer ki daha doğru görünüyorlarsa, benimsemelerini kendilerine bırakarak” yaparlar. (Errico Malatesta, Anarşist Devrim s.108)

“Uyum gruplarının” ve onların federasyonlarının anarşist teoride anahtar bir rolü vardır. Bu, anarşistlerin toplumda farklı düzeylerde bilgi birikimi ve bilinçlilik olduğunun farkında olmalarındandır. İnsanların mücadele yoluyla ve kendi deneyimleri aracılığıyla öğrendikleri, anarşizmin temel unsurlarından birisi olmakla beraber, şu da bir gerçektir ki farklı insanlar farklı hızlarda gelişir ve her birey özeldir ve farklı etkiler altındadır. Bir anarşist broşürün ortaya koyduğu gibi; “Emekçi sınıfın deneyimleri, devamlı olarak kurulu düzeni sorgulayan fikirler ve eylemler geliştirir...aynı zamanda emekçi sınıfın farklı kesimleri farklı bilinç düzeylerine erişir.” (Devrimci Örgütün Rolü, s.3) Bu durum aynı sınıfı oluşturan bireylerde hatta aynı yerde ve aynı şartlarda yaşayan insan topluluklarında da kolayca görülebilir. Bazıları anarşist, bazıları marksist, bazıları sosyal demokrat, bazıları tutucu, kimi liberal, çoğu apolitik, bazıları ise sendika destekçisi, kimi ise sendikaya karşı vs. Anarşistler anarşizmin, toplumda varolan pek çok eğilimden sadece biri olduğunu bildiklerinden, toplumsal mücadeleyi etkileme adına anarşistler olarak örgütlenirler. Ancak geniş kitlelerin anarşist fikirleri benimsemesiyle, anarşist bir toplum mümkün olacaktır. Anarşist düşüncelerin ve yöntemlerin emekçi sınıfında ve toplumda yaygın bir şekilde kabul görmesini ve yaygın bir etki alanına sahip olmasını amaçlıyoruz, çünkü bize göre toplumun başarılı bir devrimci dönüşümünü gerçekleştirme olanağına sahip olan tek güç emekçi sınıftır, toplumun kendisidir. Malatesta’nın iddia ettiği gibi anarşistler, “hareketi ideallerimiz doğrultusuna çekmek için çok çaba sarf etmelidir. Ancak bu etkiyi diğer gruplardan daha doğru şeyler yaparak ve daha çok çalışarak oluşturabiliriz ... Bu yüzden ideallerimizi derinleştirmeli, geliştirmeli ve bunların propagandasını yapmalıyız ve güçlerimizi ortak eylem doğrultusunda koordine etmeliyiz. Emek hareketi içinde çalışmalı ve hareketin kapitalizmle uyumlu olan bir takım küçük düzeltmelerle sınırlı kalmamasını ve seçkin bir grub tarafından yozlaştırılmaması için çaba göstermeliyiz. Tüm kitleler içinde isyan ruhunu ve özgür ve mutlu bir yaşam arzusunu uyandırmak için çalışmalıyız. Kapitalizmin ve devletin güçlerini zayıflatmaya ve emekçilerin zihinsel düzeylerini ve maddi koşullarını yükseltmeye eğilimli tüm hareketlere katılmalı ve onları desteklemeliyiz.” [Life and Ideas, s. 109]

Anarşist örgüt insanların anarşist çıkarımlara varmaları sürecini tetiklemek için vardır. Anarşist örgüt insanların kendiliğinden sahip oldukları duygu ve düşünceleri (“ücretli kölelik berbat bir şeydir”, “devlet insanları kandırmak ve dolandırmak için vardır” gibi), varolan toplumu ve toplumsal ilişkileri meşrulaştıran genel iddiaları, bir tartışma ortamı yaratarak ve daha iyi bir toplum vizyonunu ortaya koyarak çürütme yoluyla açığa çıkarmayı amaçlar. Başka bir deyişle bu örgüt, varolan toplumun gerçekte ne olduğunu açıklamayı ve anarşizmin toplumsal sorunların niye tek gerçek çözümü olduğunu göstermeyi amaçlar.Bu işin bir parçası olarak liberalizm, sosyal demokrasi, leninizm gibi tüm diğer iddiaların niye çözüm olamayacağını açıklamamız, bunlara karşı ideolojik mücadeleye girişmemiz gerekir. Bir anarşist örgüt ayrıca ezilenlerin kolektif belleği olmalı, emek mücadelesindeki geleneklerin canlı kalmasına ve gelişmesine uğraş vermelidir ki, yeni nesil anarşistler yola koyulurken, mücadelelerini üzerinde yükseltecekleri bir zemin olacak olan bir deneyim birikimine sahip olsunlar.

Anarşist örgütleri kendilerine yardımcı rolünü biçerler, liderlik rolünü değil. Voline’nin iddia ettiği gibi, politik olarak bilinçli olan azınlık “müdahale etmeli. Ama her yerde ve her koşul altında ... bu azınlıktaki bireyler ortak işe, gerçek katılımcılar, iş birliğine giden kişiler olarak katılmalılar, diktatörler olarak değil. Özellikler bir örnek ortaya koymaları ve kendilerine kimseye baskın çıkmadan, kimseye boyun eğdirmeden veya kimseyi ezmeden görev biçmeleri zorunludur ... Özgürlükçü teze göre, işyeri komiteleri, sınai ve tarımsal birlikler, kooperatifler gibi pek çok sınıf örgütünü federatif bir şekilde birleştirip, bu yapıları kullanarak devrimi ilerletecek olan emekçi yığınların kendileridir... Özgürlükçülere göre ‘elit’e [yani politik olarak bilinçli olan kitle] düşen görev kitlelere yardımcı olmak, onları aydınlatmak, eğitim vermek, zorunlu tavsiyeleri vermek, kitleleri inisiyatifi ellerine almaya itmek, örnek sunmak ve eylemlere destek vermektir; onları idari olarak yönetmek değil.” [Bilinmeyen Devrim, s. 177-8]

Bu rol genellikle “fikirlerin önderliğini” sağlamak olarak adlandırılır. (Bakunin aynı fikri anlatmak için talihsiz bir terim olan “görünmez diktatörlük” kavramını kullanmıştır)

Anarşistler bu kavramın, öncü partinin üyelerinin (sendika ya da tarım kooperatifleri gibi) örgütlerin güç ve sorumluluk sahibi mevkilerine atandıkları parti liderliğine ilişkin leninist fikirler gibi otoriter içerikli liderlik kavramlarından farkını vurgularlar. Her ne kadar leninist örgütler de, anarşist örgütler de emekçi sınıftaki “eşitsiz gelişim” (pek çok farklı politik fikirlerin varolması) sorununu aşmak için varolsalar da; bu grupların amaçları, rolleri ve yapıları daha farklı olamazdı. Özünde leninist partiler (devrimci örgütün içinde hiyerarşik yapıları yeniden üretmenin yanında) sosyalist politikayı, emekçi sınıfın deneyimlerinin bir ürünü olarak değil, emekçi sınıfın dışından, radikal entelijensiyadan (ç.n. entelektüel kast) (ayrıntılar için Lenin’in Ne Yapmalı kitabına bakılabilir) yükselen bir şey olarak görürler (bu noktada Lenin’in tüm eleştirilerine rağmen aslında Karl Kautsky’ nin standart Sosyal Demokrat teorisini ve düşüncelerini izlediğini eklemeliyiz).

(...)

Elbetteki anarşist bir grubun etkinliği vakumda cereyan etmez. Sınıf mücadelesinin düşük olduğu, kolektif eylemliliğin ender bir durum olduğu dönemlerde anarşist fikirler ütopyacı gözükür ve pek çokları tarafından önemsenmez. Bu koşullar altında, pek az kişi anarşist olacaktır, çünkü emekçi insanların günlük deneyimleri şu anki sisteme alternatif bir düzenin kurulabileceği güvenini vermez. Ayrıca anarşist örgütlerin küçük olmasının bir sebebi de, alternatif arayışı içinde olanların pek çoğunun daha görünür olan ve kulağa özgürlükçü gelen bir retorik (emekçi kontrolü, işçi konseyleri terimlerini kullanan Leninist gruplar) kullanan başka gruplara katılmaktadır. Ancak, sınıf mücadelesi yükseldikçe ve insanlar kolektif eyleme geçmeye daha istekli olmaya başlayınca; kendi eylemlilikleriyle radikalleşmeye ve kendilerini daha yetkin hissetmeye başlayabilir, anarşist fikirlere ve toplumun değişimi olasılığına daha açık olabilirler. Bu durumlarda anarşist gruplar büyürler ve anarşist fikirlerin etkisi artar. Bu durum da anarşist fikirlerin neden olabildiğine yaygın olmadıklarını açıklar. Aynı zamanda anarşist bir grubun başka bir önemli rolüne daha işaret eder: Tepki süreçlerinde anarşist fikirlere sürüklenen insanlar için deneyimlerle ve fikirlerle tanışabilecekleri ve bunları paylaşabilecekleri bir çevre ve alanın sağlanması.

Bu durumda, anarşist grubun görevi yabancı bir ideolojiyi emekçi sınıfa dışardan aktarmak değil, bunun yerine “iç güdüden” “ideale” hareket eden emekçi sınıf insanlarının fikirlerinin gelişimine ve netleşmesine destek olmak ve bu yolla böylesi bir gelişim (“içgüdüden” “ideale”) içindekilere yardım etmektir. Bu gelişime, baskı ve sömürüye karşı direnişi cesaretlendiren ve bir o kadar da mevcut toplumsal sistemin ( ve onun temellerinin) iflasını teşhir eden propagandayı yaparak destek olacaklardır. Bakunin için bunlardan ikincisi “bazen gelişimi kolaylaştıran ve hızlandıran ... [ve] proleteryaya sahip olduğu, hissettiği, zaten içgüdüsel olarak arzuladığı şeylerin farkındalığını sağlayacak ama onlara, sahip olamadıkları şeyi asla veremeyecek olan ... proleteryanın hali hazırdaki içgüdülerinin yeni ve daha uygun bir şekle girişine, daha doğru bir ifade buluşuna” olanak sağlar. Birincisi ise “propagandanın en çok tercih edilen, en etkili ve en dayanılmaz şeklidir” ve “her işçinin kalbinin derinliklerinde yatan, kitlelerdeki tüm toplumsal-devrimci içgüdüleri uyandırır”, böylece içgüdülerin “aktarılan sosyalist düşünceye” dönüşmeye başlamalarına olanak sağlar. [Michael Bakunin’ in Toplumsal ve Politik Düşüncesi, s.107, s.108 ve s.141’den Richard B. Saltman tarafından alıntılanmıştır.]

Diğer bir deyişle, “[anarşist] örgüt kendini sadece bir propaganda grubu olarak göremez. her şeyin ötesinde, bu örgüt bir eylemciler meclisidir. Kadınların, siyah grupların ve eşcinsellerin grupları kadar, kitlesel [sendika] grupları, kiracı dernekleri, işgal evleri(gecekondular) ve işsiz gruplar emekçi sınıfın bütün temel örgütlenmelerinde etkin olarak çalışmalıdır... nasıl gelişebilecek kitlesel işçi hareketlerinin öz-örgütlenmelerine ve özerkliklerine saygı duyuyorsa ... kendi fikirlerini bu grupların içinde yayarken ... bu hareketleri de devrimci örgütün bir uzantısı haline getirmeye çalışmaz.” [Devrimci Örgütün Rolü, s.5]. Böylesi bir örgüt sosyalist politikaların (Lenin ve Kautsky’ nin iddia ettiği gibi) bir bilimdense emekçi sınıfın deneyimlerinden türediğini kabul ettiğinden ve halk hareketlerine egemen olmayı hedeflemek yerine onların içinde onlarla beraber eşit bir şekilde çalışmayı yeğlediği için leninist algıda olduğu gibi öncücü değildir.

Hatta, Bakunin (tanrı fikrinin kötülükleri hakkındaki tartışmasında) öncücülük hakkındaki leninist fikirlerin sosyalizmdense parti diktatörlüğünün oluşumu ile sonlanacağının sebeplerinin mükemmel bir özetini sunar:

“Bir kez, insanın doğal düşüklüğü ve kutsal bir esinlenme olmadan gerçek ve adil fikirleri kendi çabasıyla kavrama konusundaki temel yetersizliği kabul edilirse, hemen ardından, pozitif dinlerin tüm teolojik, siyasal ve toplumsal sonuçlarının kabulü de zorunluluk haline gelir. Mükemmel ve üstün varlık olan Tanrı, insanla karşı karşıya konulur konulmaz, Tanrı tarafından seçilmiş ve esinlenmiş kutsal aracılar yer yüzünden gökyüzüne yükselir ve kutsal varlık adına insan ırkını yönetmeye hak kazanır.”[Tanrı ve Devlet, s.41, çev.: Öteki Yay.]

Ne Yapmalı?’da, Lenin, sosyalist “bilinç onlara[işçilere] ancak dışarıdan götürülebilirdi... işçi sınıfının kendi gücüyle ancak ve yalnız trade-unionist bilince... ulaşabileceğini göstermektedir” ve “sosyalizm öğretisi mülk sahiplerinin eğitim görmüş temsilcileri tarafından, aydınlar tarafından” geliştirilmiştir der ve böyle yaparak Tanrının yerine Marksizmi koyar.[Ne Yapmalı?, s.36, çev.: İnter Yay.]

Bu nedenle, Troçki’ nin Komünist Parti’nin 1921 tarihli kongresinde yaptığı “Parti diktatörlüğü işçi demokrasisinin gelip geçici huysuzluğuyla belli bir süre uyuşamasa bile, diktatörlüğünü öne sürmeye yetkilidir!” ve “... işçi sınıfında bile olsa geçici sendelemeleri dikkate almaksızın diktatörlüğünü sürdürmek zorundadır.” yorumları şaşırtıcı değildir. [ M. Brinton tarafından alıntılanmıştır, Bolşevikler ve İşçi Denetimi, s. 127, çev.: Ayrıntı Yay.] Bunlar, öncücülüğün sadece mantıki olumsuz sonuçlarıdır ( ve tabi ki, “gelip geçici huysuzluğun” veya bir “geçici sendelemenin” ne olduğunu belirleyen de –doğru ideolojinin, “bilimsel” sosyalizmin destekçisi olan- Partidir ve bu nedenle diktatörlük leninizm’in mantıki bir sonucudur.) Bakunin’ in iddiasının geçerliliği kolayca kabul edilebilir. Anarşistlerin öncücülük kavramını tamamen reddetmelerinde şaşılacak bir şey yoktur.

Böylece, emekçi sınıfın içinde “gelişmiş” kesimlerin de bulunduğunu ve anarşistlerin de onlardan biri olduğunu kabul ederken; anarşizmin temel özelliğinin, politikasının emekçi sınıf hayatının gerçekliğindeki kapitalizmle ve devletçilikle doğrudan savaşın somut deneyimlerinden türediğini de kabul ediyoruz. Bu, anarşistlerin mücadele içindeki emekçi sınıftan da bir şeyler öğrenmesi gerektiği anlamına gelir. Eğer anarşist fikirlerin emekçi sınıfın deneyimlerinin ve öz-eylemliliğinin bir ürünü olduğunu ve bunların yeni deneyimlerin ve mücadelelerin ışığında sürekli olarak değiştiğini ve geliştiğini kabul ediyorsak bu durumda anarşist teori, anarşist olmayanlardan da bir şeyler öğrenerek değişmeye açık olmalıdır. Bu olguyu kabul etmemek, öncücülüğe ve dogmatikliğe yol vermektir. Bu nedenden ötürü anarşistler, anarşistler ve anarşist olmayanlar arasında siyasal ve toplumsal eşitliğe dayalı; karşılıklı etkileşime ve hatasız kimsenin olamayacağı veya kimsenin –özellikle de anarşistlerin- bütün cevapları bilemeyeceği kabulü üzerine kurulu bir ilişki olması gerektiğini iddia ederler. Bu fikirle, emekçi sınıf içindeki “gelişmiş” grupların varlığını kabul ederken (ki bu açıkça emekçi sınıf içindeki düzensiz gelişimi yansıtır) anarşistler böylesi bir düzensizliği, anarşist örgütlerin toplumsal mücadeleye müdahaleleriyle asgariye indirmeyi hedeflerler; (aşağıda tartıştığımız gibi) karar alma sürecine herkesi dahil etmeye dayalı bir müdahale.

Bu sebeple, anarşist grupların genel hedefi – genel anarşist toplum çözümlemeleri ve güncel olaylar, özgürlükçü örgütlenme şekilleri, doğrudan eylem ve dayanışma vs. gibi fikirleri yaymak insanları anarşizme kazandırmaktır (örn. anarşist “yapmak” )

Bu hem propagandayı hem de toplumsal mücadele ve kitle örgütü içindeki eşit insanlar olarak katılımı kapsar. Anarşistler önderlerin değişiminin (olumsuz) önderlik soruna bir çözüm olmadığını düşünürler. Mesele bundan ziyade herkesi yetkilendirerek önderleri gereksiz hale getirmektir. Malatesta’nın iddia ettiği gibi, bizler “insanları serbest bırakmak istemiyoruz; biz onların kendilerini serbestleştirmelerini istiyoruz.”[a.g.e., s.90]. Bu nedenle anarşistler “doğrudan eylemi, adem-i merkeziyetçiliği, özerkliği ve bireysel inisiyatifi savunur ve uygularlar; [kitle örgütlerinin] üyelerine örgütün canlılığına doğrudan katılmalarına ve liderleri ve tam mesai görevlileri ekarte etmelerine yardım etmek için özel bir çaba sarf etmelidirler.”[a.g.e., s.125]

Bu, anarşistlerin anarşist grupların ve federasyonların örgütlerin “liderleri” olmaları gerektiği fikrine karşı çıktığı anlamına gelir. Bunun yerine, bizler anarşist fikirlerin toplum içinde ve kitle örgütlenmelerinde sıradan şeyler olmalarını, bu şekilde iktidar konumundaki insanların önderliği yerine yönetilenler (alt tabaka) tarafından alınan kararlar üzerinde yönetilenlerin içindeki aktivistlerin(Bakunin’ in terimini kullanmak gerekirse) “doğal etkileşim”inin gelmesini arzularız. Bakunin’ in fikirlerini daha detaylı olarak bölüm J.3.7.’de tartışacak olsak da, “doğal etkileşim” kavramını Durruti’nin arkadaşı ve CNT ve FAI’ deki etkili bir anarşist militan olan Francisco Ascaso’ nun bu yorumundan çıkartabiliriz:

“Sendika işlerine karışan tek bir FAI militanı bile yoktur. Ben çalışıyorum, bu yüzden sömürülen bir kişiyi. Sendikaya aidatımı ödüyorum ve ben sendika toplantılarında konuştuğum zaman bunu sömürülen bir kişi olarak yapıyorum ve buna FAI’li olan ya da olmayan diğer militanlar kadar hakkım var, çünkü benim de diğer üyeler gibi üyelik kartım var.”[Abel Paz tarafından alıntılanmıştır, Durruti ve İspanya Anarşist Devrimi: Halk Silahlanınca, s.193]

Bu, “fikirlerin önderliğinin” doğasını gösterir. İktidar veya sorumlu konumuna seçilerek gelmektense, anarşistler kendi fikirlerini kitle toplantılarında sunarlar ve savunurlar. Bu yöntem açıkça iki yollu bir öğrenme süreci anlamına gelir, anarşist diğerlerinin deneyimlerinden bir şeyler öğrenirlerken, diğerleri de anarşist fikirlerle temasa geçerler. Dahası, bu siyasal ve toplumsal eşitlik üzerine kurulu, birilerini kendilerinden daha yüksek bir iktidara getirmeye çalışan insanlardansa eşit insanlar arasındaki tartışmalara dayalı bir ilişkidir. Bu aynı zamanda örgütteki herkesin ulaşılan kararın alınmasına katılımını, kararın anlaşılmasını ve karara hem fikir olunmasını garantiler. Açıkça bütün katılımcıların politik gelişimine yardım eder (özellikle vurgulamalıyız ki buna anarşistler de dahildir). Durruti’nin de iddia ettiği gibi, “İradesi yabancılaşmış bir kişi, hiç bir zaman kendini özgür bir biçimde ifade edemez ve herhangi bir sendika toplantısında kendini en silik konuşmacın dahi etkisi altında hisseder, kendi kişisel düşüncelerini geliştiremez. Bir insan kendi başına düşünemediği ve kendi sorumluluğunu üstlenemediği sürece insanlığın gerçek kurtuluşu mümkün olmayacaktır.”[a.g.e., s.259]

“Fikirlerin önderliği”’ni desteklememizin nedeni, anarşistlerin tüm kitle örgütlerinin açık, tam bir özyönetime sahip ve otoriterlikten arınmış olması gerektiğini düşünmeleridir. Ancak bu şekilde fikirler ve tartışmalar örgütün işleyişinde önemli bir rol oynar. Anarşistler “yukarıdan gelen ve zorla dayatılanın olumluluğuna inanmazlar... insan kitlelerinden çıkan ve onlar geliştikçe gelişen yeni bir yaşam tarzını isterler. Bu nedenle bütün çıkarların ve fikirlerin ifade bulabildiği bilinçli bir örgüt önemlidir ve komünal hayatı da bu çıkarların ve fikirlerin önemiyle orantılı olarak etkilemelidir.”[Errico Malatesta, a.g.e., s.90]. Bakunin’ in birinci Uluslararası İşçi Birliği ile ilgili olarak söyledikleri bunu açıkça belirtiyor:

“Bu, kitlelerin özgür ve kendiliğinden eylemliliği ile tabandan örgütlenmiş bir halk hareketi olmalıdır. Gizli hükümetçiliğin olması gerekir, kitleler her şeyden haberdar olmalıdırlar... Enternasyonel’ in bütün ilişkileri, kaçamaklar ve dolambaçlı yollar olmaksızın tamamen ve açıkça tartışılmalıdır.”[Bakunin, s.408]

Anarşistlerin toplumsal mücadelelerde ve kitlesel örgütlerde ve bu mücadelelerin örgütlenmesinde müdahalelerinin nasıl olacağı ile aynı öneme sahip bir başka sorun da bu müdahalenin doğasıdır. Anarşist eylemin doğasını ve toplumsal mücadele ve değişime özgürlükçü bir bakış açısını, politik olarak farkında olan azınlığın onların içinde nasıl çalışacaklarını özetlediklerinden İngiliz özgürlükçü(liberter) sosyalist Solidarity(Dayanışma) grubunun söylediklerinden bir alıntı yapmak isteriz:

“Devrimciler için; güveni, özerkliği, inisiyatifi, katılımı, dayanışmayı, eşitlikçi eğilimleri ve kitlelerin öz eylemliliğini ve çarpıtmaları engellemeye yardımcı olan her şey anlamlı eylemdir. Kitlelerin edilgenliğini, ilgisizliğini, sinizmini, hiyerarşik olarak ayrımlarını, yabancılaşmalarını, başkalarına kendi işlerini yapmaları için duydukları güveni, başkaları tarafından maniple edilmelerini sağlayan her şey verimsiz ve zararlı eylemdir.”[Gördüğümüz Gibi]

“Anlamlı eylem” insanları (Kropotkin’ in kelimeleriyle) “kendileri için eylemeye” teşvik etmeyi de gerektirir. Bölüm A.2.7 de belirttiğimiz gibi, anarşizm öz-özgürleşmeye dayanır ve bunun en önemli alanı öz-eylemliliktir. Dolayısıyla Malatesta şunu iddia eder:

“Görevimiz, insanları ihtiyaç duydukları ve elde edebilecekleri tüm özgürlükleri kazanmaları ve kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için hiç bir otoriteden emir beklemeksizin kendilerinin sorumluluk almaları için onları itmektir. Görevimiz, propaganda ve eylem yoluyla, her türlü bireysel ve kolektif eylemlilikle insanları kışkırtarak ve cesaretlendirerek hükümetin kullanışsızlığını ve zararını açıklamaktır.

“Bu gerçekte bir özgürlük eğitimi, itaate ve edilgenliğe alıştırılmış insanların kendi gerçek güçlerinin ve yeteneklerinin farkındalığını sağlama meselesidir. Kişi, insanları kendileri için bir şeyler yapmaya cesaretlendirmelidir...”[a.g.e., ss. 178-9]

Herhangi bir anarşist örgüt için diğer bir kilit rol de insanları bu “kendi kendilerine yapmak” için “itmek” eylemidir. Doğrudan eylemin teşvik edilmesi, toplumsal mücadele ve kitlesel örgütler içinde anarşist propaganda ve kitlesel katılım kadar önemlidir.

Bu tip toplumsal mücadele gelişimlerinde, devrim gittikçe yakınlaşır. Anarşistlerin toplumsal devrim hakkındaki görüşlerini Bölüm J.7’de tartışıyor olsak da, burada da belirtmeliyiz ki anarşist örgütün rolü değişmez. Murray Bookchin’ in de iddia ettiği gibi, anarşistler “fabrika komitelerini, meclislerini [ve mücadele sırasında insanlar tarafından oluşturulmuş diğer örgütleri] ... herkesin bildiği politik partiler gibi onları yönetmeye, maniple etmeye veya bağlamaya değil, gerçek kitlesel öz-yönetim organlarına dönüşmeleri için ikna etmeye çalışırlar.”[Kıtlık Sonrası Anarşizm, s.217] Bu şekilde, mücadele içinde öz-yönetimi teşvik ederek, anarşistler öz-yönetimin varolduğu bir toplumun temellerini atarlar.

Kaynak:
http://www.infoshop.org/faq/secJ3.html#secj36

Çeviri
Kara Kızıl Notlar

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

a014
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : Ciao Bella
Diğer

  Linkler
Anarşist Komünist İnisiyatif
Anarşi Forum
Koyaanisqatsi Fanzin
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız