Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!

Louis Lingg (1870-1887)

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Eylül Ekim Kasım 2005

Bolşevikler ve işçi denetimi Yazar : Maurice Brinton

“BOLŞEVİKLER VE İŞÇİ DENETİMİ 1917’den 1921’e Devlet ve Karşı Devrim” adlı kitabın giriş bölümü
Yazan: Maurice Brinton
Çeviren: Necmi Erdoğan
Ayrıntı Yayınevi, 1990
Bu kitap Solidarity / Red & Black Yayınları’nın 1975 basımından çevrilmiştir.

GİRİŞ

Bu küçük kitabın iki amacı var: "İşçi denetimi" üzerindeki güncel tartışmaya yeni olgusal malzemeyle katkıda bulunmaya çalışmak ve Rus Devrimi'nin yazgısı üzerine yeni bir çeşit çözümlemeye girişmek. Gösterileceği üzere, iki hedef birbiriyle ilişkilidir.

İşçi denetimi

"İşçi denetimi" hakkında yine konuşuluyor. Ulusallaştırma (ister Batı, isterse de Doğu türü olsun) ve "işçi sınıfı partisi" yönetimi (ister Doğu, isterse de Batı türü olsun) açık biçimde başarısız olmuştur. Sıradan insanların umut ve beklentilerini karşılamamışlar veya onlara içinde yaşadıkları koşulları belirlemekte herhangi bir gerçek söz hakkı vermemişlerdir. Bu, "işçi denetimi" konusuna ve yüzyılın başında farklı bir bağlamda genel geçer olan düşüncelere yeni bir ilgi uyandırmıştır.

Bugün, genç liberaller ve işçi "solcuları", yorgun sendika memurları ve şu ya da bu türden "Troçkistler" gibi oldukça farklı insanlar anarkosendikalistlerden ve "özgürlükçü" (libertarian) Marksistlerden söz etmeye bile gerek yok- "işçi denetimi" üzerine konuşuyor. Şu iki şeyden birini akla getiriyor bu: Ya bu insanlar ortak hedeflere sahipler -ki pek olası görünmüyor- ya da sözcükler ifade ettikleri kadar maskelemeye de hizmet etmektedir. Tarihin kritik bir aşamasında farklı "işçi denetimi" kavrayışlarını savunanların birbirleriyle nasıl karşı karşıya geldiklerini anımsatarak ve kimlerin kazandığını, neden bunların kazandığını ve sonuçlarının neler olduğunu göstererek karışıklığı bir miktar gidermeyi umuyoruz.

Tartışmanın tarihsel kökenlerine bu dönüş, arşivcilik düşkünlüğünden veya zor anlaşılırlık merakından ileri gelmiyor. Britanya'da devrimci hareket -birçok Avrupa ülkesindekinden farklı olarak- bütününde ampirik, "dene ve gör" türü bir yaklaşımı tercih ederek teoriyle hiçbir zaman fazla ilgilenmemiştir. Bu, hareketin metafizik spekülasyonun bataklığına gömülmekten sakınmasına zaman zaman yardım etmiş olabilir; ama, genel maliyeti -netlik ve tutarlılık bakımından- ağır olmuştur. Hedefler ve ilerlemeyi engelleyen güçler açık seçik anlaşılmaksızın -kısaca, bir tarih anlayışı olmaksızın-devrimci mücadele, "yönü olmayan bir hareket" haline gelmeye yüz tutar. Net perspektifler olmayınca, devrimciler, kendi geçmişlerinin sınırlı bilgisiyle kolayca uzak durabilecekleri tuzaklara düşmeye -ya da çıkmaz sokaklara saptırılmaya- eğilim gösterirler.

"İşçi denetimi" hakkındaki karışıklık (en azından Britanya'da) kısmen terminolojiktir. Britanya hareketinde (ve daha az bir ölçüde de İngiliz dilinde), arasıra örtüşebilirse de, genellikle çok ayrı işlevler olan "denetim" ile "yönetim" işlevleri arasında açık seçik bir ayrıma nadiren gidilir. Fransız, İspanyol veya Rus siyasal literatüründe iki ayrı terim ("contröle" ve "gestion", "control" ve "gerencia", "kontrolia" ve "upravleniye"), sırasıyla, üreticilerin üretim süreci üzerindeki kısmi veya topyekün egemenliğine işaret eder. Bir an üzerinde düşünmek, bu ayrıma niçin gitmek zorunda olduğumuza açıklık kazandıracaktır,

Akla iki olası durum geliyor. Birinde, işçi sınıfı (kolektif üretici) tüm temel kararları alır. Bunu, kendisini tamamen özdeşleştirdiği veya bütünüyle egemen olabileceğini düşündüğü, kendi tercihi olan örgütler (fabrika komiteleri, işçi konseyleri vb) sayesinde doğrudan kendisi yapar. Seçilmiş ve geri çağrılabilir delegelerden oluşan bu organlar, olasılıkla, bölgesel ve ulusal bir temelde, federasyon halinde birleşir. Ne üretileceğini, bunun nasıl üretileceğini, hangi maliyetle üretileceğini, kimin pahasına üretileceğini (yerel birimlerin olası en yüksek özerkliğine izin vererek) kararlaştırırlar. Olası diğer durum ise, bu temel kararların "başka yerlerde", "dışardan", yani devlet tarafından, parti tarafından veya üretim sürecinin kendisinde derin ve doğrudan kökleri olmayan başka bazı Örgütler tarafından alındığı durum-dur. "Üreticilerin üretim araçlarından ayrılması" (tüm sınıflı toplumların temeli) korunur. Bu tip düzenlemenin ezici etkileri çok geçmeden kendini gösterir. Söz konusu birimin (agency) devrimci iyi niyetleri neler olursa olsun, siyasal kararların zaman zaman onaya veya değişikliğe sunulması hakkında koyabileceği (ya da koymayabileceği) kayıtlar neler olursa olsun, bu gerçekleşir.

Bu iki durumu tanımlayan sözcükler var. Yönetmek, birisinin, hükümran bir kişi veya kolektivite olarak, ilgili tüm olguların tam bilgisiyle kararları kendisinin almasıdır.* Denetlemek ise, başkalarının aldığı kararları gözetlemek, gözden geçirmek veya yoklamaktır. "Denetim" hükümranlığın sınırlanmasını ya da, en fazlası, kimi insanlar hedefleri belirlerken, diğerlerinin bu hedeflere ulaşmada uygun araçların kullanılıp kullanılmadığına baktığı bir iktidar ikiliği durumunu ifade eder. "İşçi denetimi" hakkındaki tartışmalar tarihsel olarak tam da böylesi ekonomik ikili iktidar durumlarında patlak vermeye eğilim göstermiştir.

Tüm ikili iktidar biçimleri gibi ekonomik ikili iktidar da esasen istikrarsızdır. Bu ikilik, ya (işçi sınıfının "denetimin" gitgide daha azını kullanmasıyla) bürokratik İktidarın pekiştirilmesine doğru ya da (İşçi sınıfının bütün yönetsel işlevleri üstüne almasıyla) işçi yönetimine doğru evrilecektir. "Solidarity"nin "işçilerin üretimi yönetimi" savunusunu başlattığı 1961'den beri, başkaları "işçilerin doğrudan denetimi", "işçilerin tam denetimi" vb için çağrıda bulunmaya başlamıştır - bunlar, önceki formülasyonların yetersizliğinin (ya da hiç değilse belirsizliğinin) sessiz kabulü anlamına gelir.

Bütün bunlara bir dilsel kesinlik sorunu, terminolojik veya öğretisel bir savuşturma diye bakmak basiretsiz bir görüş olacaktır. Geçmişin de, bugünün de kefaretini ödemek zorundayız. Siyaset sahnesine gökten zembille inmedik. Bu kavramların derin anlama sahip olduğu, devrimci, özgürlükçü bir geleneğin parçasıyız. Ve de siyasal boşluğun içinde yaşamıyoruz. Sürekli bir mücadelenin söz konusu olduğu özgül bir tarihsel bağlamda yaşıyoruz. Bu mücadelede, farklı toplumsal katmanların (burjuvazi, bürokrasi ve proletarya) çatışan çıkarları, şu ya da bu netlikle formüle edilen farklı talep tiplerinde ifade edilmektedir. Bu tartışmalarda denetim ve yönetim üzerine farklı düşünceler öncelikli rolü oynamaktadır. Çocuk bilmecelerinden farklı olarak, sözcüklerin tastamam bizim seçtiğimiz anlama gelmelerini sağlayamayız.

Üstelik, devrimci hareketin kendisi bu toplumsal arenadaki güçlerden biridir. Hoşumuza gitse de, gitmese de -ve kendisi tam anlamıyla ayırt etse de, etmese de- devrimci hareketin büyük kısmı Bolşevizm’in özellikleri, gelenekleri ve örgütsel kavrayışlarıyla doludur. Ve Rus Devrimi'nin tarihinde -özellikle 1917 ile 1921 arasında- "İşçi denetimi"ne karşı "işçi yönetimi" sorunu önemli yer tutmuştur."1917'den 1921'e kadar, sınai idare sorunu yeni toplumsal düzenin biçimlenişi hakkındaki ilkesel ayrılığın en hassas göstergesiydi... Komünist hizipler arasındaki fiili çatışmanın en sürekli ve kışkırtıcı odak noktasıydı bu."1 Ve, diye vurgulamak gerek, Bolşeviklerle devrimci hareket içindeki diğer eğilimle arasındaki çatışmanın... Binlerce devrimci öldürülecek, yüzbinlercesi de -mücadele edilerek- hesabı görülerek hapsedilecekti.

Devrimci harekete yeni girenlerin büyük bölümü bu tartışmalara yabancı olacaktır. Ama bu durum bir erdem olarak görülmemeli. Aydınlığa kavuşturma esastır; ancak burada yeni sorunlar çıkıyor ortaya. Gerçekte ne olduğuna ilişkin bir parça bilgisi olan devrimcilerin birçoğunda var olan metodolojik sefalet, tarihdışıcılık (hatta zaman zaman anti-entelektüelizm) yoldaki ilk trajik engeldir. Ve "teoriye olan ihtiyaç" ile "tarih çalışmanın gerekliliği" üzerine en çok gürültü koparan başkalarının (Bolşevizmin geride kalan varislerinin), en çok saklayacak (kendi tarihsel öncelleri gerçekten gün ışığına çıkarılabilir) ve en çok kaybedecekleri (kemikleşmiş inançlarına meydan okumak için tutarlı bir alternatif belirebilir) şeyleri olanlar olması şimdiki durumun ironilerinden biridir.

"İşçi denetimi" hakkındaki karışıklığın bir kısmı ne terminolojiktir ve ne de geçmiş tartışmalara ilişkin bilgisizlikten kaynaklanır. Kastidir. Sözgelimi bugün, gözünü kırpmadan "işçi denetimi"ni savunan kimi katılaşmış, kıdemli Leninistler veya Troçkistler bulunabilir (Sosyalist Emek Birliği'nde, Enternasyonel Marksist Grup'ta ya da Enternasyonel Sosyalizm "Önderliği"nde, örneğin). Hareket içinde şimdi yaygın olan karışıklığı kendi lehine çevirmeye çabalayan bu insanlar "işçi denetimi"nden, sanki a) Bu sözcüklerle, siyasette acemi olanların onların demek istediğini sanabilecekleri şeyi (yani üretimi ilgilendiren en temel sorunlar hakkında emekçi halkın kendisinin karar vermesi gerektiğini) kastediyorlarmış gibi ve b) Sanki onlar -ve bağlılık iddiasında bulundukları Leninist öğreti- bu çeşit talepleri daima desteklemiş gibi veya sanki Leninizm, "işçi denetimi"ni sadece özgül ve çok sınırlı tarihsel bağlamlarda manipülatif amaçlar uğruna kullanılacak bir slogan diye değil de, daima, yeni bir toplumsal düzenin evrensel olarak geçerli temeli diye görmüş gibi söz ediyorlar.2

Özyönetim sorunu zor anlaşılır değildir. Olası en keskin terimlerle tartışılması sekterlik anlamına gelmez. Özyönetim, çağımız devriminin temel konusudur. Yalnız bu bile, elinizdeki küçük kitabın niye yazıldığını açıklar. Yine de, bu dönemin (Rusya, 1917-1921) araştırılmasının daha derin içerimleri vardır. Şimdi kısaca eğileceğimiz bir görev olan Rus Devrimi'nin yazgısının yeni bir çeşit çözümlenmesi için temel sağlayabilir.

Rus Devrimi

1917'de (ve daha sonra) Rusya'da neler olduğuna yeni bir bakış tarzı önermek, yanlış anlaşılmaya davet ile eşanlamlıdır. Üstelik, sorulan sorular ve ileri sürülen metodoloji güncel kullanımdakinden farklı olursa, bu önerme hemen hemen kesinlik kazanır. Daha önce değinmeye fırsat bulduğumuz üzere, çarpıtarak sunma, kendisi için hiçbir şeyin yeni bir düşünce kadar acı verici olmadığı geleneksel solda yaşam tarzıdır.

Son 50 yılda, solun var olan tüm örgütleri Rus Devrimi hakkında bütün bir mitoloji (ve hatta bütün bir anti-mitoloji) oluşturdu. Parlamenter sosyal-demokrasi fetişistleri "Bolşevizmin başarısızlığını" onun "antidemokratik pratiklerinde" gördüler. Onlara göre, ilk günah Kurucu Meclis'in dağıtılmasıydı. Kendinden menkul "komünist hareket" (Stalinistler, Troçkistler, Maoistler vb) evlada yakışır bir gururla, muhteşem, sosyalist, Ekim Devrimi'nden söz etmektedir. Devrimin başlangıçtaki başarılarıyla övünmeye ve bunları popülerleştir-meye çabaladıkları halde, sonradan ne olduğunu, ne zaman olduğunu, niçin olduğunu ve bunun kime olduğunu değerlendirmelerinde farklılaşıyorlar. Çeşitli anarşistlere göre, devletin veya "siyasal iktidar"ın derhal yıkılmamış olması, temel anlama sahip hiçbir şeyin gerçekleşmediğinin nihai kanıtı ve kıstasıdır.3 Gerçi bunu ücret sisteminin yıkılmamasına, Rus nüfusunun çoğunluğunun SPGB bakış açısını dinleme hakkına sahip olmamasına ve o zaman var olan Rus kurumlarında parlamenter çoğunluk sağlamayı gözetmemesine atfetmekle birlikte, SPGB de hemen hemen aynı sonuca varır.

Bütün taraflarda insanlar Rus Devrimi'ni kendi propagandalarına eklemek amacıyla kullanmaya çabalıyorlar sadece kendi özgül tarih çözümlemelerine veya kendilerinin şimdiye ilişkin özgül reçetelerine uygun düşen yanlarını alıkoyarak. Rus Devrimi'nde yeni olan, yerleşik teorilerle çelişir veya kurulu kategorileri parçalar görünen ne varsa, sistematik biçimde "unutturulmuş", önemsiz gösterilmiş, çarpıtılmış, yadsınmıştır.

Canalıcı 1917-1921 deneyimini yeniden değerlendirmeye yönelik her türlü girişim muhalefet doğuracaktır mutlaka. İlk tepki gösterecekler "devrimci" örgütleri (ve "devrimci" ideolojiyi) tahrip ve yenilenme ikili tehlikesinden yıllardır koruyan "apparatçikler" olacaktır. Ne var ki, gerçekten devrimci siyasetin yolunu arayan birçok dürüst militanın zihninde de muhalefet uyanacaktır. Burada değinilen, basit bir psikolojik direniş değil, çeşitli "önderlikler"in gerici rol ve etkisine başvurularak örtbas edilemeyecek olan, çok daha derin bir olgudur. Eğer ortalama militan Rus Devrimi'nin ilk aşamalarında ortaya çıkan kimi sorunların tam anlamını kavramakta güçlük çekiyorsa, bu sorunların işçi sınıfının durmadan yüz yüze geldiği en önemli ve zor olanlar arasında (en önemli ve zor olanı olmasa da) olmaları nedeniyledir. İşçi sınıfı tepedeki siyasal kadroda basit bir değişikliğin ötesine giden bir devrim yaptı. Üretim araçlarının eski sahiplerini mülksüzleştirmeye (böylece de var olan mülkiyet ilişkilerini derinliğine değiştirmeye) muktedirdi. Ama ne derece bunun da ötesine gidebildi? Üretim ilişkilerini ne derece devrimcileştirebilirdi ya da buna hazırladı? Üretim ilişkilerinin tüm sınıflı toplumlarda cisimleştirdiği ve sürdürdüğü otorite yapısını ortadan kaldırmayı istiyor muydu? Üretime ve (böylelikle toplumun bütününü) yönetmeye kendisini ne ölçüde hazırlamıştı ya da bu görevi başkalarına devretmeye ne derece yatkındı? Ve egemen ideoloji, işçi sınıfını, tescilli düşmanlarının yerine "onun adına" konuşma iddiasındaki partiyi geçirmek zorunda bırakarak, ne ölçüde zafer kazanacaktı?

Bu sorulan yanıtlamak tuzaklarla kuşatılmış çok önemli bir görevdir. "Rus Devrimi'nin destansı dönemi"ni duygusal olmadan çözümleme arayışındaki herhangi bir kimsenin karşılaştığı tehlikelerden biri, o zaman siyaset sahnesinde etkin olan şu veya bu eğilim ya da bireyle (örneğin Osinsk, Kollontai, Maksimov, Mahno veya Miysnikov) "geriye dönük özdeşleşme" tehlikesidir. Anlamsız bir siyasal eğlencedir bu. Çabucak öyle bir ruh durumuna yol açar ki, devrimciler, olayların ana doğrultusunu anlamaya çalışacaklarına (ki yerinde uğraş da budur), kendilerini şöylesi sorular sorarken bulurlar: "Şu veya bu anda ne yapılması gerekiyordu?"; "Şu veya bu eylem zamansız mıydı?"; "Şu veya bu kongrede kim haklıydı?" vb. Bu tuzağa düşmediğimizi umuyoruz. Sözgelimi, İşçi muhalefetinin parti önderliğine karşı mücadelesini incelerken, bu bizim İçin "taraf tutma" sorunu değildir. Çatışan güçlerin gerçekten neyi temsil ettiğini anlama sorunudur. Örneğin, toplumsal hayatın her alanındaki bürokratikleşme rüzgârına meydan okur görünenlerin itkileri (ile ideolojik ve daha başka sınırları) nelerdi?

Bir başka tehlike (veya aynı tehlikenin bir başka biçimi) bu alana ilk kez girme cesareti gösteren, ama yine de resmi mitolojinin hâlâ başlarını döndürdüğü kişileri tehdit etmektedir. Tam da yıkılmak istenen masalın içinde sarmaş dolaş hale gelme tehlikesidir bu. Sözgelimi, Stalin'i (veya Troçki'yi veya Lenin'i) "yıkmak" isteyenler doğrudan hedeflerine başarıyla ulaşabilirler. Ama, bu dönemin en temel yeni özelliklerini görmeme, sezmeme ve saptamama pahasına "başarılı" olabilirler: Bu temel özellik, var oluş koşullarını toptan değiştirme arayışındaki işçi sınıfının özerk eylemidir. Bu kapandan uzak durduğumuzu umuyoruz. Öne çıkmış bireylerin ifadelerini hayli uzunca aktardıysak, bu, sadece onların tarihin verili bir anında insanların eylem ve düşüncelerine kılavuzluk eden ideolojilerin örneğini sunmaları yüzündendir. Anlatım boyunca, bundan başka, Bolşeviklerin söyledikleri veya yaptıklarıyla ciddi olarak uğraşmanın tek yolunun, onların söz ve eylemlerinin toplumsal rolünün açıklanması olduğunu düşündük.

Şimdi kendi metodolojik öncüllerimizi belirtmeliyiz: "Üretim ilişkilerinin" -bireylerin veya grupların zenginliğin üretilmesi sürecinde birbirleriyle girdikleri ilişkilerin- her toplumun gerçek temelleri olduğunu ileri sürüyoruz. Belirli bir üretim ilişkileri kalıbı bütün sınıflı toplumların ortak paydasıdır. Bu kalıp, üreticinin üretim araçlarına egemen olmadığı, tersine, hem kendi emeğinin ürünlerinden ve hem de "üretim araçlarından ayrıldığı" bir kalıptır. Tüm sınıflı toplumlarda üretici üretim sürecini yönetenlerin tabiyeti konumundadır. İşçilerin üretimi yönetmesi -üretim süreci üzerinde üreticinin topyekün egemenliğini imde ettiği biçimiyle- marjinal bir sorun değildir bizim için. Siyasetimizin çekirdeğidir. Sayesinde üretimdeki otoriter ilişkilerin (emir verici, emir alıcı) aşılabileceği ve komünist veya anarşist özgür bir toplumun ortaya konabileceği tek araçtır bu.

Üretim araçlarının üretim ilişkilerini devrimcileştirmeksizin el değiştirebileceğini (sözgelimi, özel ellerden kolektif olarak bunlara sahip olan bürokrasinin ellerine geçebileceğini) de kabul ediyoruz. Böylesi durumlarda -ve mülkiyetin biçimsel statüsü ne olursa olsun- toplum hâlâ sınıflı bir toplumdur; çünkü, üretim hâlâ üreticilerin kendilerinden başka bir ajan tarafından yönetilmektedir. Başla deyişle, mülkiyet ilişkileri üretim ilişkilerini zorunlulukla yansıtmaz. Gizlemeye de hizmet edebilirler; ve aslında çoğu zaman gizlemişlerdir de.4

Çözümlemenin bu kadarı hayli yaygın biçimde kabul edilmektedir. Şimdiye kadar girişilmemiş olan şey, Rus Devrimi'nin tarihini bu kapsamlı kavramsal çerçeveyle ilişkilendirmektir. Burada, böyle bir yaklaşımın belli başlı çizgilerine işaret edebiliriz yalnızca.5 Buna göre anlaşılan Rus Devrimi, Rus işçi sınıfının, eziciliği gitgide doğrulanan üretim ilişkilerinden kurtulmak için başarısız bir girişimini temsil etmektedir. 1917'nin kitlesel ayaklanması burjuvazinin siyasal üstünlüğünü (üzerinde kurulu olduğu ekonomik temeli: üretim araçlarının özel mülkiyetini paramparça ederek) parçalamak için yeterince güçlü olduğunu kanıtladı. Var olan mülkiyet ilişkileri sistemini değiştirdi. Ama, bütün sınıflı toplumların ayırt edici özelliği olan otoriter üretim ilişkilerini değiştirecek (bu yöndeki kahramanca girişimlere karşın) kadar güçlü olamadı. İşçi sınıfının (fabrika komitesi hareketinde en etkin olan) bazı kesimleri devrimi bu yönde etkilemeye elbette çaba harcadılar. Ancak, girişimleri başarısız kaldı. Bu başarısızlığın nedenlerini çözümlemeye -ve yeni efendilerin eskilerin yerini nasıl almaya başladıklarını görmeye- değer.

Sınai yaşam koşullarının topyekün dönüşümünü hedefleyenlere karşı mücadeleye sokulan güçler nelerdi? İlkin, tabii ki burjuvazi vardı. Böylesi bir topyekün toplumsal ayaklanmada kaybedecek her şeyi vardı burjuvazinin. İşçi yönetimi ile karşı karşıya geldiğinde, sadece üretim araçlarının sahipliğini değil, aynı zamanda, uzmanlıkta ve karar alma otoritesinin uygulanmasında kazanılan ayrıcalıklı konumlarının imkânını da kaybetmeye adaydı. Tabii burjuvazi, devrim önderlerinin "ulusallaştırmadan daha öteye gitmeyeceklerini" ve sanayi ile diğer alanlardaki emir verici-emir alıcı ilişkisini el değmeden bırakmaya istekli olduklarını görünce rahat bir nefes aldı. Doğru; burjuvazinin geniş kesimleri kaybettikleri mülkiyetlerini yeniden kazanmak için umutsuzca savaştılar. İç savaş uzun ve kanlı bir olaydı. Ancak, mülksüzleştirilmiş burjuvaziye gelenek ve kültür bağlarıyla az veya çok yakından bağlı olanların binlercesine pek kolayca "devrimci kaleye" -deyiş yerindeyse arka kapıdan- yeniden girme ve "işçi devleti"ndeki emek sürecinin yöneticileri rolünü yemden üstlenme fırsatı sunuldu. Bu beklenmedik fırsata şiddetli bir arzuyla sarıldılar. Kitleler halinde ya partiye katılarak ya da onunla işbirliğine girmeyi kararlaştırarak, Lenin'in veya Troçki'nin "çalışma disiplini" ya da "tek adam yönetimi" yanlısı her sözünü sinik bir memnuniyetle karşıladılar. Çok geçmeden birçoğu ekonomideki yönlendirici konumlara (yukarıdan) atanacaktı. Partinin kendisinin çekirdeğini oluşturduğu yeni siyasal- idari "elit" ile birleşen, mülksüzleştirilmiş sınıfın daha "aydınlanmış" ve teknolojik bakımdan vasıflı kesimleri üretim ilişkilerinde egemen konumları geri aldılar.

İkinci olarak, Fabrika Komitesi Hareketi "sol"daki açıktan açığa düşman eğilimlerle, örneğin Menşeviklerle uğraşmak zorundaydı. Menşevikler, devrim sadece burjuva-demokratik tipte bir devrim olabileceğinden, İşçilerin üretimi yönetme girişimlerinin geleceğinin olamayacağını tekrar tekrar vurguladılar. Bütün böylesi çabalar "anarşist" ve "ütopik" olmakla suçlandı. Menşevikler çeşitli yerlerde Fabrika Komitesi Hareketi'ne ciddi bir engel olduklarını gösterdiler; ama, muhalefet öngörülü, ilkeli ve tutarlıydı.

Üçüncüsü -ve keşfedilmesi çok daha zor olanı- Bolşeviklerin tavrıydı. Bolşevikler, mart ile ekim arasında fabrika komitelerinin gelişmesini desteklediler; ancak, 1917'nin son birkaç haftasında, bunları hadım etmek için daha uygun olan yeni sendika yapısında bütünleştirme çabasına girerek şiddetle karşılarına geçeceklerdi. Bu küçük kitapta tamamıyla tanımlanan bu süreç, kapitalist üretim ilişkilerine karşı hızla büyüyen meydan okuyuşu dönüm noktasına varmaktan alıkoymakta önemli bir rol oynayacaktı. Bunun yerine Bolşevikler, mart ile ekim arasında açığa çıkan enerjileri burjuvazinin siyasal iktidarına karşı (ve bu iktidarın dayandığı mülkiyet ilişkilerine karşı) başarılı bir hücum kanalına akıttılar. Bu düzeyde, devrim "başarılı" idi. Ama Bolşevikler, sanayide "hukuk ve nizamı" -kısa bir dönem için şiddetle sarsılmış olan üretimdeki otoriter ilişkileri yeniden pekiştiren bir hukuk ve nizamı- yeniden sağlamakta da "başarılı" idiler.

Parti neden bu tarzda hareket etti? Bu soruyu yanıtlamak, Bolşevik Parti'nin ve onun Rus işçi sınıfıyla ilişkisinin burada girişebileceğimizden çok daha bütünlüklü bir çözümlemesini gerektirir. Yine, atıp tutmak yerine daima anlamaya çalışarak mitolojiden de ("büyük Bolşevik Parti", "Lenin'in işlediği silah", "devrimin öncüsü" vb), anti-mitolojiden de ("totaliteryanizmin, militarizmin, bürokrasinin vb- cisimleşmesi olarak parti") uzak durulmalıdır. Yüzeysel düzeyde, partinin ideolojisi de, pratiği de bu yüzyılın ilk on yılında Çarlık Rusyası'nın özgül tarihsel koşullarında temellendi sıkı sıkıya. Yasadışılık ve baskı partinin örgütsel yapısını ve sınıfla ilişkisini kavrayışını (haklılaştırmasa da) kısmen açıklar.6 Anlaşılması daha zor olan şey, bu tip örgütlenmenin ve sınıfla bu tip ilişkinin partinin sonraki tarihi üzerinde kaçınılmaz biçimde doğuracağı etkileri değerlendirmiş görünmeyen Bolşevik önderlerin saflığıdır.

Partinin ilk dönem tarihi üzerine yazan, Bolşevik ortodoksisinin hiç de daha az temsilcisi olmayan Troçki şöyle diyecektir: “Siyasal bir mekanizmaya özgü alışkanlıklar şimdiden yeraltında biçimleniyordu. Genç devrimci bürokrat, bir tip olarak şimdiden doğuyordu. Gizlilik koşullan, gerçekten, demokrasinin seçimler, sorumluluk ve denetim gibi formaliteleri için oldukça yetersiz bir alan sunuyordu. Ancak, kuşku yok ki, komitedeki adamlar bu sınırlamaları zorunluluğun dayattığından epeyce fazla daralttılar. Zorunlulukla kitlelerin sesine dikkatle kulak verilmesini gerektiren durumlarda dahi, hükmetmeyi tercih edip kendilerinden çok devrimci işçilere karşı uzlaşmaz ve sert davrandılar. Krupskaya, Bolşevik komitelerde olduğu gibi kongrenin kendisinde de hemen hemen hiç işçi olmadığını belirtiyor. Entelektüeller hâkimdi. ‘Komitedeki adam’ diye yazıyor Krupskaya, ‘genellikle kendine tamamen güvenen bir kişiydi... Kural olarak parti içi demokrasiyi hiç kabul etmezdi... Herhangi bir yenilik istemezdi... Kendisini hızla değişen koşullara uydurmayı arzulamaz ve bunu nasıl yapacağını da bilmezdi’.”7

Bütün bunların neye yol açacağı ilk olarak 1905'te hissedildi. Sovyetler pek çok yerde ortaya çıkmıştı. “Bolşeviklerin Petersburg Komitesi, savaş halindeki kitlelerin partiye bağlı olmayan temsili gibi bir yenilikten dehşete düşmüştü. Sovyete ültimatom vermekten başka yapacak daha İyi bir şey bulamadı: Derhal sosyal-demokrat bir programı benimse veya dağıl. Bolşevik işçi grubu da dahil olmak üzere, bütün olarak Petersburg Sovyeti bu ültimatomu gözünü dahi kırpmadan reddetti”8 Bolşevizmin daha sofistike savunucularından biri, Broué şöyle yazacaktı: “Bolşevik Parti içinde Sovyetlere eri çok taraftar olanlar bile, bunları, en iyi durumda partinin yedekleri olarak gördüler sadece... Parti, Sovyetlerde oynayabileceği rolü ve kitlelere Önderlik etme açısından partinin etkisini arttırmak için sovyetlerin sunduğu fırsatı sonraları keşfedebildi ancak.”9 Sorun burada az ve öz olarak konuluyor. Bolşevik kadrolar, kendi rollerini devrimin önderliği olarak gördüler. Onlar tarafından başlatılmayan ya da denetimlerinden bağımsız olan bir hareket sadece kuşkularını uyandırabilirdi.10 Bolşeviklerin Sovyetlerin yaratılmasına "şaşırdıkları" söylenmiştir sık sık. Bu hüsnütabir bizi yanıltmamalı. Bolşeviklerin tepkisi sade "şaşırmaktan" çok daha derin anlama sahipti -bütün bir devrimci mücadele anlayışını, işçilerle devrimciler arasındaki bütün bir ilişki anlayışını yansıtıyordu-. Rus kitlelerinin kendi eylemi, 1905 kadar eski bir tarihten beri, bu tavırları modası geçmiş olarak kınamaya hazırdı bile.

Bolşeviklerle kitleler arasındaki bu ayrılma 1917 sıralarında kendini yeniden açığa vuracaktı. Buna ilkin Şubat Devrimi esnasında, tekrardan "Nisan Tezleri" zamanında ve daha da sonra Haziran Günleri döneminde tanık olundu.11 Partinin 1905'te de, 1917'de de "hatalar" yaptığı tekrar tekrar kabul edilmiştir. Ama bu "açıklama" hiçbir şeyi açıklamaz. Sorulması gereken bu hataları neyin olası kıldığıdır. Ve yalnızca, partinin yaratılmasından dosdoğru devrim zamanına kadar, parti kadrolarının yürüttüğü çalışma tarzı anlaşılırsa, buna yanıt bulunabilir. Parti önderleri (Merkez komitede olanlardan aşağılarda yerel gruplardan sorumlu olanlara kadar), çarlığa karşı mücadele koşullarının ve kendi örgütlenme anlayışlarının bileşik etkisi yüzünden, gerçek işçi hareketiyle ancak zayıf bağlar kurmalarına izin veren bir konuma yerleştirilmişlerdi. "Bir yetenek gösteren ve herhangi bir umut vaat eden bir işçi-ajitatörün" diye yazıyordu Lenin, "fabrikada çalışmaması gerekir. Parti desteğiyle yaşaması... ve yeraltı statüsüne geçmesi için gereğini yapmak zorundayız."12 Tabii, Bolşevik kadroda işçi sınıfı kökenli birkaç kişi de sınıfla gerçek bağlantılarını çok geçmeden kaybetti.

Bolşevik Parti 1917'den önce ve sonraki tavrını açıklamaya yardım eden bir çelişkiyle maluldü. Gücü kendisini destekleyen ileri İşçilerde yatıyordu. Bu destek zaman zaman yaygın ve samimiydi, hiç kuşkusuz. Ama bu işçiler partiyi denetleyemezlerdi. Önderlik sıkı bir biçimde profesyonel devrimcilerin elindeydi. Bir anlamda kaçınılmazdı bu. Gizli bir basın ve propagandanın yayılması, ancak, sürekli hareket halinde olan ve zaman zaman da denizaşırı sığınaklar aramaya zorlanan militanlar tarafından düzenli olarak sürdürülebilirdi. Bir işçi sadece işi bırakması ve kendini partinin emri altına sokması koşuluyla Bolşevik kadroya dahil olabilirdi; ki o zaman parti onu özel misyonlarla şu veya bu kente gönderirdi. Parti aygıtı devrimci uzmanların elindeydi. Çelişki, partiye gücünü veren gerçek zinde güçlerin onu denetleyememesiydi. Parti, kurum olarak, Rus işçi sınıfının denetiminden toptan uzaktı. Rus Devrimi'nin 1917 sonrasında karşılaştığı sorunlar bu çelişkiyi getirmediler; şiddetlenmesine hizmet ettiler, o kadar. Partinin 1917'deki ve daha sonraki tavırları tarihinin ürünleridir. Parti içinde 1918 ile 1921 arasında çeşitli muhalefetlerce hazırlanan girişimlerin çoğunu bu şekilde boşa çıkaran budur. Verili bir ideolojik öncülün (Partinin önceden buyrulmuş hegemonyası) pratikte zorunlulukla belli sonuçlara yol açtığını algılamayı başaramadılar.

Ama, belki de bu bile çözümlemeyi yeterince ileri götürmüyor. Daha da derin bir düzeyde, bu çeşit örgütlenme ve kitle hareketiyle bu çeşit ilişki anlayışının ta kendisi, burjuva ideolojisinin, burjuva toplumunu amansızca yıkmayı gözetenlerin zihni üzerinde bile söz konusu olan bilinmedik etkisini yansıtmaktadır. Toplumun zorunlu biçimde "önderler" ve "önderlik edilenler"e bölünmesi gerektiği anlayışı, kimileri hüküm sürmek için doğmuşken diğerlerinin belli bir aşamanın ötesine gerçekten geçemeyeceği nosyonu, fi tarihinden beri tarihteki her yönetici sınıfın örtük varsayımları olmuştur. Bolşeviklerin bile bunları kabul etmesi, Marx'ın, "Her çağın egemen düşünceleri egemen sınıfın düşünceleridir" demesinin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir. Bu çeşit düşünceler üzerine kurulu, "verimli", sımsıkı kenetlenmiş bu çeşit bir örgütlenme olunca, ortaya çıkan fabrika komitelerinin devrimi sonuna kadar götürememesi pek de şaşırtıcı değildir.

Komitelerin yüz yüze geldiği son zorluk Komite Hareketinin kendisine içkindi. (Belirli bireyler olağanüstü parlaklık gösterdiyse de ve Komite Hareketi sınıf mücadelesinin 1917'de ulaşılan en yüksek görünümünü temsil ediyorsa da, bütün olarak hareket kendisine ne olduğunu anlayacak ve ciddi bir direniş gösterecek güçte değildi. Deneyimini genelleştirmeyi başaramadı ve geriye bıraktığı kayıtlar ne yazık ki parça parça bir halde. Kendi hedeflerini (işçi özyönetimi) açık ve olumlu terimlerle dile getiremeyince, başkalarının boşluğu doldurması kaçınılmazdı. Tamamen dağılmakta olan burjuvaziye ve toplumu parçalayan sorunlara kendi çözümlerini kabul ettirmek için henüz yeterince güçlü veya bilinçli olmayan işçi sınıfına karşı, Bolşevizmin de, bürokrasinin de zaferi kaçınılmazdı.

Rus Devrimi'nin çözümlenmesi, işçi sınıfının, kendisinden ayrı, özgül bir grubun üretimi yönetmesine izin vermekle, zenginlik üreten araçları denetleme olanağını bile bütünüyle kaybettiğini göstermektedir. Üretken emeğin üretim araçlarından ayrılması sömürü toplumuna götürür. Üstelik, Sovyetler gibi kurumlar artık sıradan işçilerce etkilenemeyince, rejim de bundan böyle sovyet rejimi diye adlandırılamaz. Hayalgücü ne kadar zorlanırsa zorlansın, rejimin hâlâ işçi sınıfının çıkarlarını yansıttığı varsayılamaz. Temel soru -burjuvazinin altedilmesinden sonra üretimi kim yönetmektedir?- bu nedenle artık sosyalizm hakkındaki herhangi bir ciddi tartışmanın merkezi olmalıdır. Bugün, sayısız Leninist, Stalinist ve Troçkist tarafından popülerleştirilmiş olan eski denklem (burjuvazinin tasfiyesi = işçi devleti) kesinlikle yeterli değildir.

1917'de Rus işçileri, toplumun işçilerin kendilerince yönetimini sağlama alabilecek organlar yarattılar (Fabrika komiteleri ve sovyetler). Ama, sovyetler Bolşevik görevlilerin eline geçti. Kitlelerden ayrı bir devlet aygıtı hızla yeniden oluşturuldu. Rus işçileri, sayesinde hem sanayii ve hem de toplumsal hayatı yönetecekleri yeni kurumlar yaratmayı başaramadılar. Bu nedenle, bu görev başkalarınca, özgül görevi bu haline gelen bir grup tarafından üstlenildi. Bürokrasi, siyasal kurumlarının efendisi de olduğu bir ülkede, iş sürecini örgütledi.

Bütün bunlar çeşitli temel kavramların ciddi bir biçimde yeniden değerlendirmesini zorunlu kılmaktadır. İşçi iktidarı partinin iktidarı ile -Bolşeviklerce tekrar tekrar yapıldığı gibi- özdeşleştirilemez veya eşitlenemez-. Rosa Luxemburg'un sözleriyle, işçi iktidarı, her şeyi sınıf adına yöneten bir azınlık tarafından değil, sınıf tarafından yürütülmelidir. Kitlelerin etkin katılımından çıkmalı, doğrudan etkileri altında kalmalı, bütün nüfusun denetimine sunulmalı, halkın artan siyasal farkındalığından doğmalıdır. "İktidarı alma" kavramına gelince; bu, hâlâ 1917 Petrogradı'nda yaşıyor görünen birçokları için açıkça ifade ettiği gibi, bir azınlığın yerine getirdiği yarı askeri bir ani ayaklanma anlamına gelemez. İşçi sınıfının kazandıklarının burjuvazinin geri alma girişimlerine karşı savunulması -gerekli olmakla birlikte- anlamına da gelemez yalnızca. "İktidarı alma"nın gerçekte belirttiği şey, işçi sınıfının büyük çoğunluğunun hem üretimi ve hem de toplumu yönetme yeteneğini nihayet gerçekleştirmesi ve bu amaçla örgütlenmesidir.

Bu metin hiçbir anlamda Rusya'nın 1917 ile 1921 arasındaki ekonomik tarihi değildir. Olsa olsa, seçici bir sınai kronolojidir. Çoğu durumda olaylar kendi adlarına konuşmaktadır. Birkaç yerde, özellikle büyük tarihsel tartışmalardaki bütün başkahramanların hatalı oldukları veya olanların gerçek anlamına değerini vermekten onları alıkoyan bir düşünce sisteminin tuzağına düştükleri zaman, kendi görüşlerimizi açıklama fırsatı bulduk. İç savaşın aşamaları gibi olaylardan sadece konu bağlamındaki çeşitli tartışmaları oturtmak -ve anlatılan önlemlerin birçoğunun "iç savaşın sonucu olarak" alındığı gerekçesindeki yalanı ilk ve son defa ortaya çıkarmak- için söz edildi.

Anlatı boyunca parti içindeki mücadelelere, şu veya bu nedenle partiye asla katılmayan ya da başından beri partinin ne yapmaya çatıştığını keşfeden milyonların eylemlerinden daha çok vurgu yapılmıştır diye itiraz edilecek belki de; "suçlama" doğru, ama ihmal de hemen hemen kaçınılmaz. Binlerce insanın istekleri, kaygıları, kuşkuları, umutları, özverileri, günlük hayat koşullarını dönüştürme dilekleri ve bu yolda mücadeleleri parti kongrelerinin kararları veya parti önderlerinin konuşmaları kadar tarihin biçimlendirici bir gücüdür kuşkusuz. Ancak, ne kuralları ve ne de yasaları olan, ne kürsülere ve ne de ozanlara sahip bir faaliyet, neredeyse tanım itibarıyla, tarihin karanlıklarında kalan bir faaliyettir. Sorunun farkında olmak, zekiceyse de, kayıp malzemeyi geri getirmez. Ve bunun gibi bir deneme de geniş ölçüde dökümantasyon sorunudur. Kitleler tarihi yaparlar, yazmazlar. Ve yazanlar da, hemen hemen daima, olayların dengeli sunuluşundan çok, atalara tapmayla veya geriye dönük haklılaştırmayla daha fazla ilgilidirler.

Başka suçlamalar da yapılacak. Lenin ve Troçki'den alıntılar reddedilmeyecek; ama, bunların "seçici" olduğu ve "başka şeylerin de" söylendiği belirtilecek. "Suç"u kabul ediyoruz yine. Ancak şunu vurgulamak isteriz ki, "nesnellikleri" (sözgelimi Deutscher'inki gibi) incelikli haklı çıkarma çabaları için paravanadan başka bir şey olmayan yeterince hagiyograf var piyasada. Bu malzemeyi gün ışığına çıkarmanın başka bir sebebi daha var üstelik. Devrimden elli yıl sonra -ve "yalıtılmasının" kırılmasından çok sonra-, bugün Rusya'daki bürokratik sistem Paris Komünü modeliyle (seçilmiş ve geri çağrılabilir delegeler, bir işçinin ücretinden daha fazlasını almama vb) açıkça çok az benzerlik taşıyor. Aslında, Rusya'nın toplumsal yapısına ilişkin herhangi bir öngörü bütün Marksist teori külliyatında yok gibidir. Bundan dolayı, işçi önderlerinin 1 Mayıs konuşmaları gibi sonsuza kadar belagat âleminde kalacak ifadeler yerine, 1917'nin Bolşevik önderlerinin Rusya'nın evrimini belirlemeye yardım eden açıklamalarını aktarmak daha uygun görünüyor.

* Kavramsal bir karışıklığa yol açmamak için özgün İngilizce metinde geçen "management" sözcüğünü "yönetim" ve "administration" sözcüğünü de "idare" diye çevirmeyi uygun gördük. (Ç.n.)

1. R.V.Daniels. The Conscience of the Revolutlon, (Harward University Press, 1960), s. 81

2. Troçkist eğilimlerin tümü bu türden yalanlara başvurmaz. Bazıları gayet açık bir biçimde gericidir. Sözgelimi K. Coates ve A. Topham şöyle diyorlar: " 'İşçi denetimi'nden, sendikaların, kapitalist çerçevede, yönetim güçlerine saldırgan tecavüzlerini göstermek için ve 'işçi özyönetimi'nden de, toplumsallaşmış ekonomiyi demokratik biçimde idare etme girişimlerine işaret etmek için söz etmek bize anlamlı görünüyor" (lndustrial Democracy in Great Britain, Macgibbon and Kee, 1968, s.363)
Troçki'nin kendisi de bu denli açık sözlüydü. "İşçi denetimi"ni sendikalarca yerine getirilecek bir işlev olarak anlamasa da "denetim" ile "yönetim"i yeterince açık biçimde ayırıyordu. "Bizim için, denetim sloganı burjuva rejiminden proleter rejimine geçişe tekabül eden üretimde ikili iktidar dönemiyle bağlantılıdır... Bütün insanlığın dilinde, denetimden, bir kurumun bir başkasının işini gözetimi ve taraması anlaşılır. Denetim çok etkin, otoriter ve her şeyi kapsayıcı olabilir. Ama yine de denetim olarak kalır. Bu sloganın ana fikri bile kapitalistin ve onun idarecilerinin işçilerin rızası olmaksızın artık bir adım dahi atamadıkları, ama öte yandan da işçilerin ne şimdiye kadar yönetim tekniğini kazanmış ne de henüz bunun için esas olan organları yaratmış oldukları, sanayideki geçiş rejiminin doğal bir sonucudur" (L.Troçki, What Next? Vital Questions for the German Proletariat, 1932).

3. Devrimin yazgısının böyle aşırı basitleştirilmiş çözümlemesinin bir örneği Voline, Nineteen Seventeen'de (Freedom Press, 1954) bulunabilir. "Bolşevik parti bir defa iktidara gelince kendisini mutlak hâkim konumuna yerleştirdi. Çabucak yozlaştı. Kendisini ayrıcalıklı bir kast olarak örgütledi. Ve daha sonra işçi sınıfını yeni biçimler altında, kendi çıkarları doğrultusunda sömürmek için dümdüz etti ve hükmü altına aldı!"

4. Bu kavramın -ve bütün içerimlerinin- tam bir tartışması için P.Chavueu'ün Socialisme ou Barbarie'nin 2 No'lu sayısındaki "Les rapports de production en Russie".adlı yazısına bakınız. Kavram birçok "Marksisti" şaşırtabilirse de, Engelsin açıkça onun farkına varmış olması ilgi çekicidir. Schmidt'e mektubunda (27 Ekim 1890) şöyle yazıyordu: "Modern bir devlette hukuk sadece genel ekonomik duruma tekabül etmemeli ve bunun ifadesi olmamalı, ama aynı zamanda, iç çelişkileri sebebiyle kendisini boşa çıkarmayan, iç tutarlılığı olan bir ifade olmalıdır. Ve bunu başarmanın cezasını da ekonomik koşulların inanılır yansıtılışı çeker gitgide... Ekonomik ilişkilerin yasal ilkeler olarak yansıması zorunlu olarak başaşağı bir yansımadır. (Marx-Engels- Selected Correspondence, s. 504-5)

5. Böyle bir çözümlemenin mümkün olabileceği mükemmel bir risalede ileri sürüldü: Notes pour une analyse de la Revolutîon Russe (N.d.), J.Barrot. (Librarie La Vİeilİe Taupe', I rue des Fosses-St.-Jacques, Paris 5'ten elde edilebilir.)

6. Her ikisi de, 1901 ile 1917 arasında Bolşevizmin teorisinde (krş.Lenin: "Ne Yapmalı" ve "Bir adım ileri, iki adım geri") ve pratiğinde açık biçimde ana hatlarıyla çizilir.

7. L.Troçki, Stalin (Londra, 1947), s.61. Göndermede bulunulan kongre 3. Parti
Kongresi' dir (25 Nisan-10 Mayıs 1905).

8. L.Troçki, agy, s.64-65.

9. P.Broué. Histoire du Parti Bolshevik. (Editions de Minuit, Paris 1963) s.35

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

f007
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : Hijos del Pueblo
Diğer

  Linkler
Sanal Molotof Mesaj Panosu
Anarşist Komünist İnisiyatif
Kara Gazete
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız