Aslında, şu ya da bu şekilde, toplumsal iyileşmeyi amaçlayan herhangi bir öneri dışsal isteklerin güçlerinin ve bireyler üzerindeki zor kullanımının artması ya da azalması olarak ifade edilebilir. Eğer artıyorlarsa şeytanidirler, eğer azalıyorlarsa anarşisttirler.

Joseph A. Labadie

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Eylül Ekim Kasım 2005

Neye İnanıyoruz? Yazar : Sınıf Savaşı Federasyonu (Britanya)

Neden Sınıf Savaşı?

‘Sınıf Savaşı’ iktidarı almayı amaçlayan bir diğer parti ya da insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemenin yeni bir yolu değildir. Sınıf savaşı, sıradan insanlar itilip kakılmaktan bıkıp direnmeye başlayınca olan şeydir. Eğer hepimizin orta sınıfa ait olduğuna veya artık sınıfsız bir toplumda yaşadığımıza dair saçmalıkları yutmuş biriysen, şimdi bu yazıyı okumayı bırakmanın vaktidir. Şiddetli bir şekilde sınıf çizgileri boyunca bölünmüş ve kapitalizm, devlet ve egemen sınıfın hükmettiği bir toplumda yaşıyoruz. Peki bununla neyi kastediyoruz?

Kapitalizm

Kapitalizm, küçük bir sınıfın – kapitalistlerin – çıkarları ve karları için daha büyük bir sınıfın – işçi sınıfının – pahasına işleyen bir ekonomik sistemdir. Bugünkü toplumumuzun tamamı kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmiştir. Bu emeğimizi ihtiyacımız olan mal ve hizmetleri temin edebilmek için para karşılığı sattığımız mekanizmadır ki bu mal ve hizmetleri aslında zaten kendimiz yaratmışızdır! Bunla birlikte emeğimizin ürettiği zenginliğin sadece bir kısmını alırız, kalanı kapitalistin karlarına gider.

Bu kapitalizmin temelidir: Onun işleyebilmesi için pek çok insanın birkaç insan için zenginlik üretmesi gerekir. Batı tipi kapitalizm sık sık serbest piyasaya dayanmakla övülür, oysa bunun manası bizi sömürmeye “serbest” olmasıdır.

Durum “Komünist” ülkelerin “planlı ekonomi”leri için de tamamen aynıdır. Karl Marks kapitalizmin doğal yasalarla işleyen bir makine olduğunu iddia etmişti – öyle değildir. O, bizi soymak için aralarında şiddetle rekabet eden bir gurup insan tarafından yönetilen bir ekonomik sistemdir. Kapitalizm bize bitmeyen bir savaş, kıtlık, durgunluk ve işsizlik döngüsünden başka bir şey sunmaz. Kendi kendisine öleceği kaçınılmaz değildir, krizden krize sallanarak daha yüzyıllar boyunca sürebileceği için yıkılmalıdır.

Devlet

Kapitalizm üretim açısından büyük bir toplumsal organizasyon biçimi olsa da yapamayacağı şeyler de vardır. Kabaca konuşursak toplumun “sosyal” organizasyonunu sağlayamaz ve bu boşluk başka bir şey tarafından doldurulur: Devlet.

Devlet, ufak bir azınlığın toplumun egemen gücü olan kapitalistlerin çıkarları için bizim kalanımıza hükmetmesinin bir aracıdır. Ne kadar ufak bir azınlıktan bahsettiğimiz hakkında bir fikir vermek gerekirse sıkça alıntılanan istatistikleri dile getirebiliriz: Nüfusun %7’si zenginliğin %84’üne sahiptir. Devlet, hükümetin yürütüldüğü bir kurumlar ve yapılar dizisidir: Örneğin parlamento, yerel yönetim, bakanlıklar, kamu hizmetleri, polis, hukuk, eğitim ve kilise. Hükümetin amacı, sınıf çelişkisini denetim altında tutmak ve toplumun düzgün işleyişi için kapitalistler arasındaki rekabeti kontrol etmektir. Bunu özel mülkiyet yasalarını ve kapitalistlerin alma ve satma haklarını gerektiğinde zorla koruyarak yapar. Bu mülkiyetin arazi, yiyecek, sağlık, seks, fabrikalar, evler ya da akıllarında canlandırabilecekleri herhangi bir olması fark etmez.

Ama devlet kapitalizmden önce de vardır ve her zaman için iktidardaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden bir denetim ve baskı aracı olagelmiştir. Britanya’da bize her beş yılda bir bizi hangi partinin yöneteceğini “seçme” sansı verilir. Bu, diğer “seçim”ler gibi, şeyleri oy vererek değiştirebileceğimiz yanılsamasını oluşturmak için kullanılan bir hiledir. Aynı zamanda bize sorunlarımız yüzünden politikacıları suçlama şansını verir.

Fakat gerçek şudur ki devlet iktidarı kapitalistlerin elindedir ve memurlar da devlete aittir – kuklaların iplerini o çeker. İktidarın devlette merkezileşmesi her zaman için faşistler ya da Lenin’den esinlenen komünistler gibi ufak gruplara devletin denetimini ele alma fırsatı yaratır. Bu sadece bir patron gurubunu diğeriyle değiştirmek gibi olur, oysa bizim amacımız hepsini süpürmektir.

Sınıf

Kapitalizm sömürüyü ve devlet de baskıyı simgelediği için ürettikleri topumun kapitalizme ve devlete konumlarına göre farklı kategorilere ya da sınıflara bölünmüş olması şaşırtıcı değildir.

Sınıfı tanımlarken genelleştirmeler yapmak zorunda olduğumuzu, her zaman istisnaların olduğunu ve sınıflar içersinde resmi daha da karmaşıklaştıran alt bölümlerin var olduğunu belirtmek zorundayız.

Egemen Sınıf :
Nüfusun yaklaşık %5’i

Bazı örnekler: Büyük firmaların sahipleri, büyük toprak sahipleri, hakimler, üst düzey polisler, kilise liderleri ve Kraliyet Ailesi dahil aristokrasi.

Orta Sınıf :
Nüfusun yaklaşık %20’si

Bazı örnekler: gazeteciler, doktorlar, öğretmenler, yöneticiler, sosyal hizmet görevlileri, rahipler, ordu subayları ve küçük firma sahipleri.

Çalışan Sınıf :
Nüfusun yaklaşık %75’i

Bazı örnekler: Fabrika ve ofis çalışanları, hemşireler, mühendisler, tarım işçileri, subay rütbesi altındaki askerler ve işsizler.

Yukarıdaki rakamları Sınıf Savaşı uydurmamıştır; devletin 1981 nüfus sayımı istatistiklerinden alınmışlardır.

Egemen Sınıf

Genelde sınıf sisteminde yerini belirleyen iki etken vardır: servet ve güç. Egemen sınıf hükmeder, fakat doğrudan yönetmez; bu iş devletin memurlarına ve politikacılara kalmıştır. Vakitlerini sigara dumanı dolu odalarda bizi ezmek için komplolar kurmakla harcamazlar; çoğu zaman buna ihtiyaçları yoktur. Öyleyse bizi nasıl yerimizde tutarlar? Beyazı siyaha, erkeği kadına, işçiyi işçiye karşı kışkırtan eski taktikle: böl ve yönet. Bu her tür sınıf dayanışmasını, kimliğini ve birliğini yıkar – bu olmadan devrim gerçekleşmesi imkânsız bir rüyadır.

Orta Sınıf

Çalışan sınıf ile egemen sınıf arasında çok nadiren ilişki kurulur. Sınıflar arasındaki ilişkinin büyük kısmı orta sınıf ile çalışan sınıf arasında gerçekleşir. Orta sınıf, kapitalist toplumun işlemesi için gerekli işlevleri yerine getiren pek çok alt bölüm ve tabakadan oluşur. Basitçe söylersek onlar bizi egemen sınıfın isteklerine göre yönetirler.

Orta sınıfın en göze batan rolü işletme ve endüstrinin ekonomik yönetimidir: örneğin işyeri veya fabrika yöneticileri ve muhasebeciler. Onların hizmetleri olmasa kapitalizm hızla çökeceği için bunlar orta sınıfın kodamanlarıdır.

Doğası gereği kapitalizm vahşet ve eşitsizlik ile dolmuştur. Kendi haline bırakıldığında barbarlıkla ya da sınıf devrimiyle son bulacaktır. Her ikisi de egemen sınıf için yararlı sonuçlar değildir, dolayısıyla bu kapitalizme “insancıl bir yüz” – kapitalizmin duyarlı tarafı! – yerleştirilerek engellenmelidir. Orta sınıfın büyük kısmı bu işlevi sağlar: Sınıflı toplumun zayiatlarını gizlemek ve sınıf nefretine karşı onu bazen toplumsal koşullarda ufak bir değişikliğe kanalize ederek bir tampon işlevi görmek. Ayrıca bedelli olarak – ki hayatımızın her alanında fiili denetimleri vardır – ihtiyacımız olan temel hizmetleri sağlarlar.

Orta sınıfın bu kadar açık olmayan bir rolü de egemen sınıfın düşüncelerinin bizim günlük düşüncelerimiz olmasını sağlayan entelektüel ve kültürel yapıyı inşa etmeleridir. Bazı fikirlerin, klişelerin ve mitlerin sonsuz tekrarı sınıf bilincimizi boğar ve bizi “örnek vatandaş”lara dönüştürür. Bu “tüm siyahlar tembel ve kalın kafalıdır” gibi baştan savma yalanlar olabilecekleri gibi “sınıfsız bir toplumda yaşadığımız” gibi bilmiş saçmalıklar da olabilirler. Bu role örnekler medya, reklâm endüstrisi, eğitim ve dindir.

Kapitalizm yeni pazarlar yaratarak karlarını korumak için devamlı bir yeni fikirler arzına gereksinim duyar. Yaşayabilmek için aynı zamanda evrilmelidir de. Orta sınıf araştırmacılar ve entelektüeller, bunu gerçekleştirmek için gerekli bilgiyi sağlarlar. Bu üniversite profesörlerinden sözde “yeşil” girişimcilere kadar geçerlidir.

Orta sınıfın değişik rollerinden ötürü safları arasında sıklıkla çelişki ve zıtlık olur. Sınıf mücadelesinin yükselişi onları taraf tutmak zorunda bırakır. Genel bir kural olarak tepeye yakın olanlar kaybedecek şeyleri çok olduğu için patronların yanında saflaşırlar. Bizim tarafımıza gelenler bun ancak bizim belirlediğimiz şartlarda yapmalıdırlar: Bize eşitler olarak katılmalıdırlar, her zamanki gibi liderler olarak değil.

Çalışan Sınıf

Bizim sınıfımızı tanımlamanın en kısa yolu bizim orta sınıfta ve egemen sınıfta olmayan herkes olduğumuzu söylemektir! Bu uyuz bir ukala cevabı değildir. Genel olarak çalışan sınıftaki insanlar emekleriyle yaşarlar ve servet yaratan mülkiyet sahipliği ayırıcı çizgidir: Eğer çalışmaman için yeterli para ve mülkün varsa çalışan sınıfta değilsindir.

Sınıf kimliğinin bir diğer parçası “toplumsal güç”tür. Çalışan sınıfların gücü yoktur, biz emredileni yapan sınıfız. Biz yaptıklarımızla değil, bize yapılanlarla tanımlanırız. Fakat bu bizim güçsüz olduğumuz anlamına gelmez. Devlet bizi yerimizde tutmak için büyük miktarda para ve enerji harcar. Aynı zamanda çalışmamız gündelik ekonomik faaliyetin merkezinde olduğu için her şey bizim “oyunu oynamak isteyip istemediğimize” bağlıdır.

Sınıf çok tartışmalı bir kavramdır. Egemen sınıf hayatta kalmak için bu konuyu hasıraltı etmelidir. Eğer halkın büyük kısmı sınıflı toplumun yaptıkları hakkında açık bir fikre sahip olursa toplumsal denetim imkânsızlaşır ve egemen sınıfın ayrıcalıklı konumundan düşer.

Kapitalizm geliştikçe ve sınıflı toplum insanların hayatlarının bir parçası oldukça egemen sınıf sınıf bilincini boğmayı ve hatta çalışan sınıftan insanların kendilerini kapitalizmle özdeşleştirmelerini gerekli bulmuştur. Hepimizin orta sınıftan olduğuna ve sınıfsız bir toplumda yaşadığımıza dair mitler gülünç ve çelişkili ifadelerdir. Bunlar sınıf çelişkisinden kurtulmak ve yanlış bir eşitlik fikri yaratmak isteyen orta sınıf gazetecilerin, reklamcı ve politikacıların atıp tutmalarıdır.

“Tüketim toplumu”nun yükselişi ve kredilerin kolayca alınabilmesiyle birlikte artan sayıda emekçi insan ev, araba, yurtdışında tatil gibi şeylere sahip olmaya başlamıştır. Fakat bu servet artışı toplumsal güç artışını beraberinde getirmez. Sonuçta bu ekstra mallar senin çalışmalarına bağlıdır. İşini kaybettiğin ve ödemeleri zamanında yapamadığın gün hepsi onları almayı sağlayan kolay kredi ile birlikte camdan uçup gider. Diğer yandan sen birkaç ekstra mal sahibi olabilirken zaten zengin ve güçlü olan egemen sınıfın serveti inanılmaz bir şekilde artar. Gerçek, hayat tarzlarımızdaki yanıltıcı iyileşmeler değil, servetin ve gücün dağılımındaki büyük eşitsizliktir.

Geleneksel ağır endüstrilerin azalmasıyla birlikte çalışan sınıfın eski imajı özellikle 1980’lerde çarpıcı bir şekilde değişti. Onun yerinde daha fazla beyaz yakalı işçi, yükselen hizmet sektörü, ileri teknoloji ve yarım zamanlı istihdam var. Fakat emek piyasasının çeşitlenmesinden çalışan sınıfın yok olduğunu çıkarmak gülünçtür. Yok olmadı, sadece orta sınıf politikacılar ve medya işçi tulumu ile kumaş şapka giymez ve işte elleri kirletmezsen seni çalışan sınıftan saymaz. İşte bu kadar kalın kafalılar!

Sınıflı toplumun sonu ancak sınıf devrimiyle gerçekleşebilir. Bunun nedeni çalışan sınıfın açık çoğunluğu oluşturduğu ve devrimin gerçekleştirilmesinde çıkarımız, motivasyonumuz ve yeteneğimiz olduğu için toplumun tümden dönüşümünü sağlayabilecek tek toplumsal gurup olmasıdır. Tarih bize çalışan sınıfın devrimci kapasitesini pek çok defa göstermiştir, bunun gelecekte de böyle olmaması için iyi bir neden yoktur.

Sınıf Mücadelesi

Daha önce söylediğimiz gibi eğer bu toplumun ne kadar boktan olduğunun farkındaysanız yapabileceğiniz üç şey vardır:

1) Orta sınıfa ya da egemen sınıfa mensupsanız devrimin size kaybettireceği çok şey olduğu için hiçbir şey yapmazsınız;
2) Sinik bir “kimin umurunda” tutumu alır, her zaman işlerin böyle yürüyeceğine inanır ve kafanızı kuma gömersiniz;
3) İşlerin değişmek zorunda olduğuna ve bunun için örgütlenmek ve saldırıya geçmek gerektiğine inanırsınız.

Üçüncü seçeneği seçmeniz ne kadar değişiklik istediğinize bağlıdır. Bazı insanlar toplumu İşçi Partisi’ne oy vererek, CND’ye [ç.n. – Nükleer Silahsızlanma Kampanyası] katılarak, vejetaryen olarak ya da Yeşil Parti’ye katılarak değiştirebileceklerine inanır. Bir Yeşil olmak ya da CND’nin vejetaryen bir üyesi olmakta bir sorun yoktur, ama bunun toplumun tüm işleyişini değiştireceğine inanmak için oldukça saf olmak gerekir. Aynısı okulu bırakarak veya bir tür “alternatif hayat tarzı” benimseyerek toplumu değiştirdiklerine inanlar için de geçerlidir. Devlet milyonlarca insanın aylak gezmesini ve Kızılderili çadırlarında kalmasını umursamaz, hatta onların bu şekilde davranmalarını kendisine bir tehlike oluşturmadıkları için tercih de edebilir. Diğerleri de İşçi Partisi’ne oy vererek değişim yaratabileceklerini düşünür. Sınıf Savaşı, “bir İşçi Partisi hükümeti beklemek” ya da İşçi Partisi ördek dolu bir havuz kadar devrimci olduğu için Sosyalist Belediyeler seçmek gibi gevezelikler etmez. Onların siyasi düşünce ve hedefleri sadece kapitalizmin yumuşak bir türevidir. Aynı zamanda çalışan sınıfın sesi olarak kendisini gösterdiği için olumsuz ve yıkıcı bir etkisi de vardır. Gerçekte o “radikal bilinçleri”ni kulelere garip Latin Amerikalı özgürlük savaşçılarının isimlerini verip Hampstead ve Holland Park’taki evlerinde verdikleri partilerde Nikaragua kahvesi içen her türden şişmiş ve yozlaşmış sendika yöneticileri ile asalak ve kariyerist bürokratlardan farkı olmayan yeni moda solcu kamu görevlisi kılıklı insanlar tarafından yönetilir.

Bazı insanlar ise Sosyalist İşçi Partisi ve Militant gibi sol guruplara katırlar. Onlar toplumu değiştirmek ve en azından bazıları bu değişimi devri yoluyla yapmak ister. Sınıf Savaşı da buna inanır, fakat bu gurupların devrimin nasıl geleceğine ve sonrasında kimin tarafından ne tip bir toplum kurulacağına dair fikirleri bizim düşündüklerimiz ve istediklerimizden temelden farklıdır.

Öncelikle Sınıf Savaşı iktidarı almak isteyen bir diğer “Parti” değildir. Patronların yerine ne kadar “ilerici ve radikal” olsalar da yeni patronlar yerleştirmek istemiyoruz. Onlar “demokratik merkezcilik”ten ve çalışan sınıfın nasıl “önderliği”ne ihtiyaç duyduğundan bahsederler – Şaka gibi! Onlara; Tory’lerden [ç.n. – Muhafazakar Parti] ve İşçi Partisi’nden daha fazla gereksinim duymuyoruz – ONLARIN BİZE İHTİYACI VAR! Biz kapitalizmi onun yerine YENİ bir devlet ve yeni kanunlar yerleştirmek için yıkmak istemiyoruz. Her şeyin ötesinde yeni guruplar ve onlardan ayrılan başka guruplar kuran bu küçük “devrimci” toplulukların sadece orta sınıftan oluşan bir üye profili vardır. Çalışan sınıftan üyeler kısa sürede ayrılırlar. Sonunda İrlanda’daki savaş, eşcinsel hakları, ırkçılık ve cinsiyetçilik karşıtlığı temelli sayısız “cephe örgütü” kurarak yeni üyeler toplamaya çalışırlar. Suçluluk duygusu tarafından yönetilen ırkçılık ve cinsiyetçilik karşıtlığı markalarının yarattığı hasarı görmek utanç vericidir. Oysa gerçekte bu garip sol kanat guruplar üyelerinin “Tibet’teki tek ayaklı çay toplayıcıları”nın siyasi önemlerinden dem vurduğu kahvehanelerden çok az farklıdırlar. Gerçek dünya onların yanından geçip giderken…

Solun aksine biz mahalli toplulukları sınıfımız için can alıcı bir öneme sahip olduğunu görüyoruz. Açıkça Madenciler Grevi’nde [ç.n. – İngiliz hükümetinin 20 kömür madenini kapatarak yaklaşık 20 000 işin kaybedilmesine yol açacak hamlesine karşı başlatılan grev. Yaklaşık bir yıl sonra 11 000’den fazla kişinin tutuklanası ve yenilgiyle sona erdi.] olduğu gibi hiçbir büyük endüstriyel savaş kitlesel bir mahalli destek olmadan kazanılamaz. Suç ve diğer anti-sosyal davranışlara, ırkçılık ve cinsiyetçiliğe mahallelerimizin içinden karşı koyulmalıdır; bunu başkalarından bizim için yapmasını bekleyemeyiz. Solun bizden yapmamızı beklediği işte budur: Her şeyi onlara bırakmak ve onların işleri bizim yerimize düzeltmesi. Fakat gerçekte olan ufukta ne zaman bir şeyler görünse yıldırım hızıyla yok olduklarıdır. Bunun iyi bir örneği Oy Kullanma Vergisi’dir [ç.n. – 1988’de yasallaştırılan bu vergi büyük çapta gösteriler ve kitlesel ödememe kampanyaları sonucunda geri püskürtülmüştü]: Onun ıskartaya çıkartılacağını öğrenir öğrenmez sıcak bir patates gibi ellerinden attılar ve büyük olasılıkla Trafalgar Meydanı’nda rahat hayat tarzlarını tehdit eden daha fazla ayaklanma olmadığı için rahatladılar.

Sol için çalışan sınıf emir verilmek için yaşar, çünkü biz kendimizi düşünmek için çok kalın kafalıyızdır. Solun bu ülkedeki yeni ilgi alanları hiç olmadığı kadar orta sınıfın siyasal, ekonomik ve kültürel umutlarını yansıtmaktadır. Trajik bir şekilde bu gurupların içersindeki her iyi devrimci de yanıp gitmekte, hayal kırıklığına uğramakta ve harcanmaktadır. Sınıf Savaşı çalışan sınıf adına “devrimci talepler” öne sürmez. Ama mücadelelerimiz içindeki devrimci öğelerin üzerine durup yaygın bir “direniş kültürü” yaratılmasının ihtiyacını görüyoruz. Bu; sınıf mücadelesi, sınıf gururu ve kimliği ile dayanışma, öz-yönetim ve enternasyonalizm değerlerinin yaygınlaşmasıdır. Temel olarak bu siyaseti insanların hayatlarının her alanına getirmektir. Günümüzde kapitalistler hayatlarımızın her alanını işgal etmekteler; karşılığında biz de onun her parçasını tekrar ele geçirmeliyiz. Bu gelişme, her olası devrimci hareketin arkasındaki temel ve enerji olacaktır. Dünyada bunun gerçekleştiği bölgelerde – İspanya, İtalya ve Rusya gibi – gelenekler orijinal hareketler yenildikten sonra kuşaklar boyunca sürmüştür.

Ne Yapıyoruz?

Daha önce dediğimiz gibi Sınıf Savaşı Federasyonu ne her cevaba sahiptir, ne de sahipmiş gibi davranırız. Biz yeni bir “parti” ya da beklemede olan liderler değiliz. Solun geri kalanı gibi sıradan insanları siyasal bir beyne sahip olmadıkları için bizim “üstün” siyasal inançlarımızla eğitilmeleri gereken akılsız moron koyunlar gibi görmeyiz. İnanıyoruz ki sıradan insanlar bizim temel politikalarımıza zaten sahiptir: otoriteye karşı güvensizlik ve ayrıcalıklı elitlere karşı nefret. Propagandamızın rolü bu fikirleri savunmak ve geliştirmektir.

Propagandamız diğer tüm siyasi guruplardan esas itibariyle farklıdır. Sol devletin gücü, adaletsizlik hakkında sızlanıp inlerken, garip 19. yüzyıl entelektüellinin vakti dolmuş yazılarını kopyalayıp karışık teoriler yazarken ve partiyi inşa etmeye odaklanırken, Sınıf Savaşı çalışan sınıftan insanların kendilerine güvenlerini, özerkliklerini, inisiyatif ve dayanışmalarını arttırmaya çalışır.

Her şeyin ne kadar korkunç olduğuna dair sızlanmalar iç karartıcı ve can sıkıcıdır, aynı zamanda reformizmi tetikler (örneğin Yeşil Parti’nin politikaları). Biliyoruz ki ne kadar reform yapılırsa yapılsın egemen sınıf hayatlarımızı doğrudan ve dolaylı - örneğin kültürel - olarak denetim altında tutar. Hala nerde ve nasıl yaşadığımızı ve çalıştığımızı, büyük oranda nasıl düşündüğümüzü kontrol edeceklerdir. Katıksız fiziksel şiddetin ötesinde egemen sınıf bizi moralimizi bozarak, pasifleştirmeyle, duyarsızlık yaratarak, sınıf kimliğimizi çalarak, bizi bölebilecek her tür önyargıyı besleyerek ve cesaretlendirerek denetim altında tutar. Propagandamız yoluyla buna karşı savaşmaya çalıyoruz.

Sınıf Savaşı’nın temelinde üç merkez fikir vardır: mizah, halkçılık ve şiddet. Bazıları bir metni bu tarzda yazmanın küçümseyici olduğunu söylüyor – bu zırvalık, elbette pek çok emekçi pekâlâ entelektüel materyal de okuyabilir – ve Sınıf Savaşı diğerleri gibi onları da hedefler. Mizah metnin temelidir, öncelikle insanları metni okumaya sevk ettiği için ve ikincil olarak derdimizi anlatmanın en iyi yolu olduğu için. İnsanlar esprili tek satırlık şakaları sever ve siyasi içeriği ile birlikte onu tanıdıklarına anlatırlar. Mizah çok güçlü bir silahtır. Düşmanlarımızı saçma sapan ve güçsüz gösterir.

Siyaset gündelik hayattan ayrı değildir, hayatın kendisidir. Siyasetin sıkıcı ve ciddi olduğunu iddia eden fikir bunu unutmamızı sağladı. Çoğu solcu gazetenin sorunu okumak için sıkıcı ve zor olmalarıdır. İnsanların The Sun okumalarının bir nedeni vardır. Aptal ve cahil oldukları için değil, genelde hafif ve eğlenceli bir tarzı olduğu için. Bu, The Sun’ın saçmalamadığı anlamına gelmez. Bu, eğlenceli ve kolay okunan bir gazete için söylenecek pek çok şey olduğunu ve Sınıf Savaşı’nın eğer insanların okumasını istiyorsak nasıl olması gerektiğini gösterir. Böyle bir gazeteden hoşlanan, pembe diziler ya da sitcomlar izleyen insanlara kalın kafalı denmesi entelektüel bir zırvadır.

Sınıf Savaşı şiddetten çekinmez, pek çok insanın ortak bir düşmana karşı savaşması manasına gelen sınıf şiddetini destekler. Bunun her zaman olduğunu göstermek için gazetemizde direnen insanlara yer veriyoruz, çünkü diğerleri tarafından yok sayılıyor ya da marjinalize ediliyorlar. Aynı zamanda bunun işe yaradığını bilmek insanların devlete ve kapitalizme karşı mücadelelerine güven veriyor. Sonuçta egemen sınıf yuvarlanıp iktidarını bırakmayacaktır – iktidar onların elinden alınmalıdır.

Ayrıca Sınıf Savaşı’nı okuyan ve inandığımız şeyler hakkında daha kapsamlı bilgi sahibi olmak isteyen insanlar için bir dizi propaganda materyali üretiyoruz – şu anda onlardan birini okuyorsunuz! Teorik dergimiz “Ağır Şeyler” düzenli olarak çıkıyor ve güncel meseleler üstüne Sınıf Savaşı’ndan daha derinlikli incelemeler yapıyor. Bunun yanında sınıfımızın bugünkü durumunu, nasıl bugüne geldiğimizi ve bugünü değiştirmek için geçmişten nasıl yararlanabileceğimizi anlatan Bitmemiş Mesele (bir sonraki yazıda eleştirilen kitap) adlı 200 sayfalık bir kitap ürettik. Burada okuduğunuz her şeye orada daha detaylı değinildi ve ilgilenenlerin okumasını tavsiye ediyoruz.

Biz Sınıf Savaşı’yız

Sınıf Savaşı Federasyonu normal insanlardan oluşur, kaçıklar ya da yalnız solcular değiliz! Siyasetimiz, üniversite profesörlerinin atıp tutmaları değildir, sağduyulu ve açık sözlüdür. Gündelik hayatın ve siyasetin aynı şeyler olduğuna kalpten inanıyoruz. Siyasetiniz gündelik hayatın bir parçası değilse yararsızdır. Siyasal faaliyetlerimiz 30 yaşındaki ev kadınlarına olduğu kadar 40’ındaki bir madenciye ya da bir emekliye de açık olmalıdır.

Sabah 6’nın dondurucu soğuğunda fabrika çıkışlarında gazete satışları veya 24 saat faaliyet (bitmek tükenmek bilmeyen toplantılar vs.) talep etmiyoruz. Sınıf Savaşı sol ya da sıradan politikacılar gibi kibirli değildir. Evet, fikirlerimiz var ve arkalarında dürüstçe duruyoruz, ama mükemmel olduğumuzu düşünmüyoruz; bir teori öne sürüp herkes onu harfi harfine yerine getirse her şeyin güzel olacağını ve güneşin hep parlayacağını iddia etmiyoruz. Siyasetimiz hayatlarımızdan ve gerçek dünyadan gelir; bunlar teori değil, ihtiyaçtırlar.

Sınıf Savaşı çalışan insanların siyasal (çünkü olmak zorundalar) olduğunu kabul eden tek “sol kanat” grup değildir – biz bunu sadece solun entelektüel hikâyelerinden daha farklı bir şekilde ifade ediyoruz. Bizimkine benzer gurupların var olmasının bir gereklilik olduğuna ve Federasyon içersinde her zaman tartışmalar olması gerektiğine inanıyoruz. Biz bir çalışan sınıf gurubu olduğumuz ve siyasetimiz buradan geldiği için halen siyasallaşmamış olan ya da bizden farklı fikirlere sahip olan emekçilere saygı duymaya ve onlarla çalışmaya açığızdır.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Afiş
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : La Internacional Anarquista
Diğer

  Linkler
DTCF Muhalifleri
Radikal Karar Anı
Kara Kızıl Notlar
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız