Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!

Louis Lingg (1870-1887)

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Aralık Ocak Şubat 2005/06

Sınıf ve Sınıf Örgütlenmesi Yazar : Zafer Onat

Toplumun tamamında geleceğe dair büyük bir karamsarlığın hâkim olduğu, toplumsal dinamiklerin kendilerine olan güvenlerini yitirdiği bir dönemden geçiyoruz. Sistem tüm araçlarıyla örgütlenmeyi engelliyor, örgütlü güçleri ise sisteme entegre etmeye çalışıyor. Emekçiler kendi güçlerine ve mücadeleyle kurtulabileceklerine olan inançlarını kaybetmiş halde bireysel kurtuluş yollarını arıyorlar. Örgütlenmenin ve mücadelenin zayıfladığı bu dönemde egemen güçler ise saldırılarını artırmak, mücadeleyle alınmış olan hakları geri almak için fırsat bulmuş durumda. Kapitalizm içinde bir kurtuluşun olmadığına inanan ve devrimci niyetlerle mücadele edenler için ise birincil biçimde önlerine koymaları gereken mesele geçmişi sorgulamak ve eski hataları tekrar etmeyecek bir örgütlenme ve mücadele perspektifi geliştirmektir. Bu bütünlüklü bir tartışma ihtiyacının ifadesidir. Bu ihtiyaç öncelikli olarak devrimci özne olan emek güçlerine yüklenilen görev ve bu emek güçlerinin örgütlenme biçiminin nasıl olması gerektiği meselelerinde kendini göstermektedir.

Kuşkusuz sınıf mücadelesi üzerine süregelen tartışmalarda ele alınması gereken bir diğer konu emekçi sınıflar kavramının içeriği. Bugünün toplumsal yapısını tahlil etmek ve mücadele perspekifimizi şekillendirmek için bir sınıf analizi yapmak zorundayız. Bu kavramın içeriği meselesi, özellikle kapitalist üretim ilişkilerinin giderek karmaşıklaştığı bu süreçte bir yandan acillik taşıyan, bir yandan da dogmatik yaklaşımlardan uzak durularak, itinayla tartışılması gereken bir konu olarak karşımızda duruyor. Şu an için şunu söylemekte sakınca yok ki “emekçi sınıflar” kavramı emek sermaye çelişkileri bağlamında bir bütünü, sosyolojik, kültürel, siyasal ve sektörel anlamda parçalılığı ifade ediyor. Bu genel tanım dışında genel geçer bir devrimci özne tanımı yapmanın somut düzlemde bir karşılığı olmayacaktır. İçinde bulunulan şartlara göre emekçilerin farklı kesimlerinin değişik oranlarda devrimci potansiyel taşıdıklarını söyleyebiliriz.

Sınıflar arasındaki mücadelenin varlığı ve emekçi sınıfların kapitalist düzeni ortadan kaldırıp, komünist bir toplumu yaratacak asli devrimci özne olduğu konusundaki tartışmaları tükettikten sonra devrimci niyetlerle hareket eden bireylerin ve örgütlerin önüne koyması gereken temel sorunlardan biri emekçilerin ne şekilde örgütleneceği ve bu örgütlenmenin mücadele ve devrim sürecindeki rolünün ne olacağıdır. Biz anarşist komünistler olarak emekçileri peşimizden sürükleyeceğimiz ve devrime götüreceğimiz bir güruh, bir nesne olarak değil, zaten içerisinde bulunduğumuz, kendi kararlarını alan ve inisiyatifini bir başka güce ya da bir azınlığa devretmemesi gereken birer özne olarak görüyoruz. Sınıfı birileri tarafından yönetilmesi ya da bilinçlendirilmesi gereken içi boş bir kütle olarak görmüyoruz, göremeyiz. Devrim mücadelesinde çözümlememiz gereken sorun bilinç sorunu değil, mücadele ve dayanışma sorunudur. Bireyleri ve bu bireylerin oluşturdukları toplumların ne olduklarının belirleyenin fikirler değil, içinde bulunulan maddi koşullar olduğu biçimindeki materyalist ön kabulden harekete emekçilerin devrimci potansiyellerinin onlara dışarıdan taşınacak “bilinçten” değil, içinde bulundukları maddi koşullardan, üretim ilişkileri içindeki konumlarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu bağlamada devrimci bir örgütlenmenin yapması gereken bir yandan sınıfın mücadelesinin yaygınlaştırılması için mücadele ederken, diğer yandan ise sistemin çeşitli araçlarla zayıflattığı ve parçalı hale getirdiği sınıf dayanışmanışmasının güçlendirilmesi ve bütünleştirilmesi için çaba harcamaktır.

Burada bir sınıf örgütlenmesinin sahip olması gereken bir ilke olarak taban inisiyatifinin üzerinde özellikle durulması gerekiyor. Kitlesel bir emek örgütlenmesinin tabandan karar alan bir yapıya sahip olması, onun bürokratikleşmesini, sistemle uzlaşmasını engelleyecek, sınıfın acil sorunlarının doğrudan açığa çıkmasını kolaylaştıracak ve bu örgütlenmeye mevcut sistem bağlamında yıkıcı, sınıfsız bir toplum yaratılması bağlamında ise kurucu bir nitelik kazandıracaktır. Kuşkusuz burada sözü edilen, bir kadro örgütlenmesinin konsomolu olan sözde bir "sınıf örgütlenmesi" değil, sınıfın geniş kesimlerinin içinde yer alabileceği gerçek anlamıyla bir sınıf örgütlenmesidir.

Taban örgütlenmesinin bir sonucu olarak tüm siyasal eğilimlerin bu örgütlenme içinde var olabilmesi, çeşitli süreçlerde üstten dayatılan değil sınıfın içinden çıkan eğilimlerden birinin sınıf içerisinde hakim olması merkeziyetçi örgütlenme biçimini ve bir parti önderliğini savunanlar tarafından bir eleştiri olarak dile getirilmektedir. Bu sınıfın salt sendikal bilince sahip olduğu ve politik tercihte bulunma bakımından bir yönelendirmeye ihtiyaç duyduğu anlayışının bir ürünüdür. Sınıf parçalı ve dinamik bir siyasal yapıya sahiptir. Bugün için bu siyasal terchilerin şekillenmesinde egemenler tarafından yapılan politik manüpilasyonlar etkili olsa bile özellikle toplumsal çelişkilerin derinleştiği dönemlerde devrimci bir kalkışma ihtiyacı açığa çıkacaktır. Kriz dönemlerinde devrimci kalkışmanın önündeki en önemli engellerden biri de bürokratik yapılar olmuştur ve olacaktır. Bürokrasinin ya da yöneten yönetilen ayrımının oluştuğu herhangi bir tür örgütlenmenin yozlaşması ve sistemin dayattığı ilişkileri yeniden üretmesi kaçınılmazdır. Merkeziyetçi bir örgütlenme biçimi ya kapitalist sisteme entegre olacaktır veya sınıf adına karar alan azılığın iktidarına yol açacak ve dolayısıyla karşı devrimci bir konuma düşecektir. Kitlesel bir sınıf örgütlenmesi bir yanıyla sınıfın acil ihtiyaçlarına cevap verecek mücadele alanlarına müdahale etmeli, bir yanıyla da sisteme entegre olunmamasını sağlayacak araçlar geliştirmelidir. Sınıfın gerek bugünkü gerekse çeşitli süreçlerdeki yerel, sektörel veya genel ihtiyaçlarını ve bunların çözümlerini konunun öznelerinden daha iyi bilecek bir güç yoktur. Unutmamamız gereken emekçilerin kendileri adına karar verecek patronlara ya da yöneticilere ihtiyaçları olmadığıdır. Bugün yaşadığımız dünyadaki her şeyi üreten emekçiler, üretim sürecini yönlendirmeye, yaşamları hakkında karar almaya da vakıftırlar. Tarihin çeşitli evrelerinde pek çok baskıya rağmen bunu yapabilmişlerdir.

Emekçi sınıflar gerek çalışılan işin özellikleri bağlamında, gerek etnik, dinsel, kültürel ve siyasal etkenler bağlamında, gerekse cinsiyet, cinsel yönelim gibi doğal etkenler bağlamında bölünmüş durumdadır. Bu bölünmüşlük birbirinden farklı sorunları ve tercihleri beraberinde getirmektedir. Bir yandan bu sorunların özgünlüğünü, birbirinden bağımsız karakterlerini dikkate alırken, bir yandan da bir bütün olarak emekçi sınıfların çıkarlarının ortak olduğunu gözden kaçırmamalı ve bunun propagandasını yapmalıyız. Her şeyden önce emekçi sınıfların sorunlarını salt ekonomik düzlemde düşünemeyiz. Sorunu iktidar ilişkileri ve bu ilişkilerin belirlediği toplumsal roller çerçevesinde değerlendirmeliyiz.

Bugün politik mücadele siyasal örgütlerin, dar kadroların tekelinde iken, salt ekonomik mücadele veren sendikalar sınıfın önündeki tek örgütlenme aracı olarak bırakılmış durumdadır. Sendikaların büyük bir kısmı ise sınıfın mücadele alanı olmaktan çok bürokratların iktidar ve çıkar elde ettikleri alanlardan ibaret hale gelmiştir. Bugün sendikalara da güvenleri giderek azalan emekçilerin önlerinde kalan tek alternatif ise örgütsüzlüktür. Yani emekçilerin güven duyup, bir bütün olarak içerisinde yer alabileceği bir örgütlenme bulunmamaktadır. Sistemin uzlaştırma araçları olarak sendikaların devrim mücadelesinde ne kadar araçsallaştırılabileceği sorunu sınıfın örgütlenmesi üzerine süre gelen tartışmalarda üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu. Bir yandan bugün emekçilerin örgütlenmesi için önündeki tek alternatif olarak sendikaların doğrudan “lanetlenmesi” sınıfın daha da örgütsüz hale gelmesinden başka bir şeye hizmet etmeyeceği gibi, diğer bir yandan ise sendikalara tek başına devrimci bir rol atfedilebileceğini düşünmek veya sınıfın örgütlenmesinde tek seçenek olarak sendikaları görmek bizi sendikal yapının olumlanması ve var olanın tekrarı noktasına getirecektir. İşçilerin önemli bir kısmının örgütlü olduğ sendikalarda yer almak ancak buna alternatif olacak örgütlenme biçimlerini yaratmak bizim için zorunluluktur.

Yukarıda sözü edilen genel çerçeve içerisinde gerek bugün emekçilerin acil ihtiyacı olarak gerekse bugünü geleceğe bağlayacak organlar olarak emekçilerin karar alacağı özyönetim organları yaratılmalı ve organlar arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Bu örgütlenmelerin tek bir biçimde olması gerektiğinden söz edemeyiz. Sınıfın o an ihtiyacı çerçevesinde yarattığı mahalle meclisleri, iş yeri konseyleri biçiminde fiili örgütlenme araçları yaratılabileceği gibi dernek ya da kooperatif gibi legal örgütlenme biçimleri de oluşturulabilir. Ancak geniş çaplı bir etki yaratabilmesi için tabandan karar alan bu örgütlenmeler arasında koordinasyonunun yaratılması gereklidir. Bu araçlarla verilen toplumsal mücadele ve bu mücadeleyle ortaya çıkacak olan sınıfın özgücü ve örgütlülüğü toplumsal devrime ve özyönetime gidecek yolu da oluşturacaktır.

Anarşist komünistler olarak savunmamız gereken temel ilkelerden biri sınıf dayanışmasıdır. Sınıfın ortak çıkarı olan toplumsal devrime ancak sınıfın bir bütün olarak mücadele etmesiyle ulaşılabilir. Ancak bu noktada karşımıza çıkan önemli bir başka sorun emekçi sınıfların siyasal tercihler bağlamında bölünmüş olmasıdır. Toplumu baskı ve şiddet yoluya homojenize edecek ve kendi siysal perspektiflerinin dışındaki siyasal eğilimleri ortadan kaldırmaya yönelecek bir anlayış her zaman karşısında durmamız ve mücadele etmemiz gereken bir politik tutumun ürünüdür. Tarih bu tür yaklaşımların emekçilerin gündelik ve nihai çıkarlarını savunmaktan uzak olduğunu, yeni bir iktidar yaratmaktan başka bir işlev görmediğini bize göstermiştir. Biz bu anlayışlara karşı emekçilerin doğrudan demokrasisini nihai çözüm olarak ortaya koymalıyız. Biz gerek bugün, gerekse mücadelenin çeşitli evrelerinde farklı siyasal anlayışlarla karşılaşacak ve bu siyasal anlayışlara dair tavır alma durumunda kalacağız. Bu noktada biz günün şartlarına göre devrimci tutum alan tüm siyasal anlayışlarla yanyana gelmeyi sınıf dayanışmasının bir şartı olarak görmeliyiz. Yani sınıf dayanışmasının bir sonucu olarak devrimci dayanışmayı mücadelenin tüm süreçlerinde önümüze koymalıyız. Ancak bu süreç içerisinde sınıfın inisiyatifini eline almasını engelleyek tüm yaklaşımların da her zaman karşısında durmalıyız.

Bugün referans alabileceğimiz ve değerlendirebileceğimiz uzun soluklu deneyimler olmamasına rağmen emekçilerin kendi kaderlerini ellerine almasının onların tek ve nihai kurtuluş yolu olduğunu görmeliyiz. Tarihin pek çok dönemi ezilen ve sömürülen kitlelerin efendilerine karşı verdiği mücadelelerle dolu ve bugün sınfına duyduğu güvensizlikle örgütsüzlüğü seçen milyonlarca emekçi işini aksatarak kendine nefes alacak bir an bulmaya, yemekhaneden izinsiz tasına doldurduğu yemekle akşam yemeğini bedavaya getirmeye çalışmakta, açık bir haksızlığa uğradığında sendikaya ya da herhangi bir başka örgütlü güce değil onunla aynı köyden şehire göç etmiş işçi arkadaşlarıyla patronun karşısında dikilmektedir. Ama kurtuluşun bireysel olamayacağı çok açık. Ulusundan, cinsiyetine, çalıştığı sektörden, aldığı maaşa pek çok etken aracılığıyla bölünen ve hatta düşmanlaştırılan emekçilerin tamamının birleşmekten ve yeniden kendine güvenerek mücadele etmekten başka çaresi yok.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Donanma
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Viva la FAI
Diğer

  Linkler
Attack To Society
Global Disaster
A-Infos Anarşist Haber Ağı
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız