Anarşizm, insanın insan tarafından sömürüsünün ve tahakküm altına alınmasının ortadan kaldırılması, yani özel mülkiyet ve hükümetin ortadan kaldırılmasıdır; Anarşizm, sefaletin, hurafelerin ve nefretin yok edilmesidir.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Temmuz Ağustos Eylül 2006

Türkiye'yi Sarsan İki Gün: 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yazar : Volkan Yaraşır

Türkiye kapitalizmi, 1960 sonrasında hızlı bir genişleme dönemi yaşadı. Sanayi sermayesi, ülke ekonomisine artan bir biçimde damgasını vurmaya başladı. Bu süreç aynı zamanda işçi sınıfının ülke tarihinde ilk kez siyaset sahnesine kitlesel bir biçimde girişini sağladı. 1960’lar Türkiye işçi sınıfı açısından yeni bir dönem oldu. İşçi sınıfı bu dönemde, hem nicel hem de nitel olarak hızla gelişti.

1961 Saraçhane Mitingi; 1963 Kavel Grevi, 1965 Kozlu Direnişi, 1966 Paşabahçe Grevi işçi hareketini şekillendiren eylemler oldu. Bu gelişmeler DİSK’in kuruluşuyla sonuçlandı. Aynı yıllarda yaşanan grevler sınıf mücadelesinin keskinleştiğini gösteriyordu. Greve çıkan işçi sayısı, grev başına düşen ortalama işçi sayısı ve grevde kaybedilen ortalama işgünü sayısında geçmiş yıllara oranla muazzam bir artış yaşandı. Bu göstergenin yanında çarpıcı bir gelişme de yasadışı direnişlerin, işgallerin ve gösterilerin sayısındaki yoğunlaşmaydı. Bu eylemler işçi sınıfının mücadele gücünü ve kolektif davranma yeteneğini açığa çıkardı.

Yükselen dalga bir yandan sendikalı işçilerin mücadele yeteneğini artırırken, diğer yandan örgütsüz işçileri de hızla sendikal yapılara yöneltti. İşçiler arasında örgütlenme bilinci ve alışkanlığı hızla gelişti.

1968 yılında Derby işgaliyle işçi mücadelesinde yeni bir evre başladı. Derby’i aynı yıl içinde Altınel Pres Sanayi, Kavel Kablo, Emayetaş işgalleri izledi. İşçi sınıfı 1960’ların başında grev ve toplusözleşme hakkının kazanılması ve genişletilmesi için mücadele ederken birkaç yıl içinde hızlı bir yükselişe geçerek en radikal eylemleri hayata geçiriyordu. İşgal eylemleri işçi hareketinin gittikçe militanlaşıp şekillenerek geliştiğini ve sermaye sınıfına karşı toplumsal bir güç olarak çıktığını gösteriyordu.

1969’da Alpagut işgali ve işçi denetimi son derece önemli bir deneyim oldu. İşçi sınıfı nasıl bir dünya istediğini kendiliğindenci bir tarzda ortaya koyuyordu. Alpagut’u 1970’da Günterm işçi denetimi izledi. Sungurlar işgali yıla damgasını vuran eylemlerden biriydi. Bu pratikler toplumsal mücadelenin eksenine işçi sınıfını yerleştiriyordu.

İşçi hareketlerinde yükseliş sermayeyi rahatsız etmiş ve önlemler alma ihtiyacı doğurmuştu. 1970 yılında 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda değişiklik öngören iki kanun tasarısı parlamentoya sunuldu.

Sendikal hakları kısıtlayan bu yasa önerilerinin hedefi DİSK’ti.
Çünkü bu süreçte DİSK, bir çekim merkezi işlevi görerek, işçi sınıfının sınıfsal ve sendikal mücadelesinde önemli atılımlar kaydetmekte ve diğer toplumsal kesimlerin mücadelesinin gelişmesinde önemli roller üstlenmekteydi.

Bu anlamda DİSK’in ve genel olarak işçi sınıfının yükselen mücadelesinin engellenmesi egemen güçlerin önündeki en temel sorundu.

İstenen DİSK’in tasfiyesiydi, sendikal alanda devlet güdümlü Türk-İş’in tek örgüt olarak bırakılmasıydı. İşçi sınıfı bu politikalara karşı net bir karşı duruş sergiledi. 15-16 Haziran direnişi bir volkan gibi patladı.

Fabrikaların sokakla buluşması

15-16 Haziran direnişi işçi hareketinin doruk noktası, aynı zamanda da geri çekilmenin başlangıcı oldu. Hareket bu eylemde politik boyutlar kazandı ve politik alana sıçradı. Her ne kadar talepler yasalara ve parlamentoya yönelmiş olsa da eylemler yasadışı olarak sokaklarda gerçekleşti. Fabrikalar sokaklarla, sokaklar fabrikayla buluştu. O güne dek tek tek fabrikalarda yürütülen mücadele işyeri çitlerini aşarak, genellik kazandı. Onlarca fabrika, on binlerce işçi birlikte eyleme çıktı. İşçi sınıfı toplumsal ve maddi bir güç olduğunu yaşayarak öğrendi. Kavganın içinde kendi sınıf kimliğini açığa çıkardı ve devletin ideolojisinden net bir kopuşu sergiledi.

1968-1970’li yıllarda yaşanan eylemler ağırlıkta yeni bir sendikal arayışın ifadesiydi. Türk-İş’in sendikal bürokrasisine karşı bir tavır alışı gösteriyordu. Bu direniş ve eylemlerde, kendine has örgütlenmeler doğmuştu. Ne var ki her eylemin ürettiği örgütlülük kendi işyeriyle sınırlı kalıyor, eylemin bitmesiyle de sönüyordu. İşgal, direniş ve değişik eylemler içinden çıkan öncü işçiler de, kendi işyeri sınırları düzeyinde hapsolmuş durumdaydılar. Çünkü her hareket tek başına başlayıp yaygınlaşmadan bitiyordu.

Sınıf kardeşliği

15-16 Haziran direnişi işçi sınıfının kolektif ayağa kalkışıydı. İşyeri sınırlarında kalan eylemler sokakla, diğer fabrikalarla birleşti. Sınıfın kolektif gücü açığa çıkmıştı. Öncü işçilerin mücadelenin içinde birbirleriyle kaynaşmalarının olanakları doğdu. İşçi sınıfı kendi kaderini ellerine almasıyla her türlü bürokratik engeli ve hegemonyayı parçalayabilecek güçte olduğunu gösterdi.

15 Haziran’da ağırlıkta DİSK’li işçiler (Türk-İş’e üye işçilerle birlikte) sokakları işgal ettiler. 16 Haziran günü ilk günkü eyleme daha az katılmış olan Türk-İş’li işçiler, bu kez çoğunluğu oluşturuyordu. 15-16 Haziran direnişine katılan 168 işyerinin 121’inde Türk-İşe bağlı sendikalara üye işçilerin bulunması bir gerçeği açığa çıkarıyordu. Sınıf kardeşliği ve dayanışması önünde her türlü bürokrasi dağıtılabilirdi.
15-16 Haziran kendiliğinden bir kitle eylemiydi. Ama sınıfın kendiliğinden mücadelesinin bile ne kadar sarsıcı ve yıkıcı bir güce sahip olduğunu ortaya koyuyordu. Sınıf hareketinin biriktire biriktire geliştiği kapitalist egemenlik ilişkilerinin kökten sorgulamasının ancak bu biriktirme sürecinin sonunda olabileceğini gösteriyordu.

Anma günü değil

15-16 Haziran sınıftan öğrenmenin vazgeçilmez bir koşul olduğunu ortaya çıkardı. Çünkü her tür örgütlenme, ister siyasal isterse üretim birimine ilişkin olsun hareketlilik ve eylem üzerinden gelişmekteydi. Sınıfın kendi örgütlülüğünü kurması, taban örgütlenmelerini yaygınlaştırması ve bunların gelenekselleşmesi aynı zamanda politik örgütlemenin de koşulları ve biçimlerini yaratmaktaydı.

15-16 Haziran direnişi basit bir anma günü değildir. Bugün açısından da son derece anlamlı mesajlarla yüklü bir direniş destanıdır. En başta sınıftan öğrenmeyi ve bu öğrenmenin ne derece yaşamsal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sosyalizmin işçi sınıfının kendi eylemi ve örgütlülüğü olduğunu net olarak işaret etmektedir.

Aslonan faaliyetin işçi sınıfı içinde yürütülmesini ve “Başka Bir Dünya”nın ancak işçi sınıfının gücüyle yaratılabileceğinin altını çizmektedir. Sınıftan kopukluğun eğilim ve yapıları nereye savurduğu ortadadır. Sosyalizmin fiili ve maddi bir güç haline gelebilmesinin yolunun, sınıfın yaratıcı gücüne inançtan ve bu gücün örgütlenmesinden geçtiği unutulmamalıdır.

Sınıflar mücadelesi bir momentler bütünselliğidir. Şimdiki görev yaşadığımız yeni momente uygun örgütlenme ve eylem biçimleri gerçekleştirmektir. Ama asla sınıftan öğrenmeyi ihmal etmeden.
15-16 Haziran öğretmeye devam ediyor.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Ateş Hırsızı
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : Amarrado a la Cadena
Diğer

  Linkler
Savaş Karşıtları
Kır Anarşi
ProleterTeoriA
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız