Hiçbir hükümet faşizmi yok etmek üzere savaşmaz. Burjuvazi, güç elleri arasında kayıp gittiğinde, ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için faşizmi diriltir.

Buenaventura Durruti

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Ekim Kasım Aralık 2006

Avrupa Birliği ve Köylülük Yazar : Levent Tok

İdeolojik argümanların dizgelenişinde ortaya reel ekonomik farklar ortaya çıkar. Bu açıdan da kapitalizm diğer ekonomik sistemlere göre daha toplu ve idareci hareket etme niteliğine sahiptir. Bu toplu ve idareci yaklaşımla kapitalizm bugün dünyayı kasıp kavuran ve ideolojik terminolojileri alt üst eden postmodernizmin direktiflerini birebir toplumlara uygulamayı başarmak üzeredir.

Bu başarının altında yatan bir üst satırda belirttiğim üzere postmodernizm’dir. Liberal ekonomik verilerin likide edildiği ve eski tabirle üretime yönelik olarak regüle edilen kârın borsa sermayesine yedeklendiği ortamda kapitalizm ‘aklını’ çalıştırmıştır.1 İşleyiş yasalarına bağlı bir biçimde literatürleri revize etmiş, muhalif görüş ve biçimleri2 alt kültür teranesi altında kendisine yedeklemiştir. Bu yedekleme ile işleyiş yasalarına bağlı harekatının ikinci bölümüne geçmiş ve küreselleşme denilen ancak bölgesel egemen kampların bir çatı örgütlenmesinden başka bir şey olamayan yeni dünya düzeni ile yasama gücünü kullanmaya başlamıştır.

İktidar erkleri söz konusu olduğunda hiçbir zaman yasama kapitalizmin elinde şimdiki kadar şiddetli bir güce erişememişti. Son dönemde gelişen ve kapitalizmin kendi muhaliflerine de enjekte etmeye çalıştığı bürokratik deformasyon postmodernizmin yarattığı ideolojik boşluğu doldurma işini becerdi. Bir yandan bir silah olarak yasama erki ile kullanılan ve bir yandan da muhalifleri de içine alan bu bürokratik organizasyon peki kapitalizmin ne işine yaradı? Sadece postmodern açıkların kapanması ya da düşmanın bozguna uğratılması pahasına mı işleyişe konuldu?

Hiçbir cevabın tek baş ına cevap olmadığını söyleyen ve bu nedenle de ideolojik argümanların dizgelenişinde ortaya çıkan reel ekonomik farkların sadece yaklaşım sorunu olduğunu iddia ederek terminolojik kafa karışıklığı yaratan kapitalizm ideologlarının söylediğine dikkat kesilmek gerekmektedir. Kapitalist ideolog terimlerin varolan biçimden değil varolan biçimin terimden türetilmesi gerektiğini savunur ve idealizmi canı tutmaya çalışır. Ancak canlı tutulması gereken ekonomik durumlar söz konusu olunca insandır. Kapitalizm bu sözün özüyle öldürür. Ya nasıl?

Kapitalizmin ya da kapitalist ideologun dediği gibi kapitalizm son on yıllık döneminde idealizmi hortlatmaya çabalamış ve kendi ekonomik varyasyonlarını da bu çaba üzerine kurmuştur. Her şeyi kılıfına yani kendisine uydurma çalışmaları gütmüştür kapitalizm. Bunu yaparken de ideolojik ekonomik üstünlüğünü perçinleme çabasındandır.

Bu üstünlüğü küreselleşme paralelinde sürdürmeye de dikkat eden kapitalizmin bugün bölgesel kampların çatı hareketi haline gelen küreselleşmesinde AB önemli bir yer tutmaktadır. Zira AB İngiliz emperyalizminin uyanışı mı yoksa Alman yayılmacılığı ve faşizminin canlanması mı, Avrupa kaybettiği dünya liderliğini mi geri istiyor soruları ya da cevaplarının da ötesinde AB bugün dünya küreselleşmecileri için ve bölgedeki gelişmeler ve bunlarla olan yakın bağları nedeniyle Türkiye açısından çok önemli bir yerde.

İlişkileri çok zaman tedirgin ve karşılıklı gerginlik içinde gerçekleşen bir ikili olan AB ve Türkiye ilişkilerinin tarihinin AB’nin kökünde yatan kömür ortaklığı3 ile başladığını söylemek yanlış olmaz. Ankara antlaşması ile başlayan ve neredeyse kırk iki yılı bulan ilişki sürecinin en sancılı ve AB açısından da en karlı dönemine girildi. Katılım ortaklığı belgeleri, dönem başkanlarının sözleri, üyelik müzakereleri gibi tam katılım yönünde telaffuz edilen kavramlar başımızı döndürmeye başladı. Marksist’inden, anarşist’ine; Kürt’ünden İslamcısına kadar birçok çevre ve grup sermayedarlar gibi sevinmeye başladı.

İnsan hakları ve demokrasi gibi Fransız ihtilali kavramlarını sanki yeni bulmuş gibi reklam eden kapitalizm ekonomik verilendirmeyi kapalı kapılar ardında yaparken bu ‘çok çekici’ kavramlarla büyük bir akıl tutulması yarattı.

Türkiye’deki muhalif hareketler bile işkence davalarında ya da başka herhangi bir sorunda bu örgütün mercilerine başvurmaktan çekinmedi.

Kapitalizmin yarattığı kafa karışıklığı ideolojik alanda bu şekilde ‘amaca giden her yol mubahtır’ mantığı ile ortaya çıkarken ekonomik verilerin yarattığı durumlar salt geri itildi.

AB ile Türkiye arasında yapılan ‘pazarlıklarda’ son dönemlerde fındık mitingiyle açığa çıkan ancak farklı bölgelerde farklı şekilde ve sessiz sedasız yaşanan bir sıkıntı gündeme geldi. Ekonomik bir durum olduğu için pek göze çarpmamıştı.

AB Türkiye’den köylü nüfusunun % 40’tan % 10’a indirilmesini istiyor. Bu da destekleme alımlarından tutun da diğer tüm tarım sektörü alanlarında geçmişteki devletçi uygulamanın terk edilmesini içeriyor. Ancak tarım olarak modern tarım araç ve gereçlerinden ve yeterli sulama imkânından yoksun olan Türkiyeli çiftçi ürün maliyeti ile yeni dönemi karşılayamıyor. Bunun yanında da ürün ve pazar ülke içinde yer almasına rağmen likide edilen kar vergilendirilemeden ülke dışına çıkıyor. Sonuçta da ülke içindeki üretici güç zayıflatılırken bu yasama eliyle çıkarılan yasalarla yapılıyor. Köy hizmetleri kapatılıyor, su işleri yarı yarıya tasfiye ediliyor. Büyük umutlarla yapılan GAP projesi hiçbir işe yaramaz hale geliyor. Çünkü pazarlık böyle. Köylü nüfus azalacak ve giderek ucuzlayan bir iş gücü piyasası yaratılacak. Ülke Avrupa’nın üretim sahasına çevrilecek. Peki köylü nüfusu nasıl azalacak?

Aslında bu yazılanları AB’yi ABD yaparak yazsaydık ellili yılların Adnan Menderes hükümeti ve Marshall yardımı yazısı çıkarabilirdik. Çünkü tarih benzeşim süreçleri ile devreder. Bugünkü panaroma da neredeyse benzer. YTL devalüasyonu ABD ve AB ile her şey yolunda söylemleri, duble yol, temiz çevre, nakit çalışın naraları ile Adnan Menderes zamanının süt tozu, yol ve traktör harekatları ve ‘milletin eline para geçecek, hem de tomar tomar’ söylemleri benzeşmiyor mu? Yıllar, partilerin adları ve yüzler farklı, koşullar farklı ancak durumun yarattığı vahamet aynı.

Adnan Menderes zamanının söylemleri, Adnan Menderes zamanının göz boyayan ilk yılları..

Fakat her şey o günlerdeki kadar berrak değil. Artık keskinleşen çelişkilerin yarattığı gerilimde kırılmalar daha erken yaşanıyor. Ne var ki egemen kolektif kapitalizm medya ve çeşitli araçlarla kırılmaları gizliyor.

Kırılmalar yaşanmaya ve acıları çekilmeye başlandı. Fındık sorunu birkaç gün eylem haberi ile televizyonlarda yer alırken 2000 yılından beri geri geri giden fi yat endeksi ile tütün sözü bile edilmez bir noktaya geldi.

Geçen sene tüccarlar tütün başfiyatını 5.60 ytl olarak verdi. Bu 2000 senesine bakıldığında kilodan (2000 yılında) çıkan 8,5 litre mazotun 2,5 litreye inmesi demek. Gel gelelim çiftçinin ektiği tütün kendi giderini zor karşılarken bu fi yata ekilen tütün karşılığında bu sene (Denizli ve çevresindeki tütünü on ya da on iki tüccar alıp İzmir’deki philip morrise satar) tüccarlar başfiyatı 5.90 ytl olarak açıkladı. Bu çiftçinin giderek bükülen belini daha da bükmesine rağmen çiftçi ekime mecbur kaldı.

Alternatifler için kooperatiflere başvurmak anlamsız. Çünkü bir zübük öyküsü gibi kooperatifler kredi alıp veren ya da buna aracı olan ve sözleşme zamanı tüccarın yanında yer alan kurumlara döndü. Binlerce dönüm arazide çıkan ve sulama ve hasat parasına satılan tütünün diğer giderleri çiftçiden çıkmaya başladı. 5.90 YTL fi yat kiralanan tarla parasını da karşılamaz oldu. Kaldı ki bundan da önce tekellerin temsilcisi tüccarlar kimin ne kadar ekeceğine karar verir hale geldi. Bu tarla kiralama işini riske etti. Çünkü bir yıl önceden kiralanan tarlaların işe yaramaması durumunda zaten zarar edilen tütün fi yatının acısına bir de tarla kirası eklenmesi tarla kiralama işini de etkiledi. Boş tarlalar ise zararlı otların büyümesi ya da erozyon oranında artışa sebep olma olasılığını yükseltti. Ege ve Ege’nin Akdeniz’e açılan eşiğindeki tarlalarda boşa alma yaygınlaştı. Nadasa bırakılmayan ya da bırakılarak kiracı beklenen tarlalar şehre göçle terk edildi.

Üretici çeşitli çözüm yolları aramaya başlasa da bunların hiçbiri sonuç vermedi. Kanola ve zeytin konusunda yapılan araştırmalar tarlaların belli bir süre dinlenmesini gerektirdiği için çiftçi ekime devam etti. 2005 yılına ait destekleme paraları ancak ödenmeye başlanırken çiftçiler ve banka arasında aracı bir kuruma dönüşen kooperatifler tekellerin boyunduruğu altında kredilendirme yapmaya başladı. Tütün acıdı.

Bunların altında yasama gücüyle ortaya çıkarılan ve toplumun her gözeneğine empoze edilmeye çalışılan bürokratizm, bürokratizmin altında da postmodern ekonomik terminoloji var.

Postmodern ekonomik terminoloji de bize emperyalizmi öldüğünü iddia ettiği tarihin içinden yeni bulmuş gibi sunduğu kavramlarla reklâm ediyor.

Notlar:

1 Kapitalizmin ahlakı ideolojisi, aklı da kendisinin işleyiş yasalarıdır. Bu iki kopmaz ilişki alanı postmodernizmle ayrı birer biçime indirgenmiştir.
2 Kapitalizme muhalif görüşlerin yanı sıra kapitalizmin kullandığı ancak kullanırken sadece bir biçim haline getirdiği bazı toplumsal gruplar ve görüşler de vardır. Fundemantalizm Türkiye ölçeğinde buna açık bir örnektir. Bir ideolojik aygıt olarak kullanılırken aynı zamanda biçimsel bir muhalefet odağı haline getirilen İslam’i ideolojiyi düşünmek biçimden kastımızı açığa çıkaracaktır.
3 Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkiler, Avrupa Topluluğu (AT) ile 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşmasının temel oluşturduğu ortaklık rejimi çerçevesinde kurulmuştur

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

y037
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : No War Song
Diğer

  Linkler
İç Mihrak
Anarşist Komünist İnisiyatif
Kır Anarşi
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız