Biz kalbimizde yeni bir dünya taşıyoruz ve o dünya şu anda, burada büyümekte.

Buenaventura Durruti

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Ekim Kasım Aralık 2006

FAI üzerine bir Kitabın Özeti Yazar : Metin Kılıç

Stuart Christie; We, the anarchists! A study of the Iberian Anarchist Federation (FAİ) 1927 1937; The Meltzer Press Jura Media; 2000.

Önsöz

1936’da İspanya emekçi sınıfının önemli bir bölümünün doğrudan öznesi olduğu devrimci kalkışma, sınıfın sermaye düzenine karşı verdiği tarihsel mücadelenin köşe taşlarından biridir. Bu deneyimin sınıf mücadeleci anarşist hareket açısından özel anlamı ise anarşist hareketin İspanya topraklarında o dönemdeki en kitlesel sınıf mücadeleci akım oluşunda düğümlenir. Bu yüzden anarşist komünizm ya da genel olarak sınıf mücadeleci anarşizm açısından daha da bir özel derslerle doludur. Teori ve pratiğin eksiklerini, ‘hareketin yeterince güçlü olamaması’ bahanesine sığınmadan net bir şekilde görmenin imkânını sunar. Anarşist komünizm, ispanya deneyimini iyi bir değerlendiremez, yaşanmış devasa sorunlara görece tutarlı ve kapsamlı çözümler üretme yolunda yol alamazsa, şuradan şuraya gidemez desek herhalde abartmış olmayız. CNT ve FAİ’ye odaklanan iki kitap, genel duruma eğilen iki üç çalışma dışında İspanya deneyimini aktaran pek geniş bir literatür oluşmuş değil dilimizde. Bu yüzden FAİ üzerine yapılmış Stuart Christie1 imzalı “We, the anarchists! A study of the Iberian Anarchist Federation (FAİ) 1927-1937”2 isimli çalışmayı önemsedik. Anarşist yazına bir miktar hakim olan, yenilginin temelini dışsal faktörlere (Stalinci müdahale, uluslararası konjonktür, vs.) bağlayan eğilimin hayli dışında kalan alabildiğine eleştirel bir çalışma ile karşılaştık. Kitabın bir diğer meziyeti İspanya’daki özgürlükçü sınıf hareketinin örgütsel tartışmalarında farklı grupların edindikleri tutumları ve öne sürdükleri argümanları olayların içindeki kimselerden İspanyolca kaynaklara dayandırılarak yapılan alıntılarla aktarması. Yazarın kendi çözüm önerileri bir yana, sorunları ortaya çıkarması ve işaret etmesi ise başlı başına bir kazanım. Bu yazıda söz konusu kitabın bir özetini ve ardından konuyla ilgili bir değerlendirme bulacaksınız. Kitap adından da anlaşıldığı gibi İspanya’daki kalkışmanın genel bir tarihinden ziyade FAİ üzerine odaklanmıştır.

Konumuz tarih olduğu için tarihe önemli bir not daha. Tarih yazımı herhalde sosyal bilimler arasında bilimselliği en tartışmalı olanıdır. Benjamin’in yerinde ifadesiyle tarih yazımı bir “inşa”dır ve asla aslında ne olduğunu olduğu gibi göstermez, gösteremez. Her tarih metni yazarının elinde şekillenen seçmece ve taraflı bir inşa faaliyetidir. Kimi olguları ön plana çıkarır, kimilerini görmezden gelir, kimilerinin varlığından dahi habersizdir. Yazarının bugüne belli bir yönden bilinçli veya bilinçsiz müdahalesinin aracıdır. O açıdan bu kitap dahil tüm tarih metinlerine alabildiğine eleştirel bakmakta ve mekanik tarihsel çıkarsamalara kulak asmamakta fayda var.

Kitap

Anarşizm İspanya’da 1868’de Bakunin’in kurucularından olduğu Sosyal Demokrasi İçin İttifak örgütünün ülkeye girişi ile bir hareket haline gelmeye başlar (1)3. 2 Mayıs 1869’da İttifak tarafından Enternasyonal’in İspanya şubesi kurulur. İttifak’ın Bakunin’in kaleme aldığı programı İspanya’daki anarşist harekete damgasını vuracaktır. İttifak tarafından kurulan İspanya’daki ilk örgütlü emek hareketi FRE (Federacion Regional Espanola İspanya Bölgesel Federasyonu) 1870 Haziranında ilk kongresini toplar (2). Bu ilk tohumların ardından onyıllar sonra CNT, 1907’de kurulan anarşist ve sosyalist unsurları barındıran Solidaridad Obrera (İşçi Dayanışması) Federasyonu’nun temeli üzerinde 1910da kuruldu. CNT anarşistler ve devrimci Fransız sendikacıları tarafından yönlendirilse de açıkça anarko-sendikalist değildi (4).

Ekim 1911’de Barselona da yapılan ilk CNT kongresinde sosyalistlerin federasyondan çekilmesinin ardından 26,585 üyenin temsilcileri yeni sendikanın işçilerin kendi özgürleşmelerinin aracı olacağı sloganını kabul etti. Üyelerin yaklaşık 12.000’i Katalonya’dan, 6.000’i Endülüs’ten ve 1.000’i Valensiya’dandı. Sınıf savaşını ve doğrudan eylemi savunan CNT’nin resmi hedefi devrimci genel greve girişebilmek için yeterli üye sayısına ulaşmaktı. Kuruluşunu izleyen birkaç hafta içinde Bilbao’da grev yapan işçilerle dayanışma grevine kalkışan ve İspanya’da devletinin Morokko’daki emperyalist savaşının alevlenmesine karşı protestoya girişen federasyon hükümet tarafından illegal ilan edildi ve yeraltına çekilmek zorunda kaldı. CNT ancak 1915’te ulusal çapta bir federasyon olarak yeniden işlerlik kazandı. Ancak CNT Katalan merkezli bir sendika olarak kalmaya devam etti, bu günlerdeki 30.000 üyenin 15.000i Katalan bölgesindeydi. Bu dönemde UGT4 Şubat 1916’da 76.304 ve 1917’de 99.530 üyesi ile CNT’den daha kitleseldi (5).

1918’in kışında anarşist grupların ulusal konferansı yapıldı, temel konu CNT ile kurulacak ilişki idi. Bu zamana kadar pek çok anarşist CNT’nin dışında kaldı ve içinde olanlar da sendika içindeki idari mevkilere gelmekten kaçındılar. Konferanstan CNT’ye kitlesel şekilde girme kararı çıktı. Bu konferanstan önce yapılan CNT’nin Katalan bölge kongresinde federasyonun Anarko-sendikalizme kayma emareleri zaten gözlenmişti. 74.000 işçinin temsil edildiği bölge kongresinde federasyonun zanaatlara göre olan geleneksel örgütleniş yapısı değiştirildi, endüstriyel biçimde örgütlenildi. Bu şekilde yeni toplumun nüvelerinin eskisinin içinde hayat bulması amaçlandı. CNT’nin şubeleri, odaları sadece sendikal meselelerin tartışıldığı yerler olmaktan çıkıp, Ferrer5tipindeki özgür okulların kadın kurtuluşundan, vejetaryenliğe çok çeşitli konularda eğitim sunduğu toplumsal ve kültürel merkezler haline geldi. Bu kongrede bürokrasinin ortaya çıkışına ve küçük meselelere gereğinden fazla dikkat edilmesine yol açtığı için ücretlerden kesilen sendika kesintileri kaldırıldı. Katalan Bölge Komitesinin tek ücretli elemanı sekreteriydi.

Ülkenin kırsal ağırlıklı güney bölgesinde sanayi işçileri ve köylü birlikleri sendikaya birlikte katılıyorlardı. Yılın sonunda üye sayısı 345 bine çıktı. 1919 da maaş kesintilerine karşı çıkan 8 işçinin işten atılmasına karşı başlattığı dayanışma grevleri dalgası ile CNT Barselona’da şehir çapında bir genel grev direnişi sergilemiş ve zafer kazanmıştı. Bu zafer CNT’nin İspanya’nın en büyük ve en mücadeleci sendikası olduğu imajını güçlendirdi.

CNT’nin 2. ulusal kongresi Madrid’de 1919 Aralığında yapılır. Bu dönemde Barselona’da devrimcilere ve sendikacılara karşı kanlı bir baskı dönemi sürmektedir. Federasyonun üyeliği 715 bine yükselmiştir. Bu üye sayısı UGT’nin 3 katından fazladır (6). Kongrede “Birinci Enternasyonal’in esas ilkeleri ile uyum içerisinde olunduğu” ilan edilir ve federasyonun hedefi olarak “liberter komünizm” kabul edilir. CNT tabanının, özellikle de kır işçilerinin radikalliği göze çarpar. Bu kongre önceki Katalan bölge kongresinin yapısal kararlarını kabul eder. Liderlik ile tabanın arasındaki gerilimi en aza indirmek için sadece bölgesel federasyonların sekreterlerinin ve ulusal komitenin sekreterinin maaşlı olmasında karar verilir. Ulusal ve bölgesel tüm komitelerin diğer üyeleri, mesleklerini icra etmeye devam edeceklerdir. Bunu mümkün kılmak, yani zaman ve ulaşım sorununu aşabilmek için tüm ulusal komitenin bir bölgenin işçilerinden oluşması kararı alınır. De Rivera diktatörlüğü yılları dışında komite hep Barselona bölgesi işçilerinden oluşacaktır (7).

Her ne kadar CNT, sendikanın tabanında örgütlenen küçük bir anarşist azınlık tarafından kurulmuş ve yönlendirilmekte olsa da 1917-1923 arası CNT’ye üye olan kitlenin büyük çoğunluğu yüksek olasılıkla kendini anarşist olarak tarif etmiyordu. Bu dönemde CNT’ye gelen işçi ve köylüler dönemin polarize olmuş radikal politik ikliminden etkilenmişti ve sendikanın anti-otoriter, liberter ve devrimci duruşuyla kendini özdeşleştiriyordu. Anarşist olmayan bu geniş kesim muhtemelen CNT’yi kendi hakkını kovalayacak, onu yarı yolda patrona veya devlete satmayacak, mücadeleci ve tuttuğunu koparan bir sendika olarak gördüğü için ona üye olmuştu. Nitekim CNT gerçekten de böyle bir sendikaydı. Öte yandan sendikanın kurumsal idari liderliği ya anarşist değildi ya da anarşizmi sadece soyut bir ilke olarak benimser görünüyordu. Devrimci anarşist azınlık açısından bu durum liderlik üzerinde sendikanın anarşist çizgiyi sürdürmesi ve reformist ve idareci zihniyetli liderliğin anarşist ilkelere uygun kuruluş ilkeleri dışına çıkmaması için baskı oluşturmaya devam etmenin en temel sebebiydi. Liderlik ise mevkilerini elde tutmak için bu bilinçli azınlığın desteğine ihtiyaç duyuyordu. Çünkü bu azınlığın konfederasyon üyeleri üzerindeki etkisi büyüktü. Bu etki söz konusu anarşist azınlığın diğer üyelere duruşlarıyla örnek olma ve ilham verme şeklinde oluşturdukları bir ahlaki bir liderlik biçimindeydi (8). Sendika üyeliğindeki hızlı (fakat kısa süreli) artış reformist bir emek hareketinin tüm işlevlerini yerine getirmeye çalışan devrimci bir emek hareketine içkin çelişkileri iyice gün yüzüne çıkarttı. Bu çelişki öncelikli devrimci amaçları olan anarşist militanlar ile onlarla aşağı yukarı eşit etkiye sahip öncelikle işyeri temelli ekonomik talepleri olan sendikalist unsurlar arasındaki mücadelenin kaynağını teşkil etti (9).

Pistolerismo’nun (patronlar sendikasının tuttuğu gangsterler ya da sağ sendikaların adamları tarafından militan sendikacıları öldürülmesi olayları) şiddetlendiği 1922’nin Ekiminde Barselona’da Los Solidarios adlı anarşist bir uyum grubu oluşturuldu. Grup, düşünceleri ve tutumları patron terörünün aşırı şiddetlendiği bu dönemde şekillenen CNT’nin genç işçilerden oluşan bir savunma grubundan türedi. İspanyol anarşist hareketinin Durruti, Ascaso, Oliver gibi tanınan simaları bu gruptaydı. Los Solidarios’un kurucularından Fernandez’e göre grubun amaçları şunlardı: Pistolerismo’ya karşı direniş oluşturmak, CNT’nin anarşist amaçlarından sapmamasına uğraşmak ve birbirine ideolojik olarak yakın olan ancak yarımadanın her köşesine dağınık biçimde bulunan tüm grupları ulusal çapta bir anarşist federasyon halinde birleştirmek (10). Grup bir yandan antiCNT terör kampanyasının mimarlarını etkisiz hale getirirken biryandan da dergileri Crisol’da ulusal bir anarşist konferans çağrısı yaptılar. Çağrı kabul gördü ve konferansta hem CNT hem de Anarşist Gruplar Federasyonu hazır bulundu. Bu konferansta İberya Anarşist Federasyonu (FAİ)’nun habercisi olan Ulusal İrtibat Komisyonu oluşturuldu. Los Solidarios’un üç üyesi komisyondaydı (11).

1923’te Primo de Riviera’nın başında olduğu darbe gerçekleşti ve diktatörlük yılları başladı. Devrimci anarşistlerin darbenin ardından sürgün edilmesi CNT içinde ideolojik bir vakum yarattı ve bu boşluk hızlı bir şekilde yasal alana düşkün sendikalist unsurlarca dolduruldu (13). Diktatörlük dönemi boyunca CNT içinde 3 temel akımdan, artı bir de dördüncü felsefi anarşist akımdan söz edilebilir. Bu dördüncü akım Urales ailesi tarafından etkili dergileri La Revista Blanca aracılığıyla yankı buluyordu. Bunlar kendileri anarşist ortodoksinin yılmaz savunucuları olarak görüyor ve ideolojik safl ıklarını bozacağı gerekçesiyle sendika çalışmalarına katılmıyordu (14).

Birinci grup Pestena gibi sendika liderleri tarafından temsil edilmekteydi, CNT’nin ulusal ve bölgesel komitelerinde yer sahibiydi ve CNT içinde bulunan Cumhuriyetçiler, Sosyalistler ve Ayrılıkçılar gibi diğer reformistleri de kapsamaktaydı. Kendiliğindenciliğe ve işçilere pek az güvenmekteydiler, CNT’nin diktatörlük karşılığında her ne koşul öne sürerse sürsün yasallaşmasını savunuyorlardı. Anarşizm onlar için soyut bir ahlaki idealdi ve gerçek hayatta pek az karşılığı vardı. Pestenacılara göre anarşist militanlar diğer işçilere örnek olma yoluyla cesaretlendirerek liderlik yapmak yerine, onlara bir eğitimci ve idealist olarak yaklaşmalıydılar. Zira eğitim almamış ve hazır olmayan bir işçi sınıfı kitlesi ile devrim imkânsızdı. CNT’nin liderliği yani bölgesel ve ulusal komiteleri üyeleri özetle CNT tabanındaki bilinçli azınlığın ideolojik amaçlarını engellemek ve dahası sendikanın federal yapısı ile antikapitalist ve antipolitik ilkelerini değiştirmek istiyordu. Çünkü ancak bu şekilde UGT ile başa çıkabileceğini ve kendilerine göre devrimin önkoşulu olan İspanyol emekçilerin büyük çoğunluğunu CNT’ye üye yapabileceklerine inanmaktaydılar. İkinci grup Pestena’nın Solidaridad grubunun bir diğer üyesi Peiro tarafından temsil edilmekteydi. Peiro’nun konumu Pestena’dan çok farklı olmasa da o kendini saf reformizm ile saf devrimci anarşizm arasında bir yerde görüyordu. Üçüncü grup anarşist işçilerden oluşan bir bilinçli azınlıktı ve sürgündeki anarşist militanlar tarafından temsil edilmekteydi. İspanyolca konuşan anarşist hareket içinde bir diğer önemli ses bu dönemde Arjantin’deki FORA anarko-sendikalist sendikasında çalışma yapan Santillan ve Arango tarafından Buenos Aires’te çıkarılan La Protesta gazetesi idi. Çoğu İspanyol anarşistin aksine Santillan bir işçi değil bir bohemdi (15). 27 Temmuz 1927 günü yaklaşık 20 delegenin katılımıyla FAİ’nin kuruluş konferansı gerçekleştirilir. Portekiz Anarşist Birliği’nin (1923te kuruldu) FAİ’nin temelinin oluşturulmasında önemli etkisi oldu. Kuruluş süreci anarşistlerin diktatörlüğe karşı mücadeleyi örgütlemek için topladıkları iki üç genel konferansa dayanmaktaydı (17). Amaçlar ve ilkeler metninde federasyonun hedefi “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar” ilkesi uyarınca işleyecek bir düzen olarak tarif edildi. CNT’de aktif olunması öngörülüyordu: “Biz işçiler olarak hemen hepimiz CNT’nin tabanında aktifi z. Ancak misyonumuz sadece sendika içinde aktif olmak değil”. Federasyona katılma ilkeleri en azından kâğıt üstünde geniş tutulmuş gözüküyor: “devletsiz bir toplum isteyen herkesin, devrim sonrasında nasıl bir dünya isterse istesin (komünist ya da bireyci) aramızda yeri var” (19). Kuruluş konferansının amacı üç ana örgütün (İspanya’nın Anarşist Grupların Ulusal Federasyonu, Fransa’daki İspanyolca Konuşan Anarşist Gruplar Federasyonu ve Portekiz Anarşist Birliği) uyum gruplarını bir yarımada birliğinde birleştirmekti. Ancak orada bulunanların çoğunluğu için hemen hemen en önemli olan şey, çoğunluğun üyesi olduğu CNT içindeki özgürlükçü komünist toplum vizyonunu yaygınlaştırma ihtiyacı ve federasyon içindeki antipolitik ve doğrudan eylemci ilkeleri Pestena gibi reformist sendika liderlerine karşı savunmaktı. Kuruluş konferansının kararlarında hiç anılmasa da FAİ’nin ilk kurulma tartışmalarının başlangıcından bir yıl sonra aceleyle kurulmasının sebebi, FAİ’yi kuran CNT militanlarının özellikle de Katalan bölge komitesinde bulunan ve güçlenen reformistlerin son eylemleri ve açıklamalarıydı. Önceki yılın ocak ayında Pestena’nın önderliğindeki tanınmış liderler CNT’nin legalleşmesi çağrısı yapmışlardı. 1927’ye dek uzanan olaylar, FAİ’nin kuruluşunun CNT’nin 1919 ve 1922 konferanslarında kabul edilmiş olan devrimci amaçlarının ve ilkelerinin CNT’nin ulusal liderliği tarafından tersyüz edilme manevralarına karşı tabandan militanların verdiği bir tepki olduğunu gösterir (21).

FAİ bir uyum grupları federasyonuydu, bireysel üyelik yoktu ve kuruluş konferansında grubun federasyona kabul edilme koşulu, federasyonu oluşturan diğer gruplarla toplumsal kurtuluş yolunda bir eylem birliği içinde olmaya bağlılık idi. Bağımsız bir örgüt olan CNT’nin anarşist içeriğini reformist ya da potansiyel reformist liderliğine karşı sağlama almak için taban düzeyinde FAİ ve CNT arasında organik bir bağ kuruldu: CNT-FAİ ortak Savunma ve Mahkumlara Yardım Komiteleri (22). FAİ militanları sendika içinde hiçbir zaman gizli biçimde çalışmazlardı ya da üye olmayanlardan üyeliklerini gizlemezlerdi. FAİ gizli bir örgüt değildi, sadece diktatörlüğü yıkma hedefi ni açıkça deklare etmiş bir yapı olarak 1927’den 1931’e dek illegaldi. Cumhuriyetin 31’de kuruluşundan 37’ye kadarsa Cumhuriyet yasalarına uygun yasal bir kurum olmak için başvuru yapmayı reddetmişti.

Tüm ücretli FAİlilerin CNT üyesi olması beklenirdi. Ancak CNT içindeki anarşistlerin oldukça küçük bir kısmı spesifi k örgüte dahildi. Diktatörlük boyunca İspanya’daki üye sayısı bini geçmemişti ve her ne kadar FAİ’nin tam olarak kaç üyesi olduğunu kimse bilmese de FAİ üzerine bir çalışması olan Miro’ya göre örgütün kalbi olan Barselona’da üye sayısı Temmuz 1936’dan önce 300’ü hiç aşmamıştı. Diktatörlük dönemindeki FAİ eylemliliğini bir FAİ üyesi “çok sınırlı” olarak ifade ediyor (25). Bir FAİ militanına göre, “gruplar arası bir disiplin yoktu”. Aynı militana göre “herhangi bir iktidar mevkii yoktu. Ascaso gibi önde gelen bir militanın [20 Temmuz 1936’da] savaşın ön cephesinde ölmesi buna kanıttır” (28).

FAİ’nin temel birimleri bireyler değil anarşist militanların küçük özerk uyum grupları idi. Bunlar genelde 3 ila 10 kişiden oluşurdu. Gruplar iyi tanımlanmış amaçlara ve üzerinde ortaklaşılmış mücadele yöntemlerine sahipti. Bu yapı, baskın bireylerin etkilerini dahil oldukları küçük grupla sınırlandırılmasını sağlardı.

Bu örgütlenme biçiminde polis sızmalarının vereceği potansiyel zarar da minimuma iniyordu, çünkü hareketin tümünün eylemliliklerinin bilgisinin sağlanabileceği bir merkezi yapı yoktu. Örgüt federal ilkelere sıkı sıkı bağlıydı. Yarımada komitesinin ismi bağlantı komitesiydi ve bu komite insiyatif almazdı. Zorunlu olduğu, kriz durumları ya da illegal koşullar gibi durumlarda ise aldığı kararların tüm üyeler tarafından onaylanması gerekirdi. FAİ’nin kapitalizmin ve devletin hemen yıkılıp liberter komünizme derhal geçilmesinden öte bir eylem programı yoktu. Ortak ve tutarlı bir ideolojik çizginin oturtulması mümkün de değildi, çünkü farklı grupların eylemlilikleri ve öncelikleri çok geniş bir yelpazeye yayılmıştı. Yarım ada komitesi tarafından FAİ’nin genel görüşleri kamuoyuna açıklanırdı, ancak bu açıklamalar hiçbir şekilde gruplar için bağlayıcı değildi. FAİ bu kuruluş ve başlangıç aşamasında CNT’nin kesici kenarı işlevi gören özel bir araçtan başka bir şey değildi. FAİ, militan anarşist grupların belli bir dönemde algıladıkları bir tehdide, CNT’nin reformist liderliğinin sendikayı tümden ele geçirmesi tehdidine karşı verdikleri bir karşılıktı (29).

193032 arasında yarımada komitesinin sekreterliğini yapan Molina’ya göre FAİ dikkatli bir şekilde yapılandırılmış bir örgütlülükten ziyade bir semboldü. Anarşistlerin büyük çoğunluğu ona sempati besler ve ona uyumlu hareket ederdi, ama yalnızca çok küçük bir grup onun üyesiydi. FAİ gruplarının temel eylemliliği sendika aktivitesiydi. 1927 ve 1933 yılları arasındaki FAİ’nin doğrudan eyleme ve sınıf savaşına olan bağlılığı az sayıda küçük burjuva aydınını cezp etmiş, ancak genç militan bir nesli kendine çekmişti. Ayrıca FAİ’nin federal yapısı CNT’nin federal yapısına paralel olarak inşa edilmiştir. Yerel, bölgesel ve ulusal birimleri CNT’ninkilere paraleldi (30).

1928’de FAİ delegesi CNT ulusal kongresinde FAİ ile CNT arasında ortak savunma ve dayanışma komiteleri kurma fikrini önerir. Bu öneri reformist liderlik tarafından da kabul görür. Liderliğin öneriyi kabul etmesinin sebebi bu şekilde FAİ’nin CNT ile olan ilişkisinin bu şekilde daha tanımlı ve kendileri açısından kontrol edilebilir olacağını ummalarıdır (31). Pestena6 önderliğindeki reformist sendika liderliği ilerleyen dönemde etkisini arttırmak için öne çıkar ve diktatörlük koşullarında “CNT’yi yasal alana taşıyalım” diye bastırır. Pestena yıllar içinde ideolojik bir dönüşüm geçirmiştir ve artık anarşizmin kapitalizm ve devlet ile uzlaşabilir olduğunu düşünmektedir. Kendisinin devrimci anarşizmden, felsefi anarşizme olan bu trajik öyküsü başlı başına ilginçtir (32). Dahası Pestena bu dönemde bir generalle gizli görüşmelerde bulunur. Bu ortamda FAİ kendi inisiyatifi nin dışındaki koşulların da zorlamasıyla kendini giderek CNT’nin ulusal komitesini idare eden yasalcılık düşkünü gruba karşı muhalefetin odağı haline gelir. Sendika içindeki rekabet kızışır. Pestena’nın Solidaridad grubu, CNT içindeki FAİ etkisini kırmak için Militanların Birliği adlı bir örgüt kurar (33).

Pestena kendi grubunun adına “neyi savunuyoruz” adlı bir bildirge yayınlar ve anarşistlerin sendika üyeleri üzerinde sendikanın yapısı yüzünden etkide bulunduğunu ve bunun kırılması gerektiğini söyler. Merkezi yapının güçlendirilmesi gerektiğini savunur. Pestena’nın Solidaridad grubunun bir üyesi olmakla birlikte ve FAİ’ye eşit mesafede durmaya çalışan Peiro arayı bulmaya çalışır. FAİ tartışmaya dahil olur ve özetle, Pestena’nın şikayet ettiği anarşistlerin sendika üyeleri üzerindeki etkisine dair özetle şunları söyler: “işçi hareketi ideolojik olarak nötr olamaz. Eğer anarşistler etkilerini CNT’den çekerlerse komünist, katolik, sendikalist vs birileri gelip boşluğu doldurur.” FAİ liderliğe, üyelerini CNT’den çekme tehdidini savunur (34). Gerilimin arttığı tartışmanın zirvesinde Pestena ulusal komitenin sekreterliğinden istifa etmek durumunda kalır, ancak komitenin bir üyesi olarak kalmayı sürdürür. Reformist liderliğin CNT üzerindeki etkisini FAİ’nin müdahalesine dek sürekli arttırdığı diktatörlük dönemi 1929’da çöker ve CNT kısa sürede üye sayısını 800.000’e çıkartır (35).

Molina’nın diktanın ardından sürgünden dönüp FAİ sekreterliğini devralmasından sonra örgüt büyümeye başlar ve devrimci anarşizmin sesi olma ününü kazanır. Molina kendisi devraldığında örgütün durumunun hiç parlak olmadığını söylemiştir (36). CNT liderliği burjuva politikacılarla işbirliğini bu kez Peiro üzerinden ileri götürür. CNT liderliği ile burjuva politikacıları arasında yakınlık diktatörlük döneminde diktatörlük karşıtı verilen ortak mücadelelerde ortaya iyiden iyiye çıkmış ve derinleşmiştir. Peiro FAİ muhalefeti sonucu sendika içindeki sorumluluk sahibi olduğu tüm mevkilerden istifa etmek durumunda kalır (37).

CNT liderliğinin nasıl böylesine reformist olabildiği sorusunu derinlemesine incelemekte fayda var. İlkin anarşist militanların sendika yönetimine gelmekten kaçındıklarını hatırlayalım. Ayrıca ortalama CNT üyesi diğer sendikaların üyelerinden hiç de daha fazla devrimci olmadığı hatırlamakta fayda var. Konfederasyona bağlı Katalan Cam İşçileri Sendikası’nın sekreteri Domenech’in söylediği gibi, CNT’ye girişte hiçbir ideolojik koşul yoktu. Yani her düşünceden işçi CNT’ye üye olabilirdi. CNT’ye üye olan işçilerin büyük çoğunluğu için hiç şüphesiz ki konfederasyona üye olmaktaki maksat, demokratik ve devrimci ideolojik hattı değil CNT’nin patronlara ve devlete karşı mücadele etmeye hevesli tek sendika olmasıydı. Konfederasyonun liderliği her şeye rağmen CNT’nin antipolitik duruşu sayesinde onları satmaya en az meyilli liderlikti. Reformist tavrına rağmen CNT liderliği işçilerin de hissettiği gibi sendikanın nispeten doğrudan demokratik yapısının sayesinde agresif ve isyankar bir azınlık tarafından yönlendirilmekteydi.

Bilinçli anarşist işçi azınlığı sendikalizme içkin olan antidemokratik ve karşı devrimci yozlaşmanın gayet farkındaydı, ancak bunun sendikanın demokratik yapısı ve sendika tabanında kendileri tarafından sergilenen örnek devrimci tavır sayesinde kontrol altına alınabileceğini düşünüyordu. Anti-otoriter ve demokratik örgütlerde dahi bulunan iktidarın yüksek komitelerde yoğunlaşma eğilimini ciddi bir şekilde küçük görmekteydiler. Bu eğilim CNT tabanının liderlik ile pek az bağlantısının kaldığı uzun yeraltı dönemlerde iyice hızlanmıştı. İşaret edilmesi gereken bir diğer nokta tüm devrimci amaçlarına rağmen CNT pratikte doğrudan demokratik bir yapı değildi. İlginç bir şekilde CNT delegeleri geri çağrılabilir değildi. Bir delege kendi grubunun talimatlarına uymadığında onu geri çağırmak için herhangi bir mekanizma yoktu. Bir diğer kusur ise karar alma mekanizmasının odağı aşama aşama işyerlerindeki ve yerel federasyonlardaki genel toplantılardan beş yıllık ulusal kongrelere kaymasıydı (39).

Diktatörlüğün yıkılmasının ardından, 14 Nisan 1931’da cumhuriyet ilan edilir. Cumhuriyetin ilk aylarında CNT üyeliği 500.000’e gelip dayanır (40). Ancak eskiden CNT’nin kalesi olan Seville’de komünistler sendikaların çoğunu ele geçirir. 13 Nisan gibi erken bir tarihte Pestena’ya Katalan hükümetinde bir makam teklif edilir. Cumhuriyetin ilanı halkta iyimserlik havası esmesine neden olmuştur. CNT safl arında cumhuriyete dair da ideolojik karmaşa baş gösterir, ‘cumhuriyete karşı nasıl bir tavır almak gerekmektedir?’ (41). Sürgünler döner, Durruti cumhuriyete yönelik tavra dair bir yazı yayınlayarak tartışmaya katılır. Yeri gelmişken; Durruti, Ascaso ve Oliver’in Los Solidarios adlı grubu onlar için sürgün ve ölüm anlamına gelen diktatörlük yıllarında dağılmıştır. Grubun bir kısmı cumhuriyet döneminde bir araya geldiğinde Los Solidarios isminin başka bir grup tarafından kullanıldığını öğrenince isimlerini Nosotros olarak değiştirirler (43).

1 Mayıs 1931 de cumhuriyet güçleri ve işçiler arasında çıkan olaylarda akan kan cumhuriyet ile işçi sınıfı arasındaki çatışmanın zirveye çıktığı anı işaret eder. Aynı zamanda CNT’nin işbirlikçi liderliği ile tabanı arasındaki gerilim de son noktaya gelir dayanır. Hala örgütsel ve nicelik açısından zayıf olan FAİ anarşistler, anarko-sendikalistler ve işçi sınıfı militanları açısından liderlik tarafından benimsenen sınıf işbirlikçi tutuma karşı oluşturulması gereken muhalefetin mevzisi haline gelir (45)

1931 Haziran’ında CNT kongresinin toplanmasının hemen öncesinde FAİ konferansı yapılır. Bu konferansta üç FAİ üyesi diktatörlük zamanında ve cumhuriyetin kuruluşunda bir takım politikacılar ve subaylarla işbirliği yapmış oldukları için tasfiye edilir. Yani FAİ en azından bu dönemde ortak ilkelerini sıkıca kollayan bir örgüt halini kazanır görünmektedir. 1931 CNT kongresinde konfederasyon içindeki iki eğilim netleşir. Cumhuriyetin kurucu meclis ile işbirliğine gitme önerisi dahi tartışılır bu kongrede, ancak kabul edilmez. FAİ’nin muhalefetine rağmen liderliğin yetkisini güçlendirecek yapısal bir değişiklik kabul edilir, ancak ilerleyen aylarda FAİ bu kararın fi ilen uygulanmasına engel olabilecektir (47). Bu kongre iki eğilim arasındaki kavgayı nihayete erdiremez, daha da gerginleştirir. Öyle ki CNT ulusal komitesi, FAİ’nin konfederasyon ile ilişki kurma biçimini ifade eden trabazon’u, diktatöryel olarak itham eder. Pestena’nın ilerde Sendikalist Parti’yi kuracak kadar ileri giden anarşizmden tamamen kopuşu bu kongre ile başladığı kabul edilir (49).

CNT’deki saflaşmayı reformistler ve FAİ’ciler arasına indirgemek mantıklı değildir, zira her ne kadar öyle imiş gibi görünse de FAİ hiçbir zaman reformist sendikacılara karşı açıkça tanımlanabilir ideolojik hatlar üzerinden karşı çıkan tutarlı bir yapı olmadı. FAİ içinde 193031 arasında mevcut olan iki eğilim vardı: devrimci ve anarko-sendikalist eğilimler. Bir üçüncü eğilim ise yeni yeni ortaya çıkan ancak etkileri sonraki dönemlerde hissedilecek olan entelektüelci eğilim idi. Birinci akım gücünü eski kuşak anarşist militanlardan ve eski UGT’lilerden alıyordu. Bu grup Pestena ve arkadaşlarına yakın olsa da sınıf işbirlikçi tutuma tamamen karşıydılar. Bir FAİ grubuna bağlı Perio gibi birçoğu İspanya’da o günlerdeki durumun devrimci eylemlilik için uygun olmadığını düşünmekteydi. Sendikanın eğitimsel rolünü vurgulamaktaydılar ve CNT’nin devletle devrimci atılımlar bağlamında yüzleşmeden önce, güçlü bir örgütsel yapının oturtması gerektiğini savunmaktaydılar.

Dahası FAİ’de güçlü bölgeci etkiler ve bölgecilikten kaynaklanan düşmanlıklar bulunmaktaydı. Los Solidarios/Nosotros grubuna başka gruplardan bu bağlamdan önemli eleştiriler gelmekteydi. Yazar, Nosotros’un Barselona merkezli bir eğilim olduğunu ve bunun İspanya’nın geri kalan yerlerindeki gruplarla neredeyse bir zıtlık içinde olduğunu söyleyen Madridli bir FAİ üyesinin sözlerini aktarıyor. CNT içindeki bilinçli azınlığın belki de en önemli ortak noktası işçi sınıfının ideolojik teorisyenler ve politik liderler olmaksızın kendi kaderini eline alabilme kapasitesine duydukları sarsılmaz güvendi. Bu tutum (tutumu 1920lerdeki soyut devrimcilikten 1930larda ekonomik planlamaya duyulan obsesif bağlılığa dönen) Diego Abad de Santillan gibi emekçi olmayan entelektüeller tarafından yönlendirilen üçüncü eğilim ile düşünceleri deneyim ve pratikten kaynağını alan işçi sınıfı devrimcileri arasında anlaşmazlığın doğmasına sebep oldu (50).

Bu tartışma bağlamında Ascaso bir yazısında şöyle der: “Anarşizm tarihi boyunca çeşitli aşamalardan geçti. İlk döneminde anarşizm sadece kültürlü kimselerin ulaşabileceği bir grup seçkinin idealiydi ve bu kimseler içinde yaşadıkları rejimi eleştirmek için anarşizmi kullandılar. … bu kötü değildi, fakat yoldaşlar eleştirmenin zamanı çoktan geçti. Biz bugün inşa aşamasındayız ve inşa için kas enerjisi de gereklidir. İspanya proletaryasının anarşistlerin onların yaşamalarına sebep olduğu pratik deneyimlerden, eski tip anarşistlerin bastıkları ancak işçilerin pek de okumadıkları yayınlardan öğrendiklerine göre çok daha fazlasını öğrendiklerini düşünüyorum.”

Bu dönemde UGT başkanı Caballero cumhuriyette bakan olur. 1931 Kongresinin ardından sendikaların konfederasyondan özerkliğini kullanan FAİ militanları CNT liderliğinin iradesine zıt olarak devrimci grevler patlatırlar arka arkaya. Liderlik bu grevleri onaylamayı kabul etmeyince, FAİciler onları hain olarak nitelendirirler. Bu şekilde sendikanın kontrolünü yavaş yavaş onlardan geri almaya başlarlar. Yazarın, bu dönemde işçi sınıfının pek çok kesiminin de zaten FAİ’den bağımsız olarak radikalleşmiş olduğuna dair bir yargısı bulunmakta (51). CNT, FAİ’nin itici gücüyle mücadeleyi yükseltir. Liderlik sendikanın çıkarının cumhuriyet ile uyumda olduğunu ilan eder. Mücadelenin yükseldiği bu dönemde ayrışma da artar, keskinleşir. Hükümet CNT ile FAİ’nin ilişkisi her ne pahasına olursa olsun kesileceği tehdidini savurur. 1931 yazı sert grevlerle geçer (53).

Reformist liderlikle FAİ arasındaki mücadeleyi farklı bir düzeye taşıyan 30lar manifestosu aralarından Pestena’nın da bulunduğu 30 sendika lideri tarafından 1931’in Ağustosunun sonlarında yayınlanır. Manifestoda FAİ maceracılıkla suçlanır, devrimin FAİ’nin taktikleri ile mümkün olamayacağı, işçi sınıfının devrime hazır olmadığı vurgulanır. Bu anlayışı ile FAİ’nin olası bir devrimden sonra diktatör kesileceğini iddia eder. İşçi sınıfının aç ve işsiz olduğunu, ihtiyacının devrimden ziyade hızlı ekonomik kazanımlar olduğu öne sürülür. Liderlik bu şekilde FAİ’ye karşı açıktan bayrak açar (54).

Nosotros grubundan FAİ üyesi Garcia Oliver 30lar manifestosuna karşı şu yorumu yapar: “Bu grup zaten geçtiğimiz yıl içinde CNT içindeki liderlik konumlarını ve prestijlerini kaybetmişlerdi, bu manifesto bunları geri alabilmek için son bir çaba. Cumhuriyet ilan edildiğinde bazı eski sendika militanları yeni cumhuriyetin uzlaşmacı orta yolcu burjuva içeriğiyle toplumsal ve politik olarak tatmin oldular ve CNT’nin geleneksel devrimci ruhunun lağvedilmesi gerektiğini ve konfederasyonun cumhuriyet rejimine adapte edilmesi gerektiğini savunmaya başladılar” (58). Durruti’nin FAİ’nin niceliksel ve niteliksel gücüne dair fikir veren şu cümleyi de aktarmakta fayda var: “FAİ’nin sadece 2000 militanı var, ama bir önceki kongrede olduğu gibi 400.000 CNT üyesini kendimize çekebiliyoruz” (60). Bu tartışma çözümlenmeden politik tutuklara yapılan kötü muameleden ötürü Barselona’da protesto eylemleri başlar, kanlı olaylarda üç CNT’li öldürülür. Pestena grubunun kontrolündeki CNT’nin günlük gazetesi olayları “duygusallığın patlaması” olarak nitelendirerek FAİ’lileri eleştirince, tabandan tepki büyür ve gazetenin kontrolünden istifa etmek durumda kalırlar, FAİ’liler gazetenin kontrolünü alır. Fredica Montseny “konfederasyonun yüzleştiği iç ve dış krizler” adlı etkili bir makale yazar ve treintista (30lar manifestosunu yazanlar anlamında: 30cular) ve faista (FAİciler) arasındaki tartışmayı konfederasyon tabanına da açacak anlaşılır bir makale yazar. İşsizlik toplumsal huzursuzluk bir yandan artmaktadır ve hükümetten çok sert antiFAİ yasaları çıkartıp ve bir karşı medya kampanyasını başlatır (61).

Bu noktada FAİ’ye dair birkaç görüşe yer verelim. FAİ karşıtı bir CNT’li Cascarosa’nın ağzından: “FAİ, CNT’ye diğer otoriter partilerin kitle örgütlerine yaptığı gibi yukarıdan müdahale etmiyordu. Müdahalesinin kaynağı kahramanlığın ve adanmışlığın yetkin örneklerini sergileyen tabandaki militanlardı. Ancak CNT’nin yolunu çizen kararlar bu kesimin sürekli baskısı altında oluşturuluyordu ve sendikayı tabanın ne hazır ne de pek meraklı olmadığı erken yenilgilere sürüklüyordu.” FAİ’li olmayan bir CNT militanı Campos’a göre ise FAİ bir semboldü: “CNT kurucu ilkeleri açısından anarşistti, çünkü onu anarşistler kurmuştu. FAİ ve faismo’nun (FAİcilik) FAİ’nin 1927’deki kuruluşundan da önce CNT içinde hep var olduğu söyleyebiliriz. Sendika kadrolarının 1919-23 yılları arasında Barselona’daki terör döneminde dağılmamasını sağlayan da, Bolşevikleri CNT’nin ulusal komitesinden atan ve böylece sendikayı Moskova’nın yörüngesine sokturmayan da FAİ ruhuydu”. Campos ayrıca FAİ’nin komplocu bir grup olduğu fikrinin konfederasyon liderliği tarafından çıkarıldığını ve yaygınlaştırıldığını söylüyor. 1933’te FAİ’li Barselona anarşist gruplarının sekreteri olan Peirats ise şunları söylüyor: “FAİ bir bayrağa ihtiyaç duyduğu için FAİ ismini alan popüler bir dalgaydı. FAİ adına konuşan bazı kimseler, bizim gibi FAİ’yi resmi olarak temsil eden kimselerden daha çok etki sahibiydiler. Bu kimselerin yerel federasyon tarafından gevşek biçimde kontrol edilebilen Los Solidarios grubunda adeta kendi FAİ’leri vardı. Mücadelede büyük etkiye sahip başka kimseler de vardı, Alaiz, Carbo, Dionysios ve çok etkili olan Revista Blanca dergisi gibi. Tam olarak söylemek gerekirse FAİ yayınları ve Tierra y Libertad isimli dergisi yoluyla büyük etkiye sahipti” (62). Oliver’in bu dönemde 30cular ile olan tartışma bağlamında kendi devrim anlayışına dair söylemiş olduklarını da aktaralım: “Devrimci kalkışmanın ardından tüm işçiler bir önceki gün ne yapmaktaydılarsa aynı şeyi yapacaklar. Aslında devrimin temelinde yatan yeni bir hukuk ve o hukukun gerçekten uygulanmasıdır. Devrimin ardından tüm işçiler ihtiyaçları doğrultusunda yaşamayı taahhüt edecekler ve toplum da onların ihtiyaçlarını ekonomik olarak mümkün olduğu sürece karşılamayı taahhüt edecek. Bunların hiçbiri herhangi bir hazırlığı gerektirmez. Gerekli olan tek şey bugünün devrimcilerinin emekçi sınıfın gerçek savunucuları olması ve proleter diktatörlüğü maskesi altında küçük tiranlar olarak sınıfın tepesine yerleşmeyi hedeflememeleridir.” (64)

18 Ocak 1932’de Llobregat etrafında madencilerin ve ardından tekstil işçilerinin öncülüğünde yerel bir isyan patlar, grevler isyana dönüşür ve liberter komünizm ilan edilir. Bu kalkışma şiddetli bir şekilde bastırılır (66). Örneğin bu isyanın altında maceracılıkla suçlanan FAİ yoktur. Hatta FAİ bu işin içinde herhangi bir şekilde bile yoktur. Yazar bu isyana ilişkin şu isabetli yorumu yapıyor, ‘bu isyancı işçiler bir grup manyak değildi. Pratik ve çalışkan insanlardı ve hayatlarında eğer niteliksel bir değişiklik olacaksa bunun ancak geçmişten bütünüyle koparak mümkün olabileceğini anlamışlardı’ (67). Devrimin gündemde olduğu fikri yaygınlaşır. Özgür bir toplumun nasıl örgütleneceğine dair yayınlar artar. Bu yayınların en etkililerinden biri Basklı bir doktor olan Puente Amestoy tarafından yazılır. FAİ yarımada komitesi bu çalışmadan çok etkilenir ve Puente’den Liberter Komünizm hakkında daha ayrıntılı bir çalışma yapmasını ister. 1933’te ve 1935’te bu çalışmalar yayınlanır. CNT’nin meşhur 1936 Zaragoza kongresindeki liberter komünizm ilkelerinin temelinde Santillan’ın ekonomik fikirlerinden çok Puente’nin fikirleri yatar.

Pestena Llobregat isyanını kınar. Ayrım kaçınılmalaşmıştır artık. Pestena’nın isyanla dayanışma grevleri başlatılmasını engellediği suçlaması yapılır ve muhalefet yükselir. Pestena Mart 1932’de, yükselen muhalefetin baskısına dayanamaz ve 1931’de yeniden geçtiği CNT ulusal sekreterlik görevinden ayrılır. Yerine bir FAİ’li geçer (68). Pestena’nın önderliğindeki eğilim 60.000 kişi CNT’den kopar ve Muhalif Sendikalar adı altında bir konfederasyon kurar. Bu şekilde CNT içindeki reformist kadrolarla yollar tamamen ayrılmış olur. Böylelikle FAİ’nin CNT tabanının savunma aracı olarak işlev gördüğü bir dönemi son bulmuş olur. Tabanın giderek çekilen etkisinin yaratığı boşluk ilerleyen süreçte toplumsal dönüşüme dair kendi mekanik ve soyut görüşlerine aşırı derecede güvenen teorisyenler ve plancılar tarafından doldurulacaktır. 1933’ün ilk aylarından itibaren bu grup FAİ’yi, doktriner ve idari nitelikteki soyut problemler ile ilgilenen bir yapı haline getirmeye başlar. Dahası belli düzeyde bir merkezileşmeyi getirir ve Fernandez’in deyimiyle “yarımada komitesi belli güçleri kendinde toplamaya başlar” (70). Bu arada 1932 ortasında Iberya Genç Özgürlükçüler Federasyonu kurulur (FIJL). Sosyalist gençlik örgütü JSUnun etkisini kırmak için kurulur (69).

CNT üyeliği 1933’e girerken 800.000 den 1 milyona çıkmıştır (72). 1932’deki isyandan hemen hemen tam bir sene sonra demiryolu işçilerinin başlattığı başka bir isyan patlar. İsyan CNT içindeki anlaşmazlıktan da faydalanılarak bastırılır (73). Bu isyan her ne kadar CNT ulusal savunma komitesi tarafından planlanmış ve Katalan savunma komitesi tarafından ateşlenmiş olsa ve üstelik FAİ örgütsel olarak hiçbir rol almamış olsa da, FAİ CNT’ye karşı yapılacak olan devlet saldırısını engellemek ve saldırıyı kendi üzerine çekebilmek için tüm sorumluluğu kamusal olarak üstüne alır. 1933’te Barselona Anarşist Gruplar Federasyonu’nun sekreteri olan anarşist tarihçi Peirats’ın 1932 ve 33 isyanlarına olan son derece eleştirel tutumunu aktaralım: “stratejik bir bakış açısından bu isyanlar felaketti. Plansızdılar ya da planları yetersizdi. … kaybettiğimiz zaman kırsal gerilla saldırısı için elde plan yoktu. Endülüsya hariç kır örgütlenmemiz zayıftı. Dahası propagandamızdaki eksiklikten ötürü dehşete düşürdüğümüz küçük burjuvaziyi kendimize düşman ettik. … pek çoğumuzun sokakları doldurma sebebi devrimin gerçekleşebileceğine dair olan inançtan ziyade kendini beğenmişlikti” (76).

Ekim 1933’te FAİ ulusal konferansı yapılır. 21 delege 569 grubu ve 4,839 üyeyi temsil etmektedir. Cumhuriyeti desteklemek yerine toplumsal devrim çağrısı yapılır (78) ve yaklaşan seçimlerde oy kullanılmaması kararı alınır (79). Büyük oranda bunun sonucu olarak Kasım 1933 sağ seçimleri kazanır (80).

Bu dönemde yukarıda anılan süreç gerçeklik kazanmış ve FAİ, CNT tabanının keskin ucu olmaktan çıkıp bohem entelektüellerin, idarecilerin ve gazetecilerin yatağı haline gelmeye başlamıştır. Merkezileşmeye ve FAİ’yi bir “mükemmellik merkezi” haline getirmeye dönük açık bir eğilim kök salmaya başlar. Bu eğilimin önderi konumundaki Santillan, kendi doğruluğuna tam inanç besleyen biriydi. Dünyayı gezen bir gazeteci ve sendika idarecisi olarak başlayan kariyerinin daha başlarından itibaren ekonomik planlamaya ve anarşizme bilimsel bir yaklaşım geliştirmeye yönelik bir obsesyon içersindeydi. 20. yüzyılın başlarında anarşizmin içinde, biri nesnel gerçeklerin peşindeki bilimselci-akılcı yaklaşım ve öbürü bilimselcidoğalcı yaklaşım olmak üzere iki düşünce akımı bulunmaktaydı. Mutlak gerçek diye bir şeyin var olmadığının bilincinde olan bu ikinci doğalcı ekol, tüm önceden belirlenmiş sistemlere ve önceden belirlenmiş bir sistematiğin dayatılan çözümlerine karşı şüpheciydiler. Onlara göre tür sistematik kurguların, içlerinde yeni bir diktatörlüğün tohumlarını taşıma ihtimalleri yüksekti. Santillan kafasını verimliliğe takmıştı ve sadece başlatılmayı bekleyen tüm parçaları hazır olan bir sistem kurmaya çabalıyordu: “İşçilerin mümkün olan en fazla sayıda bilimci ve teknisyen ile uyum içersinde çalışmaları acil bir ihtiyaçtır. Çünkü ancak bilim, uzmanlık ve çalışkanlık ile dinlerin ölümün ötesinde gerçekleşebileceğini söylediği cenneti yeryüzünde yaratabiliriz” (82).

FAİ içindeki tartışmalara dair bir diğer örnek; tartışmaların şiddeti kimi FAİcilerin Nosotros grubunu otoriter ve darbeci olmakla suçlayıp, onların tasfiye edilmelerini isteyecek kadar arttı. Fakat bu tasfiye gerçekleşmedi (83). Durruti, Ascosa ve Oliver’in grubu Nosotros’un FAİ ile olan ilişkilerine dair ilginç bir not; FAİ’de bölge sekreterliği yapan Peirats’ın bir raporunda Nosotros’un 1933’e dek FAİ’ye bağlı olmadığı iddia edilmekte (84).

Santillan’ın grubunun FAİ içindeki etkisini arttırması belli bir düzeye gelir ve 1935 sonlarında FAİ yarımada komitesi büyük oranda Santillan’ın grubu Nervio’nun eline geçer (87). Tierra y Libertad (FAİ’nin yayın organı) bununla bağlantılı olarak daha teorik bir yayın haline gelir. Merkezileşmeye ve grupların özerkliğini azaltmaya dönük kimi girişimler de yapılır (88).

1936’da yapılacak yeni seçimlere yaklaşırken ‘halk cephesini desteklemeli mi, desteklememeli mi’ tartışması hız kazanır. Devrim için zaman kazanmak için solun taktiksel olarak desteklenmesi eğilimi ağırlıkta görünür. FAİ’nin dergisinde tartışmaya dair şu açıklama yer alır: “Biz oy vermesek ve seçimleri sağ kazansa elimizdeki tüm güçle sokakları alıp sağ iktidarına saldırmalıyız. Oy versek ve sol kazansa ordu tarafından da desteklenen sağ-blok altı ay geçmeden darbeye kalkışır ve biz yine sokakları zapt edip ona karşı savaşmak durumunda kalırız. Bu sebepten size ‘oy vermeyin’ demiyoruz. Her birey kendi fikrince hareket etsin. Ama ister sağ ister sol kazansın, hepiniz gerçek mücadelenin nihayete varacağı sokaklarda savaşmak için hazır olun” (89).

Companys’in (Katalan bölgesi hükümeti başkanı) memurları ile Ascaso, Durruti ve Oliver arasında Companys’in isteğiyle bir toplantı organize edilir. Companys politik tutukluların bırakılacağı vaadi ile gelir masaya. CNT solun zaferinin ardından gelecek olası sağ darbeye karşı kendini savunmak için Cephe hükümetini desteklemek için ondan silah alma koşulu da koyar. Companys seçim zaferi kesinleştiğinde bir miktar silah verileceği vaadinde bulunur. Muhtemelen ellerinde fazla bir seçenek olmadığı için üçlü bu belirsiz vaadi kabul eder ve seçimlerde oy kullanma karşıtı kampanya yapılmaması için, etkilerini kullanma kararı alırlar (90).

Seçimler gerçekleşmeden CNT Katalan bölge konferansının (2629 Ocak 1936) ardından FAİ kongresi yapılır (31 Ocak - 1 Şubat). Örgütün durumu iyi değildir. FAİ’li grupların sayısı 1933’teki tavan sayısından 469a düşmüştür (91). Bu düşüş önceki iki yıldaki yoğun devlet baskısından kaynaklanmakla beraber, bir diğer sebep de FAİ tabanının ya da çevresinin bir kısmının Santillan’ın Nervio grubunun yaptıklarına duydukları tepkidir. 1933’te 5,500 olan bireysel üye sayısı, 1936’da 3,500’e düşmüştür. Kongrede kışlalardaki antimilitarist propagandaya, bu çalışmada kullanılmak üzere özel bir gazete çıkarılmasına ve yükselen faşist tehlikeye dönük hazırlık çalışmalarına öncelik verme kararı alınır (92).

Şubat 1936’da yapılan seçimde CNT’nin aldığı kararın ardından beklendiği gibi sağ yenilir. Sosyalist ve komünistlerin dışardan desteklediği hükümet kurulur, siyasi hükümlüler serbest bırakılır. Seçimi izleyen aylarda CNT Madrid’de şiddetli bir grev dalgası başlatır ve bu mücadele sayesinde başkentteki üye sayısı UGT’yi geçer. İç savaş genelde kabul edildiğinin aksine, aslında 20 Şubattan 19 Temmuz 1936’ya dek zaten örtük bir biçimde başlamış ve sürmektedir.

1 Mayıs 1936’da Zaragoza’da CNT 5. olağanüstü Kongresi düzenlenir. 1,550,595 üyeyi ve 982 sendikayı temsilen 649 delege kongrede hazır bulunmaktaydı. Treintista’cı reformist Muhalif Sendikalar da çağrılmıştı. Üye sayısında bir miktar düşüş vardı. Oliver günün koşullarını şöyle değerlendiriyordu: “Bugün 1931’den çok farklı bir durumla yüz yüzeyiz. Bugün karşımızda güçlü bir devlet, disipline olmuş askeri birlikler ve kendini beğenmiş bir burjuvazi var” (94).

16 Temmuz 1936’da ordunun isyanı başlar. 17’sinde pek çoğu sonradan Durruti’nin Dostları ekibinde yer alacak olan CNT’nin ulaşım işçileri sendikası limanda bekleyen iki gemiye saldırır ve 150 tüfek ele geçirir (96). Nosotros grubu tam kadro CNT bölgesel savunma komitesi ve anarşist gruplar bağlantı komitesindeydi. Nervio grubunun ortalarda gözükmeyişi dikkatleri çekiyordu (97). 19 Temmuz’da Barselona’da ordu ayaklanması bastırıldı ve toplumsal devrim patlak verdi.

CNT-FAİ ve FİJL üst komiteleri toplumsal devrim, faşizm ve burjuva demokrasisi arasında kalmışlardı. Ve devrimi ertelemeyi seçtiler. Aslında devrimin başlangıcında bu kararı alabilecek olan onlar değildi. Barselona işçi sınıfının baskın gücü olan CNT tabanı liderliklerinin herhangi bir müdahalesi olmadan diğer sendika militanları ile birlikte devletin çöküşünün ardından kendi partizan7 kimliklerini – katolik, komünist, sosyalist, cumhuriyetçi ya da anarşist bir yana bırakıp kitlesel partizan-olmayan devrimci komitelerde birleşmiş ve bölgelerindeki fiziksel ve ahlaki iktidarı ellerine almışlardı. Bu komiteler devrimin kendisinin doğal organizmalarıydı ve kitlesel iktidarın doğrudan ifadeleriydi.

Katalonya’daki politik iktidarın CNT-FAİ’nin üst komitelerinin eline geçtiği varsayımı (söz konusu üst komitelerin inandığı varsayım bu idi) devrimci sürecin altını oyan en önemli hatalardan ilkiydi. Devletin politik ‘meşruluğunun’ yerini doldurmayı beceremeyen ordu, devlet iktidarının çöküşünü getirmiş oldu. Hükümet devrilirken karşıdevrimcilere karşı koyan, savunma komiteleri militanlarınca yönlendirilen halktı8. İşçi sınıfı mahallelerinde ve üretim ve dağıtım noktalarında iktidarı eline alan devrimci süreç açısından gerekliliklerini çoktan yitirmiş olan devlet ya da sendika liderleri değil halktı. İkili bir iktidar durumu söz konusuydu: yayılmış halk iktidarına karşı merkezi politik ve sendikal iktidar.

Daha ilk anda CNT-FAİ üst komiteleri halkın yaratıcı gücüne olan inançlarını bir tarafa bıraktılar. Puente’nin şu ihtarını unuttular; liberter komünizmde “yerel örgütün üzerinde yerel olarak yürütülemeyecek olan spesifik işler için kurulanlar hariç, hiçbir üst yapı oluşturulmamalıdır.” Ve CNT ve FAİ üst komitelerindeki liderler yıkıcı trajik bir sürecin doğrudan özneleri oldular. Bu partizan üstkomiteler kendi liderliklerini yukarıdan dayatmaya kalkarak mantar gibi patlayan bu özerk devrimci merkezleri – yani tüm büyük devrimlerin olmazsa olmazı olan tabandan fışkıran fabrika ve mahalli devrimci komiteleri boğdular ve onların iletişimi, savunmayı ve tedariki koordine eden etkin ve gerçekçi araçlar olarak kendilerini kanıtlamalarını engellediler. Ayrıca devrimci yerel komitelerin yerel, bölgesel ve ulusal olarak devrimci toplumsal ve ekonomik yeniden inşa görevini yürütecek federal bir ağ kurarak bir araya gelmelerini de engellediler.

Sürecin böyle işlemesinin pek çok sebebi vardı. Özellikle önemli olan tabandan bir CNT militanını “örgüt”üne bağlayan bağlılık ve ahlaki dayanışma ilkeleri idi. Bir kriz döneminde liderlik tarafından ortaya konan eylemliliğe karşı gelmekten çekinmelerinin sebebi buydu. Eşit şekilde önemli olan bir diğer faktör savaş koşullarına dayandırılarak, normal demokratik prosedürlere son verilmesi, hükümetle yapılan işbirliği ve “antifaşist birlik” ihtiyacı, örgütü tabanın “çıkarları” doğrultusunda yönetmekte olan üst komitelerin ahlaki otoritesinin zorlayıcı bir otorite haline gelmesine yol açtı (99).

Yukarıda anlatılan ve değerlendirilen sürecin başına geri dönersek, 21 Temmuz 1936’da acil bir CNT toplantısı düzenlenir ve toplantıda resmen devrimin ve liberter komünizm hedefinin ertelenmesi kararı alınır (102). Bu kararın alınmasında en etkili olan argüman, toplumsal devrime devam edildiği takdirde, faşist ordu güçlerinin yanında bir de uluslar arası kapitalizm ve onun ordularıyla da savaşmak durumunda kalınacağı düşüncesidir (103). Toplantıda toplumsal devrime devam edilmesini ve liberter komünizmin kurulmasını savunan tek kişi ilginç bir şekilde Oliver’dir (104). Oliver, Durruti dahil kimseden destek görmez (105). Ayrıca FAİ ile CNT birleşirler ve tek bir örgüt haline gelirler. Ancak liderliğin tersi yöndeki kararına rağmen Aragon kır işçileri devrime devam ederler (107).

Bu tartışma sürecinde hareket içinde üç eğilim baş gösterdi. Yaklaşık 2 milyon CNT üyesinden aşağı yukarı 300,000’i kendini anarşist olarak tanımlamaktaydı. Bunların çoğu iç savaşın birkaç hafta içinde biteceğini umuyordu. Zira Barselona, Madrid, Valencia gibi şehirlerde orduyu yenmek için birkaç gün yetmişti. Bu grup sınıf işbirlikçiliğe karşıydı ve liberter komünizme inanmaya devam ediyordu, ama ya CNT-FAİ liderliğine duydukları güvenden ya da kendilerini koşullara teslim ettiklerinden dolayı ‘savaşın gereklerine’ boyun eğmişlerdi.

İkinci eğilimi oluşturan CNT-FAİ liderliği faşizme karşı verilen savaşın uzun süreceğini öngörmekteydiler. Devrim idealini ‘geçici’ bir süreliğine bir yana bırakmışlardı ve tüm cumhuriyetçi, sosyalist, komünist parti ve örgütlerle, cumhuriyetçi ve ayrılıkçı burjuvazi de dahil olmak üzere, kurulmakta olan antifaşist birliği savunuyorlardı.

Üçüncü ekip bilinçli azınlık, ‘kontrol edilemez unsurlar’ olarak ifade ediliyordu. Onlarda savaşın uzun süreceği öngörüsünde bulunmaktaydılar, ama devrim ile savaşı birbirlerinden ayırmıyorlardı. Sadece liberter bir devrimin faşizmi yenebileceğini savunuyorlardı. Bu görüşü savunan militanlar en aktif ve adanmış olanlardı ve Temmuz Ağustos aylarında faşist ordu ile çatışmak üzere Aragon ve Levante’a gitmişler, Barselona’dan uzak kalmışlardı. Cephede izole olmuşlardı ve liderlik tarafından kontrol edilen sendika medyasında ya da genel meclislerde görüşlerini dile getirebilecek olanaklardan yoksundular (108).

1936 Eylül’ünün sonlarında FAİ’nin yarımada komitesi örgütsel otoritesini FAİ gruplarına dayatabileceği bir yapı oluşturmaya başlamıştı. Devrim sürecinde işçiler tarafından kendiliğinden başlatılan kolektifleştirme atılımını devletin kontrolü altına almak için 23 Ekim 1936 da CNT-FAİ liderleri UGT ve stalinist PSUC ile “birlik anlaşması” imzaladı. Bu anlaşmanın 15. maddesi CNT-FAİ liderliğinin, kendi politikalarına zıt bir şekilde devrimci sınıf savaşı için bastıran anarşist bilinçli azınlığa karşı zalimce saldırıya geçmeye hazırlandığını ortaya koyuyordu: “bizler ya anlayış kıtlığından ya da kötü niyetlerinden ötürü bu programın uygulanmasını tehdit eden kontrol edilemeyen grupların zararlı faaliyetlerini engellemek için ortak hareket etmeye karar veriyoruz” (109).

4 Kasım 1936’da İspanyol anarşist hareketinin liderliğinin izlediği sınıf işbirlikçi mantık kaçınılmaz sonucuna vardı (110). Caballero’nun yeni kabinesinde 4 CNT’li yerlerini almıştır. Liberal tarihçi Raymond Carr’ın şu eleştirisini dikkate almakta fayda var: “Anarko-sendikalizm her zaman devrimci iyimserliğin belli bir türünü kapsamıştır. Devrimin gerçekleşeceği gün kendilerinin tek güç olacaklarını varsaymışlardır.” Caballero hükümetine anarşistlerin dahil olması hükümetin Valencia’nın kontrolünü anarşist bir karşı isyan çıkmaksızın eline almasını sağlamıştı. Taban ve liderlik arasındaki ayrım o kadar arttı ki bir noktada Katalan bölge sekreterinin azledilmesini isteyen ciddi tepkiler doğdu (111). Liderler kendi işbirlikçi duruşlarını savunmak için “anarşizm eski anarşizm değildir artık. Anarşizm negatif bir duruş olmaktan çıkmış, kendisini aşmıştır. Çok önemli bir tavır sergiliyoruz” gibi bayat laflar kaleme aldılar.

Anarşist bakanlar çok geçmeden kabinedeki olayları etkileme güçlerinin hemen hemen sıfır olduğunun farkına vardılar. Kendilerine son derece etkisiz bakanlıklar verilmişti (113). Reformist sürecin zirvesi Mayıs 1937 Barselona’ydı. Liderliğin kontrolü ve iradesi dışında devrimci bir kalkışmaya girişen Barselonalı işçiler liderliğin de onayı ile devlet tarafından ezilir. 1937 Mayıs’ında kurulan Rusya yanlısı Negrin hükümetinin devrimin belki de en önemli kazanımı olan anarşistler tarafından yönlendirilen Aragon konseyini yok etmesi için artık her şey hazırdır.

Bu süreçte legalleşen ve görece merkezileşen FAİ aşağı yukarı 19 Temmuz’dan beri sürekli kadrolarını genişletme kampanyaları yapar. Sekreterlik üyeliğin 160,000’e geldiğini açıklar (115). FAİ’nin gruplar federasyonu ilkesi bozulur ve federasyonun kapısının bireylere açık olduğu ilan edilir. Örgütün yeniden örgütlenmesi önerisi gelir liderlikten (116).

Durruti’nin Dostları – Durruti Birliği’nden gelen önemli bir taban militanları grubu 1937 baharının başlarından itibaren çıkan El Amigo del Pueblo (Halkın Dostu) adlı yayınları ile hareket içinde, liderliğin işbirlikçiliğine karşı gelen tek örgütlü gruptu. Onlara göre önerilen değişikliklerin tek fonksiyonu federasyonun elitlerinin işbirlikçi politikalar izlemesini kolaylaştırmak olacaktı. Eğer bir toplumsal devrim başlatılacaksa bu CNT-FAİ’nin resmi mekanizması tarafından gerçekleştirilmeyecekti (117). Ağustos’un sonunda 1937de Aragon konseyinin yok edilmesiyle anarşist pratiğin, İspanya devrimi’nin son kalesi de dağıtılmış oldu. Politik, askeri ve ekonomik iktidarlarını liderlerine teslim eden sınıf, liderlerinin elde edilmiş kazanımları terör, baskı ve şiddet ile sistematik bir şekilde yok ettiğine şahit oldu. Uğruna savaşacak hiçbir şey kalmayınca, direnme iradesinin peşinden 2. Cumhuriyet’i de götürerek yerle bir olması, artık sadece zaman meselesiydi (118).

Değerlendirme

Kitapta açıklığa kavuşan bir şey varsa o da FAİ’nin bağımsız bir kitle örgütü olan CNT ile kurduğu özgün anarşist ilişki. Bu ilişki çalışmada aktarılan bilgiler sayesinde biraz daha aydınlanmakta. İlişkinin niteliğini şöyle özetleyebiliriz: sendikanın yönetsel mevkilerine mümkün olduğunca çıkmayıp, tabanda kalarak örnek olma, ilham verme ve ahlaki önderlik yollarıyla sınıf ile ilişki kurma. Ascaso’nun deyimiyle proletaryanın “anarşistlerin onların yaşamalarına sebep olduğu pratik deneyimlerden” öğrenmesini hedefleyen bir ilişkilenme tarzı bu. Bu ilişkinin işleyişine bir örnek olarak, CNT’nin reformist liderliği ve tabanı hareketlendiren FAİ arasındaki mücadele ilişkinin niteliğini biraz daha anlaşılır kılıyor.

Santillan ve öncesinde Pestena ekibinin savunduğu anarşizm biçimleri, sınıf mücadeleci bir anarşizmin bile devrimcilikten uzaklaştığında ne haller alabildiğini, nasıl reformistleşebildiğini, hatta otoriterleşebildiğini ibretle gösteriyor. Modernist (ve dolayısıyla da elitist) Santillan örneği bir başka önemli noktayı daha ortaya çıkarıyor. Anarşizmin modernizm batağına düşmemesinin, burjuvazinin tarih felsefesi olan modernizmin ‘kalkınmacılık’ ve ‘ilerlemecilik’ palavralarından, ‘ilerleme’ yolunu en iyi şekilde bilebilme yeteneğine sözde sahip aydın kesime tabi olunması gerektiği yalanından kaçınmasının özsel olarak bir garantisi yok. Bu ideolojik meseleyi ayrıntısıyla ele alınmalı ve devrimci teoriden kopartılmalı.

Devrim sürecinde partizan olmayan, emekçi sınıfın tüm görüşten üyelerinin doğrudan demokratik bir şekilde yer aldığı, yerel bölgelerindeki ve işyerlerindeki tüm iktidarı kendinde toplayan komitelerin ortaya çıkması başlı başına bir olay. İspanya deneyiminde yaşananlarla, yazarın söylediği gibi bu tarz komitelerin “büyük devrimlerin olmazsa olmazı” olduğu bir örnekle daha pekişiyor. Komiteleri emekçi sınıfın tabandan yükselen doğrudan demokratik iktidarının yeşerdiği yerler olarak görmemizin temel nedenlerinden biri bunların yazarın ısrarla belirttiği gibi partizan olmaması ve komitelerin kurulduğu yerlerde bu coşkunun emekçi sınıfın tüm kesimlerini sarması. Komitelerin nasıl işlediği, neler yaptığı ve devrimin en büyük kazanımlarından biri olarak nitelendirilen Asturya Komünü’ne dair bilgi edinme ihtiyacı ortaya çıkıyor.

CNT liderliğinin komitelere verdiği tepki düşündürücü. Bolşeviklerin 1917 Ekim’inden sonra yaptıkları gibi kendi kontrollerinde olmayan özerk bir taban iradesinin örgütlerine tahammül mü edemediler ve hemen hemen aynı tepkiyi gösterdiler; yoksa hikâye farklı mı? Christie’nin anlatısı şu: FAİ yeterince anti-otoriter olamadı ve otoriter eğilimli bir ekip ağır ağır bunun başına geçti. Bir araç olan örgüt, amaç haline geldi. Bu bağlamda tabanı kontrolü altına almayı becerebilen liderlik, bu şekilde emekçi sınıfın taban iradesini etkisini pasifi ze edebildiği ölçüde devrimin ertelenmesi ve antifaşizm üzerinden burjuvazi ve reformistlerle işbirliği kararını alabildi ve bunu dayattı, geçirdi ve işletti.

Ancak bu kararın alındığı yerde Durruti gibi Santillan’ın grubundan olmayanlar da var, fakat karara tek karşı çıkan Oliver oluyor. Tek bir örnekten karara varmak hata olur, ama antifaşist mücadeleye dair tavır konusunda Santillan ekibinin etkisinden bağımsız olarak benzer bir düşünce taraftar kazanmış gibi görünüyor. Taban da bir takım sebeplerden, güveninden ve öz-disiplininden dolayı bu karara büyük ölçüde isyan etmedi. Liderlik muhtemelen devrim hedefinden döndüğü için değil, bu kararının gerçekten doğru karar olduğunu düşündüğü için bunu yaptı. Gerçi Santillan portresinde yazar tarafından çizilen imaj dönek ya da zaten hiçbir zaman devrimcileşmemiş bir lafçı. Sonuçta niyetlerin bir önemi yok ve yapılan belli. Burjuva devletinin yıkımı karşısında iktidarı ellerine alan sınıfın önemli bir kısmı ise onu haliyle bırakmak istemedi ve devrimin faşizmin yenilmesinden sonra gerçekleştirilebileceği fikrine dayanan liderliğin ‘incelikli’ planı ile tabandaki kitlenin çatışması anlamına geldi ve liderlik iyiden iyiye otoriterleşti. Liderlik bir nevi kitlenin kendi incelikli stratejisini ‘anlamayan, basit düşünen’ kitlesine karşı düşman kesildi. Yani komitelere karşı alınan tavır konusuna geri dönersek CNT-FAİ liderliğinin komitelere karşı körleşmesi ve onların değerini anlamamasının altında yatan, devrimin sürmesini istememesi. Yaşanan durum CNT-FAİ önderliği açısından devrimin hedeflendiği bir süreç değil.

Eğer Christie’nin anlatısını doğru kabul edersek yani Santillan ekibinin FAİ’nin başına geçmesini ve FAİ’nin bir örgüt olarak kendi başına amaçlaşmasını, yaşanan sorunun temel sebebi olarak kabul edersek, o zaman şu soru önemli hale gelir: Nasıl oldu da tabandaki devrimci anarşistler, Pestena reformizmine karşı olan uyanıklıklarını, tutum ve eylemliliklerini Santillan ekibine de gösteremediler.

Bu noktada şu ihtimal de var, en azından 19 Temmuz’un hemen ardından gelen dönemde devrimci ekip de gerçekten devrimin o noktada ertelenmesi gerektiği kanısına varmış olabilir ve zaten böyle düşünme eğilimlisi gizli reformist ve elitist Santillan ekibi ile hem fikirmiş gibi görünmüş olabilir. Tarihsel olarak hangi ihtimal daha akılcıydı sorusunu tespit etmek zor. Devrim tarihlerine dair yaptığım sınırlı incelemelerim uyarınca keskin sonuçlara varmanın hatalı olduğu kanaatindeyim. Bu deneyimden faşizme karşı “reformist hareketlerle, ya da antifaşist burjuvaziyle asla işbirliği yapılmamalı” sonucu değil benim çıkardığım. Öyle bir yer ve zaman olur ki ilkeli ve sınırlı bir işbirliğinin yapılması daha mantıklı olabilir. Bu konuda Durruti’nin Dostları grubunun ‘antifaşist mücadele ve devrim ancak birlikte yürütülür’ ilkesi uyarınca yazdıkları ve yaptıklarının incelenmesi gereği ortaya çıkıyor. Bu çizginin söz konusu dönemde en devrimci çizgi olduğu açık. Antifaşist mücadelenin niteliğine dair ayrıntılı ve zihin açıcı şeyler söylemiş olma ihtimalleri büyük.

FAİ’yi devrimi erteleme noktasını götüren yazarın ima ettiği gibi Santillan ekibinin FAİ üzerinde egemenlik kurmuş olması mıdır? Bu soruya evet demek hadiseyi biraz basite indirgemek, bir günah keçisi bulmak olur. Zaten yazarda olayı bu basitlikte formüle etmiyor, ama ima ettiği bu. Bulabildiğimiz başka etkenleri sayalım. Nesnel etkenler zaten saymakla bitmez. Ama İspanya anarşist hareketine getireceğimiz her türlü eleştirinin önüne şunu muhakkak koymalıyız. İki dünya savaşı arası bu dönem çok özgün, çok farklı bir dönem. Faşizm dünya üzerindeki etkisinin ağırlığı bu dönemin en belirgin özelliği. Stalin’in Sovyetlerinin, kıta Avrupa’sını etkisi altına alan faşizmin ve liberal kapitalist güçlerin ikinci dünya savaşının ön vuruşmalarını yaptığı bir dönem. Ki bu üç odağın üzerinde tereddütsüz anlaşacağı bir şey varsa o da emekçi özyönetimine dayalı gerçekten komünist bir düzen kurmayı hedefleyen anarşist bir hareketin imhasıdır.

Öznel nedenlere bakacak olursak: CNT ve FAİ’nin sürekli ‘hemen şimdi toplumsal devrim’ şiarıyla hareket etmesi ve ülke çapında bir güç oluşunun ardından sürekli buna bastırarak, sınıf mücadelesini kızıştırması ile faşizm tehlikesi karşısında bu tavrını askıya alması çelişki gibi görünüyor. Bu noktada anarşist hareketin ortak aklının, işlerin önünde sonunda bu tip bir noktaya gelip dayanacağını, faşizmin bir hareket olarak bu şekilde karşılarına çıkacağını öngörememiş görünmesi eleştirilmesi gereken bir durum. Hareketin en azından benim gördüğüm ve bildiğim kadarıyla bir faşizm çözümlemesinin olmayışı bu durumla yakından alakalı. Yani faşizm nedir, nerden çıkmıştır, nasıl çıkmıştır, antifaşist mücadelenin niteliği ne olmalıdır, bu mücadelede hangi koşullarda kimlerle ne türden ittifaklar kurulmalıdır tarzı soruları hareket gündemine almamış görünüyor. Yukarıda anılan bir yazarın İspanya anarşist hareketine dair yaptığı iyimserlik eleştirisiyle örtüşen bir nokta. Nitekim benzer bir eleştiriyi Abel Paz, Halk Silahlanınca isimli kitabında da getiriyordu.

Hareketin söz konusu dönemde enternasyonalist bir karaktere bürünememesi, yani anarşist ya da adı ne olursa olsun devrimci sınıf hareketinin ispanya’ya sıkışıp kalması önemli bir diğer sorun. Bu elbette ki ölesiye denenmiş fakat dönemin koşulları gereği bir türlü gerçekleşmemiş olabilir. Bir diğer sorun bir devrimci örgüt olarak FAİ’nin niteliği, görece dağınıklığı ve yazar tarafından da yer yer anılan programsızlığı çöküşün temel etkenlerinden biri olarak düşünülebilir. Hareketin faşizm çözümlemesinin bulunmayışı muhtemelen buna verilen programatik önemin yokluğuyla ilişkilidir. CNT’nin bölgesel kalması ve ülkeye dahi yayılamaması ve UGT ile tüm çabalarına rağmen tabandan bir işbirliğini sağlayamaması aklımıza gelen diğer etkenler.

Başarıları ve başarısızlıklarıyla dünya işçi sınıfının ve özel olarak da anarşist hareketin bu muazzam deneyimi sınıfsız, bir toplum mücadelesi nihayetine erinceye dek güncelliğini koruyacak. Devrim kalkışmasının yıldönümüne denk gelen bu sayıda, bu yazı vesilesiyle İspanya’daki mücadeleye başlarını koyan tüm devrimcileri ve sınıf militanlarını saygıyla anıyoruz.

Notlar:

1 İskoç bir anarşist olan Stuart Christie İspanya’da Franko rejimine karşı verilen direnişteki rolü ile tanınan bir isim. Christie 1964’te Franko’ya yönelik düzenleyeceği bir suikast öncesinde bol miktarda patlayıcı ile İspanyol polisince yakalanır. 3 yıllık hapisliğin ardından uluslar arası bir kampanyanın oluşturduğu baskı sonucu salıverilir. Mücadelesini İngiltere’de sürdürmektedir.
2 “Biz anarşistler! İberya Anarşist Federasyonu (FAİ) 19271937 Üzerine bir Çalışma”
3 Parantez içindeki sayılar, kendinden önceki bölümün kitabın hangi sayfasında olduğunu gösteriyor.
4 UGT: reformist sosyalistlerin hakim olduğu 1888’de kurulan ‘Genel İşçi Birliği’ adlı sendika konfederasyonu.
5 Francisco Ferrer: Modern Okul Hareketinin kurucusu İspanyol anarşist ve eğitimci. Okulunda bilim ve rasyonalizm çerçevesi içinde kendi kendine sahip olma ve dogmatik denetimden özgür olma yolundaki bir eğitimi gerçekleştirmeye çalışmıştır. 1909’da İspanya’da idam edilir. http://www.blogcu.com/ AlternatifEgitim/159277/
6 Yeri gelmişken analım. CNT Ulusal Komite sekreterliği dönüşümlü yapıldığı için kişisel olarak 1929’da ve 193132 arası olmak üzere iki kez sekreterliği üstlenmiş.
7 Partizan: her hangi bir ideoloji ya da partiye olan bağlılık, ya da bağlı olan kimse
8 Yazar ‘halk’ olarak çevrilebilecek ‘people’ kelimesini kullanmış. Sanırım İngilizce’de halk kelimesi, Türkiye devrimci hareketinde kazandığı anlam kadar spesifik bir anlama sahip değil. Yani biz ‘halk’ deyince, “işçi sınıfı + küçük burjuvazi + (tercihe bağlı olarak) milli burjuvazi” gibi bir şeyi anlama eğilimdeyiz. İngilizcede ‘people’ kelimesinin bu anlamda bir ‘halk’ anlamına geldiğine pek tanık olmadım.


  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

y008
Diğer
Video : chumbawmba - ciao bella (video)
Diğer
Müzik : Ay Carmela - Rosa Leon
Diğer

  Linkler
Portakalzine
Kır Anarşi
Solucan Fanzin
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız