Biz, hükümetin kötü olduğuna, özgürlük olmadan gerçek özgürlüğe, dayanışmaya ve adalate ulaşılamayacağına inandığımız için anarşistiz.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Ateş Hırsızı - Sayı 1

Birey, Toplum, Bütünsellik Ve Dergi Gibi Şeyler Üzerine Yazar : Ahmet Arslaner

Evet... birey, toplum, bütünsellik, bireycillik, toplumculuk vs. gibi kavramlar bazı malum çevrelerde çokça anılıyor ve daha da anılacak... Tabii burada amaç bu kavramlara değinip onlar karşısında bir tutum almak ve kendini açıklamak. Hiçbir felsefi yaklaşım bu kavramları es geçemiyor. Çünkü buralarda insanlık durumunun sebepleri ve kaçınılmaz sonuçlarına dair çok şey bulabilirsiniz. Burada öncelikle bütünsellik kavramını ele almak isterim. Bütün felsefi ele alış tarzlarında bir bütünsellik kurma çabası görülür. Çünkü parçalar birbirleriyle ilişkilendirildikleri zaman anlam kazanırlar. Pozitif söylemler kadar negatif söylemlerde bu bütünsellik kaygısından uzak duramaz. Sadece ikincisinde parça negatif bir bütünün parçasıdır o kadar. Burada öncelikle modern toplumun kurmaya çalıştığı bütünselliği anmadan edemeyeceğim. Çünkü modern toplum bir yandan manipülatif bir biçimde bütünselleşmeye çalışırken öte yandan kaçınılmaz çözülüşler üretir. Bu haliyle çok tipik bir ders konusu gibidir. Modern toplum; tüm ulusal birlik, toplumsal ödevler, ortak çıkarlar, işbirliği vs. gibi çığırtkanlıklarına rağmen arzuladığı bütünselliği kurabilmiş değildir ve daha da kurabilecek gibi görünmemektedir. Çünkü çağdaş tüketim toplumu bireyleri daha fazla tüketmeye çağırıp onlar arasında rekabeti körüklerken şizofrenik davranmakta varolan kütlesel yapıları parçalara ayırarak (atomize ederek) bunların yerine yeni kütleler yaratmaya çalışmaktadır. Yani önce varolan bütünsellikleri parçalara bölüp tuzla buz edeceksin sonra da bu parçaları birbirine yapıştırarak grotesk bir bütünsellik kurmaya çalışacaksın... Saçma mı? Saçma... Aynen bir anarşistin yapmaya çalıştığı kadar...

Toplum ve Devlet Bütünselliği
Yukarıda pozitif ve negatif söylemlerin bu bütünsellik kaygısının dışında kalamayacağını belirtmiştim. Bu bağlamda anarşizm de bu kaygıdan azade değildir. Çağdaş toplumda toplum, ulus ve devlet içice geçmesi bir bütünsellik oluşturması karşısında pek tabiidir ki özgürlükçü düşüncenin de bir bütünselliğe ihtiyacı olacaktır. Ve bu verili toplumsal bütünsellik düşüncesinin dışında olmak zorundadır. Çağdaş devlet bir yandan bireyi dışlar ve onu toplumsal bir yığın, bir sürü halinde tasarlarken öte yandan da her bireyi daha fazla yalınlaştırarak (birbirine karşı izole ederek) sürüleştirme sürecini öteki ucundan tamamlayacak kontrol mekanizmaları geliştirmeye çalışmaktadır. Tüm bu çabalar devleti kütlelerle daha fazla bir iletişim içine sokmakta, bir alış - veriş ortamı sağlamaktadır. Bunun sosyolojik ifadesi devletin sosyalleşmesi ya da başka deyişle toplumun devletleşrnesidir. Bu durum karşısında anarşizmin önerebileceği tek bütünsellik bireyin kendi iç bütünselliğidir. Tabii burada bir tehlike var gibi görünüyor. Öyle ya... Bireyin kendi iç bütünselliğinin sosyal ya da ahlaki ölçütleri nelerdir, nerede başlar ve nerede biterler? Burada önemle ele alınması gereken şey bireyi toplumun totalliğinden ayırdıktan sonra "sosyal"liğinin ön plana çıkarılmasıdır. Bireyi toplumun "totalliğinden ayırmaksızın girişilecek bir toplumsallaştırma çabası sadece toplumculuğa hizmet eder. Hiçbir bireyin iç bütünselliği diğer bireylerin iç bütünselliği demek değildir. Bu bireyin özgünlüğünün ve özgürlüğünün ifadesi yani anarşi demektir. Ve toplumsal manada kurulacak bir bütünsellik ancak böylesi anarşik bir tarzda kurulmak durumundadır (şayet tahakkümün yan tesirlerinden uzak durulmak isteniyorsa). Ki bu aynı zamanda başka türlü bir parçalanma olarak da mütalaa edilebilir. Ancak bu seferki atomize edici ve şizoid değil, yakınlaştırıcı ve dışavurumcu bir tarzda olacaktır.

Bu ne demektir?
* Toplumsal bir devrim önermek ama bunu mevcut toplumsallığa ve onu var eden her şeye karşı bir durumda tasarlamak.
* Yekpare bir görünüm yaratmaya çalışan tahakküm toplumunun bu potansiyelini görmek ama asla onu öyle kabullenmemek ve ona "alternatif" olmamak.
* Kendi yıkıcı söylemini, kendi anarşik bütünselliğini monolitik toplumcu bütünselliğin karşısına "alternatif" olarak çıkarmak.
* Bireyi merkeze koymak, önemsemek ama ben - merkezci olmamak, diğer bireylerle birlikte olmak gibi bir kaygı taşımak.
* "Bireyciyim çünkü toplumun içinde erimek istemiyorum, çünkü bireyi en üst düzeyde töplumsallaşmış insan olarak tasarlıyorum ve ancak bireyle ilişkilendirilmiş bir toplumsallığın anlamlı olabileceğine inanıyorum". "Toplumsalım, çünkü hepimizin birilerine ihtiyacı var. Çünkü bireyleri birbirine rakip olarak değil, birbirinden doğal olarak farklı ama birçok bakımdan da birbirine benzeyen unsurlar olarak tasarlıyorum ve inanıyorum ki birimizin varlık nedeni aynı zamanda bir diğerimizin varlık nedenidir" diye düşünmek demektir.

Pozitif Söylemin Eksikliği
* Bir anarşistin başkaları ve dünya için önerebilecekleri ancak soyut şeylerdir. Somut şeyleri ancak kendisi için söyleyebilir ve yapabilir. Çünkü kimseyi temsil etmek gibi bir niyeti yoktur. O yol gösterir, etkiler ve eyler ama asla yönetmez. Gerisi diğerlerinin bileceği iştir. Ki bu yüzden "Anarşizm" pozitif söylemin eksikliğini hissetmemiştir.
Anarşizmin diğer "izm"lerden farkı bir doktriner yapıya sahip olmamasıdır. Hiçbir yazar "Anarşizmin ilkeleri"ni yazamayacaktır. Çünkü onun tek bir ilkesi vardır o da özgürlük'tür. Çünkü doktriner yaklaşım saf politik yaklaşımın çocuğudur. Anarşistler doktrinle, politik programlarla, sosyolojik analizlerle hatta sosyolojiyle bağlarını koparmalıdırlar. Toplum denen şey kendisinden başka bir şeyle açıklanamayacak kadar karmaşık ve başka bir şeye benzemeyendir. Öyle ki toplumu; tek tek toplumsal olayları örnek göstererek de açıklayamazsınız. Şekil bakımından birbirine benzeyen toplumsal olaylar arasında sebepler ve sonuçlar bakımından büyük farklılıklar olabilir. Daha önceki gözlemlerde pek çok benzer sonuçlar doğurduğu saptanmış olan toplumsal olaylar her seferinde aynı sonucu vermek zorunda da değildir. Bu durum sosyolojik kategorilendirmeleri ve bunları dayanak alacak analizleri imkansızlaştırır. Sosyoloji ve sosyalizm aynı ağacın birbirini tamamlayan iki ayrı dalı gibidir. Toplumculuk toplumu oluşturan bireyleri total bir yaklaşımla (sınıf, kültür, ideoloji, gibi kategorilendirmeler vasıtasıyla) ele alırken toplumbilim toplumsal olayları yine sınıf, kültür, ideoloji, din vs. gibi kategorilendirmeler vasıtasıyla ele alır. Aralarındaki fark belki şöyle açıklanabilir: Toplumculuk bireyleri kategorize ederek birey mühendisliği yaparken, toplumbilim toplumsal olay ve davranışları kategorize ederek toplum mühendisliği yapar (burada insanın aklına ister istemez "beni kategorize etme" şarkısı geliyor). Bu bakımdan anti-sosyalist bir söylemin anti-sosyolojik olma zorunluluğu da vardır.
* Şimdi "negatif söylemin pozitivitesinden" söz etme zamanı geldi. Oldu olası anarşizmin negativiteyi aşamadığından, pozitif bir söylem geliştiremediğinden dem vurulur. Her ne kadar bu konudaki iddialar öncelikle sosyalistlere ve de liberallere ait olsa da anarşistlerin içinde de böyle düşünenler yok değildir. Ki ben bunu yeterince negatif hissetmemeye ve düşünmemeye bağlıyorum. Tahakküm kültürünün konformist yanılsamalarından epistemolojik ve duygusal bir kopuşu yaşayamayanların pozitif söylemin eksikliğinden yakınmaları doğaldır. Oysa her negativite kendi pozitivitesini de içinde taşır. Negatif olan yıkımı, pozitif olansa yapımı temsil ediyorsa yeni bir şey yapmak için önce eskisini yıkmak gerekir. Yıkım olmadan kişi özgürleşemez. Yıkıcı neyi yıkacağını bilir ve onu yıkar, ama yerine ne yapacağını bilmek zorunda değildir. Aksi takdirde bütün yıkım ve yapım süreci rasyonel (kurgusal) bir hal alır. Bu ise kontrol demektir ilke olarak böyle bir şeyi reddetmiyorum ama yıkım sürecini önceden kurgulanmış bir planın parçası olarak da tasarlamıyorum. İnsan yıkacağı şeyin yerine ne koyacağını bilebilir. Ama yine de her yıkım ilk olduğu için bir meçhuldür de yıkıcı için. Bunun devamında keşif ve bilgi bekler yıkıcıyı... Pozitif söylemin eksikliğinden şikayeti ziyadesiyle tehlikeli bulmaktayım. Çünkü, hayatın en önemli iki aktivitesini "yıkım" ve "yapım"ı (ki bunlar yaratımda birleşirler) birbirinden ayırmaktır. Oysa yaratım (yeniden yapım, keşfederek yapım) içinde yıkımı da yapımı da barındıracak bir kapsayıcılığa sahiptir. Hayatın bitmez tükenmez devinimi sadece pozitivite ve negativite'nin diyalektik bütünselliği üzerine kurulmuştur. Söz gelimi "tahakküm" bir anarşist için negatif bir değerken "özgürlük" pozitif bir değerdir. Özne karşısında negatif tutum aldığı bir anlamda kendi varlık nedeni de olan nesneyi ortadan kaldırdığında yeni nesnesi (özgürlük) karşısındaki tutumu da pozitif olacaktır. Bu denli tumturaklı laflar etmemin nedeni şu; geleceği bilemeyiz ve falcı hiç değiliz. Eğer pozitif söylemden gelecek üzerine ayrıntılı öngörülerde bulunmak kastedilecek olursa kusur kalsın derim. Çünkü asıl zor olan bugünden değiştirmeye, yıkmaya başlamak. Ertelenecek işimiz yok, çünkü vakit dar ve (kimseyi de beklemeyeceğimize göre) kolları sıvamak kadar pozitif ne olabilir? Yalnızca bir taşın altını kaldırabilsek gerisi gelir. Nasıl mı? Taşın altından hiçbir şey çıkmasa bile en azından o taşı kaldırmamız gerektiğini öğrenmiş oluruz ve bu tecrübeler hanesine kaydedilecek eşsiz bir birikimdir. Buradan her şeyi el yordamı ile öğrenmek gerektiğinin önerildiği sanılmasın, sadece bilgi, tecrübe, teori gibi vasıfların önceki yanılgıların pozitif çıkarımlarından başka bir şey olmadığını hatırlatmak isterim.

Ve Dergi*
Şimdi gelelim "bir dergi nasıl olmalıdır" sorusuna. Böyle bir soruya çeşitli cevaplar verilebilir ve bu cevaplar önceki deneyimlerimizden olduğu kadar tasarladıklarımızdan da kaynaklanıyor olabilir. Ama her halükârda bir dergi şöyle olmalıdır böyle olmalıdır vb. şeyler üzerine ahkâm kesmek yararsız ve vakit öldürücü bir çaba gibi görünüyor. Burada söylenecek her söz gelecekte bağlayıcılık oluşturacak ve özgür yaratıcılığımızı engelleyecektir. Hatta bugün söylediklerimizle yarın yapacaklarımız arasında bir benzemezlik, tutarsızlık yaratabilecektir. Oysa bir anarşist, programlardan çok ruhuyla davranan kişidir. Yani aklına eseni yapar, yapmak istediğini yapar. Kendisini zorunluluklara teslim etmekten hoşlanmaz (bu yüzden en büyük günahkardır o). Burada yine geliyoruz pozitivite - negativite meselesine... Galiba kişinin en kolay bildiği şey ne olmaması ya da ne yapmaması gerektiği. Ne olmak ya da ne yapmak istediğimizi hangi birimiz yeterince biliyoruz ki?

* Bir dergide şunun ya da bunun olmasının zorunluluklara bağlı olmaktansa rastlantılara bağlı olması her zaman evlâdır. Önemli olan yapmak istediğinizi yapıyor olmanızdır, gerisi boştur. Arzu olmadan coşkuyu ve doyumu yaşayamazsınız... Hepsi bu kadar...

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

f011
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Arroja la bomba
Diğer

  Linkler
Anarşist Yazın
Anti-otoriter Komün
Attack To Society
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız