Aslında, şu ya da bu şekilde, toplumsal iyileşmeyi amaçlayan herhangi bir öneri dışsal isteklerin güçlerinin ve bireyler üzerindeki zor kullanımının artması ya da azalması olarak ifade edilebilir. Eğer artıyorlarsa şeytanidirler, eğer azalıyorlarsa anarşisttirler.

Joseph A. Labadie

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Ateş Hırsızı - Sayı 1

Üvey yaşam öykümden kesitler Yazar : Saim DENİZ

Üniversite yılları

Cumartesi Mehmet telefon etti. Evden kafama bir kasket takıp çıktım. O kasketin beni kendine daha güvenir yapacağını düşündüm. Aslında, gerçekten bana özgüvenimi kazandıracak bir şeye ihtiyacım var. Bir sigara, bir çakmak, bir bira, bir kasket gibi. O cumartesi günü bunların hepsi vardı bende, ama yine de kendine güven yoktu.
Hastaneye doğru giden yolda Mehmet ile beraber yürürken, o sakallı, kasketli, cebinde sigara ve çakmak olan kişinin ben olmadığımı biliyordum. Sanki rol yapıyordum, kendine güvenen insan rolü. Üstelik rolümü acemice oynuyor, sık sık seyircilerin, yani Mehmet'in, yoldan geçenlerin eleştirisini üzerimde bulacak gibi bir hisse kapılıyordum.
Hastane yemekhanesi sessiz, sakin ve sönük geldi bana. İçindekiler de sanki ortaçağ kalıntısı idi. Hiçbir orijinallikleri yoktu. Aynı türden, değişime uğramamış, hayatının o anından zevk almayan yorgun insanlardı. Böyle düşünmemin nedeni, herhalde nöbetçi olduğum günler benim öyle olmamdandı. Bir sigara ve bir çay içip kendimi o ana kaptırmaya çalıştım. Çaycı her zamanki sıradan işi gereği sandalyeleri toplamaya çalışınca çıktık.
Bir sürü ziyaretçinin arasından servise çıkmak zor oldu. Beyaz önlüksüz olunca onların yanında kendimi güçsüz hissettim. Bir bakıma da iyi oldu. Doktor olduğumu anlasalardı orada yatan ve hastalığı gereği bir türlü iyileşmeyen hastalarının acısını benden çıkarmaya kalkabilirlerdi. Ziyaretçilerin yanında suçluluk duygularına kapıldım. Gerçekten de iyi bir doktor değilim, hemşire odasına geçip çay ve hemşireler derdine düşmek daha hoşuma gitti.
• Nöbetçi doktor Selim, piposunu eline alıp, gayet emin tavırlarla iddiacı konuşmalar yapıyordu. Kasketsiz halimle, onu da görünce özgüven balonum sönüverdi. Selim'in tanrılaşmayı başarmış gibi bir hali vardı. Hemşireler' de onun önemli biri olduğuna inanmış olacaklar ki, ona laf atıyor, espri ortamı yaratıyor, esprilerine gülüyorlar. Ben, büyük bir kıskançlıkla hiçbir esprisine gülmedim.
Selim, sahip olduğu dünyanın yeterince zengin olduğunu düşünüyor, daha da zenginleşeceğine emin görünüyor. Bence de doğru olabilir. En azından cumartesi günleri benim gibi ne aradığını bilmeden dolanmıyordur. Onun tatmin vasıtaları benimkinden çok. Tıp balosu ile uğraşıyor, mantar dergisini çıkarıyor, akvaryum balığı yetiştiriyor, vs. O yüzden yakın çevresi ile fazla uğraşmıyor, onları önemseyip eleştirmiyor. Benimse tek yaptığım bu, hatta yakın çevreye de ulaşamıyor, kendimi eleştiriyorum. Selim'in eleştirilecek yanı, kendine güvenmesi, kendinde eleştirilecek yön görmemesi olabilir, ama, bunu görmeye de ne gerek var?
Fethiyeli her zamanki gibi idi. Hastalığının ve kişilik yetersizliğinin bunalımını büyük bir zorlama ile tıbba yansıtıyordu. İşine bağlı obsesif biri olmayı kendini rahatlatacak bir yol olarak görüyordu.
Ve sevgili Mehmet, kan bankasında yatıyor ve kan veriyor. Uzay çağı gibi idi, oda gayet modern döşenmiş, kan verene limonata ikram ediliyor. Daha önemlisi bir insan sırf bir şey yapmış olabilmek için kan veriyordu. Onun kendini arayışı Selim'inki gibi bencilce değildi. Özel uğraşı aramamıştı. Gösterişli bir hamle de değildi. Acı çekecek, zaman kaybedecek, yarım litre kan verdiği için riske girecekti. Bunlara sırf kendi içiyle hesaplaşmayı daha iyi şartlarda yapabilmek için katlanıyordu. Bana öyle bir hava verdi ki, ne kadar acı çekerse kendine karşı o kadar güçlü olacaktı.
Ankara'nın meşhur bilinen yerlerinde iki arkadaş kaybolduk, kalabalığın içinde. Amaç dünyanın henüz bitmediğini ispatlamaktı. Tek başımıza var olamazdık, başkaları da varlığımızı görmeliydi.
Hem çayhane, hem birahane, hem lokanta, sahibine göre de fabrika gibi olan bir yerdi. Üst katta zorlukla iki kişilik yer bulduk. Yanımızdaki masaların birinde iki subay konuşuyordu. Biri öbürüne "Gamze"sini anlatıyordu. Onların alay ettiğim türden konuşmalarını bir süre sonra Mehmet ile beraber yapmaya başladık. Sıradan konular bizim de bira mezemiz oldu.
Bir sürü kalabalık, içilen biralar ve gidip tuvalete işemeler, o işeme işine yakın hale gelmiş diğer bir işlemin esprilerini yapıp gülmek. Birbirini çekiştiren, eleştiren, sonra da bira içip tuvalete giden insanlar. Bunların arasında, hiç WC'ye de gitmeden üstelik bir ünite kan vermiş olan arkadaşımı esas değerliliğin sembolü olarak gördüm. Hayatı, acı çekerek, başkalarından kazık yiyerek, ama kimseye kazık atmadan ve kimseyi de sana benzemediği için eleştirmeden geçirebilmek, her şeyi geçirebilmek, güçlük içine girip hiç söylenmeden çıkabilmek lazım. Hayatı en çok, zor ve çok çalıştığın günlerde fark edebilirsin.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

y009
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : Ciao Bella
Diğer

  Linkler
Bireyin not defteri
Yabanıl
Gezgin Tao
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız