İnsanları serbest bırakmak istemiyoruz, biz onların kendilerini serbestleştirmelerini istiyoruz.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Ateş Hırsızı - Sayı 1

Liberter sürece eleştirel bakış Yazar : Halil Beytar

Birkaç yıl öncesine kadar (kısmen bugün de) binlerce devrimcinin dilinde anarşizm kavramının son derce sıradan, basmakalıp bir tanımı vardı. Sol yayınlarından çıkan kitapların dipnotlarında ya da isim dizinlerinde bir tür prefabrik bilgi aktarımı tarzında bu kavram "küçük burjuva dünya görüşü, karşıdevrime! sapıma" biçiminde tanıtıldı. SBKP kaynaklı, bu tek yönlü bilgi akışı, politik düzen muhalifi olarak siyasallaşmış sayısız insanı anarşizme karşı dogmatik şartlanmalarla haksız fanatik tavır takınmalara sürüklemiş ve sürüklemektedir. Aynı dogmatik tavrın yıllarca Troçkistlere karşı sürdürüldüğü de biliniyor. Troçki'yi Stalin'den, Proudhon ve Bakunin'i Marks'tan öğreten bu metod; süngüsü düşen sosyalizmin bugün yaşamakta olduğu depresyona bağlı olarak yerini kısmi bir hoşgörü ve yumuşamaya bırakmakta.
Bu dogmatik alışkanlık daha çok Bolşevik iktidardan sonra sosyalizm cephesinde kötü giden ne varsa ve her türlü yanlışa ucuz bir tanımlama olarak, bir tür küfür ve aşağılama niyetine, anarşizm denmesinden kaynaklanıyor. Marks öncesi sosyalizmi yine Marks'ın yorumundan öğrenen ve yarım asırdan beridir Türkiye'deki politik mücadeleye damgasını vuran Türk ve Kürt devrimcileri, Marksizmin kendi dışındaki bütün düşünce ve hareketlere, tarihin çöplüğüne atılmış eser-i atika gözüyle bakıp burun kıvıran mantığını olduğu gibi devraldılar.
Son on yıldır işler yolunda gitmeyince, eski defterler yeni yeni karıştırılmaya başlandı. Marksizmin, Troçki gibi kimi şeytanlarının aklanması SBKP kaynaklı bilgi akışına ve dogmatik şartlanmalara önemli bir ket vurdu. Böylece yeniden Marks öncesi sosyalizm tarihinin tartışılması ihtiyacı doğdu. Türkiye'de anarşizmin kendi kaynaklarından ve kendi literatürüyle konuşmaya ve yazmaya başlaması ise henüz çok yeni bir girişim.
1986-87'de İstanbul'da yayınlanan KARA dergisi "liberter" kavramıyla ele aldığı anarşist düşünceyi somut bir yoruma oturtarak politik muhalefete tanıtmaya başladı. Anarşizmin Türkiye'de bilinmeyen tarihi ve bu konudaki derin bilgisizlik hatırlandığında epey heyecanlı bir girişimdi KARA. Bu önemli politik adım kısa zamanda KARA'nın şımarık okurunu böbürlemeye başladı. KARA, yerini isteksizce EFENDlSİZ'e ve ardından başka başka çabalara bırakıp, silindi gitti.
Bu yazı, bugün artık yayınlanmayan, KARA ve EFENDİSİZ'de somutlaşmış olan liberter sürece eleştirel bir değerlendirmedir. Bu ihtiyaç, muhatapsız bir polemiği başlatmak isteğinden değil, anarşist bir tarzın kendi öncüllerini tanıması gereğinden kaynaklandı.
KARA ve EFENDİSİZ dergileri, bütün yetersizliklerine rağmen, anarşist düşünceyi hatırı sayılır bir okuyucu çevresine aktarıp tanıttı. Ancak, anarşizmin tarihine tümüyle yabancı olan bu topraklarda bir alan açmak elbette her iki derginin de güç ve yeteneklerini, ilişki ve işlevlerini oldukça aşacaktı. Eğer politik muhalefet içinde kalıcı bir yer edinilemediyse, bunun nedeni liberterlerin kendisinde aranmalıdır. KARA ve EFENDİSİZ'in üzerine oturduğu okuyucu ve savunucu topluluğu bu liberter sürece ne denli sahip çıkabildi? Türkiye'deki politik muhalefet içinde silueti görünüp kaybolan bir çevre bundan daha fazla iz bırakamazdı. Çok daha ısrar etmek gerekiyordu. Oysa tarihsel misyonuyla orantılı bir ısrar ifade edilemedi.
Yukarıda da belirtildiği gibi, KARA ve EFENDİSİZ liberter düşünceyi Türkiye'ye taşıyarak önemli bir işlev üstlendiler. Bütün eksik ve yetersizliklerine rağmen her zaman adı anılacak önemli bir başlangıçtı bu. Övgüye değer pek çok yanıyla birlikte bu yayın sürecinin bir de eleştirilmesi gereken bazı önemli sonuçları var. Liberter sürecin yaşatılmasında bu sonuçların fonksiyonu oldukça önemlidir. O nedenle KARA ve EFENDİSİZ'in kendine yönelttiği eleştiri ve muhasebeye yeni bir iki sayfa eklemek gerekiyor. KARA ve EFENDİSİZ'de ifadesini bulan liberter sürecin olumsuz yanlarını, şu başlıklarla sıralamak mümkündür.
• Sorumsuz bireysellik.
• Umursamaz kendiliğindenlik.
• Bireyler arasındaki siyasal kopukluk ve dağınıklık.
• Komün ve kollektif davranışın bilinç düzeyinde işlenmemiş olması.
• Sistemle uyumluluk.
• Yasal çalışma alışkanlığı.
• Toplumsal alanı niteleyememe.
• Militan radikal ruhun işlenmemesi.
• Ulusal sınırlar içinde mücadele.
• Ulusal kurtuluş hareketleri karşısında belirsizlik vb.
Her iki derginin üç yıldan fazla süren yayın dönemi noktalandığında ortalıkta hâlâ bir avuç dağınık liberter vardı. Bu bir avuç insanı ortak bir tipte birleştirmek de mümkündür. Bu tip, yalnızca dağınık değil, güveni sarsılmış, umutsuz, şaşkın ve gırtlağına kadar siyasi bunalım içinde. İşte bu noktadan itibaren KARA ve EFENDİSİZ'in günahlarıyla karşılaşmaya başlıyoruz. Çünkü bu ortak tipin, içinden çıkıp geldiği sürecin muhatabı KARA ve EFENDİSİZ'dir. Yukarıdaki olumsuzlukları bu ortak tip nezdinde ele alırsak: KARA, bu kişiye birey olmayı; birey olarak davranmayı hep söyledi. Ama, ortak davranış içinde birey olmayı onun pratiğine oturtamadı. Çünkü bu siyasal bir pratik gerektiriyordu. Siyasal pratiği, basım ve dağıtımından ibaret bir dergi de olsa olsa bunu ancak teoride işleyebilirdi. Sonuca bakıldığında, siyasal çalışma umursamaz bir kendiliğindenliğe ya da bir iki kişinin gayretine terk edilmiş. Genel bir sahiplenmeye herkesi kapsayan eşit bir katılıma rastlamak hemen hemen hiç görülmüyor. Kişi önceden belirlenmiş herhangi bir buluşmaya bile gelemeyecek bir keyfiyet ve hesap soramamanın getirdiği gerekçesiz bir acizlik içinde. Oysa aynı kişi, eğer bir işte çalışıyor veya okuyorsa işe veya okula karşı bu denli umursamaz ve gerekçesiz değildir. İşe ve okula yetişebilmek için zeki bir yaratıcılıkla koca kentin trafiğine umulmadık koordinatlar ekleyebiliyor. Bu haliyle siyasal çalışmayı, bazı duyumsuzlukların ı tatmin eden sıradan bir hobi düzeyine indirgeyen birey, zaten toplumsal muhalefetin yenilgi ortamıyla kuşatılmış, hızla atomize edilmeye hazır bir yapıdadır. Buna bireyler arası kopukluk ve ahlaki teorik düzeydeki "birey olmak" bilinci de eklenince doğal olarak serpilip gelişen sorumsuz bireyselliğe yol vermiş ya da müdahale edilemeyerek seyirci kalınmıştır. Öte yandan komünal kollektif ilişkiler neredeyse bilinç düzeyinde de hedeflenmemiş. Bugünden komünal bir yaşamın yaratımı, bunun teorik sorunları ve detayları üzerine yeterli bir tartışma açılamamış. Haliyle kişilerde saklı duran doğal benlikleri, mevcut kapitalist toplumun egemen kültür kıskacında edinilmiş alışkanlıkları kendiliğinden bir şekillenmeye terk edilerek üzerine gidilememiş* teorik doğrular ya da ahlaki önyargılarla etkilemekten kaçınılmıştır. Bu tür eksik ve yetersizliklerin devamını sağlayan hatta bunlara kaynaklık eden temel sorun ise, politik bir hareketin oluşamamasıdır. Birçok kişi buna itiraz edebilir, konunun yanlış kavranıldığını, hatta fazlasıyla politik davranıldığını ve "politik hareketten farklı şeyler anlaşıldığını iddia edebilir. Ne var ki; bu saptamayı sağa sola çekmenin, üslup farklılığından ibaret cümlelerle yorumlamanın pek bir yararı olmayacak. Çünkü KARA ve EFENDİSİZ bu konuda temel veriler olarak durmaktalar. Her iki dergi de öncelikle politik olduklarını ısrarla belirtmişlerdi. Öyleyse bu politik içeriğe denk düşen, aynı orantıda bir liberter politik hareketin oluşmadığını iddia etmek ve bunun gerekliliğini savunmak yanlış değildir.
Bunlardan başka, yayın süreci izlendiğinde dikkat çeken eksiklerden biri de militan radikal bir ruhun teorik ya da ajitatif düzeyde işlenmemiş olmasıdır. Her iki dergi de pek çok makalede mevcut toplumsal sistemin temellerine yönelik devrimci perspektifler sunmasına ve çok önemli teorik halkalar yakalamasına rağmen, bunları propagandif bir dille okuyucuya aktaramamış. Otorite ve sistemin kötülüğüne dair saptamalar çokça yapılmış, yalnızca kitap ve dergi sayfalarında duran bu ahlaki önyargılarla bir okuyucu kitlesi de yaratılmış, fakat bu kitleye, otoritenin fiziki varlığına karşı koyabilecek, kin ve öfkeyle bilenmiş bir isyan ruhu taşınamamıştır. Kişi, siyasal içeriği iyice törpülenmiş, neredeyse salt ahlaki nedenlerle mevcut düzene karşıdır. Dolayısıyla, mahallesinde, okulunda, işinde hasılı bütün günübirlik ortamında oluşa gelen pürüzlerini titizlikle gidermeye çalışan iyi huylu, uysal vatandaş olarak sistemle uyumlu bir karaktere kendiliğinden oturmuştur. En ılımlı bir deyişle asi, anarşik bir ruh haline ve çalışma tarzına rastlamaktan çok sineye çeken, idare-i maslahatçı bir ahlakın izlerine rastlıyoruz. Yine bu anlayışlara bağlı olarak KARA ve EFENDİSİZ'in baştan sona kadar bütün sürecinde kötü bir yasal çalışma alışkanlığı vardır. Militan bir anarşiye yol verilememiş. Tek tek kişilerdeki kınına sığmazlık bu yasal çalışma ağlarına takılıp kalmış ve yasal çalışma yalnızca bir anlayış olarak değil, aynı zamanda bir ruh hali olarak da gelişip pekişmiştir.
Yukarıdan beri ele alınan liberter yayın sürecinin tamamlayamadığı en önemli eksikliklerinden biri de; bulunduğu toplumsal alanı niteleyememesidir. Her ne kadar EFENDİSİZ kendinden önceki sürece benzer bir eleştiri yönelterek, toplumsal alanın özgünlüklerini tanımayı ve buna uygun politikalar saptamayı önermişse de bu çalışma (birkaç konu dışında) amacına ulaşamadan yayın faaliyeti noktalanmıştır. Burada dikkate alınması gereken nokta yayının erken kapanmış olup olmaması değildir. Çünkü liberter sürecin o güne kadar geride bıraktığı üç yılı ve değişik nitelikte olmak üzere yirmi sayıyı aşkın muhtelif yayını bulunuyordu. (Zaman zaman başvurulması gereken bir arşiv olduğunu da belirtmek isterim.) Üç yılda yirmiden fazla yayınla en temel olguların adı konulamamışsa burada politik bir perspektifsizlik var demektir. Bu temel olgulardan biri, Kürt ulusal hareketine ilişkin belirsizlik, diğeri ise, uluslararası mücadeleyle ilgili belirsizliktir.
Liberter sürecin genel olarak ulusal devlet, ulusal mücadele ve özel olarak da Kürt ulusal kurtuluş hareketine ilişkin bir perspektifi olmamıştır. Fakat bu ne ayıp ne de suçtur. Hatta eleştirilecek bir şey de değildir. Eleştiriden önce bu konuda yapılması gereken şeyler var. Genel olarak ulusal mücadele, özel olarak da Kürdistan'daki mücadeleye ilişkin temel anarşist perspektiflerin oluşturularak somut pratik tavır geliştirilmesi gerekir.
İleriki sayılarda bütün detaylarıyla ele almak istediğim bu konuda şimdilik şunu önemle belirtmek istiyorum: Eğer çağdaş nihilist bir öğrenci grubundan, bir hippi hareketinden ya da ahlaki teolojik bir topluluktan söz etmiyorsak; Kürdistan'daki toplumsal mücadele olgusunu göremeyen, hesaba katmayıp dışlayan liberter devrimci bir hareketin Türkiye'de yaşama ve büyüyüp gelişme şansı yoktur. Bu kadar açık ve net!
Sonuç olarak: Ulusal sınırlar içinde liberter devrim kavramını tartışan KARA ve EFENDİSİZ en azından bir o kadar da evrensel mücadele perspektifini tartışmalıydı. Bugün KARA ve EFENDİSİZ yok artık. Ama, bu tartışma konusu hâlâ önümüzde duruyor.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

Donanma
Diğer
Video : Haymarket
Diğer
Müzik : No War Song
Diğer

  Linkler
Anti-otoriter Komün
Spontan
Veganarşi
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız