Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!

Louis Lingg (1870-1887)

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Ateş Hırsızı - Sayı 1

Bütün devletler paranoyaktır Yazar : Vedat Zencir

«İç ve dış düşman olmadan hiçbir devlet meşruluğunu sağlayamadığı gibi, iktidar iktidarlığını uzun süre rasyonalize edemez.»

Çocukların doğacakları yerleri seçme hakları yoktur. Doğar doğmaz bir milliyete ve onun tarihine sahip olurlar. Çocuklar seçmeyerek geldikleri toprakta, düşmanlarını belleyerek, milliyetlerini bilenerek seçerler! Sonra da karşı ulusun topraklarında doğsaydılar, buradakilerin düşman olacaklarını hiç düşünmeden asker olurlar. Ve yeni haklı savaşlara (fırsat çıkarsa) giderler. Ölürler. Sakatlanırlar. Bütün milli tarih derslerinde, ordularının muzaffer, düşman ordularının namert, vahşi olduğunu,... vs. öğrenirler. Bütün milli tarihler hep haklıdırlar. Düşman topraklarına girdiklerinde, bayraklarla, sevinç gösterileriyle karşılanırlar. Düşmanlar topraklarına girdiğinde kan, gözyaşı, yıkım ve bir dizi tecavüz götürürler.

Bildiğimiz gibi, Türkiye'nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrilidir. Sadece Türk Devleti böylesine paranoyak değildir. Bütün devletler aynı şekilde paranoyaktır. Kuşkusuz müttefikler de vardır. Fakat onlar da her zaman kazık atabilirler. İşin ilginç yanı, devletler bu paranoyaklıklannda haklıdırlar da! Zira devletler her zaman "büyüme" eğilimindedirler. İttifaklar kurulur, ittifaklar bozulur, yeni ittifaklar kurulur. Bir ulus diğerine bazen kardeş bazen de baş düşman olur. Tarih boyunca coğrafya "haklı" savaşlarla sürekli değişe gelmiştir. Ve her ulusun diğerine saldırmak için, tarihten her zaman yeterli malzemesi kalmıştır. İktidarlar iktidarlarını sürdürmek için bu malzemeyi insanların kanıyla yaratır. Hem de sürekli kullanır. Tarihteki savaşlara tarafsız bir açıdan bakmaya çalışsak bile, kimin eli kimin boğazında belli olmayan bir muamma ile karşılaşırız.

Antimilitarizm yapısı gereği evrenseldir. Dolayısıyla her türlü ırksal, ulusal, uluslararası belirlenimlerin dışında, yadsınamaz bir ahlaki değerler üzerine kuruludur. Orduyu radikal red, ordunun ve devletin bütün savunularını temelden yıkan, billur, insani bir tavır olması nedeniyledir ki, orduların, devletlerin korkulu rüyasıdır. Örneğin, dünyada hiçbir devlet askerlik redcilerine sığınma hakkı vermiyor. Devletlere bunun için hak vermemek mümkün mü?

Radikal bir anti militarist devletle olan yurttaşlık sözleşmesini, askerliği reddiyle birlikte tek taraflı olarak bozarken, bir dizi tohumu beraberinde atmış olur. Devleti oluşturan bir dizi ana unsur, yasalar saylanmamaya adaydır. Ulusal güvenlik, sınırlar da bunlardan birini oluşturur. Anti-militaristlerin düşmanları olmadığı ve bütün "kültürleri kardeş gördükleri için "ulusal güvenlik", "sınır" gibi dertleri de olamaz.
Tarihin bıraktığı, kim kimin toprağına tecavüz etti, hangisi haksızdı gibi kimin eli kimin boğazında belli olmayan sorunların yükünden de kendini muaf tutar. Dolayısıyla onlar için bütün sınırlar sunidir ve sınırlar korunması gereken şeyler değil, çiğnenmesi gereken savaş mevziileridir. Devletlerin paranoyak olduğunu söylemiştik ama şunu unuttuk: Devletler paranoyak olmak zorundadır.. Üstelik paranoyaklıklarını toplumun geneline de geçirmesi gerekir. İç ve dış düşman olmadan hiçbir devlet meşruluğunu sağlayamadığı gibi, iktidar iktidarlığını uzun süre rasyonalize edemez. Dolayısıyla iktidar iktidarını sürdürebilmesi için sürekli düşmana ihtiyaç duyar. Düşmanın umulmadık bir zamanda ortadan kalkmasıyla, panik halinde yeni düşman aranır. Nato'nun varlığını korumak için çırpınışlarında, bu filmi gayet komik bir şekilde izledik. Yani, düşman devletler aslında birbirlerine sürekli şükran borçludurlar!

Sermayenin milliyetini hızla yitirmeye devam ettiği, Avrupa birliğinin tek devlet çatısı altında birleştiği bir dönemi yaşıyoruz. Avrupa ülkeleri tek devlete doğru giderken, kapitalizmin ulusal yanının can çekiştiğini bağırıyor. Fakat kapitalizm bir yandan uluslararasılaşırken, bir taraftan da yeni güçler dengesinde ulusal kimlikler sırıtmaya devam ediyor. Almanya, Avrupa birliğini oluşturan diğer ülkelerden farklı bir tavır olarak Hırvatları desteklerken, bunu herhalde ulusların kendi kaderini tayin hakkına inandığı için yapmıyor! Aynı şekilde ABD ile Avrupa arasındaki AGİK-NATO çekişmesi ve ABD ile Japonya arasındaki ekonomik savaş, kısacası dünyadaki dengeler ulusal kimliklerden çok da bağımsız değil. İşin diğer yanı silah sanayinin çarklarının dönmesi, ulusal çatışmalara, kamplaşmalara her zaman gereksinimi olduğudur. Eğer ilerde uzaydan bir düşman edinilebilirse savaş sanayi ulusal çatışmalara ihtiyaç duymaktan vazgeçebilir. Ama şimdilik böyle bir şey yok. Dağılan Sovyetlerdeki, Balkanlardaki, Doğu Avrupa’daki ülkeler, bakir pazarlar olması itibarıyla kapitalizmin iştahını kabartırken, bir yandan da gelişen milliyetçilik silah sanayini" uzun süre ihya edeceğe benziyor.

Tespitler, tahliller ne o/ursa olsun, olan ya da olacak savaşların önlenebilmesi ve özgür bir yaşam için, ırksal, ulusal, birleşik ulusal devlet kimliğinden sıyrılmış ciddi bir anti militarist mücadele şart. Çünkü bu anlayışın dışındaki her çaba, reel politikanın batağında çırpınmaya ve başka varyasyonlarda silahlanmaya, savaş üretmeye mahkûmdur. Sadece kapitalizmin değil, devletin, iktidarın olduğu her yerde ordu ve savaş da zaruri olacaktır. Devletlerin olduğu yerde, sözde savaşı önlemek için kurulan Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlar da, sadece savaşın daha usturuplu yapılmasına yarayacaktır. Nitekim Trak'da yapılan muazzam katliamın meşruluk belgesi Birleşmiş Milletlerden çıkmakta fazla tereddüde uğramadı.

Dünyamızdaki silahlanmanın, savaşların önlenebilmesi, özgür bir yaşamın olabilmesi için anti militarist bir mücadele şart ama, sanıyorum ki anti militarist mücadelenin gelişebilmesi, bir şeyleri gerçekten değiştirebilmesi için, öncelikle dünyanın değişebileceğine savaşların önlenebileceğine ilişkin genel bir inanca, motivasyona gereksinim var. Bunu şunun için söylüyorum: Devletin insan ilişkilerine yaygınlaşıp, güçlenmesi bir düşünce yapısını da beraberinde getirdi. Bu olabileceklere değil, sürekli olabilirliklerin sınırlarında hareket etmeye alışılmış rasyonel düşünce, hayalleri küçümseyen, aşağılayan kronik bir soğuk algınlığı. Aynı zamanda motivasyonu ve inancı beraberinde getirecek, radikal mücadele ve projelere ihtiyaç duyar.

* Bu makale Amargi Dergisinin 2. sayısında Vedat Zencir tarafından yazılan, ANTİ MİLİTARİZM'E İLİŞKİN AYRIMLAR başlıklı yazıdan aynen aktarılmıştır.

  Etkinlik Takvimi
Ocak
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031    
Aralık Şubat


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

a020
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : No War Song
Diğer

  Linkler
Dergi Pan [anarşist e-dergi]
Yabanıl
Anarşist Bakış
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız