Bizim istediğimiz anarşist devrim yalnızca tek bir sınıfın çıkarı ve özgürlüğe kavuşması içindir. Bu sınıf ekonomik, politik ve moral bakımdan tutsak edilmiş tüm insanların sınıfıdır.

Errico Malatesta

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Haberler
Muhsin Yazıcıoğlu: Bir Faşist Katilin Anatomisi
Ülkücü-şeriatçı faşist parti başkanı Yazıcıoğlu seçim kampanyası sırasında öldü.

Helikopteri düşerek maalesef eceliyle ölen azılı faşist, işkenceci ve devrimci katili Yazıcıoğlu´nun marifetleri aşağıda okuyacağınız alıntıda detaylı biçimde verilmiştir:

"Önce, Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın ve Yasin Hayal’in, BBP çizgisindeki bir kuruluş olan Alperen Ocakları’yla ilişkisi açığa çıktı. Ardından katillerin “akıl hocası” durumundaki Erhan Tuncel’in BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’yla birlikte çekilmiş fotoğrafları ortaya döküldü... Buna rağmen BBP’liler ilişkilerini reddetme yoluna gittiler... Sonra bizzat Yasin Hayal, hapishaneden verdiği ifadede, kendisine ve ailesine BBP MKYK üyesi Halis Egemen ve BBP İl Başkanı Yaşar Cihan tarafından para, giyecek ve eşya yardımında bulunulduğunu açıkladı.

İnkar etmesi zordu. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, bu defa da basına “Bu yardım, Egemen ve Cihan´ın partiyle bağlantıları olmadığı dönemde olmuş” açıklamasını yaptı. Ne farkederdi ki?..

Bir şey farketmediği, Muhsin Yazıcıoğlu’nun sözlerinin devamından da belli zaten: Yazıcıoğlu, bilirkişi raporlarının “öldürücü ve yaralayıcı” olduğuna dair rapor verdiği McDonald´s´a atılan bomba için “McDonald´s´a maytap atmasının ardından Hayal´in ailesi Halis Egemen´e gelerek destek istiyor.” diyor.

Ne olmuş sanki, çocuklar maytap atmış!.. Onların il başkanı ve yöneticileri de maytaplarla oyun oynayan çocuklara hamilik yapmışlar! Çocuk Yasin Hayal de, hapishaneden çıktıktan sonra BBP İl Başkanı Yaşar Cihan´ın elini öpmeye gidiyor... Bunda da bir şey yok tabii; büyüklerin elini öpmek, gelenektendir!..

Muhsin Yazıcıoğlu, işin içinden çıkamayınca da “Yargı çözsün işi. Nereye kadar götürüyorsa götürsün” diyerek sıyrılmaya çalışıyor sorulardan. Oysa bu soruşturmaların “gittiği yere kadar gitmesine” geçmişten beri karşı olanların en başında gelir Muhsin Yazıcıoğlu.

Çünkü... Çünküsü Yazıcıoğlu’nun siyasi kimliğindedir.

Daha kısa süre önce linç saldırılarıyla, özellikle üniversitelerdeki faşist saldırılarla ve son olarak da Hrant Dink’in katledilmesiyle gündeme gelen BBP kimdir, neyi savunur, bu “Alperen ocakları” nereden çıkmıştır? Bunları kısaca hatırlayalım, hatırlatalım.

Ne dediler, ne yapıyorlar?

Büyük Birlik Partisi’ni, yani kısa adıyla BBP’yi oluşturan kadrolar, 1992’de MÇP’den (yani sonraki adıyla MHP’den) ayrıldılar. Ayrılığın başını Muhsin Yazıcıoğlu ve Ökkeş Kenger çekiyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu, sayısız faşist cinayetin, katliamların faili olan Ülkü Ocakları’nın 1980 öncesi Genel Başkanı’ydı. Susurluk kazasında ölen faşist katil Abdullah Çatlı’yla aynı “ocak”tan, aynı ekiptendi yani. Ökkeş Kenger ise, 19 Aralık 1978 günü, bir sinema salonuna attığı bombayla Maraş katliamını başlatanlardan biriydi. Kenger, daha sonra soyadını Şendiller olarak değiştirip MHP’den milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.

MÇP’den ayrılanların niteliği, ayrılığın başını çekenlerin kimliğine bakarak anlaşılabilirdi az çok. Ama Yazıcıoğlu’nun ayrılırken ettiği bazı laflar, onların “geçmişten bazı dersler çıkarmış olabileceği”ni de düşündürüyordu.

BBP’nin ayrıldığı dönemde ayrılık nedenleri üzerine pek çok spekülasyon yapılmıştı.

Kimileri olayı “Türkçülüğe karşı İslamcı ülkücüler” diye tanımlarken, kimileri ayrılık meselesini “trilyonluk MİT operasyonu” senaryolarıyla anlatıyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu ve grubu, Türkeş´i “kontrgerillacılıkla”, “militarist”likle, diktatörlükle suçlayarak, kendilerinin “onlardan farklı” olduğunu kanıtlamaya, en azından kanlı geçmişlerini aklamaya çalışmaktaydılar. Bu arada taraflar birbirini karşılıklı olarak provokasyon tertiplemekle de suçluyorlardı.

Bunlar bir yana bırakılırsa, MHP-BBP ayrılığındaki üzerinde durmaya değecek tek ciddi söylem, sivil faşist hareketin 12 Eylül öncesi devlet tarafından kullanıldığının itiraf edilmesiydi. Bu itiraf, aynı zamanda BBP grubunun Türkeş’e ve MHP’ye yönelttiği suçlamanın da ana unsuruydu. Türkeş’in milliyetçi hareketi kontgerillaya-devlete kullandırttığını söyleyen BBP, artık devlet tarafından kullanılmaya tavır alacaklarını imâ ediyordu.

Ama bilindiği gibi, siyaset sahnesinde kimin kendisi için ne dediğinden daha önemli ve belirleyici olan ne yaptığıdır.

Bu ölçüyle bakıldığında BBP’nin faşist cenahta özel bir farkının görünmediğini söyleyebiliriz. Hemen tüm faşist saldırılarda, linç saldırılarında MHP’lilerle BBP’liler, Ülkü Ocaklılarla Alperen Ocaklılar, yanyanadır. Siyasi tavır olarak bazı nüans farklılıklar olmakla birlikte Bahçeli ve Yazıcıoğlu, kimin daha milliyetçi olduğu yarışından başka, mesela devletin politikalarına, kontrgerilla yöntemlerine ilişkin bir farklılık görülmemektedir.

MHP-BBP ayrılığındaki tartışmalar, bir yanıyla da sivil faşist hareketin halk nezdinde teşhir ve tecrit olmuşluğunun sonucuydu. Geçmişin kamburundun kurtulmak istiyordu her iki taraf da. Yazıcıoğlu grubuna göre geçmişin sorumluluğu “kontrgerillacı ve diktatör Türkeş”in, Türkeş´e göre ise “kendisini dinlemeyen kavgacı gençlerin”dir. Böylelikle her iki taraf da kendini aklamış olmaktaydı.

Ama şimdi dönem kısmen farklıdır; esas yarış, “yükselen şovenizm”den pay kapma yarışıdır.
BBP, esas olarak MHP’den farklı bir politika üretememiş, örgütlenmeden propagandaya kadar MHP’yi değişik biçimlerde taklit etmeye devam etmiştir. Bu anlamda, biz daha çok milliyetçiyiz, komünistlerle, bölücülerle biz daha iyi başederizden öteye söyleyebildikleri ve yapabildikleri bir şey olmamıştır. Sivil faşist hareketin kendi içindeki rekabet de işte yine ancak kan üzerine, şovenizm üzerine bir rekabettir.

Linçlerin savunucusu Yazıcıoğlu:

4 Eylül 2005’te Bozüyük’te DEHAP’lılara karşı gerçekleştirilen linç saldırısının ardından Muhsin Yazıcıoğlu, şu açıklamayı yapmıştı:
“Devletin, milletin güvenliğini emanet ettiğimiz kuruluşlar sorumluluğunu yerine getirmez, yasaları kullanmazlarsa, vatandaş geri kalmaz. Milletin kendi güvenliğini sağlamak hakkıdır...” Yazıcıoğlu şöyle devam ediyordu. “´Ya devlet başa, ya kuzgun leşe´ demişler. Devlet başa geçmezse leş kargaları ortaya çıkar. Devlet, devletliğini yapmazsa evimizde mi oturacağız? “

Bu sözler, BBP’nin Çatlılar döneminden, MHP’den farklı bir politika ve söylem üretemediğinin göstergesidir. Bunlar sivil faşist hareketin onlarca yıldır varlık gerekçesi yaptığı söylemlerdir ve bu söylemlere sahip çıkan bir hareketin devlet tarafından kullanılması kaçınılmaz sondur.

Susurluk olayı da bu açıdan oldukça önemli bir göstergeydi. Devletin kendilerini kullanmasından şikayetçi olan BBP, kullanılmanın en doruktaki simgesi olan Abdullah Çatlı’yı sahiplenmekte en önde koşmuştur. Nitekim sonrasında da BBP’liler, onun kurduğu önce Nizam-ı Alem, ardından Alperen Ocakları, tüm faşist saldırıların içindedir.

Faşist hareketteki MHP-BBP ayrılığı üzerine spekülasyonların yapıldığı dönemde, devrimciler, bugünleri de ifade eden şu tespitleri yapmışlardı:

“Birbirlerini suçlamaları, akıtılan kanları birbirlerine yüklemeleri onları hiçbir zaman temize çıkarmayacaktır. Onların bu ifşaatları ile ortaya çıkan tek şey vardır; o da aynı çamurdan yoğrulmuş olmaları gerçeğidir. Amerikancılıksa hepsi Amerikancıdır, Türkeş de, Somuncuoğlu da, Yazıcıoğlu tayfası da. Kontrgerillacılık hepsinin ortak mesleğidir, ırkçılık onların kimliğini belirliyor, ‘İslamcı’ maskeyi hepsi kullanmıştır ve hala kullanmaktadırlar. Halkları birbirine kırdırmak için kurulan tezgahların, provokasyonların, katliamların içinde hepsinin parmağı vardır. Öne çıkardıkları ya da çıkaracakları şey ne olursa olsun, hepsi de aynı rol için beklemekte ve bu rol için kıyasıya mücadele etmektedirler... Yolları ayıran da budur.” (Mücadele, 25 Temmuz 1994, Sayı: 4)

Sivil faşist hareketle devlet, bugün de içiçe!

Aradan 15 yıl geçmiştir ve öngörüldüğü gibi, emperyalizmle, oligarşiyle, devletle içli-dışlı çizgi, halk düşmanı saldırı pratiği, BBP’de hakimiyetini sürdürmektedir.

Gerek üniversitelerdeki satırlı faşist saldırıların, gerekse de onlarca şehirde tekrarlanan linç saldırılarının ardından MHP de, BBP de saldırılarda yeraldıklarını inkar etmiş, “onlar bizden değil”, “ülkücüler bu işlere karışmaz” türünden açıklamalarla sorumluluklarını gizlemeye çalışmışlardır. Mafya çetelerinin içinde sık sık bu partilerin veya “ocak”larının yöneticileri çıkmakta, ve karşımıza yine aynı inkarcı demagoji çıkmaktadır. Yaptıklarını savunamıyor ve üstlenemiyorlar. Çünkü, niteliği itibariyle yaptıkları kontra eylemlerdir. Yaptıkları her iş, sömürü ve zulüm düzenine hizmet etmektedir. Aynı bugüne kadarki gibi.

Kullanıldığını söyleyen Muhsin Yazıcıoğlu, o dönemin gerçeklerini halka anlatmamıştır hiçbir zaman. Anlatmaya da niyetli görünmemektedir. Tersine, gidişatları, o kirli ve kanlı sayfalara yeni sayfalar ekleme yönündedir. Ogün Samastlar’ı, Yasin Hayaller’i sahiplenen bir siyasi çizgi, zaten faşizm tarafından her türlü kullanılmaya açıktır.

Mamak Hapishanesi’nde oligarşinin işkencesiyle, hücreleriyle karşı karşıya gelince “devlet bizi kullandı” diyen Yazıcıoğlu’na, faşizmin kendilerini kullanıp işleri bitince yarın yine aynı şekilde yapabileceğini hatırlatmak gereksizdir. Faşist hareket bunu bilse de, kanlı ve halka karşı çizgisini sürdürecektir. Çünkü varlık koşulu da, oligarşik devletin icazetini alması da buna bağlıdır. Polis, jandarma, MİT, hepsi, MHP’siyle, BBP’siyle, “ocak”larla içiçedirler. Bizim gibi ülkelerdeki sivil faşist hareket ise, bu içiçelikten vazgeçemez; çünkü, devlet desteği olmadan varolamaz.

BBP de, milliyetçilik yarışında öne geçmek, MHP’nin “pasifliği”nden şikayetçi olan, şovenist dalganın kışkırttığı kesimleri kendine çekmek için her türlü kirli işe bulaşmakta, düzenin halk güçlerine yönelik saldırılarına, faşist teröre ortak olmaktadır.
***

Alpaslan Türkeş, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Muhsin Yazıcıoğlu... Halka karşı işlenen yüzlerce suçun altındaki kanlı imza bunlara aittir. CIA’dan 12 Eylül Cuntasına, holdinglerden polis şeflerine kadar pekçok karşı-devrimci güç kullandı onları.
Yazıcıoğlu, “kullanıldık” diye ayrıldı, ama kullanılma çizgisini değiştirmedi."

alıntı: Yürüyüş Dergisi





Haber Arşivi :


  Etkinlik Takvimi
Ekim
  12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Eylül Kasım


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

a020
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : A Las Barricadas
Diğer

  Linkler
Sanal Molotof Mesaj Panosu
Yabanıl
Gezgin Tao
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız