koyaanisqatsi (hopi dilinde) 1.çılgın yaşam... 2.karmaşık yaşam, 3.dengesiz yaşam, 4.parçalanmış yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektiren yaşam durumu

  Sayı 13     kfanzin@anarsi.org
DÖNÜŞ

Koyaanisqatsi... Başka türlü bir yaşamı gerektiren yaşama biçimi. Başka bir yaşamı ifade edebilmek için çıkmıştı Koyaanisqatsi Fanzin. Yazılarda belli bir tarz belirlemeden; kimi zaman politik, kimi zaman öykü, şiir, mizah olarak yolunu tutturdu. Bir periyodda tutturamadı. Yazı oldumu çıkar periyodunu benimsediğinden kimi zaman bir haftada iki defa, kimi zaman altı ayda bir çıktı. Hatta bir ara kağıt üzerinde bir derlemesi bile çıktı. Ancak bu sefer arayı epeyce açtık galiba. Öyle olmasa neden hatırlatma yazısı ihtiyacı duyalımki...

Yaşamın karmaşası sözcükleride greve sürükledi, el kaleme gitmez, gitsede boş bir kağıdın yanlarına sıkıntılı çizikler atar oldu. Yazacak şey mi yoktu..? Hayli hayli vardı; ufaklı büyüklü bir çok konu beni yaz diye yarıştı. Kramp'ın dediği gibi küçük küçük damlalar göller oluşturdular ancak yaşamın büyüyen dağları yüzünden kaplarından taşamadılar. Yani taşamamışlardı... Ve el kalem ile buluştu, sözcükler ile beyin anlaşmaya vardı grev bitti, dağda çatlaklar oluştu, su yolunu buldu.

Bir sayı daha çıkmış oldu böylece. Bundan sonraki ne zaman çıkar bilinmez. Ara açılmaz diye umuyor kalem. Hayat ne der bu duruma bilmem. Ne derse desin biz kadim zamanlardan bir ozanın lafı ile dimdik ayakta durmaya çalışalım: "herşey güzelmiş sonunda hatta bozgunlar bile"

ANARŞİST ÖRGÜTLENME YAŞAMDIR!

Kapitalizmin bize sunduğu yaşam tarzı çok cazip; kimimize ev, araba, moda, mücevherler, çoğumuza ise açlık, sefalet, patlayan bombalar arasında macera! Kapitalizm, toplumu bu azınlığın ihtiyaçları doğrultusunda örgütler. İşine gelirse demokrasi der, işine gelmezse diktatörleri destekler. Sermayesi insandır, İnsan öldürür, petrolünü içer, insan öldürür kolasını satar. Sınırlarıda yoktur onun. Sınırları bize büyük hapishaneler olarak kullanır.Uslu tutuklular ile ayrıcalıklı zümre için kolaylıklar sağlar. Fakir, sadece aç kalmama amacında olan milyonları, milyarları hapseder, kamplara kapatır ve öldürür.

Kapitalizm devletleri, orduları ile zor kullanarak toplumu bu normlarına uymaya zorlar. Kendi örgütlenmesini dayatır. Anarşi ise toplumun kendi kaderini tayin etmek için giriştiği eylemidir. Toplumu değiştirmeyi değil, toplumun kapitalist örgütlenmesini yıkıp, yerine karşılıklı yardımlaşmaya, eşitlik ve özgürlüğe dayalı bir örgütlenme yaratmalarının aracıdır anarşizm.

Anarşistler, Proudhon'dan bugüne sürekli olarak örgütlü mücadelenin içinde yaşamı değiştirmeye çabaladı. Bu kimi zaman kooperatif oldu, kimi zaman şehir komünleri, kır komünleri, sendikalar, yerelliğe ya da ideolojik birlikteliğe dayalı federatif örgütlenmeler, belirli işlere göre ağlar oldu. Elbette doğruların yanında bir çok yanlışta oldu. Yanlışları tecrübe olarak zihnimize kazıyıp devam ettik yolumuza.

En önemli tecrübemiz ise aslında temel noktalarımızdan biri; yanlış araçlarla doğru amaca varamayız. Amacımızı aracımızla bir görmeliyiz. Devletlerin, iktidarın, sömürünün olmadığı bir dünyaya ancak iktidar ve sömürüden arınmış örgütlenme ile ulaşabiliriz. Ama amaç-araç birlikteliği sadece bununla sınırlı kalmamalı. Anarşist örgütlenmeler yaşamın kendisi olmalılar.

Anarşist bir dünya fi tarihinde gelecek bir hayal olmamalı. Anarşistler o dünyayı bugünden kuruyor gibi hareket etmeliler. Örgütlenmeleride bunun üzerine olmalı. Bugün atacağımız adımlar; komünler, mahalle meclisleri, kamusal alanlar, tarım ve sanayide sendikalar, gelecekte hayal ettiğimiz dünyanın nüveleri olmalılar. Yaşamı yavaş yavaş, yeri geldiğinde hızlı bir şekilde ele geçirmeliyiz. Elbette bu yolda önümüze çetin engeller çıkacak. Ancak bizim toplumun örgütlenmesini değiştirebildiğimiz ölçüde bu engelleri aşmamız rahat olacaktır.

Evet biz kalbimizde yeni bir dünya taşıyoruz ve o dünya biz anarşist örgütlenmeyi yaşammın kendisi yaptıkça büyüyecek.

TRİBÜNLER SES VERİYOR

Son bir yılda birçok yerde çıktığından çoğu insan öğrenmiştir belki İtalya'nın Livorno takımını ve sol tribünlerini. Aslında tek sol tribünde Livorno değildi; St. Pauli, Celtic, Osasuna gibi takımların tribünlerinde de Che figürleri, kara, kızıl bayraklar yer alıyordu. Ancak Livorno Türkiye'de bir hareketlenmeye sebep oldu. Forzalivorno.org adresinde açılan forum, futbolu afyon olarak görmeyen solcuların (anarşist, marksist) buluşması için bir zemin oluşturdu.

Forum kısa sürede önemli adımlar atıp sadece sanaldan ibaret olmaktan çıktı. Hem solun birbiri ile olan polemikleri, hem de taraftar fanatikliğini büyük ölçüde yenerek zaten önemli bir adım olan forzalivorno oluşumu çeşitli tribünlerde oluşan taraftar gruplarının çıkış noktası olurken, şu sıralar ikinci sayısını çıkacak olan "sol açık fanzin"i üretti.

Forzalivorno Beşiktaş'lı "Halkın Takımı" grubuna bir süre ev sahipliği yaptı. Halkın Takımı tribünlerinde Che figürü ile "Kartal PenCHEsi", ırkçılığa karşı "hepimiz etoo'yuz" pankartları ile halihazırda sola eğilimli Beşiktaş tribünlerinde yeni bir soluk oluşturdular. Fenerbahçe tribünleri ise uzun süre "Fenerbahche" olarak adlandırdıkları, sonrasında "Vamos Bien" ismini alan grupla tanıştı bu süreçte. Bu grubun hazırladığı "kara deryalarda bir fenersin" pankartı Fenerbahçe tribünlerinin ışığı oldu. Ve Galatasaray; UEFA kupası ile birlikte tribün yapısı hızla değişen Galatasaray'da tribünlerde sol yumruğunu havaya "tekyumruk" grubu kaldırdı. "Samiyen cehennem, Ortadoğu cennet olsun" pankartı ile giriş yapan tekyumruk, "bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi" pankartı ile tribünlerde boy gösterdi.

Yıllardır tribünlerde yükseltilen şövenizme karşı sol topa sert girdi. Endüstriyelleşmenin göbeğinde hem buna hem de şövenizme karşı mücadelede alınacak uzun bir yol var. Ama atılan ilk adımlar gelecek için umut veriyor.

İlgili linkler:

Forza Livorno
Tekyumruk
Fenerbahche
Halkın Takımı

YAŞAMDA BİR ZAMAN - 3. Bölüm

Kırmızıydı.. Vay be dedim; yıllarca bizi metalik gri tonlar ile kandırmışlar demek. Üstelik dairemsi bir şeklide yoktu. Ama Yıldız Savaşlarındaki gemileri andırıyordu. Araya atılan daha koyu kırmızı tonlar ile çok estetik bir görünümü vardı geminin. Neden bunu daha önce düşünmediğimi sorguladım. Bizim dünyada estetik diye yırtınıp duruyoruz, taa dünyaya gelecek uzaylılar ve estetikten yoksun olacaklar... Yalnız bu kadar büyük gemi için ne kadar boya harcamışlardır kim bilir...

Kırmızı renkten gözümü alınca daha az ilginç bir şey dikkatimi çekti. Gemide hummalı bir çalışma vardı. Kadınlı erkekli insanlar gemiye girip çıkıyor, Kumanda ile yönetilen araçlarla eşya taşıyorlardı. Bu eşyalar bir karınca yuvasına yiyecek taşıyan karıncalar gibi bir dizi halinde şehrin kuzeyine doğru gidiyordu. Ama insanlar ne konuşuyor, ne gülüyor, ne ağlıyor, ne de durup dinleniyorlardı. Sanki insan değilde bunlar birer androiddi. Evdeki kemancıya benziyorlardı. Görevlerini yaptıktan sonra donup kalacak gibiydi hepsi. Kalabalığa dikkatlice bakınca arada genelden daha kısa boylu, yüzleri tam seçilemeyen canlılar gördüm. Bunlar uzaylılardı sanki. Diğerleri gibi eşya taşımıyorlardı. Hareketlerinde bir mekaniklik yoktu. Telaşsız, kendinden emin ama sürekli kıpırdanan bir duruşları vardı.

Evet karıncaları izlemek keyiflidir, ağızlarında kendi boyutlarında yiyecekler taşırlar, birbirlerine yiyecek takviyesi yaparlar, ara sıra sağa sola saparlar. Bir yaşam felsefesine sahip karıncalar normal roma yolunu kullanmaz, engebelerden geçerek farklı yerleri keşfe çıkarlar. Hatta bir keresinde bir tanesinin ölmüş bir karıncayı çaresizce ağzında taşıdığını, ne yapacağını bilemediğini, en sonunda bir yere bırakıp, başında bir süre bekledikten sonra ayrıldığını görmüşlüğüm bile var. Ama bunlar karınca değil ki; insan takliti yapan androidler (öyle düşünmüştüm sonra yanıldığımı anladım). Bunlar mekanik düzende hareket ediyorlar. Bir parça izledikten sonra 10 saat boyunca olacakları tahmin etmek çok basit. Eşya taşıyacaklar, eşyayı boşaltacaklar, boş araçla gelip tekrar eşya alacaklar, gene taşıyacaklar falan filan...

Aralarına karışabilir miydim acaba? Eşya taşır gibi yapıp geminin içini görmek istemiştim. Sonra düşündümde ellerindeki kumandayı hangi malzeme dolabından almak gerekiyordu acaba.. Ufaklıklara (uzaylı olanlar) sorsam bana gösterirler miydi yoksa ışın tabancası ile beni vurup atomlara ayırırlar mıydı? Ama bu kadar gelişmiş olduklarına göre benide diğer Paris halkı gibi androide çevirebilirlerdi. Evet o sıra bu fikir geldi aklıma. Uzaylılar dünyayı ya da en azından Paris'i işgal etmişler ve insanları köleleştirmişlerdi. Dünyayı bu durumdan ben kurtarabilirdim... Hah şaka yaptım, o an hiç öyle cesaret sahneleri ile dolu bir filmde başrol oyuncusu havasına girmemiştim. Hala bunun bir kabus mu olduğunu düşünerek aptal aptal insanların eşya taşımasını izliyordum. Sonra birden bir el omzuma dokundu...

MEHMET (TİBET AĞIRTAN - Yat Geliyorum)
Tibet Ağırtan 1965'te Mersin'de doğdu. 1979 - 1994 arasında efsane rock gruplarımızdan Mavi Sakal'ın vokalistliğini yaptı. Mavi Sakal'dan ayrıldıktan sonra Tibet Ağırtan solo albümlere imza attı. Rock müziğin altın kuşağı içinde duruşu ile önemli bir yere sahiptir.

Ne şarkılar yazıldı
Ne şiirler tüketildi
Ne canlar kaybedildi
Bu uğurda
15, 20, 50, 70, herkez
Gönüllü gönülsüz yazıldı
1 kişi yazıldıysa
1000 çukur kazıldı
Bir öldürdük onbin öldük
Herşey yolunda yazıldı
Ahmet öldü mehmet öldü
Adı kayboldu şehit yazıldı
Ağzını açmadı gitti garipler
Sevinmiştir yazıldı
Seni beni hepimizi korudu mehmet
Düşman onbin kilometrede kaldı
Şimdi soruyorum ben size
Mehmet'in kaç öksüzü kaldı
Bir çok mehmet geri döndü
Elinde kan lekesinden başka ne kaldı
Bırak soğuk demir parçasını
Kan ve barut sende kalsın
Sevgi kurtarsın insanımı
anarşi (dünyanın tüm dillerinde) 1.özgürlük... 2.eşitlik, 3.dayanışma, 4. örgütlü yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektirmeyen yaşam durumu

1. Sayı - 2. Sayı - 3. Sayı - 4. Sayı - NATO Özel Sayısı - 5. Sayı - 6. Sayı - 7. Sayı - 8. Sayı
9. Sayı - Nükleer Özel Sayı - 10. Sayı - 11. Sayı - 12. Sayı