|
Aslında bilemiyorum neden yazmaya karar verdim.. Büyük ihtimalle bu yazdıklarım kimseye ulaşamayacak, onlar tarafından bulunup, yokedilecek. Bulunmasa, yaşamda bir zamana erişse bile kimsenin bu yazılanları ciddiye alacağını sanmıyorum. Delinin birinin uydurduğu düşünceler olarak görülür. Belki herif ne güzel bir öykü yazmış bile denebilir. İnansalar ne olur ki.. Onlarda benim düştüğüm bu boşluk içinde kaybolurlar. Belki temasa geçmeye çalışırlar onlarla. Benim tahminler yürüttüğüm cevapları öğrenebilirler belki, bir işe yaramayacak olsada.. Ne olursa olsun; kendi içimi rahatlatacağım en azından. Neden yazmadım diye, neden yazmıyorum diye geçireceğim yıllardansa, deli olarak anılmayı tercih ederim.
Çocukluğumdan beri büyük ilgi duyuyordum fizik kuramlarına. İmkansız denilenlerin başarılabileceğini ispatlayan örnekler azmide arttırıyor. Ütopik düşün, ütopik öl.. Okul defterlerimin başına yazdığım bu cümlenin (esasen başkada bir şey yazmazdım), bir gün gerçek olabileceği aklıma gelmemişti hiç. İtiraf edeyim, kızlar bayılıyordu bu tip saçmalamalara, o yüzden yazmıştım. Neyse karıştırmayayım fazla.
En sonunda yıllar süren eziyet yılları bittiğinde herkesin gıpta ile baktığı bir bilim adamı olabilmiştim. Hayatı devam ettirmek için çalıştığım nükleer ıvır zıvır merkezinden arta kalan zamanımı geçirmek için bir fizik laboratuarı oluşturdum. Evet futbol maçlarına da giderdim ama bu da başka bir hobiydi işte.. Binlerce deney gerçekleştirdim, hatta sırf bu yüzden maaşım yetmez oldu, aç kaldığım oldu. Kafamdaki düşünceler yavaş yavaş şekillendi. Çeşitli yöntemler ile projelerimi gerçekleştirme aşamasına yaklaştım. Şimdi yazması kolay geliyor ama uykusuz (ve aç) geceler beynim patlayacak gibi olmuştu.
Fazla uzatmasam sanırım iyi olacak. Sonuçta bu gerçekte asla yazılmamış olan bir Manas destanı değil. Ama bunun insanlık tarihinde yazılmış ilk yazı olduğunu düşününce; sanırım benim biraz özen göstermem lazım yazıya. Genede kusura bakmayın okuyacak olanlar; ben bir edebiyatçı değilim sonuçta.
Projem ne.. Üzerinde çok düşünülen, olur mu olmaz mı tartışmaları geyik muhabbetlerinin en üst doruğa vardığı bir konu idi : Zaman yolculuğu.. Evet bunu başardım ama neden bir hata yapmadım acaba diyorum şimdi. Gerçeği öğreneli epey bir zaman geçti fakat hala düşündükçe rüyada, daha doğru söyleyecek olursak kabusta sanıyorum kendimi. Her an uyanacağımı düşünüyorum hala..
Zaman makinasının detaylı şemasını evimde projelerimin arasında bulabilirsiniz (lütfen yokedin bu şemaları). Kısaca prensibinden bahsedeyim. Zamanın sürekli kendini tekrarladığı şeklindeki önermeyi bilirsiniz. Bizde zaman içinde hareket ettiğimizden hep ileri doğru gideriz. Tıpkı bir otobüsteki gibi. Otobüste arkaya yürüdüğümüzde bile otobüsün hızına göre ileri gideriz. Sadece durduğunda yada bizim hızımızdan yavaşsa geriye gidebiliriz. Tabi otobüsteki yerimizden değil, dünya üzerindeki konumumuzdan bahsediyorum. Zamanda geri gidemiyorsak, olduğumuz yerde duramazmıyız sorusuyla başladı herşey. Durabilirsek eğer zaman çevremizden, yanımızdan akıp geçecekti. İşte parça hızlandırıcılar, fotonlar ve bi sürü ıvır zıvır ile uğraşarak bunu başardım (artık bi nobel koparım herhalde). Başardımda iyi halt ettim sanki...
İlk denememde 134 yıl geriye gittim. 1871 yılına.. Paris komünü günlerine. O anları hep yaşamak istemiştim, devrimi, özgürlüğü. Sokaklarda barikatlar kurduk ve dans ettik! İnsanlar birbirlerini tanımasalar bile sokakta uzun uzun konuşuyor, gülüyor eğleniyordu. Adeta derin bir uykudan uyanmış gibiydiler. Maalesef olayların sonunu bildiğimden çok fazla duramadım. Zamanın sabit kalmasını sağlayabilecek olsam sürekli orada kalırdım.
İkinci denememi 1789 yılına kurdum. Evet, amacım karşılaştırma yapmaktı. Böylece geri döndüğümde ileri geri konuşabilecektim. Belki birkaç televizyon programından bile teklif alırdım. Altyazıda geçerlerdi : "geçmişten bildiriyor"... Kontağı çevirdim (evet kontak, ne var..) ve gittim. Bir garipti herşey, sanki zaman durmuştu. Üstelikte makinem çalışmadığı halde durmuştu. Sokaklar boş yada hareketsiz.. Eksikti birşeyler. İlk on saniyedeki izlenimim buydu. Sonra farkettim..
|