koyaanisqatsi (hopi dilinde) 1.çılgın yaşam... 2.karmaşık yaşam, 3.dengesiz yaşam, 4.parçalanmış yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektiren yaşam durumu

  Sayı 2     kfanzin@anarsi.org
ÇILGINLIK DENİZİ

Nereye gidiyoruz? Yeni bir gün görebilecekmiyiz? Farklı bir gün... Herşey o kadar hızlı, o kadar anlamsız geliyorki; bazen kenara çekilip bakmaya çalışıyorsun. Önünden geçen binlerce tanımadığın yüz. Belki bir yerde karşılaştın, günün birinde şu karşıdan geçen uzun boylu adamdan ekmek almıştın belki. Ya da şu esmer kıza, otobüste aşık olmuştun, otobüsten inene kadar.. Belki takım elbise giymiş, burjuva tipli herif senin cüzdanını çalmıştı günlerden bir gün. Ya karşıdaki amcayla uzun sohbetimiz. Olmamışmıydı öyle bir şey...

Otobüs durağındasın... Hızla geçiyor önünden araçlar. Trafik sirkülasyonunu hesaplasam mı diyip, vazgeçiyorsun. O kadar çok ki araç. Herbirinde en az bir kişi var. En az o kadar farklı niyet, amaç var. Hepsinin gidebileceği bir yer, bir işleri var. Belki arada şu yavaş yavaş gidenin amacı yok, sadece gidiyor. Ama diğerleri... Nereye gidiyorlar, nasıl akıyor hayat?

Dışarıda sokakta birisi ağlıyor
Ateşler yanıyor dışarıda sokakta
Belki bu gece birisi ağlıyor
Ulaşmış geri dönülmez noktaya
Ah - gözlerim görüyor inanamıyorum ama
Ah - kalbim ağır sırtımı dönüp giderken uzaklara

Kartal ve güvercin gibi
Uç yükseklere kanatlarla
Gördüğün herşey yalnızca üzüntü getirebilirken sana
Akacağız bir ırmak gibi
Gideceğiz denize doğru
Yaptığın herşey yalnızca üzüntü getirebilirken sana
Dışarıda çılgınlık denizinde

Her gün sabahın ilk saatlerinde, aynı otobüste aynı yüzler. Ama tanımıyorsun. Geçici figüranlar, yaklaşık 30-40 dakika boyunca. Hep aynı, uykusuz, mutsuz yüzler. Küfredenler, kendi bile farkında olmadan küfredenler. Rüzgar sürüklüyor, rüzgara karşı yürünmüyor. Trafik polisi düdük çalıp duruyor. Aynı saatte. Çalmıyormu acaba, alışkanlıktanmı çınlıyor kulaklarım? Yeraltına iniyorsun, metroya. Son bir kısa yolculuk daha yapıp tüm gününü satacağın yere varmak için.

Metronun camlarından sadece, duvarlar ve karanlık gözüküyor. Birde metrodakilerin yansımaları. 3-4 dakikalık figüranlar... Kimisi uyuyor, uyuma numarası yapıyor, kimi kipta okuyor, kimi de ilginçtir camdan dışarıyı seyrediyor, dalmış gitmiş. Kimse birbirine bakmıyor. Korkuyorlar birbirinden. Onlar sadece figüran. Birazdan yürüyen merdivenden yeryüzüne çıkılacak zaten. Ne gerek var anlamsız işlere. Tanışmak zorunda kalırsın, tartışmak zorunda kalırsın... Ya da yoksun diyorlar. Kimse yok benden başka. Kimsenin olmasına gerek yok!

Bir yerlerde duyuyordum seslendiğini bir sesin
Dışarıda karanlıkta bir düş yanıyor
Düştüğünde umut etmek zorundasın
Görmüş olduğun dünyayı bulmak için
Ah - gözlerim görüyor inanamıyorum ama
Ah - kalbim ağır sırtımı dönüp giderken uzaklara

Kartal ve güvercin gibi
Uç yükseklere kanatlarla
Gördüğün herşey yalnızca üzüntü getirebilirken sana
Akacağız bir ırmak gibi
Gideceğiz denize doğru
Yaptığın herşey yalnızca üzüntü getirebilirken sana
Dışarıda çılgınlık denizinde

Bilgisayarda gerekli, çok mühim şeyleri yanyana getirmekle uğraşıyorsun tüm gün. Ya da akşama kadar telefonlara bakıyorsun. Sözleşmeler hazırlıyor, bir tuğla daha ekliyorsun binaya. Çimlerin düzgün olması gerekiyor, yemeklerin leziz. Güleryüzlü olman lazım, satarken birşeyleri ve kendini. Maskelerimizi takıyoruz, gerçeğimizi saklamak için. Herşey hızlı akıyor, herşey aynı döngünün içinde akıyor. Su kirleniyor, kirleniyor... Farkındamıyız, suda yaşamak için yeterli oksijenin azaldığından...

Bitiyor sözleşmeli kölelik saatlerimiz. Artık sözleşmesiz olan kölelik saatlerimiz var sırada. Geldiğimiz yoldan dönüyoruz yaşam (!?) alanımıza. Aynı insanlar var otobüslerde. Gene bakmıyoruz birbirimize. Sıkış tıkış otobüs, yorgun, umutsuz yüzler. Hala uykulu yüzler! Biri var, garip, çok garip biri. Gülüyor tüm otobüs ağlıyorken. İnadına gülüyor sanki. Meydan okuyor hayata. Ama o da bir figüran ve ömrü 30-40 dakika.

Yaşamama alanımızda alelacele yapılan bir yemek. Yorgunluğumuzu atmak için kanepe. Televizyonda anlamsız insanların, anlamsız şamataları. Giydiklerini yarıştırıyorlar, gerçek çıplaklıklarını göremeyen insanlara. Bitiyor, yorgunsun, çılgınlık herşey. Yarın yeni bir gün görebilecekmisin, farklı bir gün? Herşey o kadar hızlı, o kadar anlamsızki... Duvarlar üstüne geliyor, kenara çekilip bakma şansı vermiyorlar.

Çılgınlık bu
Güneş parlamıyor
Çılgınlık denizinde
Rüzgar yok yelkenlerini şişirmek için
Çılgınlık gördüğün herşey yalnızca üzüntü getirebilirken sana
Gidiyoruz denize doğru...



Şarkı sözleri : Iron Maiden - Sea Of Madness
NASIL BİR ÖRGÜTLENME

Bu yazı, geçen sene Anadolu ve Trakya'daki anarşistlerin düzenlediği ilk örgütlenme toplantında okunması için yazılmıştı ama iletmekte sorun çıktığı için okunamadı. Noktasına olmasada virgülüne dokunmadan epeyce gecikmeli olarak görücüye çıkıyor, buyrun :)

Aşamalar Mevzuu
Otonom, federasyon, ağ vb.. örgütlenme biçimlerini iki aşamalı olarak değerlendiriyorum. Bu aşamalar beyaz-siyah değil, beyazdan siyaha geçişken süreklilikteler. İlk aşamada şu anki sistem içinde, sisteme karşı mücadele yöntemimizi, enformasyonu, yaşam alanları açmamızı tatbik etmeliyiz. İkinci aşama, sadece yaşamı içermeli. Yani özgür komünler, otonomlar, federasyonların yaşamı organize ettiği, şu andaki sistemi yıktığımız zamana dair olmalı. Bu önceden dediğim gibi bir kırılma noktası değil, sürekli bir devrim, evrilme yöntemiyle olmalı. İlk aşamada belirttiğim yaşam alanları, tek bir iktidar kurumu kalmayana kadar genişleyen bir süreklilikle çoğalarak iki aşama arasındaki geçişkenliği oluşturmalılar.

Otonom, federasyon, ağ?
Federasyonlar veya ağlar, otonomların ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmalıdır. Otonomlar yada gruplar arasında iletişim, dayanışma vb.. amacıyla bir koordinasyon ihtiyacı hissedildiğinde yada bir-iki otonomun tek başına halledemeyeceği sorunlarda (mesela ilk aşama için çeşitli eylemler, radyo yayını, ikinci aşama için hastaneler, ulaşımın koordinasyonu vb..) amacına uygun sistem (federasyon, ağ yada benzerleri) gelişecektir.

Bence burada dikkat etmemiz gereken, sağlam adımlar atmamız gerektiği. Sisteme karşı güçlü olmak güzel ama, güçlü olmak mantığıyla, önce federasyon oluşturup, altında otonomlar açılması inandığımız aşağıdan örgütlenme mantığına ters düşebilir. Bence yerel yada ilişkisel (ilişkileri kuvvetli olan kişiler arası) otonomlar kurarak, bu kurulan otonomlardan çıkacak ihtiyaçlarla federasyonlar oluşturarak hayatı sıkıca dokursak, dayanak noktaları olmayan bir federasyona göre sisteme karşı daha güçlü bir direniş gerçekleştirebiliriz

Otonom örgütlenme
İlk aşama otonom örgütlenmelerde bana göre olması gereken birkaç nokta var. Bu noktaların bir kısmı hemen faaliyete geçirilmeli, bir kısmı ise zaman ile hayat bulmalı.

  • İletişim : Her örgütlenmede olduğu gibi, hatta otonom örgütlenmelerde diğerlerinden daha fazla oranda öneme sahip. Otonomların bireyler arasında oluşmuş bir ağ olduğunu düşünürsek, hayallediğimiz dünyayı inşa etmek için bireyler arasında sıkı ve önlenemeyecek bir iletişim sistemi gerekli.
  • Yakınlık : En iyi iletişim yüzyüze olduğundan, otonomdaki bireyler birbirine yakın yerlerde yaşamalılardır. Yerel otonomlarda zaten bu sorun çok fazla olmayacaktır ama ilişkisel diye adlandırdığım otonomlarda bu konu önemli olacaktır. Yakınlık-uzaklık sorunu çözüldüğünde ikinci aşama otonomlara evrilmede önemli ilerleme sağlanabilir. Mesela, otonomdakilerin isteğine bağlı olarak ortak yemekhane, atölyeler vs.. gibi konular kolaylaşacaktır.
  • Kendi kendine yeterlilik : Bir otonomun ilk hedefi mümkün olduğunca dışa bağımlılığı azaltıp, sistemle bağlarını koparmak olmalıdır bence. İlk aşama otonomda, hem otonomun hem bireylerin maddi sorunları birçok düşünceyi hayata geçirmeye engel olabilir. Bu sorun kurulacak ekonomlarla aşılmaya çalışılmalı. Ekonomlar, sistem içersinde, çarkların dışına çıkmak olmasada, bireylere başka şeylerle vakit geçirmek için imkan tanıyacaktır. Aynı zamanda otonomun maddi ihtiyaçlarınıda (afiş, dergi, mekan vb..) karşılama konusunda ekonomlar gerekli olacaktır.

YAŞAMAK İSTİYORUM (Dr. Skull - Hershey Yolunda!?)
Kimin içindi yaşadıkların
Korkuların, acıların, kavgaların
Manşetlerde, kanallarda, meydanlarda
Söylenmiş sözlerin hemen hepsi yalan
Hepsi uçar küller kalır
Artık çok geç olduğu zaman

Duvarların altında, kurşun yağmurlarında
Bosna sokaklarında, ölmek istemiyorum
Sopalarla taşlarla, ateşlerle yaşlarla
Ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum

Uçurtmaları bırakırsın göklere
Ve iplerin takılır hep bir yerlere
Onlar düşünür senin yerine
Sen, savaş ve öl onların yerine
Çırpındıkça saplanıyor kancalar daha derine

Duvarların altında, mayın tarlalarında
Ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum
Sopalarla taşlarla, ateşlerle yaşlarla
Ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum

Ve güneş doğduğunda, ve güneş battığında
Ve dağlarda ve kırlarda yaşamak istiyorum
Denizin kıyısında ve şehrin ortasında
Ve dostlar arasında yaşamak istiyorum

Ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum
anarşi (dünyanın tüm dillerinde) 1.özgürlük... 2.eşitlik, 3.dayanışma, 4. örgütlü yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektirmeyen yaşam durumu