koyaanisqatsi (hopi dilinde) 1.çılgın yaşam... 2.karmaşık yaşam, 3.dengesiz yaşam, 4.parçalanmış yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektiren yaşam durumu

  Sayı 5 (bir nevi nato sonrası özel sayısı)     kfanzin@anarsi.org
DURDURAMADIK

Aylardır sürdürülen hazırlıklar, imkansız denileni başarmak için kurulan hayaller.. 28-29 Haziran'da hepsinin boşa gittiğini bir boşluğa düşercesine gördük. Kimi yerde sert kimi yerde cılız girişimler olsada, zirveyi durdurmayı bırakalım, içeriye sesimizi bile ulaştıramadık.

Bunun sorumlusu olarak polisin vahşi saldırısı gösteriliyor. Elbette ama buna zaten hazırlıklı olmamız gerekmiyor muydu? Neden esas sorunun koordine olamamak olduğunu görmek yerine başka nedenler aranıyor.. 27 Haziran'daki (toplantıyla alakasız bir yerde yapılan, güle oynaya geçen) mitinge bile gelebilen insan sayısı en fazla 50.000'di. Bunun onda biri anca 28 ve 29 Haziran'da birşeyler yapmayı denediler (yankee go home eşliğinde çadırlarına giden sayıca çok bir grubuda sayarsak üstelik). Bu kadar az sayıda insan farklı farklı noktalarda kalarak cılız girişimlerde bulundular. Aynı sorun anarşistler içinde geçerliydi. Zaten az iken, bir bütünlük sağlayamayınca nerdeyse hiç denilebilecek kadar etkisiz kaldık.

Biz kendi halimize acırken, katiller Irak'a asker göndermek için yeni formüller geliştirdiler. Bir anda kukla hükümete yetki devri yaparak kararıda onaylatmış gösterdiler. Irak'ta gene çocuk-büyük, kadın-erkek ayrımı olmadan insanlar ölmeye devam edecek. Silah, bomba sesleri altında insanları yaşamaya mahkum edenler, insanları istatistik olarak gören katiller İstanbul'dan istediklerini alarak, gönül rahatlığıyla dönmenin mutluluğunu yaşamaktalar. İstanbul, kavganın şehri olamadı ne yazıkki..

PEKİ YA ŞİMDİ?

NATO Zirvesindeki başarısızlığı belirli kişi yada gruplara yıkmak haksızlık olur. Nasıl kurmayı hayallediğimiz dünya, belirli bir hareketin (ağırlıklı olarak o hareket olsa bile) sayesinde olmayacak, iktidar, otorite karşıtı tüm hareketlerin katkısı ile olacaksa (mesela bir kadın hareketi olmadan, işçi sınıfı istediği kadar devrimci olsun, devrim yapması imkansız), başarısızlığımızda hepimizin ortak ürünü. Bunu düşünerek birbirimizi suçlamayı bırakarak gerçek mücadelemize, yaşamlarımızda sürdürdüğümüz mücadeleye dönüp hayatın her alanında ilmekler atmaya devam etmeliyiz.

NATO yada çeşitli şeyleri protesto için yapılan mitingler olsun, ya da mesela tutuklanan yoldaşlarımıza destek için yapılan çalışmalar olsun hep eksi noktaya düştüğümüz konular. Biz bunları tekrar sıfır seviyesine çekmek için uğraşıyoruz. Artı noktaya çıkartmak için yapmamız gereken örgütlenmeler, kollektif çalışmalar, yayınlar hep bu eksilerin ağırlığı altında eziliyor. Bu ağırlığın altından ancak birbirimize yardım ederek kalkabiliriz. Çok farklı örgütlenme yada propaganda biçimlerinin olması, bu farklılıkların birbiri ile kavga etmeden, dayanışma içinde çalışması ile daha güzel.

Sözümüz bitince Kropotkin'e sığınalım (Anarşist Etik) :

Ama eğer kendinde gençliğin gücünü hissediyorsan, yaşamak istiyorsan, bütün dolu, aşırı bir yaşamdan zevk almak istiyorsan -yani, canlı bir varlığın arzulayabileceği en büyük zevki tanımak istiyorsan- yapacağın her şeyde güçlü ol, büyük ol, enerjik ol.

Çevrene yaşam saç. Aldatmanın, yalan söylemenin, dolap çevirmenin, kurnazlık etmenin seni küçülteceğini, alçaltacağını, seni daha baştan güçsüz tanıtacağını, kendini efendisinden aşağı hisseden harem kölesi gibi yapacağını bilmelisin. Sana zevk verecekse böyle davran, ama o zaman, önceden bil ki insanlık seni önemsiz, aşağılık, güçsüz kabul edecek ve buna göre davranacaktır. Senin gücünü görmeyerek, sana merhamete -yalnızca merhamete- layık bir varlık olarak davranacaktır. Kendi eylem gücünü kendin böyle kötürümleştirirsen, öfkeni insanlıktan alma.

Tersine, güçlü ol. Ve bir kez büyük bir haksızlık -yaşamda büyük bir haksızlık- ya da bilimde bir yalan, ya da bir başkasının dayattığı bir ıstırap görür ve anlarsan, büyük haksızlığa, yalana ve adaletsizliğe isyan et. Mücadele et! Mücadele ne kadar canlı olursa yaşam da o kadar yoğun olacaktır. O zaman yaşamış olursun ve bu yaşamın birkaç saatini, çürümüş bataklıktaki bitkisel yaşamın yıllarına feda etmezsin.

Herkese, bu yaşamın zenginliğini ve taşkınlığını yaşama olanağı sağlamak için mücadele et ve bu mücadelede, başka hiçbir etkinlikte benzerini bulamayacağın denli büyük sevinçler tadacağına emin ol.

Ahlak biliminin sana söyleyebileceği her şey budur. Seçecek olan sensin.

YAŞAMSAL OY HAKKI - 3. Bölüm

Partinin üzerinden daha henüz iki ay geçmişti. Ertian'ın tutuklandığı haberi ulaştığında hiç şaşırmadı Sintala. "Toplumsal düzeni bozmak" suçundan mahkemeye çıkartılacaktı. Partide uzun uzun konuşmuşlardı. Oy kullanma süresinin bitmesine 40-45 gün kaldığını biliyordu Sintala. Bunun üzerine epeyce sohbet etmişlerdi. Kararsız gibi gözükse de Ertian'ın oy kullanmayacağı belli oluyordu. Oy kullanmanın ne kadar önemli olduğunu arkadaşına anlatmaya çabalamıştı ama başaramamıştı.

Doğrusu nerdeyse tam tersi bile olabilirdi. Ertian'ın ağzı iyi laf yapıyordu. Gerçi kendisine ezberletilenleri tekrarladığından emindi Sintala ama gene de hakkını vermek gerekiyor... Bu bir yanıltmacaydı Ertian'a göre. "Yönetimde senin dediğin oluyordu hesapta, verdiğin her oy ömür boyu geçerli olarak görüşlerini yansıtıyordu. Tabii hesapta. Birbirinden hiç farkı olmayan partiler, sıra ile geliyorlar, iktidar heveslerini tatmin ediyorlar, kendi zenginliklerini oturdukları yerde arttırıyorlardı. Üstelik görüşlerinde değişebilir, belki on yıl sonra başka şeyler düşünecektin..!" Ama hemen ardına gülerek eklemişti bunu söyledikten sonra; "hepsi aynı olduğuna göre bu pek de önemli değil tabii.." Sintara, "peki 4-5 yılda bir seçim olsa bir şey değişecek mi" diye sormuştu bu lafların üzerine. "Sanırım daha iyi olur" diyebilmişti Ertian, ama bunu söylerken içinde başka sözlerin uçuştuğu hissediliyordu. Bilir gibi gözükmesinin arkasında boşluk olduğu belliydi. Ama kendini toparlayıp cevap verdi; "kendini büyük savaş öncesinde yaşayan biri yerine koy. Diyelim ki 5 yılda bir oy kullanıyorsun. Yöneticiler bir yasa çıkarıp artık 10 yılda bir oy kullanacaksınız dese ne derdin?". Sintara biraz düşündükten sonra, "eğer öyle uygun gördülerse" derken lafını tamamlayamadan "peki ya 20 yılda bir oy kullanacaksanız derlerse" sorusu geldi. "İşte burada yaşamsal oy hakkının ne kadar mantıklı olduğu gözükmüyor mu Ertian?" diye sordu Sintara. "Ben buradan sadece bir oyun oynanıyormuş gibi gözüktüğünü görüyorum Sintara, üstelik biz oyunda sadece figüranız.."

Bu diyalog hala kafasından silinmemişken, Ertian'ın tutuklanması.. Elbette düzeni bozanlar cezalandırılmalıydı. Yoksa kargaşa olmaz mıydı, yaşanamayacak bir yer haline gelmez miydi bu dünya.. Ama... Yapılan operasyonu gazetede okumuştu. Bir katil hatta bir terörist gibi tutuklamışlar, bir hücreye kapatmışlardı. Oysa belki psikologa götürülse iyileşebilirdi. Bir şans daha verilseydi. Belki bir-iki ay daha.. Yasalar kesindi.

BARIŞ NEDİR SEVGİLİM
Akgün Akova'nın "aşk ve kuyruklu yıldız" adlı şiir kitabından "barış nedir sevgilim" isimli şiiri özellikle geçen NATO zirvesinden sonra BAK'çılara ithaf etmenin güzel olacağını düşündüm. İşte, "Barışa Rock" diye etkinlik düzenleyerek Rock müziği kullanan, eylemlerde barış yazan bayraklarla dolaşarak etrafa gülücük saçan BAK'çılar için geliyor :)

barış nedir sevgilim
biliyor musun
bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken
halka açılamadan batan bir şirket
iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış
yoksa
hurdacıya söylediği son sözler mi
bisikleti vurulan bir çocuğun
söyle sevgilim
Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış
Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e
çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa

söyle sevgilim
de ki
tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış
saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati
ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melek
de ki
aptalların türküsü
oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış
dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde

de ki sevgilim
içine bayat pil konmuş el feneridir barış
fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların
barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan
kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir barış
kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın
barış
halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde
açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış
patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada

bunların hiçbiri
hiçbiri değilse barış
söyle sevgilim
savaşın düş kurduğu yerlerde
hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcüktür
şu dillerden düşmeyen barış

anarşi (dünyanın tüm dillerinde) 1.özgürlük... 2.eşitlik, 3.dayanışma, 4. örgütlü yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektirmeyen yaşam durumu