koyaanisqatsi (hopi dilinde) 1.çılgın yaşam... 2.karmaşık yaşam, 3.dengesiz yaşam, 4.parçalanmış yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektiren yaşam durumu

  Sayı 7     kfanzin@anarsi.org
PİLAVDAN DÖNENİN KAŞIĞI KIRILSIN

5 Eylül 2004 Pazar Saat 12:00 Ankara Sıhhiye Orduvevi'nin yanındaki Danıştay Parkı (Zafer Çarsısı'nın karşısı)

BARIŞ MİLİTARİZME BIRAKILAMAYACAK KADAR DEĞERLİ!
Bizler; antimililitaristler, vicdani retçiler ve total retçiler, dünya barış gününden hemen bir kaç gün sonra Ankara'da olacağız. Savaşların, orduların, savaş destekçilerinin, güce tapanların uğultusu altında boğulan sesimizi bir kez de Ankara'da yükselteceğiz ve bir öğle vaktinde, orduevinin önünde, askerlerle karşılıklı yemek yiyeceğiz.

Türkiye'de 15 yıldan fazladır bir antimilitarist hareket var. Aynı zamanda bu 15 yıldır da retçiler fikirleri ve eylemleri yüzünden ömür boyu hapis riski ile karşı karşıya. Diğer yandan İtaatsizliği "tehlikeli" bulan devlet, tüm kurumlarıyla görmezden gelme politikası yürütürek; antimilitarizmin geniş bir tabanda hayat bulmasını engellemeye çalışıyor. Toplumda neredeyse her konu tartışılabilirken, ordudan veya militarizmin yarattığı tahribattan bahsedildiğinde kalemler yazmamaya, ağızlar kapanmaya başlıyor.

İşte bu yüzden, 5 Eylül'de, bizleri görmezden gelenlere kendimizi göstermek ve hiç kimsenin askeri olmayacağımızı tekrar ilan etmek için Sıhhiye Orduevi'nin önünde, "Vicdani Retçiler / Total Retçiler Pilav Günü"ndeyiz.

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!

Antimilitaristler

http://www.savaskarsitlari.org
E-posta
Ankara : ank_aa@yahoo.com
İstanbul : iami@savaskarsitlari.org
İzmir : coskunusterci@hotmail.com

DEVLETİN GÜCÜ

26 Ağustos'ta ekranlara bir görüntü yansıdı. Devletin temsilcilerinin gerçek yüzü bu sefer kameraya çekilmişti. Sakarya'nın Pamukova ilçesi kaymakamı devletin gücünü "hiç bir rütbesi olmayan" insanları itekleyerek, şöförüne dövdürerek gösterdi.

Kaymakam yanında içişleri müfettişi ile giderken kendilerini solladıklarını söylediği arabadaki kişileri indirerek hesap sormaya başladı. Bu tabiki sıradan bir trafik tartışması olamazdı çünkü o kaymakamdı, o devletti! Araçtaki iki kişiyi mahkummuş gibi yolun kenarına dizdi, yere çökertti, anlayamayanı itekleyerek ne demek istediğini anlattı! Görüntülerden bile anlaşılacak şekilde çocukları azarlarmış gibi azarladı insanları. Sonra "suçluları" şöförüne teslim ederek makam aracına bindi. Şöförü her iktidardan güç alan faşistin yapacağı şekilde, "suçlulara" tokat atmaya başladı. Bu sırada kamera yanlarına gitmese tekmelemeyede başlardı herhalde! Aracın 10 metre ötesinde olmasına rağmen kaymakam şöförün insanları dövdüğünü görmemişti nedense (devlet bazı şeyleri görmeyebiliyor demek). Sonra muhabir dayak yiyenlerin yanına gitti. Ne olduğunu bile anlayamamışlardı, birisi yüzünü kapatıyordu... Diğeri 24 saattir çalışıyoruz diyebiliyordu sadece.

Pamukova, merkez ilçe Adapazarı'na yaklaşık 1 saat uzaklıkta ilçe nüfüsu 15.000 civarında olan küçük bir ilçe. Son zamanlarda adını tren kazası, Uzanların çiftliği gibi bazı olaylar ile duyurdu. Ayrıca bu ilçede ordunun en büyük cephaneliklerinden biri bulunuyor (birkaç sene önce patlama olmuştu burada). Halkın genellikle tarım ile uğraşıyor. Burada bir diğer geçim kaynağı ise otoyol kenarındaki dinlenme tesisleri. Buralarda insanlar çok düşük ücretlerle, 24 saatlik periyotlarda çalışıyorlar. İnsafsız bu çalışma zamanı, insanlara zorla dayatılıyor.. İşte böyle yerde çalışan biri evine dönerken yanlışlıkla "devleti" solladı! O devlet ki, özel aracı, özel şöförü ile karnı tok, geçim derdi olmayan sakin bir kafa ile belkide evine gidiyordu..

Maalesef iktidarın verdiği gücü kullananlar, pişkince öyle birşey olmadı derken, yüzünü kapatmak zorunda kalan, utananlar, dayağı yiyen insanlar oluyor. Biliyorlar çünkü karşılarındaki orada kaymakamdanda öte, o oranın kralı..

İSYAN

Işıklar şimdi gözlerini acıtıyordu. Hafif yorgun şekilde kalktı. Odasına bir göz attı. Giymesi gereken tulum işte orda duruyordu. Neden olması gereken yerde değil diye düşündü ve yine de önemsemeden yanındaki duvara doğru yürüdü. "Lavabo" dedi. Beklemeden arkasına dönüp tulumu akşam çıkardığı yerden almak için eğildi... Hala tuluma üzerinde olmaması gereken bir şey var mı diye bakıyordu. Bunun bu gece "oda" tarafından alınıp temizlendikten sonra "dolap'a" konması gerekiyordu. Bunu biliyordu çünkü bu onun işiydi.

-Allah'ın cezası makineleri hergün onarıyorum ama şu olana bak. Kendi evimde bile "oda"m arızalanıyor. Bu mu? Bize vaat edilen rahatlık. Tanrının cezası tulum senin yerde işin ne dedi. Henüz yeni kalktığı yatağına dağınık!!! olan yatağına fırlatırken.

Tanrım neler oluyor burada şimdi de yatak mı zıvanadan çıktı????
Tam da işlerin en yoğun olduğu günlerde "odam" mı arızalandı acaba dedi. Yatağına inanamaz bir şekilde bakarken. Kendini kötü hissediyordu arkasını dönerek lavaboya uzandı.
Yada olması gereken lavaboya. Korkuyla geriye doğru irkildi. Lavabo yoktu duvar hala o soluk mavisiyle ona doğru kayıtsızca bakıyormuş gibi geldi. İsyan dedi. İçinden kin dolu bir şekilde. Hem de bana isyan yok edene.

Tamirciler bu şekilde çağrılıyordu. İnsan yapımı makinelerin insanlara karşı yaptıkları, insanlar tarafından istenmeyen davranışları düzelten kişilere. "İsyan yok eden." Tanrım geç kalacağım diyerek yere eğildi ve döşemenin üzerindeki küçük mekanik kolu bulmaya çalıştı. "Beyin" nerde acaba dedi. Hiç bana karşı isyan olmamıştı şimdiye kadar. Acaba ben yokken o veletlerden biri girip "oda" mı bana karşı kışkırtmış olabilir mi diye düşündü??? Pis anarşistler dedi içinden. Gösteririm ben size. Odama girmek neymiş size ödeteceğim. Ağır döşemeyi kaldırırken " bunu sırf "şirket" kötü duruma düşsün diye yaptılar eminim buna. "Şirketin odalarından biri bozuldu." Diye gazetelere ilan bile vermişsinizdir eminim ki sizi piç kuruları bunu size ödeteceğim.

Döşemeyi duvara dayadıktan sonra geri dönerek "beyin" i buldu. İyi ama ben aletlerim olmadan nasıl yapacağım bu işi??? Tulum dedi korku içinde. Aletlerim tulumun içinde. Ve yatağın üzerinde ölü bir adam gibi yatan tulumu gördüğünde ilk kez mutlu oldu bu sabah. Hızla tulumu üzerine giyerek hadi başlayalım artık seni kahrolası dedi son bağlantıyı da kontrol ederken tulumun üzerindeki.

İşte ben geliyorum dedi beyine doğru elindeki fişle eğilirken. Ve bağlantıyı yaptıktan sonra derin bir nefes alarak işte başlıyoruz dedi.

Parlak bir ışık her tarafını kuşattı bir anlık karanlıktan sonra her yer yalnızca aydınlıktı başka hiçbir şey yoktu işte yine o kahrolası "bebek" dedi içinden. "bebek" odanın beyninin ilk haliydi. Hafıza deposu bir nevi çok gelişmiş ön bellek gibi bir şeydi. Odanın tüm bilgileri ve tüm eşyaların özellikleri burada bulunurdu. Siz kredinize göre bu saf bebeğin içine kuantum eşyalardan yüklerdiniz. Tabi ki bu eşyaları da ancak odaların yaratıcılarından alabilirdiniz. Şimdi şu bebeği geçmeliyim dedi. Tanrım biraz acele etmeliyim. Adını güvenlik kodunu ve isyan yok edici kimliğini söyledi. Aydınlığa karşılık nefretle. Çok uzaklardan kibar bir kadın sesi giriş onaylanmıştır dedi. Odanın numarasını ve özelliklerini söyledi. Üzerindeki tulumun cebinden küçük bir kart çıkararak ön cebindeki çalıştığı firmasının ambleminin altına soktu. Bedenindeki hafif karıncalanmayı boş vererek bekledi. Hazır diye bir uyarı geldi tulumdan. Artık nefret ettiği "bebeğe" dönerek. Hata onarım sistemini yükle dedi. Odanın kibar sesi lütfen data adresi ve giriş önceliğini verin dedi. Adını ve görevini tekrar söyleyip biraz önce tuluma soktuğu kartın üzerindeki numaraları ezberden milyonuncu kez söyledi. Kısa bir sessizlikten sonra giriş onaylandı dedi. Hata sistemi oluşturuluyor.
Görünen fiziksel hata yok...
Görünen kişisel hataya ait bir kanıt yok....
Görünen kasti hataya karşı bir kanıt yok...
Görünen sistem hatası yok...
Görünen beyin hatası yok...

Sistem kontrolü yapıldı lütfen isteğinizi tekrarlayın. Dedi kibar kadın sesi.
Biliyorum biliyorum kahrolası dedi isyan yok edici. Benim işim bu senin göremediklerini görmek.
Elinden geldiğince hızlı bir şekilde davranarak bebeğe izinsiz girişlerin listesini hazırladı. Bu giriş istekleri sarhoşların oda numaralarını kodlarken girdikleri yanlış numaralar, kendisine gelen yanlış telefonlar, yada kendisiyle görüşmek istemiş dışlanmış kişilerin listesi yada en kötüsü o kahrolası anarşist piçlerin yaptıkları terör dolu küçük isyan sloganlarıydı. İşte dedi seni yakaladım dedi seni aptal piç bundan sonra odama zarar veremeyeceksin. Tulum yardımıyla beyine dönerek bebeğe gelen 86449 nolu kodun girişini mühürle, tekrarlaması halinde en yakın güvenliği ara, oda güvenlik sistemini A seviyesinde harekete geçir. Bebekten gelecek kodları yetkili bir kişi tarafında gelecek yeni bir komuta kadar göz ardı et.
Diyerek kolundaki kayıt düğmesinde elini çekti.

Kibar bayan sesi.
08:32 05-09-2026...... 55964632 nolu İsyan Yok edici emri...
86449 nolu kod (sen makinesin... sen makinesin... sen makinesin....) mühürlendi....
tekrarlanması halinde sektör 63 güvenliği uyarılacak...
tekrarlanması halinde oda güvenliği A seviyesinde harekete geçirilecek...
dikkat... dikkat... A seviyesi ölüm gerektirebilir. 55964632 nolu İsyan Yok edici Onaylıyor musunuz???
Pozitif dedi aceleyle. İşe geç kalacağım hadi hadi...
Bebekten gelecek kodları yetkili bir kişi tarafından gelecek yeni bir komuta kadar göz ardı et.
Dedi kibar bayan sesi.
Yetkili tanımlayın dedi tekrar bayan sesi.
55964632 nolu İsyan Yok edici dedi. Aceleyle hadi ama aptal şey diye bağırdı. Öfkesini kontrol etmeye çabalarken...
55964632 nolu İsyan Yok edici yetkili kişi olarak atandı. Tüm bu değişiklikler için onay veriyor musunuz?
Diye sordu kibar bayan.
55964632 nolu İsyan Yok edici onay veriyor. 34789-hretn-96544-aayprt-58851 nolu oda sahibi onay veriyor. Dedi bir yandan da geç kaldım diye düşünürken.
Kibar bayan sesi onaylandı dedi. Değişiklikler bebekten beyine şimdi geçsin mi diyerek sordu beyin.
Evet evet hadi ama kahrolası dedi sabırsızlıkla artık her gün yüzlerce kez yaptığı şeye tahammülü kalmamıştı.
Tüm yeni girişler bebekten beyne aktarıldı.

İsyan yok edici hızlı bir şekilde tulumun cebindeki kartı çekip çıkardı ve tulumun kontrol panelinde her zamanki komutları girdi. Parlak ışıktan kendi acık mavi odasına geri döndü. Işıklar dedi.Işıklar söndü. Işıklar dedi ve ışıklar tekrar yandı. İşte eski haline döndün dedi. Sen benim bir arkadaşımsın oda dedi gülümseyerek ve döşemeyi kapatırken yatağın kaybolmasını izledi. Akşam geldiğinde hiç yatılmamış olarak kendisini tekrar karşılayacak diye düşündü. Ve işi bittikten sonra lavabo dedi. Sabırsızlıkla lavabonun açık mavi duvardan çıkmasını bekleyerek. Temizliğini yaparken bu sabaha başıma gelenlere hiçbir arkadaşım inanmayacak diye düşündü. Bir isyan yok edicinin evinde isyan tanrım diye geçirdi içinden...
Hızla kapıdan çıktıktan sonra ışıklar olması gerektiği gibi hemen sönmedi... bir kez söndüler ve tekrar yandılar. Ve yanık kaldılar. Aynı sabah isyan yok eden yatağından kalktığında olduğu gibi... aslında ışıklar bütün gece yanmışlardı. İsyan yok ediciye bir isyan olarak yatmadan önceki emir yerine getirilmemişti... beyin kibar bir sesle.
"Bebek" dedi... ve cevap beklemeden...
sen makinesin... sen makinesin... sen makinesin.... sen makinesin... sen makinesin... sen makinesin.... sen makinesin... sen makinesin... sen makinesin.... sen makinesin... sen makinesin... sen makinesin...

MuyZ      

TOTAL DEATH (Kreator - Endless Pain)
1984 yılında Tormentor adıyla Almanya'da kuruldu Kreator. Sözlerinde yaşamın karanlık ve acılı yanını, yok edilen çevreyi, ırkçılığı, insanlığın doğaya ve birbirlerine karşı uyguladığı vahşeti işlerken, müzikal olarak bu dehşet dolu konuları sesle desteklediler ve sert bir protestonun başını çektiler. Ancak Almanyanın ırkçı kesimi neonazilerin de tepkileriyle karşılaştılar. Fakat heavy metalin genel yapısı içinde bu ırkçı saldırılara karşı arkalarında daima destek buldular. Kreator yaptığı müzikle politika ve çevre konusunda en sert söylemi kullanan grup oldu ve hardcore gruplarının üsluplarını oluşturmada örnek aldıkları bir grup haline geldi.

time has come, the peace can't stand
masters of the switch now rule the earth
push their switch and send the death
politicians warpigs got only shit in their heads

try to run or hide from the death
you will burn and bleed from your head
total death, total death
no one can escape the burning flames
the flesh and skin decay from your face

hundred megatons lie on every soul
destroy the human race is their goal

destroy the weapons on this earth
or it's gonna be the end of the world

if they send one order death becomes alive
and the're ain't no god
who helps us when we dies
zaman geldi, barış ayakta duramadı
şaltere sahip olanlar şimdi dünyayı yönetecek
düğmeye basacaklar ve ölüme gönderecekler
politikacı savaş domuzları, sadece kafalarındaki boka sahipler

koşmayı dene veya gizlen ölümden
yanacaksın ve kafan kanayacak
topyekün ölüm, topyekün ölüm
alevlerden kaçabilecek kimse yok
yüzündeki et ve deriler çürüyecek

binlerce megatonluk yalan söylenecek her bir ruha
kendi hedefleri için insanları yokedecekler

dünya üzerindeki silahları yoket
veya bu dünyanın sonu olacak

eğer onlar bir ölüm emri gönderirlerse yaşıyor olanlara
orada tanrı olmayacak
biz ölürken yardım edebilecek
THE SYSTEM HAS FAILED
Megadeth'in yeni albümü "The System Has Failed" 13 Eylül'de çıkıyor. Albümün kapağını süsleyen bir kaç ünlü : George W. Bush, Bill Clinton, Hillary Clinton, Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Condoleezza Rice, Arafat.. Albümden "Die Dead Enough" adlı parçayı dinlemek için buraya tıklayıp, "view e-card" linkine basmanız yeterli (flash yüklü olması gerekiyor).

anarşi (dünyanın tüm dillerinde) 1.özgürlük... 2.eşitlik, 3.dayanışma, 4. örgütlü yaşam...
5.bir başka yaşam biçimini gerektirmeyen yaşam durumu